Amerika
ABD’de Demokrat Parti içindeki sol dalga Colorado’ya ulaştı

Colorado eyaletindeki ön seçimlerde sol adayların elde ettiği zaferler, Demokrat Parti içindeki ideolojik tartışmaları yeniden alevlendirdi. Kongre’nin deneyimli isimlerinin yenilgisiyle sonuçlanan bu süreç, partinin gelecekteki yönü konusunda merkez sol ile ilerici kanat arasındaki görüş ayrılıklarını derinleştiriyor.
Demokrat Parti siyasetinde etkisini gösteren sol dalga Salı günü Colorado eyaletine ulaştı. Ön seçimlerde, uzun süredir Temsilciler Meclisi üyeliği yapan Demokrat Diana DeGette yarışı kaybederken, Senatör Michael Bennet’ın da eyalet valiliği adaylığı hedefleri son buldu.
Yaşanan bu gelişmelerin ardından Demokratlar, partinin bundan sonra nasıl bir yön izlemesi gerektiğine dair acil sorular sormaya başladı.
Sol kanattan yükselen sesler, statükoya meydan okuyan adayların daha ilerici politikalara, şirket çıkarlarına karşı daha mesafeli bir duruşa, İsrail’in eylemlerine yönelik daha güçlü kınamalara ve Başkan Donald Trump’a karşı daha kararlı bir muhalefete yönelik toplumsal talebi karşıladığını belirtiyor.
Bu dünya görüşüne göre, Washington’daki Demokrat liderler çekingen ve etkisiz bir siyaset izliyor.
Merkez soldaki şüpheci isimler ise sol kanadın, özellikle de Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) üyesi adayların, Demokratların güçlü olduğu bölgelerde ön seçimleri kazansalar dahi ılımlı seçmenleri partiden uzaklaştırarak seçim yenilgilerine zemin hazırladığını ifade ediyor.
Bu çevreler, solun yükselişinin Cumhuriyetçilerin eline siyasi koz vermesinden çekiniyor.
Donald Trump da solun bu yükselişinden siyasi fayda sağlamaya çalışan isimler arasında yer alıyor.
Çarşamba günü Kuzey Dakota’da konuşan Trump, ABD’nin istisnai yapısının korunması gerektiğini vurgulayarak “Komünistlerin yolumuza çıkmasına izin vermeyeceğiz. Çok sevimsiz bir grup” ifadesini kullandı.
Bu sözler, Trump’ın hafta başında verdiği mesajları destekler nitelik taşıyor. Trump, Pazartesi günü Oval Ofis’te gazetecilere yaptığı açıklamada sol adaylara değinerek “Kulağa hoş geldiği için ‘sosyal demokrat’ ifadesini kullanıyorlar ancak aslında bahsettiğiniz şey komünizmdir” dedi.
Benzer eleştiriler Trump’ın müttefikleri tarafından da dile getiriliyor. ABD İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Demokrat Parti’nin eski Başkan John F. Kennedy dönemindeki yapısından çok uzaklaştığını belirtti.
Mullin, partinin artık “kendisini açıkça sosyalist bir komünist olarak tanımlayan Bernie Sanders’ın” partisi haline geldiğini söyleyerek “Bu, ülkenin temelleriyle uyuşmuyor” değerlendirmesini yaptı.
Sanders uzun süredir kendisini demokratik sosyalist olarak tanımlıyor ancak kendisi bir komünist olmadığı gibi resmi olarak Demokrat Parti üyesi de değil.
Demokratik sosyalizm ile komünizm arasındaki temel farklar incelendiğinde, komünistlerin genel olarak özel mülkiyetin kaldırılmasını ve tek partili bir devlet yapısının kurulmasını savunduğu görülüyor.
Bu unsurların hiçbiri ne Sanders’ın ne de genel anlamda demokratik sosyalizmin hedefleri arasında yer alıyor.
Parti içindeki görüş ayrılıkları Colorado seçimleriyle belirginleşti
Ancak bu ideolojik ayrım, özellikle Colorado’daki ön seçim sonuçları dikkate alındığında, ılımlı Demokratlar için teselli edici bir anlam taşımıyor. Eyalet valiliği ön seçimlerinde Bennet, eyaletin Adalet Bakanı Phil Weiser karşısında yenilgiye uğradı. Weiser bir demokratik sosyalist olmasa da Trump’a karşı daha kararlı bir mücadele yürütme taahhüdünde bulunmuştu.
Colorado’nun 1. Seçim Bölgesi’nde ise daha keskin bir tablo ortaya çıktı. Bu bölgede DeGette, Amerika Demokratik Sosyalistleri üyesi olan 29 yaşındaki Melat Kiros karşısında seçimi kaybetti. DeGette, kürtaj haklarının güçlü bir savunucusu ve çevre koruma politikalarının destekçisi olarak partinin ilerici kanadına yakın bir profil çiziyordu.
Ancak İsrail meselesi, DeGette ile Kiros arasındaki en büyük yol ayrımını oluşturdu. Kiros, Kasım 2023’te sosyal medyada paylaştığı bir mesajın ardından çalıştığı hukuk firmasındaki işini kaybetmişti.
Kiros, söz konusu paylaşımında Filistinli silahlı grupların eylemlerini “şiddet içeren sömürgeciliğe karşı şiddetli direnişin bir belirtisi” olarak nitelendirmiş ve İsrail devletinin ortadan kaldırılmasına yönelik çağrıların neden antisemitizm olarak kabul edildiğini sorgulamıştı.
Kiros ayrıca “İsrail hükümetinin, Filistin halkına karşı işlediği suçları savunmak ve kendisine yönelik her türlü direniş veya eleştiriyi bastırmak için antisemitizmi bir silah haline getirdiğini” belirtmişti.
İsrail politikası ön seçimlerde belirleyici bir sınava dönüşüyor
Kiros’un DeGette karşısında elde ettiği zafer, bir önceki hafta New York’un 10. Seçim Bölgesi’nde yaşanan ön seçimlerle büyük benzerlik gösteriyor. New York’ta eski DSA üyesi Brad Lander, Temsilciler Meclisi Üyesi Dan Goldman’ı geride bırakmıştı.
Goldman da tıpkı DeGette gibi genel olarak sol eğilimli bir siyasetçi olmasına rağmen İsrail’i geniş ölçüde destekleyen bir çizgiye sahipti.
Birçok Demokrat seçmen için, Gazze’ye yönelik operasyonların ardından İsrail’e karşı takınılan tavır ahlaki bir sınav niteliği kazandı.
DeGette, Çarşamba günü yayımladığı video mesajında Kiros’u tebrik etti. Kendisini uzlaşıya açık ve yasama çalışmalarında karşı tarafla işbirliği yapmaya hazır bir siyasetçi olarak tanımlayan DeGette “Ne yazık ki mevcut zehirli siyasi iklimimizde bu tür siyasetçilere artık pek yer kalmamış görünüyor” dedi.
Bu sırada parti içindeki geniş kapsamlı tartışma giderek artıyor. İlerici Politika Enstitüsü Başkanı Will Marshall, Kiros’un zaferinin partinin sol kanadı tarafından sosyalist hareketin durdurulamaz olduğunun bir kanıtı olarak kutlanacağını belirterek “Bu durum aslında daha dar bir gerçeği kanıtlıyor: Seçmenler mevcut görev sahiplerine karşı bir tutum içinde” değerlendirmesini yaptı.
Marshall ayrıca Amerikalıların yüzde 58’inin Demokratları fazla liberal bulduğunu, partinin ihtiyaç duyduğu işçi sınıfı seçmenlerinin ise göç, suç ve kültürel konularda ılımlı veya muhafazakar bir eğilim sergilediğini ifade etti.
Sol kanat ise durumu tamamen farklı bir pencereden değerlendiriyor. Son dönemdeki zaferlerin örgütlenmesinde önemli rol oynayan sol eğilimli “Adalet Demokratları” (Justice Democrats) adlı kuruluş, Kiros’un başarısını halkın bağışçılara ve lobilere karşı kazandığı bir zafer olarak nitelendirdi.
