Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de Cumhuriyetçi Parti, California’daki oy sayımına tepkili

Yayınlanma

California’daki seçimlerde posta yoluyla gelen oyların sayılmasıyla Cumhuriyetçi adayların geriye düşmesi parti içinde tepkilere yol açtı. Donald Trump “hile” iddialarını yinelerken, Cumhuriyetçi Parti liderleri süreci “liyakatsizlik” olarak nitelendirerek doğrudan hile suçlamasından kaçınıyor.

ABD’de Cumhuriyetçi Partili siyasiler, ilerici Demokrat aday Nithya Raman’ın Los Angeles belediye başkanlığı yarışındaki dikkat çekici geri dönüşüne tepki gösteriyor.

2 Haziran’da sandıklar kapandığında Cumhuriyetçi aday Spencer Pratt ikinci sırada görünürken, Raman üzerindeki sekiz puanlık avantajının posta oylarının sayılmasıyla erimesine şahit oldu.

Cumhuriyetçi Parti liderleri, Başkan Trump’ın California Demokratlarının seçim sonuçlarına hile karıştırdığı yönündeki iddialarına ise mesafeli yaklaşıyor.

Trump, Joe Biden’ın 2020 başkanlık seçimlerini yaygın hile sayesinde kazandığına dair kanıtlanmamış iddialarını bu süreçte de sürdürüyor.

Kongre’deki Cumhuriyetçiler, California’da Demokrat adayları öne çıkaran bir hafta süren posta oyu sayım sürecinin kötü bir görüntü verdiğini, ancak bunu komplo yerine “liyakatsizlik” olarak değerlendirdiklerini belirtiyor.

Senato Çoğunluk Lideri John Thune, California’nın seçim sürecinin hiçbir kısmını savunmayacağını ifade ederek, “Oyların sayılmasının bu kadar uzun sürmesini çılgınlık olarak görüyorum, gerçekten öyle” dedi.

Thune, hilenin ciddi bir suçlama olduğunu ve bir seçimin meşruiyetini sorgulamadan önce bunun kanıtlanması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.

Thune, “Hile, açıkçası kanıtlamanız gereken bir şeydir. Ben California’nın seçimler dahil pek çok işleyiş biçimini liyakatsizlik olarak nitelendiririm. Bunun California’da pek çok düzeyde açıkça görüldüğünü düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Suçlamalar hile ile liyakatsizlik arasında bölündü

Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, California ön seçim sonuçlarının “fena halde koktuğunu” ifade etti ancak Trump’ın Demokratların hile yaptığı veya sonuçları manipüle ettiği yönündeki suçlamasına destek vermedi.

Kongre binasında konuşan Johnson, “Seçimden haftalar sonra bile oy sayıyorlar. Hileli olduğunu söylemiyorum; fena halde koktuğunu söylüyorum ve bunu herkes biliyor” dedi. Cumhuriyetçi Ulusal Komite tarafından işletilen bir çevrimiçi takip sistemine göre, Johnson bu açıklamaları yaptığında California yaklaşık beş gün 16 saattir oy sayıyordu.

Cumhuriyetçi stratejist Brian Darling, artan bu tartışmanın Kasım ayında Demokratların geniş çaplı zaferler kazanması ve Trump ile müttefiklerinin hileden şüphelenmesi durumunda yaşanacakların bir ön izlemesi olabileceğini kaydetti.

Darling, “Eğer seçimler kapandıktan bir veya iki hafta sonra oyların sayıldığı bir dizi seçim yaşarsak, bunun bir sorun olacağını düşünüyorum. Los Angeles belediye başkanlığı yarışında yaşananların ülke genelinde tekrarlanması, seçim sistemimizin bozuk olduğu fikrini besleyecektir” dedi.

California seçimlerinin ardından yaşanan karmaşa, ülke genelindeki Cumhuriyetçiler arasında öfkeye yol açtı.

Trump bu durumu, “bir numaralı yasama önceliği” olarak adlandırdığı Amerikalı Seçmen Uygunluğunu Koruma Yasası (SAVE America Act) adlı kapsamlı seçim reformu paketini zorlamak için kullanıyor.

California’daki gelişmeler, Cumhuriyetçi senatörler üzerinde, seçmen kaydı sırasında vatandaşlık belgesi ve oy verme sırasında fotoğraflı kimlik ibrazını zorunlu kılan bu tasarıyı yasalaştırmaları için baskıyı artırıyor.

Los Angeles Belediye Başkanı Karen Bass kasım ayındaki ikinci tura kaldı

SAVE America Act için baskı artıyor

Trump, Demokratların engellemesi nedeniyle duraksayan tasarının önünü açmak için Thune’dan Senato parlamento danışmanını “derhal” görevden almasını talep etti.

Trump, Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, danışmanın Cumhuriyetçilere ve savundukları her şeye kötü davrandığını belirterek, onun SAVE America Act’in yasalaşmasının önünde bir engel olduğunu ifade etti.

Trump, “Onu değiştirme hakkımız var ve bunu derhal yapmalıyız. O orada olduğu sürece, şiddetle ihtiyaç duyulan yasamız onaylanmayacak ve yürürlüğe girmeyecektir” diye yazdı.

Thune, seçim reformu tasarısını bu yılın başlarında haftalarca Senato gündeminde tutmuş ancak Demokrat muhalefetini aşmayı başaramamıştı.

Parlamento danışmanı geçen hafta, SAVE America Act’in bütçe uzlaştırma paketine eklenmesinin, basit çoğunlukla hangi yasaların geçebileceğini düzenleyen Byrd Kuralı’nı ihlal edeceğine karar vererek muhafazakârlar için bir engel teşkil etti.

Trump’ın müttefikleri, Thune’un gündeminde başka öncelikler olsa da seçim reformu konusuna geri dönme çağrısını destekliyor. Trump’ın yakın müttefiki olan Senatör Mike Lee, Cumhuriyetçi liderleri tasarıyı yeniden gündeme getirmeye ve “yasalaşana kadar başka hiçbir şeye odaklanmamaya” çağırdı.

Trump ayrıca geçen hafta Senato’daki müttefiklerine, bütçe paketine ilişkin oylama maratonu sırasında SAVE America Act için bir oylama zorlamaları çağrısında bulunarak, hangi Cumhuriyetçilerin buna destek vermediğini tespit etmek istedi.

Susan Collins, Mitch McConnell, Lisa Murkowski ve Thom Tillis olmak üzere dört Cumhuriyetçi senatör, seçim reformu tasarısının pakete dahil edilmesi için bütçe kurallarından feragat edilmesine karşı oy kullandı.

Kasım seçimleri için bir ön izleme niteliği taşıyor

Trump ayrıca Cumhuriyetçi kanun yapıcılara posta yoluyla oy kullanılmasının kısıtlanması çağrısında bulundu. Bu talep, Cumhuriyetçi aday Pratt’in posta oylarıyla saf dışı kalmasının ardından parti gruplarında daha fazla destek bulmaya başladı.

Eyalet valilik yarışında ise 2 Haziran’da sandıklar kapandığında üçüncü sırada olan ilerici milyarder aktivist Tom Steyer, yetkililer posta oylarını saydıkça Cumhuriyetçi aday Steve Hilton’ın liderliğini eritmeye devam ediyor.

Hilton yüzde 25,9 oya sahipken Steyer’ın yüzde 21,5’e ulaşmasıyla yarış, sonuç ilan edilemeyecek kadar yakın seyrediyor.

Cumhuriyetçi senatörler ve Temsilciler Meclisi üyeleri, Trump’ın Kasım ayında Demokratları hile yapmakla suçlaması durumunda ona destek verme konusunda yoğun baskı altında kalacak.

Trump, hafta sonu NBC News kanalında katıldığı programda, “Seçimde hile yapıyorlar” ifadesini kullandı. Sunucu Kristen Welker’ın bu iddiayı destekleyecek kanıt sorması üzerine Trump, “Tek yapmam gereken bakmak ve dinlemek” yanıtını verdi. Trump, gazeteciyi “yozlaşmış” olmakla suçlayarak mülakatı aniden sonlandırdı.

Diğer Cumhuriyetçiler de California’daki uzayan oy sayım süreçlerinin yarattığı görüntüye dair sorular soruyor. Senatör Ted Cruz, kendi podcast yayınında, “Görünüşe göre California’da oy sayımı, sanırım Demokratlar istedikleri sonucu alana kadar devam ediyor. Bu iş bozulmuş durumda” dedi.

