Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de Demokrat Parti içindeki sol dalga Colorado’ya ulaştı

Yayınlanma

Colorado eyaletindeki ön seçimlerde sol adayların elde ettiği zaferler, Demokrat Parti içindeki ideolojik tartışmaları yeniden alevlendirdi. Kongre’nin deneyimli isimlerinin yenilgisiyle sonuçlanan bu süreç, partinin gelecekteki yönü konusunda merkez sol ile ilerici kanat arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştiriyor.

Demokrat Parti siyasetinde etkisini gösteren sol dalga Salı günü Colorado eyaletine ulaştı. Ön seçimlerde, uzun süredir Temsilciler Meclisi üyeliği yapan Demokrat Diana DeGette yarışı kaybederken, Senatör Michael Bennet’ın da eyalet valiliği adaylığı hedefleri son buldu.

Yaşanan bu gelişmelerin ardından Demokratlar, partinin bundan sonra nasıl bir yön izlemesi gerektiğine dair acil sorular sormaya başladı.

Sol kanattan yükselen sesler, statükoya meydan okuyan adayların daha ilerici politikalara, şirket çıkarlarına karşı daha mesafeli bir duruşa, İsrail’in eylemlerine yönelik daha güçlü kınamalara ve Başkan Donald Trump’a karşı daha kararlı bir muhalefete yönelik toplumsal talebi karşıladığını belirtiyor.

Bu dünya görüşüne göre, Washington’daki Demokrat liderler çekingen ve etkisiz bir siyaset izliyor.

Merkez soldaki şüpheci isimler ise sol kanadın, özellikle de Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) üyesi adayların, Demokratların güçlü olduğu bölgelerde ön seçimleri kazansalar dahi ılımlı seçmenleri partiden uzaklaştırarak seçim yenilgilerine zemin hazırladığını ifade ediyor.

Bu çevreler, solun yükselişinin Cumhuriyetçilerin eline siyasi koz vermesinden çekiniyor.

Donald Trump da solun bu yükselişinden siyasi fayda sağlamaya çalışan isimler arasında yer alıyor.

Çarşamba günü Kuzey Dakota’da konuşan Trump, ABD’nin istisnai yapısının korunması gerektiğini vurgulayarak “Komünistlerin yolumuza çıkmasına izin vermeyeceğiz. Çok sevimsiz bir grup” ifadesini kullandı.

Bu sözler, Trump’ın hafta başında verdiği mesajları destekler nitelik taşıyor. Trump, Pazartesi günü Oval Ofis’te gazetecilere yaptığı açıklamada sol adaylara değinerek “Kulağa hoş geldiği için ‘sosyal demokrat’ ifadesini kullanıyorlar ancak aslında bahsettiğiniz şey komünizmdir” dedi.

Benzer eleştiriler Trump’ın müttefikleri tarafından da dile getiriliyor. ABD İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Demokrat Parti’nin eski Başkan John F. Kennedy dönemindeki yapısından çok uzaklaştığını belirtti.

Mullin, partinin artık “kendisini açıkça sosyalist bir komünist olarak tanımlayan Bernie Sanders’ın” partisi haline geldiğini söyleyerek “Bu, ülkenin temelleriyle uyuşmuyor” değerlendirmesini yaptı.

Sanders uzun süredir kendisini demokratik sosyalist olarak tanımlıyor ancak kendisi bir komünist olmadığı gibi resmi olarak Demokrat Parti üyesi de değil.

Demokratik sosyalizm ile komünizm arasındaki temel farklar incelendiğinde, komünistlerin genel olarak özel mülkiyetin kaldırılmasını ve tek partili bir devlet yapısının kurulmasını savunduğu görülüyor.

Bu unsurların hiçbiri ne Sanders’ın ne de genel anlamda demokratik sosyalizmin hedefleri arasında yer alıyor.

Parti içindeki görüş ayrılıkları Colorado seçimleriyle belirginleşti

Ancak bu ideolojik ayrım, özellikle Colorado’daki ön seçim sonuçları dikkate alındığında, ılımlı Demokratlar için teselli edici bir anlam taşımıyor. Eyalet valiliği ön seçimlerinde Bennet, eyaletin Adalet Bakanı Phil Weiser karşısında yenilgiye uğradı. Weiser bir demokratik sosyalist olmasa da Trump’a karşı daha kararlı bir mücadele yürütme taahhüdünde bulunmuştu.