Kuruluşun direktörü Alexandra Rojas, Kiros’un zaferinin Demokrat seçmenlerin gücünü ortaya koyduğunu belirterek seçmenlerin “fiyatları yükselten şirketlere, bitmek bilmeyen savaşlardan ve soykırımdan kâr sağlayan savaş lobilerine ve toplulukları terörize eden göçmenlik teşkilatına karşı mücadele edecek lider taleplerinin karşılık bulduğunu” söyledi.
Bu sonuç, New York’ta geçen hafta iki DSA üyesinin ve eski üye Lander’ın kazandığı başarıların ardından gelen son zafer oldu. New York’aki ön seçimlerde toplumsal örgütlenme uzmanı Darializa Avila Chevalier, Kongre Hispanik Grubu Başkanı olan Temsilciler Meclisi Üyesi Adriano Espaillat’ı geride bırakmıştı. Claire Valdez ise emekliye ayrılacak olan Temsilciler Meclisi Üyesi Nydia Velázquez’den boşalacak koltuk için yürütülen yarışı kazandı.
Tüm bu seçim bölgelerinin yoğun şekilde Demokrat seçmen ağırlıklı olması, Kasım ayındaki seçimlerin ardından Temsilciler Meclisi’ne yeni DSA üyelerinin girmesini kesinleştiriyor. Bu durum Cumhuriyetçiler ve ılımlı Demokratlar için kaygı verici bir tablo oluştururken, sol kanat için yeni bir dönemin başlangıcı anlamına geliyor.
Geçen haftaki New York ön seçimlerinin dikkat çeken isimlerinden biri olan Avila Chevalier, Çarşamba günü sosyal medyada yaptığı paylaşımda Kiros’u tebrik ederek “Kongre’de sizinle birlikte demokratik sosyalist gücü inşa edecek olmaktan büyük heyecan duyuyorum” ifadesini kullandı.
Amerika
San Francisco’da yapay zeka sermayesi kiraları artırdı

San Francisco’da yapay zeka sektörünün tetiklediği kira artışları nedeniyle kent genelinde tahliye tebligatları yüzde 44 yükseldi. Ortalama tek yatak odalı daire kirasının 4 bin 400 dolara ulaştığı kentte Belediye Başkanı Daniel Lurie acil durum ilan etti.
ABD’nin San Francisco kentinde yapay zeka sektörünün yarattığı sermaye akışı konut kiralarını rekor seviyelere taşırken, tahliye tebligatları geçen yıla kıyasla yüzde 44 arttı.
Yüksek maaşlar ve teknoloji şirketlerinin halka arz beklentileri kentteki konut piyasasında maliyetleri hızla yukarı çekiyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre kentte tek yatak odalı bir dairenin ortalama aylık kirası geçen yıla göre yüzde 25’in üzerinde artışla 4 bin 400 dolara çıktı.
Bu tutar ABD genel ortalamasının yaklaşık üç katına denk geliyor. İki yatak odalı dairelerde ortalama kira 6 bin doları bulurken, merkezi noktalardaki dört odalı aile konutlarında rakam 10 bin doları aşıyor.
Nüfusunun yaklaşık üçte ikisi kiracı olan San Francisco’da 160 binden fazla konut kira denetimi kapsamında yer alıyor.
Mülk sahipleri ise yüksek karlı satışlar ya da piyasa rayicinden yeni sözleşmeler yapabilmek için yasal boşluklardan faydalanıyor.
San Francisco Belediye Başkanı Daniel Lurie, yapay zeka sektörünün tetiklediği maliyet artışları gerekçesiyle eylül ayında “kira acil durumu” ilan etti.
Lurie, tahliye davaları için adli yardım bütçesi ayrılmasını, yerinden edilen kiracılara yapılan ödemelerin artırılmasını ve boşalan kira kontrollü konutlardaki zam oranlarına tavan getirilmesini önerdi.
Tahliye bildirimleri ve yasal boşluklar kiracıları zorluyor
Sektör şirketlerinden Anthropic ve OpenAI gibi kuruluşların merkezlerinin yer aldığı SoMa ile Mission Bay bölgelerinde baskı belirginleşiyor.
Turizm ve hizmet sektörü sendikası Unite Here temsilcisi Anand Singh, son aylarda yüzde 40’a varan kira artışlarıyla karşılaşıldığını aktardı.
Ev sahipleri, 1979 yılından önce inşa edilen binalardaki uzun süreli kiracıları çıkarmak için eyalet yasalarındaki Ellis Yasası gibi düzenlemelerden yararlanıyor.
Düzenleme, kiralama faaliyetini sonlandıran mülk sahiplerine tüm binayı boşaltma ve ardından mülkü satma hakkı tanıyor.
Yapay zeka sektöründe çalışan alıcıların gayrimenkullere talep edilen fiyatın 1 milyon dolara kadar üzerinde teklif vermesi, bu yolla yapılan tahliyeleri artırıyor.
North Beach bölgesinde onlarca yıldır aynı kiracıların yaşadığı yedi birimli bir yapının yeni sahipleri, daireleri birleştirerek lüks konutlara dönüştürmeyi amaçlıyor.
Mülk sahipleri ayrıca kira tahsilat yöntemlerini tek taraflı değiştirerek kiracıları ödeme kusuruna düşürme ya da tadilat süreçlerini rahatsızlık verici hale getirerek tahliyeye zorlama yöntemlerini kullanıyor.
San Francisco Konut Hakları Komitesi Direktörü Maria Zamudio, onarımlarla bağlantılı anlaşmazlıklarda geçen yıla göre yüzde 23 artış yaşandığını, yardım hatlarına haftada ortalama 200 çağrı geldiğini kaydetti.
Göçmenler ve dar gelirliler kentten uzaklaşıyor
Özellikle kentin Çin Mahallesi bölgesinde yaşlı ve sınırlı İngilizce konuşan sakinlerin tahliye baskısıyla karşılaştığı bildiriliyor.
San Francisco Tahliye Karşıtı Koalisyon Direktörü Molly Goldberg, bazı ev sahiplerinin kiracıları sınırdışı edilme tehdidiyle sindirmeye çalıştığını aktardı.
Yerinden edilen çalışanlar, 80 ila 140 kilometre mesafedeki Central Valley, Tracy veya Modesto gibi uzak yerleşimlere taşınarak kente gidiş geliş yapmak zorunda kalıyor.
San Francisco İşçi Konseyi Direktörü Kim Tavaglione, hemşire, öğretmen ve itfaiyecilerin de dahil olduğu sendika üyelerinin yalnızca yüzde 7’sinin son zamlardan önce kent sınırları içinde yaşayabildiğini dile getirdi.
Kentteki demografik çeşitliliğin daraldığına işaret eden Ulusal Konut Hukuku Projesi Üst Yöneticisi Shamus Roller, 1970’te yüzde 13 seviyesinde olan siyah nüfus oranının bugün yüzde 5 civarına gerilediğini belirtti.
UCSF Benioff Evsizlik ve Konut Girişimi Direktörü Margot Kushel ise aşırı kalabalık yaşam koşullarının ruh sağlığını bozduğunu, bazı kişilerin kirayı ödeyebilmek için gıda harcamalarından ve temel tedavilerinden feragat ettiğini bildirdi.
Amerika
ABD rafinerileri küresel arz daralmasıyla rekor kâra hazırlanıyor

Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşlar küresel akaryakıt arzını daraltırken ABD merkezli rafinerilerin rekor çeyreklik kâr açıklaması bekleniyor. Sene başından bu yana piyasa değerleri 224 milyar dolar artan şirketlerin tesisleri tam kapasiteye yakın çalışıyor.
ABD merkezli petrol rafinerisi şirketlerinin, Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşların küresel akaryakıt arzını daraltması ve ürün fiyatlarını artırması nedeniyle rekor düzeyde çeyreklik kâr elde edebileceği değerledirmeleri yapılıyor.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre Wall Street analistleri; Valero Energy, Marathon Petroleum ve Phillips 66 şirketlerinin, neredeyse rekor seviyelere ulaştıkları ikinci çeyrek sonuçlarını geride bırakmasını bekliyor.
Rafineriler, ham petrol maliyeti ile rafine ürün fiyatları arasındaki farkı gösteren ve “crack spread” olarak adlandırılan marjın genişlemesinden faydalanıyor.
Söz konusu marj, Ortadoğu’daki rafinerilerin operasyonel sorunları ve İran savaşı nedeniyle yükseliyor.
Bu süreçte Çin ile diğer Asya ülkelerinin akaryakıt ihracatını düşürdüğü, analiz şirketi Industrial Info Resources verilerine göre eylül ayı itibarıyla küresel rafineri kapasitesinin yaklaşık yüzde 12,1’inin devre dışı kaldığı kaydedildi.
Rafinerilerin kâr beklentileri ve hisse performansları yükseldi
JPMorgan tahminlerine göre Valero’nun üçüncü çeyrekteki vergi öncesi kârı, bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 50, 2022 ortasındaki rekor seviyeye göre ise yüzde 24 artışla 8,95 milyar dolara ulaşabilir.
Piper Sandler ise Marathon’un hisse başına kârının geçen yılın aynı dönemine kıyasla yedi kattan fazla artmasını bekliyor.
Şirketlerin mali sonuçlarının ekim sonu ile kasım başında açıklanması öngörülüyor.
Novi Labs petrol ürünleri piyasası analisti John Auers, şirketlerin mevcut elverişli ortamdan yararlandığını ifade etti.
Her üç üreticinin hisseleri perşembe gününü rekor seviyelerde tamamladı. 2026 başından itibaren değerleri iki katından fazla artan bu şirketlerin toplam piyasa değeri yaklaşık 224 milyar dolar yükseldi. Aynı dönemde S&P 500 endeksindeki artış ise yüzde 13 seviyesinde kaldı.
Auers, şirketlerin yüksek kâr marjlarını geçici gördüklerini, bu nedenle üretimi genişletmek amacıyla yatırıma yönelmekte acele etmediklerini aktardı.
ABD Başkanı Donald Trump ise temmuz ayında petrol şirketlerini aşırı yüksek gelirleri gerekçesiyle eleştirerek bu kazancın bir kısmını tüketicilere iade etmelerini talep etmişti.
Küresel arz açığı ABD ihracatını rekor seviyeye taşıdı
ABD rafinerileri, diğer ülkelerden yapılan sevkiyatlardaki aksamalar üzerine yaz aylarında akaryakıt ihracatını artırdı.
Reuters’ın aktardığı verilere göre, 7 Ağustos ile biten haftada ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
ABD ve Hindistan, daha önce Ortadoğu ile Rusya’dan sağlanan ürünlere bağımlı olan pazarlara yönelik sevkiyatlarını yükseltti.
Tesislerin tam kapasiteye yakın çalıştığı ABD’de yüksek üretim seviyesi küresel açığın dengelenmesine yardım ediyor.
Financial Times, temmuz ayındaki değerlendirmesinde yüksek kapasite kullanımının piyasayı kasırga, arıza ve beklenmedik gelişmelere karşı kırılgan hale getirdiğini, herhangi bir aksamanın ağır sonuçlar doğurabileceğini yazmıştı.
Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Financial Times tarafından aktarılan verilerine göre, ağustos ayı itibarıyla Ortadoğu’daki büyük rafinerilerden yapılan dizel ihracatı savaş öncesi dönemin dörtte birine geriledi; küresel petrol ürünleri üretimi ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla günlük 4 milyon varilden fazla azaldı.
İşlenmiş akaryakıt piyasasının, rafineri kapasitesi açığı ve yüksek taşımacılık maliyetleri nedeniyle baskı altında kaldığı vurgulandı.
Amerika
Díaz-Canel: Küba teslim olmayacak

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel Bermúdez, Barbados bombalaması anmasında yaptığı konuşmada, “Küba teslim olmayacak, Küba satılık değil” dedi.
Küba Komünist Parti Merkez Komitesi Birinci Sekreteri de olan Díaz-Canel, 6 Ekim sabahı Devrim Meydanı’ndaki José Martí Anıtı’nda düzenlenen toplantıyı bir anma etkinliği olarak nitelendirirken, bunun aynı zamanda bir direniş eylemi olduğunu da vurguladı.
Granma’da yer alan habere göre etkinlik, 73 insanın hayatına mal olan Barbados bombalı saldırısının kurbanlarına saygı olarak tertiplendi.
Cubana de Aviación’ın 455 numaralı uçuşu, Barbados’tan Jamaika’ya giden bir Küba uçuşuydu ve uçak 6 Ekim 1976’da düzenlenen bir bombalı saldırı sonucu düşürüldü.
Etkinlikte, Küba’ya yönelik diğer terör saldırılarının kurbanlarının aile üyeleri ve meslektaşlarının yanı sıra ulusal eskrim takımının genç üyeleri, FAR (Devrimci Silahlı Kuvvetler) ve Minint (İçişleri Bakanlığı) mensupları, akademisyenler ve toplumun çeşitli kesimlerinden önde gelen isimlerle bir toplantı düzenledi.
Küba lideri, “Bu, tarihsel hafızayı ön plana çıkardığımız bir buluşma; cezasızlığı kınadığımız bir an ve şu anda içinde bulunduğumuz karmaşık bağlamda inançlarımızı yeniden gözden geçirip pekiştirdiğimiz bir zaman,” dedi.
Díaz-Canel, bu olayın Küba halkına bıraktığı mirası inceleyerek, bunun bir ilham kaynağı olduğunu vurguladı.
Küba liderine göre bu miras, “zorluklar karşısında Devrimi savunmaya devam etmek, imparatorluğun emellerini reddetmek, bu soykırımcı ve terörist politikayı aşmak ve Küba Devrimi’nin kalıcı zaferini pekiştirmeye devam etmek için gereken direnişi ve cesareti güçlendirir.”
6 Ekim 1976’da Cubana de Aviación uçağının havada bombalanmasının ardından halkın yaşadığı “hüzünlü ama destansı” günleri hatırlatan Díaz-Canel, “bu iğrenç eylemin ardından kurbanların ailelerinin yaşadığı deneyimlerin yürek burkan niteliğini” vurguladı.
Küba lideri, “Bunca yıldır kalplerinizde ve zihninizde taşıdığınız o tanıklıklar, o deneyimler ve o yaşam öyküleri gerçekten yürek burkucu,” diye vurguladı.
Ona göre, José Martí Anıtı’nda gerçekleşen bu paylaşım, tüm Küba için, ama özellikle de Kübalı gençler için bir buluşmaydı; “çünkü gerçeklerimiz paylaşılmalı; tekrar tekrar dile getirilmeli. Cevapları bulabilmemiz için bunları yaşadığımız şu ana taşımalıyız.”
Küba lideri şöyle konuştu:
“Fakat gerçek şu ki, saldırıya uğrayanlar yenilgiye uğratılamadı; çünkü ne teslim oldular ne de teslim olacaklar. Savaştılar, savaşıyorlar ve savaşmaya devam edecekler. İşte bu nedenle, bu tarihsel hafızayı ve gerçekleri zihinlerimizde, kalplerimizde ve duygularımızda eksiksiz bir şekilde muhafaza etmenin ve bunları çocuklarımıza, torunlarımıza ve gelecek nesillere aktarmaya, paylaşmaya ve beslemeye devam etmenin önemi budur.”
Kurbanların ailelerine seslenen Díaz-Canel, “Sizin acınız bizim acımızdır; yalnız değilsiniz; anınız bizim anımızdır ve davanız tüm Küba’nın davası olmaya devam etmektedir. Elli yıl önce olduğu gibi aynı kararlılıkla Küba teslim olmaz, Küba satılık değil ve Küba unutmaz,” sözlerini yineledi.
Küba, Barbados saldırısının CIA ve ABD tarafından planlanıp uyguladığını savunuyor.
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını6 gün önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor









