Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de Cumhuriyetçi Parti, California’daki oy sayımına tepkili

Yayınlanma

California’daki seçimlerde posta yoluyla gelen oyların sayılmasıyla Cumhuriyetçi adayların geriye düşmesi parti içinde tepkilere yol açtı. Donald Trump “hile” iddialarını yinelerken, Cumhuriyetçi Parti liderleri süreci “liyakatsizlik” olarak nitelendirerek doğrudan hile suçlamasından kaçınıyor.

ABD’de Cumhuriyetçi Partili siyasiler, ilerici Demokrat aday Nithya Raman’ın Los Angeles belediye başkanlığı yarışındaki dikkat çekici geri dönüşüne tepki gösteriyor.

2 Haziran’da sandıklar kapandığında Cumhuriyetçi aday Spencer Pratt ikinci sırada görünürken, Raman üzerindeki sekiz puanlık avantajının posta oylarının sayılmasıyla erimesine şahit oldu.

Cumhuriyetçi Parti liderleri, Başkan Trump’ın California Demokratlarının seçim sonuçlarına hile karıştırdığı yönündeki iddialarına ise mesafeli yaklaşıyor.

Trump, Joe Biden’ın 2020 başkanlık seçimlerini yaygın hile sayesinde kazandığına dair kanıtlanmamış iddialarını bu süreçte de sürdürüyor.

Kongre’deki Cumhuriyetçiler, California’da Demokrat adayları öne çıkaran bir hafta süren posta oyu sayım sürecinin kötü bir görüntü verdiğini, ancak bunu komplo yerine “liyakatsizlik” olarak değerlendirdiklerini belirtiyor.

Senato Çoğunluk Lideri John Thune, California’nın seçim sürecinin hiçbir kısmını savunmayacağını ifade ederek, “Oyların sayılmasının bu kadar uzun sürmesini çılgınlık olarak görüyorum, gerçekten öyle” dedi.

Thune, hilenin ciddi bir suçlama olduğunu ve bir seçimin meşruiyetini sorgulamadan önce bunun kanıtlanması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.

Thune, “Hile, açıkçası kanıtlamanız gereken bir şeydir. Ben California’nın seçimler dahil pek çok işleyiş biçimini liyakatsizlik olarak nitelendiririm. Bunun California’da pek çok düzeyde açıkça görüldüğünü düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Suçlamalar hile ile liyakatsizlik arasında bölündü

Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, California ön seçim sonuçlarının “fena halde koktuğunu” ifade etti ancak Trump’ın Demokratların hile yaptığı veya sonuçları manipüle ettiği yönündeki suçlamasına destek vermedi.

Kongre binasında konuşan Johnson, “Seçimden haftalar sonra bile oy sayıyorlar. Hileli olduğunu söylemiyorum; fena halde koktuğunu söylüyorum ve bunu herkes biliyor” dedi. Cumhuriyetçi Ulusal Komite tarafından işletilen bir çevrimiçi takip sistemine göre, Johnson bu açıklamaları yaptığında California yaklaşık beş gün 16 saattir oy sayıyordu.

Cumhuriyetçi stratejist Brian Darling, artan bu tartışmanın Kasım ayında Demokratların geniş çaplı zaferler kazanması ve Trump ile müttefiklerinin hileden şüphelenmesi durumunda yaşanacakların bir ön izlemesi olabileceğini kaydetti.

Darling, “Eğer seçimler kapandıktan bir veya iki hafta sonra oyların sayıldığı bir dizi seçim yaşarsak, bunun bir sorun olacağını düşünüyorum. Los Angeles belediye başkanlığı yarışında yaşananların ülke genelinde tekrarlanması, seçim sistemimizin bozuk olduğu fikrini besleyecektir” dedi.

California seçimlerinin ardından yaşanan karmaşa, ülke genelindeki Cumhuriyetçiler arasında öfkeye yol açtı.

Trump bu durumu, “bir numaralı yasama önceliği” olarak adlandırdığı Amerikalı Seçmen Uygunluğunu Koruma Yasası (SAVE America Act) adlı kapsamlı seçim reformu paketini zorlamak için kullanıyor.

California’daki gelişmeler, Cumhuriyetçi senatörler üzerinde, seçmen kaydı sırasında vatandaşlık belgesi ve oy verme sırasında fotoğraflı kimlik ibrazını zorunlu kılan bu tasarıyı yasalaştırmaları için baskıyı artırıyor.

Los Angeles Belediye Başkanı Karen Bass kasım ayındaki ikinci tura kaldı

SAVE America Act için baskı artıyor

Trump, Demokratların engellemesi nedeniyle duraksayan tasarının önünü açmak için Thune’dan Senato parlamento danışmanını “derhal” görevden almasını talep etti.

Trump, Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, danışmanın Cumhuriyetçilere ve savundukları her şeye kötü davrandığını belirterek, onun SAVE America Act’in yasalaşmasının önünde bir engel olduğunu ifade etti.

Trump, “Onu değiştirme hakkımız var ve bunu derhal yapmalıyız. O orada olduğu sürece, şiddetle ihtiyaç duyulan yasamız onaylanmayacak ve yürürlüğe girmeyecektir” diye yazdı.

Thune, seçim reformu tasarısını bu yılın başlarında haftalarca Senato gündeminde tutmuş ancak Demokrat muhalefetini aşmayı başaramamıştı.

Parlamento danışmanı geçen hafta, SAVE America Act’in bütçe uzlaştırma paketine eklenmesinin, basit çoğunlukla hangi yasaların geçebileceğini düzenleyen Byrd Kuralı’nı ihlal edeceğine karar vererek muhafazakârlar için bir engel teşkil etti.

Trump’ın müttefikleri, Thune’un gündeminde başka öncelikler olsa da seçim reformu konusuna geri dönme çağrısını destekliyor. Trump’ın yakın müttefiki olan Senatör Mike Lee, Cumhuriyetçi liderleri tasarıyı yeniden gündeme getirmeye ve “yasalaşana kadar başka hiçbir şeye odaklanmamaya” çağırdı.

Trump ayrıca geçen hafta Senato’daki müttefiklerine, bütçe paketine ilişkin oylama maratonu sırasında SAVE America Act için bir oylama zorlamaları çağrısında bulunarak, hangi Cumhuriyetçilerin buna destek vermediğini tespit etmek istedi.

Susan Collins, Mitch McConnell, Lisa Murkowski ve Thom Tillis olmak üzere dört Cumhuriyetçi senatör, seçim reformu tasarısının pakete dahil edilmesi için bütçe kurallarından feragat edilmesine karşı oy kullandı.

Kasım seçimleri için bir ön izleme niteliği taşıyor

Trump ayrıca Cumhuriyetçi kanun yapıcılara posta yoluyla oy kullanılmasının kısıtlanması çağrısında bulundu. Bu talep, Cumhuriyetçi aday Pratt’in posta oylarıyla saf dışı kalmasının ardından parti gruplarında daha fazla destek bulmaya başladı.

Eyalet valilik yarışında ise 2 Haziran’da sandıklar kapandığında üçüncü sırada olan ilerici milyarder aktivist Tom Steyer, yetkililer posta oylarını saydıkça Cumhuriyetçi aday Steve Hilton’ın liderliğini eritmeye devam ediyor.

Hilton yüzde 25,9 oya sahipken Steyer’ın yüzde 21,5’e ulaşmasıyla yarış, sonuç ilan edilemeyecek kadar yakın seyrediyor.

Cumhuriyetçi senatörler ve Temsilciler Meclisi üyeleri, Trump’ın Kasım ayında Demokratları hile yapmakla suçlaması durumunda ona destek verme konusunda yoğun baskı altında kalacak.

Trump, hafta sonu NBC News kanalında katıldığı programda, “Seçimde hile yapıyorlar” ifadesini kullandı. Sunucu Kristen Welker’ın bu iddiayı destekleyecek kanıt sorması üzerine Trump, “Tek yapmam gereken bakmak ve dinlemek” yanıtını verdi. Trump, gazeteciyi “yozlaşmış” olmakla suçlayarak mülakatı aniden sonlandırdı.

Diğer Cumhuriyetçiler de California’daki uzayan oy sayım süreçlerinin yarattığı görüntüye dair sorular soruyor. Senatör Ted Cruz, kendi podcast yayınında, “Görünüşe göre California’da oy sayımı, sanırım Demokratlar istedikleri sonucu alana kadar devam ediyor. Bu iş bozulmuş durumda” dedi.

Rutgers Üniversitesi’nden siyaset bilimi profesörü Ross K. Baker, Demokratların Temsilciler Meclisi’ni ve muhtemelen Senato’yu kazanması durumunda Trump’ın hile ilan etmesinin beklendiğini ifade etti.

Baker, “Bunun öngörülebilir olduğunu düşünüyorum ve tepkisinin gücü Demokratların galibiyetiyle doğru orantılı olacaktır. Adalet Bakanlığı tarafından soruşturmalar ve büyük bir dava dalgası göreceğimizi tahmin ediyorum” dedi.

Amerika

Wall Street’te AI çılgınlığı

Yayınlanma

Büyük Teknoloji şirketlerinin yapay zeka (AI) harcamalarında gaza basmasıyla birlikte finans devleri de kesenin ağzını açmış görünüyor.

Wall Street Journal’da (WSJ) yer alan habere göre süregiden “AI çılgınlığı” listesinde “on bir haneli meblağlar” toplayan yatırım turları ve halka arzlar; üç kıtayı kapsayan devasa tahvil satışları ve 85 milyar dolarlık sermaye artırımı haberinin sıradan bir şekilde duyurulması da yer alıyor.

Yapay zeka altyapısının kurulmaya başladığı bu dönemde Wall Street da acele ediyor. Teknoloji şirketleri veri merkezlerine yatırım yapmak için nakit paraya ihtiyaç duyarken, yatırımcılar ise dünyanın her yerinden mümkün olan her yolla bu parayı sağlıyor.

WSJ’ye göre bu fon toplama telaşı, piyasaların tüm bunları sindirme kapasitesini sınarken, teknolojik ilerlemelere güç vererek piyasaları büyük ölçüde destekledi.

Alphabet’in 85 milyar dolarlık sermaye artırımı yapacağı yönündeki açıklaması, bunun en son örneğiydi.

SpaceX, Anthropic ve OpenAI halka arzlara hazırlanıyor ve bu durum, bu yılı halka arz yoluyla toplanan fonlar açısından şimdiye kadarki en büyük yıl haline getirebilir.

Dealogic’e göre, AI hiper ölçekli şirketleri sayılan Alphabet, Amazon, Meta, Microsoft ve Oracle, bu yıl küresel olarak 159 milyar dolarlık tahvil ihraç etti.

Bu rakam, geçen yılın tamamında 108 milyar dolarken ve 2024’te sadece 17 milyar dolardı.

Veri merkezi geliştiricileri, yüksek getirili tahvil piyasasında milyarlarca dolar daha toplarken, yeni kurulan AI bulut şirketleri, çip alımlarını finanse etmek için bankalardan ve özel kredi şirketlerinden borç alıyor.

Hâlâ pek çok yatırımcı, yapay zeka yatırımlarının karmaşık bir hal alabileceğini, şirketlerin aşırı harcama yapabileceğini ve Wall Street’in eninde sonunda başarısız olanları eleyebileceğini düşünüyor.

Bu arada, hisse senedi ihracındaki artış, hissedarların paylarını sulandırarak hisse senetleri üzerinde baskı yaratabilir ve bu durum, geçen haftaki teknoloji hisselerindeki satış dalgasının ardındaki olası faktörlerden biri olabilir.

Yine de, yatırımcıların talebi şu ana kadar genel olarak şüphecileri haksız çıkarmış görünüyor. Yatırımcıların ultra güvenli Hazine tahvillerinin yerine ABD şirketlerinin tahvillerini elinde tutarak elde ettikleri ekstra getiri, son birkaç on yılın en düşük seviyelerine yakın seyrediyor.

S&P 500’deki teknoloji hisseleri bu çeyrekte %31 artışını koruyor. Pek çok kişi, şirketlerin yapay zeka araçlarına yönelik artan harcamaları ve Anthropic’in beklentilerin üzerinde çeyreklik kâr elde edeceği yönündeki son haberler gibi cesaret verici temel göstergeleri gerekçe gösteriyor.

UBS Global Wealth Management’ın ABD hisse senetleri başkanı David Lefkowitz, “AI altyapısının geliştirilmesi konusunda daha olumlu hale gelen birkaç sinyal olduğunu düşünüyorum. Bu, yatırımcıların yatırımın getiri beklentilerine daha fazla güven duymasına yardımcı oldu,” dedi.

Teknoloji hisseleri Pazartesi günü toparlanarak Nasdaq bileşik endeksini %0,9 artışa taşıdı. S&P 500 %0,3 değer kazanırken, Dow Jones Endüstriyel Ortalaması %0,2 veya 81 puan geriledi.

Sadece dört büyük teknoloji şirketinin bu yıl veri merkezleri ve diğer yapay zeka altyapısına yapacağı harcamaların toplamının 670 milyar doları aşması bekleniyor.

Bu, ekonominin payı olarak 1850’lerdeki demiryolu genişlemesinden bile daha büyük bir yatırım.

Bu ölçek, Wall Street’in bir balon şişiriyor olabileceğine dair endişeleri artırdı. Özellikle endişe verici olan, yatırım patlamasının merkezinde yer alan ChatGPT, Gemini ve Claude gibi ürünleri sürdürmenin ne kadar kârlı olduğu konusundaki sorular.

Çoğu yatırımcı, uzun zamandır AI modellerinin sonunda paraya dönüştürülebileceğine inanıyordu. 

Fakat bu iyimserlik, işletmeler için abonelik tabanlı kodlama araçlarına odaklanan Anthropic’in yükselişiyle bu yıl daha da arttı.

Wall Street Journal’ın haberine göre, şirket ikinci çeyrekte gelirini ikiye katlayarak 10,9 milyar dolara çıkarmaya hazırlanıyor ve bu, en azından geçici olarak modellerini eğitme ve çalıştırmanın yüksek maliyetini aşacak.

OpenAI ve Anthropic, her biri 100 milyar dolardan fazla risk sermayesi finansmanı topladı. Alphabet ve Amazon gibi köklü teknoloji devleri, yapay zeka yatırımlarının çoğunu başlangıçta eski işlerinden elde ettikleri nakit akışıyla finanse etti. 

Fakat bu devasa harcamalar, geçen yıl Microsoft hariç tüm hiper ölçekli şirketleri tahvil piyasasına itti.

Bu yıl ise uluslararası alana açıldılar. Alphabet, sadece ABD doları cinsinden değil, aynı zamanda Kanada doları, Japon yeni, avro, İsviçre frangı ve İngiliz sterlini cinsinden de tahvil ihraç etti. Nadir görülen 100 yıllık bir tahvili ihraç ettiği para birimi de sterlindi.

Geçen hafta sunulan ön prospektüse göre, şirket ayrıca Kaliforniya belediye tahvili piyasasında enerji finansmanı için 1 milyar dolarlık borçlanmaya hazırlanıyor.

Amazon, yılın başlarında ABD doları, avro ve İsviçre frangı cinsinden tahvil ihraç ettikten sonra, pazartesi günü Kanada doları cinsinden tahvil ihraç etmeye hazırlanıyordu.

Büyük teknoloji şirketlerinin borçlanma çılgınlığı, daha önce çöken kredi patlamalarıyla karşılaştırmalara yol açsa da, önemli bir fark, şu anda bu süreçte yer alan şirketlerin çoğunun son derece kârlı olması.

Bu gücü yansıtan bir şekilde, yatırımcıların 10 yıllık Alphabet, Amazon ve Microsoft tahvillerini ABD Hazine tahvillerine tercih etmek için talep ettikleri ekstra getiri (spread), hâlâ ortalama yatırım notu kurumsal tahvillerin seviyesinin altında. Meta tahvillerindeki spread ise bu ortalamanın biraz üzerinde.

Bazı istisnalar da var. Geçen eylül ayından bu yana 43 milyar dolarlık tahvil ihraç eden Oracle’ın, önde gelen bir yazılım şirketinden bulut bilişim devine dönüşmeye çalışırken önümüzdeki birkaç yıl içinde on milyarlarca dolar harcayacağı tahmin ediliyor.

Şirket, gelişmiş bilgisayar çiplerinden oluşan devasa kümeleri OpenAI ve diğer şirketlere kiralayacak. Yatırım notuna sahip olmasına rağmen, tahvillerinin ticareti spekülatif notlu borçların en üst kademesiyle daha uyumlu seyrediyor.

Araştırma şirketi CreditSights’ın kıdemli analisti Jordan Chalfin, “Aşırı yatırım riski ortadan kalkmıyor,” dedi ve bu riskin genellikle hiper ölçekli şirketlerin tahvil spreadlerine yansıdığını belirtti.

Yine de Oracle’ın tahvilleri, genel yatırım notu piyasasıyla birlikte son zamanlarda değer kazandı.

En az 20 milyar dolarlık yeni hisse ihraç etme planlarına rağmen, şirketin hisseleri de bu yıl %8,7 değer kazandı.

Eskiden bir bitcoin madencisi olan ve günümüzde önde gelen bir yapay zeka bulut bilişim sağlayıcısına dönüşen spekülatif derecelendirmeli CoreWeave için yatırımcı güveni çok daha belirgin bir şekilde iyileşti.

Geçen yılın bir döneminde, veri merkezi inşaatında gecikmeler yaşadığına dair haberlerin ardından hisse ve tahvillerinde yaşanan keskin satış dalgası nedeniyle şirketin tahvil piyasasından borçlanma kabiliyeti sorgulanır hale gelmişti.

Fakat bu yıl, CoreWeave’in hisseleri %43 değer kazandı ve tahvillerindeki spreadler yaklaşık 4 puan daraldı.

Bu da şirketin 2026’da hisse ve borç satışları yoluyla 20 milyar dolardan fazla kaynak yaratmasını sağladı.

Bu noktada, bazı şüpheci yatırımcılar bile, yapay zeka patlamasının daha yeni başladığı göründüğü için buna karşı bahis yapmanın pek bir anlamı olmadığını söylüyor.

Varlık yönetimi şirketi Wealth Enhancement’ın kıdemli yatırım stratejisti Ayako Yoshioka, sonunda şirketlerin çok fazla AI altyapısı kuracakları ve hisse senedi fiyatlarının düşeceği ihtimalinin yüksek olduğunu söyledi.

Fakat şu anda, “yatırım yapmak için hâlâ zaman var çünkü bu genişleme, ölçeği açısından çok büyük.”

Okumaya Devam Et

Amerika

Paramount, Netflix’i Warner Bros birleşmesini bozmakla suçladı

Yayınlanma

Paramount, Netflix’in Warner Bros. Discovery ile planlanan 111 milyar dolarlık birleşmeyi engellemek için “yakılmış toprak” taktiği uyguladığını öne sürerek ABD Adalet Bakanlığına şikayette bulundu. Şirket, Netflix’in sendikaları ve düzenleyici kurumları anlaşmaya karşı kışkırtmaya çalıştığını savunurken, işçi sendikaları ise dev birleşmenin istihdamı tehdit ettiğini ifade ediyor.

Paramount Skydance, Netflix’i Warner Bros. Discovery’yi satın alma sürecini baltalamaya çalışmakla ve birleşmeyi engellemek için bir “yakılmış toprak kampanyası” yürütmekle suçladı.

Politico’nun haberine göre söz konusu iddialar, Paramount’un ABD Adalet Bakanlığına gönderdiği mektupta yer aldı.

Şirketin baş hukuk müşaviri olan ve Başkan Donald Trump’ın ilk döneminde Adalet Bakanlığının antitröst birimine liderlik eden Makan Delrahim, ilgili belgede Netflix’in düzenleyici kurumları ve diğer paydaşları anlaşmaya karşı kışkırtmaya çalıştığını öne sürdü.

Delrahim, Netflix’in bu “panik reaksiyonunun”, şirketin Paramount’u ne kadar ciddi bir rakip olarak gördüğünü kanıtladığını belirtti.

Adalet Bakanlığına gönderilen mektubun, Uluslararası Kamyon Şoförleri Kardeşliği (International Brotherhood of Teamsters – IBT) tarafından Mart ayında bakanlığın antitröst birimine sunulan rapora bir yanıt niteliği taşıdığı bildirildi.

ABD ve Kanada’da yaklaşık 15 bin set çalışanı, şoför ve diğer sinema sektörü emekçisini temsil eden sendika, Paramount ve Warner Bros. birleşmesinin ülke genelindeki film ve televizyon çalışanları için doğrudan bir tehdit oluşturduğunu savunmuştu.

IBT, yerli üretimi artırmak ve istihdamı korumak adına uygulanabilir garantiler verilmediği takdirde, Adalet Bakanlığını anlaşmayı engellemek için dava açmaya çağırmıştı.

Paramount ise mektubunda, iddiaların aksine bu birleşmenin sendika üyesi çalışanlar ve diğer Hollywood emekçileri için daha fazla iş imkanı yaratacağını ileri sürdü.

Delrahim, 111 milyar dolarlık bu dev anlaşmanın yeni bir rekabet enerjisi yaratacağını ve içerik yatırımlarını artırarak sendikalı çalışanlara doğrudan fayda sağlayacağını savundu.

Hukuk müşaviri Delrahim ayrıca, IBT’nin Walt Disney Co.’nun 2019 yılında 20th Century Fox’u satın almasını örnek göstererek dile getirdiği kaygıları da reddetti.

Sendika, söz konusu satın almanın istihdam kaybına ve projelerin iptaline yol açtığını iddia etmişti. Delrahim, Disney’in satın alma sonrası genel içerik üretim harcamalarını artırdığını, sinema üretimindeki düşüşlerin ise sektörün işleyişini bozan Kovid-19 pandemisinin etkileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Delrahim, Netflix’i hedef alan suçlamalarını sürdürerek, şirketin Disney-Fox birleşmesinin içerik üretimi ve istihdam olanakları üzerinde olumsuz etkisi olduğu konusunda sendikayı ve diğer paydaşları ikna etmeye çalıştığını iddia etti.

Paramount, Warner Bros.’u devralma süreci kapsamında ABD Federal İletişim Komisyonuna (FCC) resmi onay başvurusunda bulundu.

Yaklaşık 111 milyar dolar değerindeki anlaşma, Paramount’un Warner Bros. için verilen mücadelede Netflix’i geride bırakmasının ardından karara bağlanmıştı. Sürecin, hissedar ve düzenleyici onaylarının ardından yıl sonuna kadar tamamlanması bekleniyor.

Öte yandan, Financial Times’ın 22 Mayıs tarihli haberine göre Avrupa sinema endüstrisi de Warner Bros. ve Paramount birleşmesine karşı sesini yükseltti.

Avrupalı sektör temsilcileri, anlaşmanın kültürel çeşitliliğe zarar verebileceği, bağımsız üretimi zayıflatabileceği ve ABD’li eğlence devlerinin hakimiyetini pekiştirebileceği endişesiyle AB düzenleyicilerini antitröst soruşturması açmaya çağırdı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mahkeme Trump’ın 100 bin dolarlık vize harcını iptal etti

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Donald Trump yönetiminin yüksek nitelikli yabancı işçiler için zorunlu kıldığı 100 bin dolarlık H-1B vize harcını, başkanın yetki sınırlarını aştığı gerekçesiyle iptal etti. Kararda, bu devasa artışın bir cezadan ziyade vergi niteliği taşıdığı ve Kongre onayı olmadan uygulanamayacağı vurgulandı.

ABD federal mahkemesi, Donald Trump tarafından yüksek nitelikli yabancı işçilere yönelik H-1B çalışma vizesi başvuruları için getirilen 100 bin dolarlık harç artışını, başkanın bu konuda yetkisi olmadığına hükmederek iptal etti.

8 Haziran’da bir federal yargıç tarafından yayımlanan kararda, Trump’ın H-1B vizesine yeni başvuran yabancı çalışanlardan talep ettiği 100 bin dolarlık harcın geçersiz kılınmasına hükmedildi.

Mahkeme, söz konusu meblağın fiilen bir vergi niteliği taşıdığına ve bu tür bir mali yükümlülüğün Kongre onayı olmaksızın yürürlüğe konulamayacağına karar verdi.

Boston’daki federal bölge mahkemesinde görülen dava, Demokrat Parti mensubu başsavcıların temsil ettiği 20 eyalet tarafından açıldı.

Eyaletler, Trump yönetiminin Eylül 2025’te ilan ettiği ve H-1B vize işlemlerinin maliyetini sert bir şekilde artıran düzenlemeye ortaklaşa itiraz etmişti.

Eski Başkan Barack Obama tarafından atanan Yargıç Leo Sorokin kararında, bu tutarın bir ceza değil, bir “vergi” olduğunu belirtti. Beyaz Saray’ın Kongre’nin izni olmadan böyle bir harç getirme yetkisine sahip olmadığını vurgulayan Sorokin; ne Dışişleri Bakanlığı’nın ne de ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (USCIS) birimi olan Vatandaşlık ve Göçmenlik Servisi’nin böyle bir tedbiri uygulama yetkisinin bulunmadığını kaydetti.

Mahkeme harcı vergi olarak nitelendirdi

Politikanın destekçileri ise harcın yasal olduğunu ve göçmenlik yasaları çerçevesinde başkanın, “ABD çıkarlarına zarar verdiği” düşünülen belirli yabancı grupların girişini sınırlamak için mali yaptırım uygulama hakkına sahip olduğunu savundu.

Ancak Yargıç Sorokin, Yüksek Mahkeme’nin Şubat ayında verdiği bir karara atıfta bulundu. Söz konusu kararda, Trump’ın ulusal acil durum yasasına dayanarak yürürlüğe koyduğu geniş kapsamlı ticaret harçları iptal edilmişti.

Sorokin, bu hukuki mantık uyarınca benzer yetkilerin göçmenlik harçları alanında başkan için geçerli olmadığını ifade etti.

Beyaz Saray Sözcüsü Taylor Rogers yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin Sorokin’in kararına karşı yapılacak itiraz sürecinin başarıyla sonuçlanacağına inandığını bildirdi.

Vize başvurularında keskin düşüş kaydedildi

H-1B programı, yüksek nitelikli yabancı çalışanlar için yıllık 65 bin ve yüksek lisans veya üzeri dereceye sahip olanlar için ek 20 bin vize kontenjanı öngörüyor.

Genellikle 3 ile 6 yıl süreliğine verilen bu vizelere özellikle teknoloji şirketleri büyük ölçüde bağımlı durumda bulunuyor.

Düzenlemeden önce işverenlerin H-1B işlemleri için ödediği tutar koşullara göre yaklaşık 2 bin ile 5 bin dolar arasında değişiyordu. Trump yönetimi geçen yılın eylül ayında bu tutarı 100 bin dolara yükseltmişti.

Mahkemeye sunulan belgelere göre harç artışı, başvuru sayısında belirgin bir düşüşe yol açtı. Hükümetin mart ayında sunduğu veriler, 15 Şubat tarihine kadar USCIS’e 100 bin dolarlık ödemenin yapıldığı yalnızca 85 başvurunun ulaştığını gösterdi.

Ayrıca yönetimin başvuru sahiplerinin verilerini incelemeyi sıkılaştırdığı ve daha yüksek nitelikli ve maaşlı çalışanlara öncelik veren yeni bir sistem önerdiği bildirildi. Bu değişikliklerin, yeni kuralların uygulanmasına karşı en az üç ayrı davaya daha konu olduğu aktarıldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English