Rutgers Üniversitesi’nden siyaset bilimi profesörü Ross K. Baker, Demokratların Temsilciler Meclisi’ni ve muhtemelen Senato’yu kazanması durumunda Trump’ın hile ilan etmesinin beklendiğini ifade etti.

Baker, “Bunun öngörülebilir olduğunu düşünüyorum ve tepkisinin gücü Demokratların galibiyetiyle doğru orantılı olacaktır. Adalet Bakanlığı tarafından soruşturmalar ve büyük bir dava dalgası göreceğimizi tahmin ediyorum” dedi.

Amerika

El-Sayed, Hasan Piker’ın 11 Eylül’le ilgili açıklamalarını reddetti

Yayınlanma

NBC’nin “Meet the Press” programında verdiği röportajda El-Sayed, Piker’in “Amerika 11 Eylül’ü hak etmişti” şeklindeki sözlerinin “aptalca” olduğunu söyledi.

El-Sayed şöyle konuştu:

“Elbette bu aptalca bir açıklamaydı ve elbette Hasan’ın kendisi de bunun aptalca bir açıklama olduğunu söylerdi. O da bu sözlere mesafe koydu. Evet, Amerika 11 Eylül’ü hak etmedi, ama bilirsiniz, burada oturup, birinin bağlam dışı söylediği ve kendisinin de reddettiği aptalca bir sözü bahane ederek ‘peki, bu senin düşüncelerin hakkında ne anlama geliyor?’ diye tuzak kurmaya çalışmak… Ben, söylediklerim ve yaptıklarımdan sorumlu tutulmak istiyorum.”

El-Sayed’in bu yorumları, bu yılın başlarında POLITICO’ya verdiği röportajdan keskin bir şekilde farklılık gösteriyor.

Michiganlı Demokrat o röportajda, “tuzağa düşürme oyunu” olarak nitelendirdiği bir durumda Piker’ın görüşlerini kınamayı reddetmişti.

El-Sayed o zaman, “Buraya insanların görüşlerini reddetmeye gelmedim. Tüm bu tuzağa düşürme oyunu, platform denetimi, iptal kültürü… bunların geride kaldığını sanıyordum,” demişti.

El-Sayed Pazar günü, Piker ile birlikte yürüttüğü kampanyayı sonlandırıp sonlandırmayacağı sorusuna yanıt vermekten kaçındı.

NBC’den Kristen Welker’a, “Artık kiminle kampanya yürüttüğümden çok, kime yönelik kampanya yürüttüğümle ilgileniyorum,” dedi.

Jill Biden’dan Cumhuriyetçi adaya oy verme sinyali

Öte yandan El-Sayed’in, Demokratların kucaklamasının “kritik” olduğunu söylediği Piker’ı desteklemesi, hem Cumhuriyetçilerden hem de Demokratlardan eleştiri aldı.

Eski First Lady Jill Biden’ın basın sekreteri Michael LaRosa, cumartesi günü 11 Eylül 2001 saldırıları hakkında konuşurken El-Sayed’in Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’a destek verdiğini ima etti.

LaRosa, sosyal medyada paylaştığı bir gönderide, “Alternatifin daha kötü olması nedeniyle 95. kattan atlayan en iyi arkadaşımın annesinin başına gelenleri hak ettiğini düşünen aşırılıkçılara karşı çıkamayacak kadar korkak olan hiç kimseyi savunmayacağım ya da desteklemeyeceğim. Onun tek suçu, o sabah işe gitmekti,” dedi.

El-Sayed’in dini inancı da Michigan’daki seçim yarışının odak noktalarından biri haline geldi. Seçilmesi halinde El-Sayed, üst mecliste görev yapacak ilk Müslüman olacak.

El-Sayed, Welker’a “bu konuyu pek fazla düşünmediğini” söylemiş olsa da, Başkan Donald Trump, El-Sayed’in İslam inancını ön plana çıkarmaya çalıştı.

Cumartesi günü, resmi kıyafetler içindeki Trump ve First Lady Melania Trump’ın fotoğrafının yanında, aday ve başörtüsü takan eşinin yer aldığı bir Truth Social paylaşımında başkan, “İki çok farklı Amerika” diye yazdı.

Bu paylaşımla ilgili sorulduğunda El-Sayed, CNN’in “State of the Union” programına aslında Trump’ın yazdığı açıklamaya katıldığını söyledi:

“Evet, haklı. Birinde, efendileriniz birbirinden hoşlanmayan ama sizden milyarlarca dolar kazanmak uğruna bir araya gelen iki kişi; diğerinde ise birbirlerini içtenlikle seven, birlikte krep yiyen, bir aile kurabilecekleri ve o ailenin iyi şeylere sahip olacağını bildikleri türden bir Amerika inşa etmek için bir araya gelmek isteyen iki kişi. Yani evet, Amerika hakkında iki farklı vizyon var.”

El-Sayed, Ukrayna’ya yardıma devam edilmesini savunuyor

Başkanın El-Sayed’i hedef alması ilk kez olmuyor. Ön seçim zaferinin ardından Trump, El-Sayed’in İsrail ve Yahudi halkından “nefret ettiğini” iddia etmişti.

El-Sayed bu iddiayı reddetti:

“Yahudiliği ve Yahudi halkını seviyor ve saygı duyuyorum. Onların dünya için bir ışık olduğuna inanıyorum. Fakat onlar AIPAC ve İsrail ile aynı şey değil.”

El-Sayed, devam eden İsrail-Hamas savaşında hem AIPAC’ı hem de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu eleştirmiş ve İsrail’in Gazze’deki eylemlerini “soykırım” olarak nitelendirmişti.

Ayrıca, seçilmesi halinde, Ukrayna’ya ek yardım gönderilmesine destek verdiğini belirtmesine rağmen, İsrail’e ek yardım gönderilmesini desteklemeyeceğini de söylemişti.

El-Sayed pazar günü NBC’ye verdiği demeçte şunları söyledi:

“Ukrayna’da ise, komşu bir egemen ülkenin lideri tarafından gerçekleştirilen saldırılardan bahsediyoruz; bu lider, Ukrayna halkının egemenliğini ihlal etmeye çalışarak uluslararası hukuku açıkça çiğnemiştir. Bu durum, söz konusu koşullara bağlıdır. Yıllardır, koşullara bakılmaksızın İsrail’e koşulsuz askeri yardım sunuyoruz. Ve şunu da belirtmeliyim ki, bu sadece İsrail ile sınırlı değil; Mısır da, Ürdün de ve Suudi Arabistan da dahil. İşte fark bu. Mesele koşullarda yatıyor.”

AOC: İlerici hareketin başarısı, kuşaksal dev bir dalga

New York eyaleti Demokrat Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez, pazar günü yaptığı açıklamada, sandık başına giden genç nesillerin, ara seçimler öncesinde “ilerici” bir dalganın ülkeyi kasıp kavurmasının nedenini açıkladığını söyledi.

Demokratik sosyalist adaylar ülke genelinde ön seçimlerde zaferler elde etti. Bunlardan en önemlisi, Abdul El-Sayed’in geçen salı günü Michigan eyaletindeki Demokrat Parti Senato ön seçimlerinde milletvekili Haley Stevens’ı geride bırakarak galip gelmesiydi.

Ocasio-Cortez, “This Week” programında ABC sunucusu Jonathan Karl’a, “İnsanlar pazartesi sabahı olayları geriye dönük olarak değerlendirip hangi demografik grupların nereye oy verdiğini tartışırken, göz ardı edilen en önemli unsur nesiller arası dev dalga, bir tsunamidir,” dedi.

Ocasio-Cortez, Demokratların geçmiş seçimlerde genç seçmenleri kaybettiği gerçeğine atıfta bulunarak, Demokratların kazanan bir koalisyon kurma sorumluluğu olduğunu ve bunun aynı zamanda gençlerin ilgilendiği konulara duyarlı olmak anlamına geldiğini belirtti.

AOC, “Y kuşağı artık asi gençler değil. Bizler, ev kredisi ve çocukları olan yetişkinleriz. Ve biz, o nesil, sandıkta belirleyici olmaya başlıyoruz,” dedi.

Ocasio-Cortez, nesil faktörüne vurgu yaparken, demokratik sosyalistlerin yıllar boyunca “suç” konusunda benimsedikleri bazı tutumlardan da uzaklaştı.

Demokratik sosyalistlerin Covid döneminde suç oranını düşürme konusunu ele alma biçimlerinin (örneğin polisin bütçesinin kesilmesi çağrısı gibi) bugün suç hakkında konuşma biçimlerinden “temelden farklı” olduğunu anlattı.

2020-21 yıllarında Covid salgınının zirve yaptığı döneme atıfta bulunan Ocasio-Cortez şunları söyledi:

“O kapanmalar nedeniyle gördüğümüz en yüksek işsizlik oranlarından bazıları yaşandı ve bence bizi daha iyi bir duruma getirecek her türlü politikayı değerlendirmeye gerçekten açık bir ortam vardı.”

Demokratik sosyalistlerin partiyi “mahvedeceği” yönündeki ılımlı Demokratların endişelerine yanıt veren Ocasio-Cortez, sıradan seçmenler arasındaki düşünce çeşitliliğinin Amerika’nın temel bir gerçeği olduğunu söyledi.

AOC, “Bir yerlerdeki birinin neye inandığı konusunda endişelenmemiz gerektiğini düşünmüyorum. Bence insanların yaşamlarını iyileştirmek için planımızın ne olduğuna odaklanmalıyız,” dedi.

Obama, Michigan’daki her iki Senato adayıyla da temasa geçti

Eski Başkan Barack Obama, cuma günü hem Abdul El-Sayed’i hem de Temsilci Haley Stevens’ı aradı.

Obama, zorlu bir ön seçim sürecinin ardından Michigan Demokratlarını birleştirme çabalarını övdü ve El-Sayed’in genel seçimlerdeki Senato kampanyasına destek verdi.

Eski başkanın düşüncelerine yakın bir kaynağa göre, Obama’nın El-Sayed ile yaptığı görüşme “erken bir destek” sinyali niteliğinde.

Kampanya sözcüsü POLITICO’ya yaptığı açıklamada, Obama ve El-Sayed’in cuma günü görüştüğünü ve “sıcak ve cesaret verici bir görüşme yaptıklarını, kasım ayında Michigan’ı kazanmak için Demokratları birleştirmek üzere birlikte çalışmayı dört gözle beklediklerini” belirtti.

El-Sayed, POLITICO ile paylaştığı bir açıklamada, “Bazen kahramanlarınızla gerçekten tanışmanız gerekir,” dedi.

El-Sayed daha önce eski başkan hakkında sert sözler sarf etmiş ve 2020 yılında yayımlanan “Healing Politics” adlı kitabında, onun başkanlık döneminin “ilham verici niyetlerin yerine getirilememesine” yol açtığını yazmıştı.

El-Sayed, pazar günü NBC’nin “Meet the Press” programında, “Onun Michigan’da bulunması, seçilmesine yardımcı olan koalisyon için çok büyük bir anlam ifade ederdi,” dedi.

Bu, kampanyanın sert geçen ön seçimlerin ardından ilişkileri düzeltmeye çalıştığının en son işareti.

Kamala Harris’ten El-Sayed’e destek

Obama’nın telefon görüşmeleri, eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris ile eski Ulaştırma Bakanı Pete Buttigieg ve Arizonalı Demokrat Senatör Mark Kelly dahil olmak üzere 2028 Demokrat başkanlık yarışının diğer potansiyel adaylarının benzer görüşmelerinin ardından geldi.

Harris yaptığı basın açıklamasında, “Abdul, Amerika’nın çalışan ailelerinin karşı karşıya olduğu krizlere cesur çözümler bulmamız gerektiğini biliyor ve bu mücadeleye hazır. Kasım ayında Demokratların Senato çoğunluğunu kazanmamızı sağlamak için gururla onun yanında duruyorum,” dedi.

Obama ayrıca ön seçimlerin ardından Cuma günü Stevens’ı aradı. Konuya yakın bir kaynağa göre, eski başkan “Kasım ayında Michigan’ı kazanmak için Demokratları birleştirmeye odaklanmasını takdir ediyor.”

ABD Otomotiv Kurtarma Görev Gücü’nün genel sekreteri olarak Obama ile olan bağlarından yararlanan Stevens, Obama’ya “Michigan’a gelip Demokratlar için kampanya yapmasını” söylediğini aktardı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Google, yapay zeka yönetimini Londra’dan Kaliforniya’ya taşıyor

Yayınlanma

Google, yapay zeka birimlerini kapsamlı biçimde yeniden düzenleyerek geliştirme çalışmalarının denetimini Londra’dan Kaliforniya’daki merkezine taşıyor. Financial Times’a göre değişiklik, Gemini modellerinin geliştirilmesine etkin biçimde katılan kurucu ortak Sergey Brin’in etkisini güçlendirirken Demis Hassabis, Google DeepMind’ın yönetiminden ayrılıyor. Şirket, OpenAI ve Anthropic’e yetişmeye çalışıyor.

Google, yapay zeka birimlerinde kapsamlı bir yeniden yapılanmaya giderek geliştirme çalışmalarının denetimini Londra’dan Kaliforniya’daki merkezine taşıyor.

Financial Times’ın (FT) haberine göre bu değişiklik, Gemini modellerinin geliştirilmesine etkin biçimde katılan Google kurucu ortağı Sergey Brin’in etkisini güçlendiriyor. Şirket, OpenAI ve Anthropic’e yetişmeye çalışıyor.

Demis Hassabis, Google DeepMind’ın yöneticiliğinden ayrılarak operasyonel yönetimi yeni kıdemli başkan yardımcısı Koray Kavukçuoğlu’na devrediyor.

Hassabis, Alphabet’ın baş bilim insanı olarak görevini sürdürecek ve uzun vadeli araştırmalara yoğunlaşacak. Şirket yönetimi, bu düzenlemenin Hassabis’in potansiyelinden daha etkili biçimde yararlanılmasını sağlayacağı görüşünde.

Financial Times’ın kaynaklara dayandırdığı haberine göre görev değişiklikleri yalnızca yöneticilerin yer değiştirmesinden ibaret değil.

DeepMind’ın on yıldır süren araştırma kültürü yerini daha katı bir ticari anlayışa bırakıyor. Google’ın amiral gemisi Gemini modellerinin geliştirilmesi artık Mountain View’da merkezileştirilmiş durumda.

Hassabis yeni görevinde, ticari sorumluluklardan ayrılarak uzun vadeli araştırmalar ile genel yapay zeka (AGI) meselelerine odaklanacak.

Sergey Brin Gemini çalışmalarında daha etkin rol üstleniyor

Uzun yıllar şirketin günlük yönetiminde yer almayan Sergey Brin, OpenAI’ın ChatGPT’yi piyasaya sürmesinden sonra yeniden Google’ın yapay zeka stratejisindeki başlıca isimlerden biri haline geldi.

Brin, Gemini’nin geliştirilmesine etkin biçimde müdahil oluyor. Yapay zeka çalışmalarının denetiminin Kaliforniya’ya dönmesiyle Brin’in etkisi artık kurumsal yapıya da yerleşiyor.

Haziran başında, Google’ı bünyesinde barındıran ABD’li Alphabet Inc.’in 80 milyar dolar tutarında hisse ihraç etmeyi planladığı açıklanmıştı.

Bu kaynağın büyük bölümünün yapay zeka altyapısını güçlendirmek ve hesaplama kapasitesini artırmak için kullanılması planlanıyor.

Reuters’ın aktardığına göre Alphabet, son bir yılda altı para birimi üzerinden 85 milyar dolardan fazla borçlanma sağladı. Bunun sonucunda şirketin toplam borcu 100 milyar doları aştı.

Okumaya Devam Et

Amerika

FDA, Moderna’nın mRNA grip aşısını onayladı

Yayınlanma

ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), ilk mRNA grip aşısını onaylayarak, yaygın olarak görülen veya özellikle bulaşıcı virüs suşlarını hızla hedef almayı kolaylaştıracak bir teknolojinin kullanımının önünü açtı.

Moderna tarafından üretilen ve mFLUSIVA adı verilen aşının onaylanması, Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. tarafından yönlendirilen mRNA araştırmalarına yönelik bir dizi darbenin ardından geldi.

Bu darbeler arasında, hükümetin Biyomedikal İleri Araştırma ve Geliştirme Kurumu (BARDA) aracılığıyla mRNA teknolojisiyle aşı geliştirmek amacıyla yürütülen 22 projenin iptali de yer alıyordu.

FDA, bu yılın başlarında Moderna’nın onay başvurusunu incelemeyi bile reddetmişti ama kamuoyundaki tepkilerin ardından hızla kararını değiştirdi.

Grip, her yıl dünya çapında 300.000’den fazla kişinin ölümüne neden oluyor ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ne (CDC) göre, 2024-25 sezonunda özellikle şiddetli geçerek ABD’de tahmini 45.000 ölüm ile sonuçlandı.

Bu sayının içinde çocuklarda bildirilen en az 297 vaka da bulunuyor.

Yeni aşı, 50 ila 64 yaş arası kişiler için onaylandı. FDA, 65 yaş ve üstü yetişkinler için hızlandırılmış onay verdi.

Bu, aşının yaygın kullanımına olanak tanıyor ve takip çalışmasının sonuçları kabul edilebilir bulunursa tam onaya dönüştürülebilir.

Şirket, aşının 2026-27 solunum yolu virüs sezonu için hazır olmasını beklediğini belirtti.

Moderna CEO’su Stéphane Bancel yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Grip, hâlâ önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor ve mFLUSIVA, Amerika’daki yaşlılar için önemli bir yeni seçenek sunuyor. Bu onay, mRNA platformumuzun sürekli bilimsel yenilikler yoluyla önemli halk sağlığı sorunlarının çözümüne katkıda bulunma potansiyelini de yansıtıyor.”

mRNA teknolojisi, vücuda bir virüsün bir parçasını üretmesini söyler ve bu da vücudun bağışıklık tepkisini tetikler.

Bu teknoloji, dünya çapında yüz milyonlarca kişiye uygulanan Covid aşılarında kullanılan teknolojiydi.

İki bilim insanı, mRNA teknolojisi alanındaki çalışmaları nedeniyle 2023 yılında Nobel Ödülüne layık görüldü.

2021 yılında bir aşı aktivisti olarak Kennedy, FDA’ya mRNA Covid aşılarının piyasaya sürülmesinden altı ay sonra piyasadan çekilmesi için dilekçe vermişti.

Şirket, 50 ila 64 yaşları arasındaki yaklaşık 41.000 kişiyi, aşının etkili olduğunu ama eski teknolojiyle üretilen bir aşıya kıyasla daha fazla yan etkiye sahip olduğunu ortaya koyan büyük çaplı bir çalışmaya dahil etti.

Çalışmada, yaklaşık 21.000 kişi Moderna aşısını, yaklaşık aynı sayıda kişi ise karşılaştırma aşısını aldı.

Altı ay içinde, Moderna aşısı olanlardan 411’i gribe yakalanırken, diğer gri aşıyı olanlardan 557’si gribe yakalandı. Bu da yaklaşık yüzde 27’lik bir göreceli etkinlik oranına karşılık geliyor.

Fakat Moderna aşısını olanlarda daha fazla yan etki bildirildi: Katılımcıların yaklaşık üçte ikisi enjeksiyon yerinde ağrı, yüzde 45’i yorgunluk ve yüzde 38’i baş ağrısı bildirdi.

Bu oranlar, karşılaştırma grubuna kıyasla yaklaşık iki kat daha yüksekti.

Araştırmacıların Moderna aşısıyla ilişkili olduğunu değerlendirdiği ciddi olaylar arasında bir bayılma vakası, üç günlük hastaneye yatışa neden olan bir düşük tansiyon vakası ve bir perimiyokardit vakası, yani kalp zarının ve kalp kasının iltihaplanması yer aldı.

FDA’nın Moderna aşısını incelemeyi ilk başta reddetmesi, geniş çaplı ve genel olarak olumlu sonuçlar veren bir klinik deneme gerçekleştirmiş köklü bir şirkete yönelik son derece sıra dışı bir hamleydi.

Bu karar, o dönemde kurumun aşı bölümünün başkanı olan Dr. Vinay Prasad tarafından verildi. 

Dr. Prasad, ilaç şirketleri ve FDA’ya yönelik keskin gözlü bir akademik eleştirmen olarak ün kazanmıştı. Daha sonra Kennedy’nin sesli bir destekçisi haline geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English