Colorado’nun 1. Seçim Bölgesi’nde ise daha keskin bir tablo ortaya çıktı. Bu bölgede DeGette, Amerika Demokratik Sosyalistleri üyesi olan 29 yaşındaki Melat Kiros karşısında seçimi kaybetti. DeGette, kürtaj haklarının güçlü bir savunucusu ve çevre koruma politikalarının destekçisi olarak partinin ilerici kanadına yakın bir profil çiziyordu.

Ancak İsrail meselesi, DeGette ile Kiros arasındaki en büyük yol ayrımını oluşturdu. Kiros, Kasım 2023’te sosyal medyada paylaştığı bir mesajın ardından çalıştığı hukuk firmasındaki işini kaybetmişti.

Kiros, söz konusu paylaşımında Filistinli silahlı grupların eylemlerini “şiddet içeren sömürgeciliğe karşı şiddetli direnişin bir belirtisi” olarak nitelendirmiş ve İsrail devletinin ortadan kaldırılmasına yönelik çağrıların neden antisemitizm olarak kabul edildiğini sorgulamıştı.

Kiros ayrıca “İsrail hükümetinin, Filistin halkına karşı işlediği suçları savunmak ve kendisine yönelik her türlü direniş veya eleştiriyi bastırmak için antisemitizmi bir silah haline getirdiğini” belirtmişti.

İsrail politikası ön seçimlerde belirleyici bir sınava dönüşüyor

Kiros’un DeGette karşısında elde ettiği zafer, bir önceki hafta New York’un 10. Seçim Bölgesi’nde yaşanan ön seçimlerle büyük benzerlik gösteriyor. New York’ta eski DSA üyesi Brad Lander, Temsilciler Meclisi Üyesi Dan Goldman’ı geride bırakmıştı.

Goldman da tıpkı DeGette gibi genel olarak sol eğilimli bir siyasetçi olmasına rağmen İsrail’i geniş ölçüde destekleyen bir çizgiye sahipti.

Birçok Demokrat seçmen için, Gazze’ye yönelik operasyonların ardından İsrail’e karşı takınılan tavır ahlaki bir sınav niteliği kazandı.

DeGette, Çarşamba günü yayımladığı video mesajında Kiros’u tebrik etti. Kendisini uzlaşıya açık ve yasama çalışmalarında karşı tarafla işbirliği yapmaya hazır bir siyasetçi olarak tanımlayan DeGette “Ne yazık ki mevcut zehirli siyasi iklimimizde bu tür siyasetçilere artık pek yer kalmamış görünüyor” dedi.

Bu sırada parti içindeki geniş kapsamlı tartışma giderek artıyor. İlerici Politika Enstitüsü Başkanı Will Marshall, Kiros’un zaferinin partinin sol kanadı tarafından sosyalist hareketin durdurulamaz olduğunun bir kanıtı olarak kutlanacağını belirterek “Bu durum aslında daha dar bir gerçeği kanıtlıyor: Seçmenler mevcut görev sahiplerine karşı bir tutum içinde” değerlendirmesini yaptı.

Marshall ayrıca Amerikalıların yüzde 58’inin Demokratları fazla liberal bulduğunu, partinin ihtiyaç duyduğu işçi sınıfı seçmenlerinin ise göç, suç ve kültürel konularda ılımlı veya muhafazakar bir eğilim sergilediğini ifade etti.

Sol kanat ise durumu tamamen farklı bir pencereden değerlendiriyor. Son dönemdeki zaferlerin örgütlenmesinde önemli rol oynayan sol eğilimli “Adalet Demokratları” (Justice Democrats) adlı kuruluş, Kiros’un başarısını halkın bağışçılara ve lobilere karşı kazandığı bir zafer olarak nitelendirdi.

Kuruluşun direktörü Alexandra Rojas, Kiros’un zaferinin Demokrat seçmenlerin gücünü ortaya koyduğunu belirterek seçmenlerin “fiyatları yükselten şirketlere, bitmek bilmeyen savaşlardan ve soykırımdan kâr sağlayan savaş lobilerine ve toplulukları terörize eden göçmenlik teşkilatına karşı mücadele edecek lider taleplerinin karşılık bulduğunu” söyledi.

Bu sonuç, New York’ta geçen hafta iki DSA üyesinin ve eski üye Lander’ın kazandığı başarıların ardından gelen son zafer oldu. New York’aki ön seçimlerde toplumsal örgütlenme uzmanı Darializa Avila Chevalier, Kongre Hispanik Grubu Başkanı olan Temsilciler Meclisi Üyesi Adriano Espaillat’ı geride bırakmıştı. Claire Valdez ise emekliye ayrılacak olan Temsilciler Meclisi Üyesi Nydia Velázquez’den boşalacak koltuk için yürütülen yarışı kazandı.

Tüm bu seçim bölgelerinin yoğun şekilde Demokrat seçmen ağırlıklı olması, Kasım ayındaki seçimlerin ardından Temsilciler Meclisi’ne yeni DSA üyelerinin girmesini kesinleştiriyor. Bu durum Cumhuriyetçiler ve ılımlı Demokratlar için kaygı verici bir tablo oluştururken, sol kanat için yeni bir dönemin başlangıcı anlamına geliyor.

Geçen haftaki New York ön seçimlerinin dikkat çeken isimlerinden biri olan Avila Chevalier, Çarşamba günü sosyal medyada yaptığı paylaşımda Kiros’u tebrik ederek “Kongre’de sizinle birlikte demokratik sosyalist gücü inşa edecek olmaktan büyük heyecan duyuyorum” ifadesini kullandı.

Amerika

Devlet tahvillerinde küresel satış dalgası şiddetlendi

Yayınlanma

Salı günü devlet tahvillerinde küresel çapta yaşanan satış dalgası şiddetlendi ve borçlanma maliyetlerini son yılların en yüksek seviyesine çıkardı.

Yükselen petrol fiyatları enflasyon endişelerini daha da artırırken, tahvil getirileri yeni zirvelere ulaşarak devlet bütçelerini sıkıştırıyor ve çok çeşitli tüketici ve işletme kredilerinin faiz oranlarını yükseltiyor.

Belki de dünyanın en etkili faiz oranı olan 10 yıllık ABD Hazine tahvillerinin getirisi, Ocak 2025’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaşırken, 30 yıllık tahvil getirisi ise son yirmi yılın en yüksek seviyesinde seyretmeye devam etti.

Diğer önemli tahvil piyasalarında ise, 10 yıllık Japon tahvillerinin getirisi 1996’dan bu yana ilk kez yüzde 3’ün üzerine çıktı.

10 yıllık İngiliz tahvillerinin getirisi 2007 ortasından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı ve 10 yıllık Alman tahvillerinin getirisi en son 2011’de görülen seviyelere ulaştı.

Amerika’da artan borçlanma maliyetleri, Hazine Bakanı Scott Bessent ile tahvil yatırımcıları arasında bir çatışmaya yol açtı.

Fakat ABD’de getirileri yukarı çeken faktörler, diğer büyük piyasalarda da sorun teşkil ediyor. 

Birçok gelişmiş ekonomide, genişleyen bütçe açıkları, yüksek borç seviyeleri ve enflasyon, hükümetlerin mali durumlarını iyileştirmek için adım atamayacak ya da atmak istemeyeceklerine inanan yatırımcıları tedirgin etti.

Yapay zeka yatırımlarını finanse etmek için teknoloji şirketlerinin gerçekleştirdiği yoğun borçlanma, getirilerin yükselmesindeki bir başka faktör.

Şirketler milyarlarca dolarlık tahvil ihraç ederek piyasaları doldurdu ve yatırımcıları devlet tahvillerinden uzaklaştırdı.

Yüksek getirilerin en acil ve öngörülemez etkenlerinden biri, İran’da süren uzun soluklu savaş. 

ABD ve İran’ın son günlerde saldırılarını yenilemesi üzerine, petrol ve doğalgaz fiyatları yeniden yükselmeye başladı.

Uluslararası petrol referans fiyatı olan Brent ham petrolü, Salı günü tekrar yükselerek varil başına 90 doların üzerine çıktı; bu rakam, savaş öncesi seviyelere kıyasla yaklaşık yüzde 30 daha yüksek.

Enerji maliyetlerindeki artış enflasyonun hızlanacağına dair beklentileri artırdı. Bu durum, merkez bankalarını kontrol ettikleri kısa vadeli faiz oranlarını yükseltmeye sevk edebilir.

Yüksek yakıt fiyatları, aynı zamanda büyük enerji ithalatçısı olan Asya ve Avrupa’daki hükümetlere de muazzam maliyetler getiriyor.

Bazı durumlarda, kamu borç seviyeleri şimdiden devasa boyutlara ulaştı. Amerika’nın brüt ulusal borcu geçen ay ilk kez 40 trilyon doları aştı.

Bu rakam, ekonominin büyüklüğünün yüzde 120’sinden fazlasına denk geliyor.

Fransa’da kamu borcu, ülke ekonomisinin büyüklüğünün yüzde 117’sine denk gelen 3,5 trilyon avroyu (yaklaşık 4 trilyon dolar) aştı.

Japonya’da ise hükümet, kamu borcunun ülke ekonomisinin iki katından fazla olmasına rağmen büyük harcamalar yapmaya devam ediyor.

Yatırımcıların gözünde, pek çok siyasetçi bu borç seviyeleri konusunda yeterince endişeli görünmüyor.

Bunun yerine, yatırımcılar bütçe açıklarını azaltma olasılığı düşük olan hükümet planları görüyor.

Avrupa’da, Fransa, gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yatırımcıların şüpheciliğinin odağında yer alıyor.

Bu seçimlerde önde gelen adayların hiçbirinin, yatırımcıların gözünde şişen borç seviyelerini azaltmaya yönelik inandırıcı planlara sahip olduğu görülmüyor.

Avrupa’nın en güvenli finansal limanlarından biri olarak bilinen Fransa’nın itibarı zedelendi ve ülke, geçmişteki borç krizlerinin merkezinde yer alan İtalya ve Yunanistan gibi Güney Avrupa ekonomilerinden bile daha fazla, hızla bölgenin en endişe verici borç piyasası haline geliyor.

Bu yaz, Fransız devlet tahvillerinin getirisi İtalya’nınkini aştı.

Bu durumun yakın zamanda nasıl çözüleceği belli değil fakat tahvil piyasasından gelen baskı bazı değişikliklere yol açabilir.

Okumaya Devam Et

Amerika

Pentagon, yapay zeka araçları listesine ChatGPT’yi de ekledi

Yayınlanma

Pentagon, yapay zeka araçlarına yönelik ana portalına Google Gemini’nin yanı sıra ChatGPT ve Grok for Government hizmetlerini de ekledi.

Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili, ChatGPT Mil olarak adlandırılan OpenAI ürününün, askerlerin ve savunma sektöründeki sivil personelin üretken yapay zeka araçlarını kullanarak kontrollü, gizli olmayan bilgiler (CUI) üzerinde çalışabilecekleri GenAI.mil platformuna yeni güçler kazandıracağını belirtti.

Bir Pentagon yetkilisi şunları söyledi:

“Gemini’yi arama işlevselliği veya belirli kaynaklardan veri toplama için tercih ediyorum. ChatGPT ise daha çok metin tabanlı çalışmalar için uygun. Tüm bu farklı modellere erişim sağlamak istiyoruz; böylece kullanıcılar belirli bir görev için bir modeli tercih ederlerse onu kullanabilirler.”

CUI için kullanılabilecek bir ChatGPT sürümü oluşturma çalışmaları Şubat ayında başladı. Haziran ayında bir OpenAI yetkilisi , bu sürümün “Temmuz başında” kullanıma sunulacağına inandıklarını söylemişti.

Bugün yayınlanması planlanan bir Savunma Bakanlığı basın açıklamasında, ChatGPT Mil’in “savaşçıların ihtiyaçlarına göre uyarlanmış, Bakanlığın güvenli ortamına tanıdık bir ticari deneyim getireceği” belirtildi.

ChatGPT Mil, planlama, politika, lojistik ve idare dahil olmak üzere Bakanlık genelinde belge yoğunluğu yüksek, gizli olmayan işleri destekliyor ve 3 milyondan fazla Bakanlık personelini destekleyecek şekilde ölçeklendirildi.

Resmi duyurudan önce konuşmak üzere isminin açıklanmamasını isteyen bir OpenAI yetkilisi, ordunun ChatGPT’nin bu özel sürümünü nasıl kullanabileceğine dair fikirler sundu.

Kuzey Komutanlığı’ndaki operatörler, FEMA veya federal hükümetin diğer birimleriyle birlikte planlama, kaynak tahsisi veya afet müdahalesini kolaylaştırmak için bu sistemi kullanabilir.

Bunun yanı sıra Müşterek Kurmay Başkanlığı’nın lojistik müdürlüğü, evrak işlerini ve belgelemeyi basitleştirmek için de bu sistemi kullanabilir.

Yetkili ayrıca, muharebe komutanlıklarındaki lojistikçilerin “tedarik ve bakım güncellemelerini uzlaştırma, nakliye gereksinimlerini hazırlama gibi kullanım alanlarıyla doğal bir hedef kitle olacağını” belirtti.

Arka plandaki görüşmelerde, OpenAI ve Pentagon yetkilileri, GenAI.mil platformundaki modelleri savaş amaçlı kullanmak istemediklerini söylediler.

Pentagon, yapay zeka ürünlerini istedikleri gibi kullanabilmeleri gerektiğini savunuyor; bu, bakanlık ile yapay zeka modeli üreticisi Anthropic arasındaki anlaşmazlıkların odak noktası.

OpenAI ise ChatGPT’nin bağlantı gereksinimi ve büyük miktarda hesaplama gücü ihtiyacının, onu savaş için uygun bir seçenek haline getirmediğini savunuyor.

Bakanlık, bu tür operasyonlar ve eylemler için sürekli olarak bir dizi başka aracı test ediyor ve araştırıyor.

Gemini’nin GenAI.mil sürümü gibi, ChatGPT’nin askeri sürümünde de yerleşik ek güvenlik işlevleri bulunuyor.

Yetkili, “Bakanlık içinde CUI ile uğraşırken, bunların ticari bir modelde bulunamayacağı açıktır. Bunu ayrı bir ortamda geliştirmeliyiz. Dolayısıyla ticari modelden ayrı olacak şekilde tasarlanmıştır,” dedi.

Pentagon, 9 Aralık’ta GenAI.mil’i tek bir araçla Gemini ile hizmete sunmuştu. Aynı dönemde Pentagon yetkilileri, Elon Musk’ın xAI aracını platforma getirmek için bir anlaşma imzalamıştı ama o zamandan beri resmi bir devreye alma duyurusu yapılmadı.

Pazartesi günü Pentagon, Musk’ın Starshield AI şirketine ait bir yapay zeka ürünü olan Grok for Government’ın artık GenAI.mil’de kullanılabilir olduğunu duyurdu.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD, Venezuela’da Çinli ve Rus şirketler tarafından işletilen petrol sahalarını devralacak

Yayınlanma

ABD’li petrol şirketi North American Blue Energy Partners (NABEP) daha önce birkaç Çinli şirket ve bir Rus firması tarafından kontrol edilen bazı petrol sahalarını devralacak.

İki ABD’li yetkili Reuters’a verdikleri demeçte, bu devralmanın Başkan Donald Trump’ın Venezuela ile açıkladığı kapsamlı petrol üretim anlaşmasının bir parçası olacağını belirtti.

Yetkililere göre, söz konusu projeler, ABD destekli North American Blue Energy Partners’a yeni verilen 14 sözleşme arasında yer alıyor.

NABEP, daha önce ABD’li petrol devi Harry Sargeant’a aitti ve şu anda Venezuelalı iş adamı Alejandro Betancourt tarafından kontrol ediliyor.

Betancourt, anlaşmayı doğrulayan bir açıklamada şunları söyledi:

“Venezuela, bol miktarda doğal kaynak, çalışkan insan ve henüz değerlendirilmemiş bir potansiyele sahip. Bu işlem, hem Venezuelalıların hem de Amerikalıların büyük yararına olacak şekilde bu potansiyeli ortaya çıkaracak.”

NABEP, işletmenin operasyonel kontrolünün kendisinde olacağını, ABD hükümetinin ise şirketteki %35 hisseye sahip olacağını ve şirketin üretiminin %20’sine maliyet bedeli üzerinden “tercihli erişim” hakkına sahip olacağını açıkladı.

Beyaz Saray, NABEP’in ayrıca ABD Dışişleri Bakanlığı’na, üretiminin geri kalan %80’ini satın alma konusunda ön alım hakkı tanıdığını belirtti.

Venezuela petrolünün üretimi ve satışında söz hakkı Washington’un

Geçen hafta Trump, ABD’nin özel sektörle kurulan bir ortaklık aracılığıyla Venezuela’nın kanıtlanmış petrol rezervlerinden yaklaşık 64 milyar varile erişim sağladığını duyurdu.

Bu anlaşma, ABD şirketlerine Venezuela’nın stratejik öneme sahip bazı petrol varlıklarında bir dayanak noktası sağlarken, ülkenin enerji sektöründe uzun süredir önemli bir rol oynayan Çin ve Rusya’nın çıkarlarını kenara itiyor.

Ayrıca, Trump yönetiminin ülkenin petrol endüstrisini yeniden şekillendirmeyi ve devasa rezervlerini ABD’nin iktisadi ve jeopolitik çıkarlarına yaklaştırmayı hedeflediği bu düzenleme, Washington’a Venezuela’nın petrolünü kimin üreteceği ve satacağına karar verme konusunda doğrudan bir rol de tanıyor.

Beyaz Saray, ABD’nin ayrıca NABEP’in yönetim kurulu ve yöneticileri üzerinde veto hakkına sahip olacağını ve yönetim kurulunun çoğunluğunun ABD vatandaşı olması şartını koyduğunu da ekledi.

NABEP’in, Venezuela’da toplam 17 projeyi kontrol etmesi ve bu projeleri geliştirerek nihai olarak ABD’ye petrol tedarik etmek için kullanması bekleniyor.

Yetkililer, bu projelerin 14’ünün Venezuela hükümeti tarafından yeni olarak verileceğini belirtti.

Çin’e giden petrol artık ABD’ye gidecek

Yetkililer, 14 sahadan beşinin, Nicolas Maduro tarafından teşvik edilen bir model kapsamında Çinli şirketler tarafından işletildiğini, birinin ise daha önce bir Rus şirketi tarafından işletildiğini söyledi.

Projelerden ikisi, İran’la ilgili faaliyetleri nedeniyle 2019 yılında ABD tarafından yaptırım uygulanan China Concord Resources tarafından işletiliyordu.

Yetkililer, bir projenin Sinopec, bir diğerinin ise China National Petroleum Corp tarafından işletildiğini belirtti.

Yetkili, “Sadece ABD hükümetinin ve ABD’li işletmecilerin yararlanması için yeni fırsatlar yaratmakla kalmıyoruz, aynı zamanda daha önce Çin’e gönderilen bu petrolün pazarı olarak ABD’yi de açıyoruz,” dedi.

Yetkililer, diğer iki projenin ise, Maduro’nun eski yakın yardımcısı olan ve şu anda ABD’de gözaltında tutulan Alex Saab’ın bağlı şirketleri tarafından işletildiğini belirtti.

Yetkililer, başka bir petrol sahasının da Maduro’nun eşi Cilia Flores’in yeğeniyle bağlantılı olduğunu belirtti.

Trump, 2015 Meclisi’ni meşru sayıyor

Trump, Pazartesi günü erken saatlerde gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’nin şu anda Teksas ve Louisiana’daki rafinerilere ve diğer yerlere sevk edilen “milyonlarca ve milyonlarca varil petrol”ü ele geçirdiğini söyledi.

Trump, bugün (1 Eylül) petrol ve gaz perakendecileri ile rafineri yetkilileriyle bir araya gelecek.

Yetkililer, Venezuela’nın geçici yetkilileri ile 2015 Ulusal Meclisi temsilcileri arasındaki görüşmelerin, anayasal düzeni bir ölçüde yeniden tesis etmeyi ve ülkenin geçiş süreciyle ilgili hukuki meseleleri ele almayı amaçladığını belirtti.

Trump yönetimi, 2015 Meclisi’ni, resmi yönetim yetkisi olmamasına rağmen, ülkenin anayasası uyarınca seçilmiş ve faaliyet gösteren son Venezuela yasama organı olarak görüyor.

Bir yetkili, 2015 Ulusal Meclisi ile bir anlaşmaya varılmasının, Venezuela’nın petrol endüstrisinin canlandırılması gibi ekonomik kararlar da dahil olmak üzere, daha geniş kapsamlı bir geçiş süreci için anayasal ve hukuki bir temel sağlayabileceğini belirtti.

Caracas’a tepkiler büyüyor

Öte yandan ABD ile petrol anlaşması nedeniyle geçici Delcy Rodríguez yönetimine yönelik tepkiler artıyor.

Orinoco Tribune için yazan gazeteci ve siyaset bilimci William Serafino, anlaşma ile birlikte 20. yüzyılın üçte birinde Washington-Caracas enerji ilişkilerini belirleyen “aşağılayıcı imtiyaz modeline”, yani şirketler lehine vergi yükü karşılığında petrol sahalarının kiralanmasına, geri dönüldüğünü savunuyor.

Anlaşmanın duyurulduğu 28 Ağustos 2026 tarihini, “Venezuela’nın 1908 yılına geri döndüğü tarih” olarak yorumlanacağını düşünen Serafino, o yıl, Cipriano Castro’yu mağlup eden Juan Vicente Gómez’in önce İngiliz, ardından ABD’li şirketlere yönelik “feodal-petrol temelli bir bacakları aralama” doktrini uygulayarak modern devletin temellerini attığını hatırlatıyor.

Anlaşmanın, “siyaseti ve cumhuriyetçi vizyonu, güce takıntılı bir imparatora yalakalık yapmakla değiştiren elitlerin damgasını vurduğu bir kırılma noktası” olarak da hatırlanacağını ileri süren yazar, Gómez’in “Monroe Doktrini”nin uygulanmasından büyük sevinç duyan Washington tarafından teşvik edilip desteklenmesi gibi, Rodríguez’in de kuzeydeki büyük komşu tarafından böyle görüldüğüne işaret ediyor.

Serafino şöyle devam ediyor:

“Bu anlaşma haklı olarak tarihi olarak nitelendirilebilir; Rodríguez ve Trump bu konuda tamamen hemfikirdir. Fakat bunun nedeni anlaşmanın teknik ve mali özellikleri değil; siyasi açıdan, Venezuela’nın iktidar elitlerinin ulusa, ABD için kârlı bir petrol ticareti dışında sunacak başka hiçbir şeyleri olmadığı gerçeğinin acı bir şekilde kabul edilmesi anlamına gelmesidir. Bu kabul, çıkarılan varillerden elde edilecek gelirin, yaptırımların ve iktisadi kötü yönetimin yol açtığı yıkımdan bizi kurtarmaya yeteceği tesellisiyle örtbas edilmektedir.”

Sürecin “elitlerin başarısızlığını” ortaya koyduğunu belirten Serafino, artık siyasi yelpazedeki rakipler-düşmanlar arasındaki ayrımın “kimin Trump’a yakın olduğuna, kimi desteklediklerine ve kiminle müzakere ettiklerine bağlı hale geldiğini” yazıyor.

Yazar, “Teknik dilin etkisiyle okunaksız hale gelen bu senaryoda, Bolivarcı Cumhuriyet’in geleceği, Beyaz Saray’ın başını ulusal ufkun rektörü haline getiren tersine çevrilmiş bir meşruiyet piramidinin içinden geçen acı bir geçiş sürecinde belirleniyor,” diyor.

“Teknik anlatıların geride bıraktığı derin boşlukta”, “kendi kaderinin kontrolünü yitirmiş bir ulusun acı gerçeğinin” gizlendiğini düşünen Serafino, bu kaderin artık “İngilizce dilinde ve Trump imparatorluğunun metropolünde” belirlendiğini söylüyor ve yazısını şöyle bitiriyor:

“Belki de gerçeği olduğu gibi kabul etmek, partizanca sloganlarla, henüz gerçekleşmemiş vaatlerle ya da tarihi ve onun derslerini geçersiz kılan anlatılarla çözülmesi imkânsız olan, sorular ve şüphelerle dolu bir gelecekle yüzleşmenin ilk adımı olabilir.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English