Amerika
Los Angeles Belediye Başkanı Karen Bass kasım ayındaki ikinci tura kaldı

Los Angeles Belediye Başkanı Karen Bass, Salı gecesi açıklanan ilk seçim sonuçlarına göre 3 Kasım’da yapılacak ikinci tura kalmayı garantilerken, ikincilik yarışı Spencer Pratt ile Belediye Meclisi Üyesi Nithya Raman arasında sürüyor. İlk sonuçlarda Pratt ikinci, Raman ise üçüncü sırada yer alırken, kesin sonucun mektupla gönderilen oyların sayılmasıyla netleşmesi bekleniyor.
Salı gecesi açıklanan kısmi seçim sonuçlarına göre, Los Angeles Belediye Başkanı Karen Bass 3 Kasım’da yapılacak ikinci tura yükseldi.
Bass’in rakiplerinden Spencer Pratt ile Belediye Meclisi Üyesi Nithya Raman ise ikinci tura kalacak ikinci isim olmak için mücadele ediyor.
Açıklanan ilk sonuçlar, Pratt’in ikinci sırada, Raman’ın ise üçüncü sırada olduğunu gösterdi. Associated Press (AP) haber ajansı, Bass’in ikinci tura kalmaya yetecek oyu aldığını ilan etti.
Koreatown’daki Line LA Hotel’de destekçilerine seslenen Bass, kalabalığa yaptığı konuşmada kendi yönetiminin, evsizleri kapalı alanlara taşıyarak, yeni ve uygun fiyatlı konut üretimini hızlandırarak ve yerel ekonomiyi güçlendirerek gelecek için bir temel attığını söyledi.
Seçimi garantileyen Bass, destekçilerine hitaben yaptığı konuşmada, “Bu şehrin gelişmesini sağlamak için birlikte çalışacağız” ifadelerini kullandı.
Ocak 2025’teki Palisades yangınında evini kaybeden eski reality televizyon şov yıldızı Spencer Pratt ise Bass’e karşı ikinci turda kampanya yürütecek olmaktan büyük heyecan duyduğunu belirtti.
Gazetecilere konuşan Pratt, “Görünüşe göre Tanrı, belediye başkanımızın tüm başarısızlıklarını ifşa etmem için bana beş ay daha verdi, bu yüzden eğlenceli bir yolculuk olacak. Umarım kendisi buna hazırdır” dedi.
Downtown bölgesindeki Boomtown Brewery’de destekçilerine seslenen Raman ise Salı gecesi alınan sonuçların bu yarışta nihai cevabı vermeyebileceğini kaydetti.
Raman, “Önümüzdeki günlerde binlerce oy sayılacak ve hoşumuza gitmeyen bir sonuçla karşılaşabiliriz. Ancak bundan sonra ne olursa olsun, hiçbir güç hep birlikte inşa ettiğimiz bu başarıyı elimizden alamaz” şeklinde konuştu.
Sacramento ve Washington’da milletvekilliği yapmış olan deneyimli siyasetçi Bass, seçmenler arasındaki yaygın memnuniyetsizliğin ortasında, siyasi kariyerinin en büyük mücadelesini veriyor.
Seçimler partiler üstü bir yapıda gerçekleştirilse de sendika yanlısı ve düzen partisi çizgisine sahip Demokrat Bass, siyasi yelpazenin her iki kanadından da baskı görüyor.
Bir Cumhuriyetçi olan Pratt, Los Angeles halkını uyuşturucu bağımlısı evsiz “zombilerin” tehdidi altında tasvir ederek muhafazakar seçmenlerin desteğini topluyor.
Suç oranlarını kampanyasının merkezine oturtan Pratt, seçmenlere kentin yasalarını daha sıkı uygulayacağının sözünü veriyor.
Demokratik bir sosyalist olan Raman ise polis memurlarına yüksek bütçeli maaş artışları sağladığı gerekçesiyle Bass’i eleştiriyor ve bu personel maliyetlerinin şehri iflasa sürüklediğini ifade ediyor. Raman ayrıca kira maliyetlerini düşürmek amacıyla, tek ailelik müstakil evlerin bulunduğu mahalleler de dahil olmak üzere apartman üretimini artırma taahhüdünde bulunuyor.
Pratt’in şöhreti, medyadaki becerisi ve verdiği mesajlar, yerel yarışı ulusal bir habere dönüştürdü. Kablolu televizyon kanallarındaki haber programlarının düzenli konuklarından biri haline gelen Pratt’in adaylığı; Us Weekly, TMZ ve diğer eğlence sektörü yayınlarının da ilgisini çekti.
Yarışta oy arayan diğer isimler arasında, Raman’ı fazla ılımlı olmakla suçlayan solcu topluluk örgütçüsü Rae Huang ile Belediye Sarayı’na daha güçlü bir yönetim tarzı getirmeyi vaat eden merkez sol Demokrat teknoloji girişimcisi Adam Miller yer alıyor.
Seçmenlerin, Kasım ayında Bass’in karşısına kimin çıkacağını öğrenmesi günler alabilir. County seçim yetkilileri, Salı günkü posta damgasını taşıyan mektuplu oyları bir hafta daha kabul etmeye devam edecek.
Benzer şekilde, 2022 yılındaki seçim gecesinde gayrimenkul geliştiricisi Rick Caruso ilk sırada, Bass ise ikinci sırada yer alıyordu. Geç gelen mektuplu oyların sayılmasıyla Bass, ancak günler sonra Caruso’yu geride bırakabilmişti.
Bass, ikinci dönem için yürüteceği yeniden seçim kampanyasını 2024 yılında başlattığında, bu süreç kolay bir görev gibi görünüyordu.
Ancak bu durum, Pasifik Palisades’te binlerce evin yok olmasına ve 12 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan Ocak 2025’teki Palisades yangını felaketinin ardından değişti.
Bu afete rağmen belediye başkanlığı yarışı büyük ölçüde sakin geçiyordu. Fakat 2020’deki ilk seçiminde görevdeki meclis üyesini koltuğundan eden Raman’ın, Şubat ayında Bass’i yerinden etmek için sürpriz bir kampanya başlatmasıyla yarış hareketlendi. Raman’ın adaylığı, belediye başkanını ve hatta kendi müttefiklerinin birçoğunu hazırlıksız yakalayarak yarışı yeniden şekillendirdi ve görevdeki başkana karşı kuşaklar arası bir meydan okuma olasılığını doğurdu.
Yarış, geçen ay MTV’nin “The Hills” programının yıldızı olarak tanınan Pratt’in, Bass ve Raman’a karşı sergilediği kendinden emin tartışma performansı ile yeni bir boyut kazandı.
Bu performansın yanı sıra kendi sosyal medya yetenekleri ve destekçilerinin ürettiği profesyonel yapay zeka videoları, Pratt’in siyasi bir yıldıza dönüşmesine yardımcı oldu.
Evini kaybetmesinden Bass’i sorumlu tutan Pratt, kentin sokaklarındaki evsiz kamplarını temizleme ve gerekirse bunları Seattle kadar uzağa gönderme sözü verdi. Eleştirmenler ise bu planların uygulanabilir olmadığını savunuyor.
Bass’in eski bir müttefiki olan Raman da belediye başkanının evsizlik konusundaki yaklaşımını eleştirerek, bu yöntemin çok pahalı olduğunu ve somut bir sonuç vermediğini belirtti.
Bass ise iki yıllık süreçte sokakta veya araçlarında yaşayan evsizlerin oranındaki yüzde 17,5’lik düşüşe işaret ederek kendi icraatlarını savundu. Bass ayrıca, Los Angeles Polis Departmanı (LAPD) verilerine göre kentteki cinayet oranlarının 1959’dan bu yana en düşük seviyeye gerilediğini vurguladı.
Belediye başkanına en büyük destek, Raman’ın evsizlik konusundaki yaklaşımını ve polis istihdamına yönelik tutumunu eleştiren, zaman zaman onu “çark etmekle” suçlayan polis memurları sendikasından geldi. Sendika, bu eleştiriler için 1,2 milyon dolardan fazla harcama yaptı.
Son aylarda kendisini Belediye Sarayı’nda değişimin sabırsız bir temsilcisi olarak sunan Bass, göreve geldiği ilk gün evsizlik konusunda acil durum ilan ettiğini ve hızlı hareket etmeyen daire başkanlarını görevden aldığını hatırlattı.
Ancak son anketlere göre, bu mesajlar Los Angeles sakinlerinin çoğunda karşılık bulmadı.
UC Berkeley Yönetim Bilimleri Enstitüsü (IGS) tarafından yürütülen ve Los Angeles Times ortaklığıyla geçen hafta yayımlanan ankete göre, muhtemel seçmenlerin yüzde 63’ü şehrin doğru yolda olmadığını düşünüyor. Ankete katılanların sadece yüzde 24’ü kentin doğru yönde ilerlediğini ifade etti.
Söz konusu Berkeley IGS anketinde, Pratt destekçilerinin yüzde 97’si şehrin yanlış yöne gittiğini belirtirken, sadece yüzde 2’si doğru yolda ilerlediğini beyan etti.
Kampanyanın son haftalarında, çeşitli anketlerde ikinci ve üçüncü sırayı paylaşan Raman ve Pratt birbirlerini hedef aldı. Raman, Pratt’in komplo teorisyeni Alex Jones’a yönelik övgü dolu sözlerini öne çıkararak, Pratt’in seçilmesi durumunda şehrin “çok daha nefret dolu ve çok daha aptalca” bir yer haline geleceğini savundu.
CNN’e verdiği mülakatta Pratt, yaklaşık yirmi yıl önce Jones’un programına katılan kişiden “çok daha farklı bir insan” olduğunu söyledi. Pratt, evsiz kamplarının okullara ve kreşlere 500 fitten daha fazla yaklaşmasını yasaklayan yasaya karşı çıkması nedeniyle Raman’ı hedef almayı sürdürdü.
Raman ayrıca Bass’i, Pratt’e karşı yumuşak davranmakla suçladı ve bir televizyon tartışmasında Bass ile Pratt’in, kendisini üçüncü sıraya itmek için iş birliği yaptığını öne sürdü. Bass ve Pratt ise bu iddiayı reddetti.
Seçim yarışı, geçtiğimiz ay Pratt’e desteğini işaret eden ve adayın “büyük bir MAGA (Amerika’yı Yeniden Harika Yap Hareketi) destekçisi” olduğunu duyduğunu söyleyen Başkan Donald Trump’ın da ilgisini çekti.
Ancak bu tür mesajlar, Nisan ayı verilerine göre kayıtlı seçmenlerin yüzde 15’inden azının Cumhuriyetçi olduğu Los Angeles’ta geniş kitlelere ulaşmayabilir. Kentteki Demokrat seçmen sayısı, Cumhuriyetçilerin yaklaşık dört katına tekabül ediyor.
Pratt ise çevresini Demokratlarla doldurduğunu belirterek belediye başkanlığı yarışının partiler üstü niteliğini defalarca dile getirdi.
Buna rağmen, Berkeley IGS anketi, Raman ve Bass’in olası bir ikinci turda Pratt’i çift haneli farklarla mağlup edeceğini gösteriyor. Aynı anket, Bass ile Raman arasında geçecek olası bir final müsabakasında ise Raman’ın dört puan önde olduğunu ortaya koyuyor.
Amerika
ABD’de Cumhuriyetçi adaylara geçim sıkıntısı uyarısı

Muhafazakar eğilimli Americans for Prosperity Action grubu, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı konusunda seçmenin güvenini kazanamaması halinde Kongre’nin her iki kanadını da kaybedebileceğini açıkladı. Kuruluşun yöneticileri, adayların ABD Başkanı Donald Trump’ın öncelik verdiği SAVE America Yasası yerine hayat pahalılığına odaklanması gerektiğini belirtti.
Muhafazakar eğilimli siyasi faaliyet grubu Americans for Prosperity Action (AFP Action), Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı ve hayat pahalılığı konularında seçmenlerin güvenini yeniden kazanamaması durumunda yalnızca Temsilciler Meclisi’ni değil, Senato’yu da kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu yönünde uyarıda bulunuyor.
Grup, bu konunun çok kritik olduğunu belirterek, seçim kampanyası sürecinde ABD Başkanı Donald Trump’ın önem verdiği SAVE America Yasası (SAVE America Act) dahil olmak üzere, diğer tüm konulara odaklanmaktan kaçınılması gerektiğini savunuyor.
Americans for Prosperity Başkanı ve AFP Action Kıdemli Danışmanı Emily Seidel, geçen hafta yaptığı açıklamada, “Eğer adaylar sahada hayat pahalılığı dışındaki konuları konuşuyorlarsa bu durum seçmenler için dikkat dağıtıcıdır ve güveni aşındırmaya devam eder” dedi.
Seidel, “Siyasi yelpazede diğer konulara dair çok fazla gürültü koptuğu ölçüde, yani sahaya çıkıp kapıları çaldığınızda, kapıda hiç kimse sizinle örneğin SAVE Yasası hakkında konuşmuyor” ifadesini kullandı.
Bu mesaj, SAVE Yasası’nın en büyük savunucularından bazılarının argümanlarıyla çelişiyor.
Örneğin aktivist Scott Presler, Cumhuriyetçi milletvekillerine doğrudan hitap ederek, demoralize olmuş Cumhuriyetçi tabana partinin kendileri için mücadele ettiğini göstermek adına SAVE America Yasası’nı geçirmeleri gerektiğini, sadece “etkisiz vergi indirimleri” üzerinden kampanya yürütmenin Kasım ayında yenilgiye yol açacağını savunmuştu.
Ancak Seidel, söz konusu seçim yasası nedeniyle sandığa gitmeye daha yatkın olan seçmen kitlesinin yalnızca “küçük ve sesi çok çıkan bir azınlık” olduğunu belirtti.
AFP Action Genel Direktörü Nathan Nascimento da normal şartlarda Cumhuriyetçilere oy veren güvenilir seçmenlerin ekonomik konular nedeniyle hayal kırıklığı yaşadığını aktardı.
Nascimento, “Seslerinin duyulduğunu hissetmiyorlar. Hayat pahalılığı konusunda gerçekten endişeliler ama bunun bir öneminin olup olmadığını dahi bilmiyorlar. Sandığa gitmeleri için onlara bir neden vermemiz gerekiyor. Oy kullanmaya gitmeleri için motive edilmeleri gerekiyor” dedi.
Seidel, adayların seçmenlerin zihnine kazıması gereken şeyin SAVE America Yasası gibi siyasi hamaset malzemeleri değil, maliyetleri düşürecek çözümler olduğunu ifade etti.
Milyarder Charles Koch ile bağlantıları olan süper PAC, nisan ayında yayımladığı “ilgili taraflar” genelgesinde maliyetleri düşürecek bir planın gerekliliğine dikkat çekerek Senato’daki Cumhuriyetçi çoğunluğun tehlikede olduğu yönünde ilk alarmı vermişti.
Americans for Prosperity bünyesindeki ortak savunuculuk kuruluşu da enerji yatırımlarında izin süreçlerinin kolaylaştırılmasını, sağlık tasarruf hesaplarının sübvanse edilmesini ve Kongre’nin yakın zamanda yasalaştırdığı bazı konut arzı reformlarını içeren bir yasama rehberi yayımlamıştı.
Senato yarışlarına odaklanan aktivist ağının geçen ay saha çalışmalarında bir milyonuncu kapıyı çalmasıyla birlikte, AFP Action’a göre bu endişeler daha da pekişti.
Seidel, Cumhuriyetçilerin geçim sıkıntısı sorunlarına yönelik çözümlere yönelmeleri halinde bu ara seçimlerde Demokrat dalgasını savuşturabileceklerini kaydetti.
Seçmenlerin ikna edilmesi için hâlâ zaman olduğunu belirten Seidel, “Seçmenlerin bakış açısına göre, eğer fikirleri, çözümleri varsa ve yetkinlerse, adaylara bunu gelecekte çözebilecekleri konusunda kredi vermeye hazırlar” dedi.
Her ara seçimde olduğu gibi, bu seçimde de katılımın bir başkanlık seçimi yılına göre daha düşük olması bekleniyor. Nascimento, sahadaki görünümün seçmenlerin tıpkı 2024’te olduğu gibi bir adayın ekonomi vaatlerine göre hareket etmeye hazır olduğunu gösterdiğini söyledi.
Nascimento, “Adayın bunu gerçekten yerine getirip getiremeyeceğini bilmek istiyorlar. Eğer adaylar bu durumu ortaya koyabilir ve planlarının ne olduğunu gerçekten gösterebilirlerse, seçmenler onlara güven duymaya istekli olacaktır” diye konuştu.
AFP Action, Trump’ın vergi indirimleri ve harcama kesintilerini içeren, Cumhuriyetçilerin ise “Çalışan Aileler Vergi İndirimleri” olarak yeniden adlandırdığı tasarıya yönelik mesajları seçmenlere ulaştırmak için milyonlarca dolar harcadı.
Ancak bu mesajı seçmenlere iletmek oldukça karmaşık, zira SAVE America Yasası savunucusu Presler tarafından “etkisiz” olarak değerlendirilen vergi avantajları, esasen mevcut durumu korumaktan öteye geçmedi.
Nascimento ise “Tasarının bileşenleri gerçekten çok güçlü. İnsanlar bu spesifik bileşenlere işaret ettikçe, paketin tamamına yönelik destek daha da güçleniyor” argümanını savundu.
Her şeyin ötesinde, bizzat Trump’ın kendisi, Cumhuriyetçilerin normal şartlarda geçim sıkıntısı cephesinde kazanım olarak nitelendireceği adımları gölgelerken, partinin bu konudaki mesajını öne çıkarması zorlaşıyor.
Trump, Senato’nun SAVE America Yasası konusundaki eylemsizliğini protesto etmek amacıyla partiler üstü büyük bir konut tasarısını imzalamayı reddetmiş ve bu konut tasarısını “önemsiz” ve “can sıkıcı derecede önemsiz” olarak nitelendirmişti.
Amerika
Yapay zeka şirketleri kitapları satın alıp yok ediyor

Yapay zeka şirketlerinin dil modellerini eğitmek için Avrupa’dan toplu aldıkları binlerce nadir kitabı taradıktan sonra imha ettikleri bildirildi. Basına yansıyan haberlere göre Kanada merkezli Zoom Books üzerinden toplanan eserler, Kuzey Amerika’da yüksek hızla dijitalleştirilip geri dönüşüme gönderiliyor. Yazarlar ve yayıncı birlikleri rıza dışı telif kullanımına karşı yasal mücadeleyi genişletiyor.
Yapay zeka araçlarının geliştirilmesi amacıyla yürütülen veri toplama faaliyetleri, kültürel mirasın korunması ve telif hakları ekseninde yeni tartışmaları beraberinde getirdi.
Avrupa’daki antikacılardan ve sahaflardan yapay zeka eğitim modelleri için toplu halde satın alınan binlerce nadir kitabın, dijitalleştirildikten sonra fiziksel olarak imha edildiği tespit edildi.
ABD, Almanya ve İsviçre medyasında yer alan bilgilere göre, bu yılın ilkbaharından itibaren Avrupa’daki sahaf ve antikacılar olağan dışı büyüklükte siparişler almaya başladı.
Kanada’da kayıtlı “Zoom Books” adlı şirket üzerinden gelen siparişlerin, ağırlıklı olarak 1970’li yıllarda yayımlanan akademik ve mesleki literatürü kapsadığı, edebi eserlere ise daha az ilgi gösterildiği kaydedildi. Satıcı başına onlarca, hatta yüzlerce kitap satın alındığı belirtildi.
Söz konusu kitaplar öncelikle Almanya’daki geçici depolara teslim ediliyor, ardından Kanada ve ABD’ye naklediliyor. Washington Post gazetesinin aktardığı bilgilere göre, bu eserlerin büyük kısmı “yıkıcı tarama” (destructive scanning) adı verilen işlemden geçiyor.
Bu yöntem kapsamında kitapların ciltleri sökülüyor, sayfaları yüksek hızla dijital ortama aktarılıyor ve ardından fiziksel kopya kalıcı olarak imha edilerek geri dönüşüme gönderiliyor.
Milyonlarca dolarlık “Panama Projesi”
Aynı gazete, “Claude” adlı yapay zeka sisteminin yaratıcısı olan Anthropic firmasının, “Project Panama” (Panama Projesi) kapsamında milyonlarca basılı kitabın satın alınması ve işlenmesi için on milyonlarca dolar harcadığını yazdı.
Ortaya çıkan belgeler, projenin yürütülmesinde, daha önce “Google Books” projesinde görev yapmış ve kitlesel dijitalleştirme konusunda tecrübe edinmiş uzmanların istihdam edildiğini gösteriyor.
İddiaların odağındaki Kanada merkezli Zoom Books şirketi, dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi ve imha edilmesi süreçlerine dahil olduğunu resmi açıklamayla reddetti.
Diğer yandan Avrupa’daki bazı yayıncı birlikleri, yapay zeka sistemlerinin eğitiminde yazar eserlerinin kullanımına yönelik daha net ve bağlayıcı kuralların getirilmesini talep ediyor.
Yazarlardan “Bu Kitabı Çalma” protestosu
Yapay zeka şirketlerinin eserlerini izinsiz ve ücretsiz kullanmasına tepki gösteren binlerce yazar, protesto amacıyla “Don’t steal this book” (Bu Kitabı Çalma) isimli boş kitap yayımladı.
İçinde hiçbir metin barındırmayan, yalnızca katılan yazarların isim listesinin yer aldığı projeye Nobel ödüllü Kazuo Ishiguro, Philippa Gregory ve Richard Osman gibi isimler destek verdi.
Bu eylem, İngiliz hükümetinin telif hakkı yasasında yapmayı planladığı değişikliklerin ekonomik maliyet tahminlerini sunmasından bir hafta önce gerçekleştirildi.
Boş kitabın arka kapağında, hükümete yapay zeka şirketlerinin yazarların izni olmaksızın eserleri kullanmasını yasallaştırmama çağrısı yapıldı.
Londra’daki tartışmalar, hükümetin şirketlere telif hakkıyla korunan eserleri, hak sahipleri açıkça muafiyet talep etmedikçe kullanma izni verme önerisiyle daha da alevlendi.
Sanat dünyasından şarkıcı Elton John ve aktris Julianne Moore gibi isimler telif yasalarının esnetilmesi girişimine sert eleştiriler yöneltti.
Gelen yoğun tepkilerin ardından İngiliz hükümeti, 18 Mart tarihinde yapay zeka şirketlerine telifli eserleri izinsiz kullanma yetkisi veren planından vazgeçtiğini duyurdu.
Lordlar Kamarası’nda bu yasa tasarılarına karşı muhalefete liderlik eden milletvekili Beeban Kidron, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Sanatçıların eserlerinin yapay zeka şirketleri tarafından nasıl ve nerede kullanıldığını görmelerinin ve hak ettikleri karşılığı almalarının önünde siyasi iradeden başka hiçbir engel yoktur” ifadesini kullandı.
Mahkemeler teknoloji tekellerinin safında
Telif tartışmaları dijital platformlarda da sürüyor. Amazon, Aralık 2025’te Kindle e-kitap okuyucularına okurların kitapla “konuşmasını” sağlayan yapay zeka tabanlı özellik ekledi.
Çok sayıda yazar, yapay zeka modellerinin telifli içeriklerle izinsiz ve ücretsiz eğitildiği endişesiyle bu özelliğe karşı çıktı. Amazon ise kitap içeriklerinin temel modeli eğitmek için kullanılmadığını, bu aracın sadece Kindle bünyesindeki arama işlevinin bir uzantısı olduğunu savundu.
Yasal boyutta ise yapay zeka şirketleri şimdiye dek önemli kazanımlar elde etti. Haziran 2025’te yazarların Anthropic firmasına karşı açtığı toplu telif hakkı ihlali davasında ABD’li yargıç William Alsup, telifli eserlerin yapay zeka eğitiminde kullanılmasının “adil kullanım” (fair use) doktrini kapsamına girdiğine hükmetti.
Meta ve Stability AI şirketlerine karşı açılan benzer davalarda da mahkemeler genel olarak teknoloji şirketlerinin lehine kararlar verdi.
Buna karşın, The New York Times gibi medya kuruluşları ve yazarların OpenAI firmasına karşı açtığı davalar dahil olmak üzere bazı süreçler devam ediyor.
Mahkeme, delil toplama sürecinde OpenAI firmasının savcılarla 20 milyon sohbet günlüğünü paylaşmasına karar verdi.
OpenAI ise davanın temelsiz olduğunu savunarak, kamuya açık bilgilerin kullanılmasının adil kullanım sınırları içinde yer aldığını öne sürüyor.
Zoom Books şirketi de dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi süreçlerine katıldığı iddialarını resmi açıklamayla reddetmeyi sürdürüyor.
“Yapay zeka kitap dünyasını öğütüyor”
Berlin Humboldt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Jannis Lennartz, hukuk portalı Verfassungsblog’da yayımlanan “Yapay Zeka Kitap Dünyasını Öğütüyor” başlıklı analizinde, yapay zeka devlerinin dijital verileri neredeyse tamamen tükettiğini, bu nedenle fiziksel kitapların artık sektör için “son sınır” haline geldiğini vurguladı.
Şirketlerin Libgen veya Anna’s Archive gibi şüpheli platformlardan veri sağlama yöntemlerinin ardından gözünü kütüphanelere diktiğini belirten Lennartz, bu agresif veri arayışının arkasındaki yasal boşlukları ortaya koydu.
Lennartz’ın analizine göre, ABD hukukundaki esnek “adil kullanım” doktrini, geçmişte Google’ın 40 milyon kitabı izinsiz taramasını yasal kabul etmişti.
Günümüzde de Meta ve Anthropic gibi şirketler benzer davalardan bu doktrin sayesinde sıyrılıyor. Ancak Avrupa Birliği (AB) telif hukuku yapay zeka eğitimi konusunda çok daha katı sınırlar çiziyor.
Lennartz, eski kitaplarda bu yasal hakkın fiilen kullanılamadığına dikkat çekiyor. Kapanan yayınevleri ve hayatını kaybeden yazarlar nedeniyle sahipsiz kalan eski eserler, yapay zeka şirketleri için adeta korumasız hedef haline geliyor.
Asıl sorunun ABD’li şirketlerin bu kitapları satın alması değil, Avrupa’nın kitaba olan ilgisini kaybetmesi olduğunu savunan akademisyen, okuma oranlarındaki dramatik düşüşe ve siyasetçilerin yapay zekaya metin yazdırmasına dikkat çekiyor.
Lennartz, Avrupalıların kitap okumayı artık “Amerikan makinelerine bıraktığını” ifade ediyor.
Amerika
ABD’de ilk: New York’tan veri merkezlerine geçici yasak

New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde yeni “büyük ölçekli” veri merkezlerine yönelik ABD tarihinin ilk geçici yasağını uygulamaya koyuyor. Eyalet düzeyindeki çevre izinleri, çevre, enerji şebekesi ve elektrik faturalarını koruyacak bir çerçeve hazırlanması amacıyla en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.
New York Valisi Kathy Hochul, eyalet genelinde “büyük ölçekli” yeni veri merkezlerinin inşasını geçici olarak durdurma kararı aldı. ABD genelinde bir eyalet düzeyinde ilk kez uygulanan bu karar kapsamında, eyalet düzeyindeki çevre izinleri en fazla bir yıl süreyle askıya alınıyor.
Vali Hochul’un ofisi, bu sürede çevreyi, enerji şebekesini ve New York sakinlerinin elektrik faturalarını koruyacak yasal bir çerçeve hazırlanacağını bildirdi.
Valilik danışmanları, gazetecilere yaptıkları açıklamada, izinlerin askıya alınması kararının 50 megavat veya daha fazla enerji tüketme kapasitesine sahip veri merkezlerini kapsayacağını aktardı.
Vali Hochul yaptığı yazılı açıklamada, “Veri merkezi yatırımları faturaları artırma, doğal kaynaklarımızı tüketme ve New Yorklular için belirsizlik yaratma riski taşırken, harekete geçmek ve öncülük etmek benim sorumluluğumdur” ifadesini kullandı.
Hochul ayrıca, “New York, veri merkezi yatırımları için ülkedeki en güçlü standartları oluşturmada öncü olacak; şirketler New York sayesinde kazandığında, New Yorkluların da kazanmasını sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Veri merkezlerinin enerji tüketimi tartışılıyor
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, veri merkezlerinin boyutları ve enerji tüketimleri farklılık gösteriyor.
IEA, “geleneksel” veri merkezlerinin 10 ile 25 megavat arasında güç tükettiğini, “büyük ölçekli ve yapay zeka odaklı” veri merkezlerinin ise 100 megavat veya daha fazla enerji sarf edebileceğini kaydediyor.
Hochul’un bu adımı, New York eyalet parlamentosunun geçen ay kabul ettiği bir yıllık moratoryum kararının ardından geldi.
Parlamento tarafından kabul edilen tasarı, tepe yükü 20 megavatın üzerinde olan “büyük ölçekli” tesislerin izinlerinin engellenmesini öngörüyor.
Vali Hochul’un söz konusu tasarıyı imzalayıp imzalamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Valilik danışmanları, yasa tasarısını incelemek ve parlamento ile üzerinde çalışmak için daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu, bu nedenle yürütme organı üzerinden kararname çıkarmanın en hızlı çözüm olduğunu belirtti.
Danışmanların aktardığı bilgilere göre, bir yıllık askıya alma sürecinde valilik, veri merkezlerinin su kalitesi ve su miktarı üzerindeki etkileri dahil olmak üzere çevresel tesirlerini düzenleyecek bir mevzuat hazırlayacak.
Eyalet yönetimi ayrıca, bu merkezlerin elektrik şebekesi için oluşturulacak bir fona katkı yapmasını sağlamayı ve yerel yönetimlerin kendi anlaşmalarını müzakere edebilmelerine yardımcı olacak bir yatırım fonu yapısı kurmayı hedefliyor.
Bunun yanı sıra Hochul’un, büyük veri merkezlerine yönelik satış vergisi muafiyetinin kaldırılmasına destek vermesi bekleniyor. Ancak bu düzenleme için eyalet parlamentosunun onayı gerekiyor.
Yapay zeka sektörünün enerji açlığı
Yüksek işlem gücüne sahip sunucu depoları, yapay zeka teknolojilerinin çalıştırılması ve geliştirilmesi için büyük önem taşıyor. Yapay zeka sektöründeki hızlı büyümenin yarattığı yoğun talep, yeni veri merkezlerinin hızla inşa edilmesi sürecini beraberinde getirirken, bu durum sahada karmaşık sorunlara yol açıyor.
Enerji tüketimi çok yüksek olan bu tesislerin çevreye belirgin etkileri olabileceği, yüksek elektrik kullanımının ise tüketicilerin faturalarını artırabileceği ve elektrik şebekelerini istikrarsızlaştırabileceği belirtiliyor.
Tepkiler nedeniyle daha önce bazı belediyeler yerel düzeyde yeni veri merkezi inşaatlarını durdurmuş olsa da, şimdiye kadar hiçbir eyalet düzeyinde bu yönde bir adım atılmamıştı.
Maine eyalet parlamentosu yakın zamanda benzer bir askıya alma kararı almış ancak eyalet Valisi Janet Mills, halihazırda devam eden bir projeye istisna tanınmadığı gerekçesiyle tasarıyı veto etmişti.
Federal düzeyde ise aralarında Senatör Bernie Sanders ve Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’in de yer aldığı bazı ilerici siyasetçiler, veri merkezi inşaatlarının ülke genelinde durdurulması çağrısında bulunuyor.
Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komisyonunun kıdemli Demokrat üyelerinden Frank Pallone Jr. da bu çağrılara katılan isimler arasında yer alıyor.
Artan tepkiler karşısında, bazı büyük teknoloji şirketleri geçtiğimiz mart ayında Beyaz Saray öncülüğünde hazırlanan gönüllü bir taahhütnameyi imzalayarak, veri merkezlerinin neden olduğu tüketici fiyat artışlarını karşılamayı kabul etmişti.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi7 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Amerika7 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş7 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya6 gün önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi6 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti












