Amerika
ABD’de Demokratlar İsrail yardımı konusunda bölündü

ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratlar, İsrail’e yönelik askeri yardımların kesilmesini öngören yasa tasarısı değişikliği nedeniyle derin bir görüş ayrılığı yaşıyor. Demokrat Grubu Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ise parti içi bölünmeyi çözmek için doğrudan müdahale etmek yerine üyelerinin kapalı kapılar ardında tartışmasına izin vermeyi tercih ediyor.
ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratlar, İsrail’e yönelik yardımların kesilmesini öngören bir bütçe tasarısı değişikliği teklifi nedeniyle kendi içlerinde sert bir bölünme yaşıyor.
Demokrat Grubu Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ise şu ana kadar partisini bu konuda ortak bir çizgide birleştirmek için bir girişimde bulunmadı.
Milletvekillerinin geçen hafta konuyu karara bağlaması planlanıyordu ancak Cumhuriyetçiler arasında yaşanan ve tasarıyla ilgisi olmayan bir iç kriz, Meclis çalışmalarının erken kesilmesine ve üyelerin Bağımsızlık Günü tatili için memleketlerine dönmesine yol açtı.
Ancak bu süreç yaşanmadan önce, bu yılki parti ön seçimlerini domine eden İsrail başlığı, Demokrat saflarında zorunlu bir hesaplaşmayı beraberinde getirdi.
New York’ta sol kanadın adayları Darializa Avila Chevalier ve Brad Lander ile Colorado’da Melat Kiros, mevcut Kongre üyelerini ve parti yönetimini Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nden (AIPAC) mali destek almakla suçlayarak yürüttükleri kampanyalar sonucunda rakiplerini mağlup etmeyi başardı.
Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie tarafından sunulan ve İsrail’e yönelik yardımları kesmeyi öngören bütçe tasarısı değişikliği önergesi, Demokratlar arasındaki bu iç mücadeleyi Kongre’nin gündemine taşıdı ve Jeffries kendisini bu tartışmanın tam merkezinde buldu.
Demokratlar, siyasi açıdan son derece hassas olan bu oylamaya nasıl yaklaşacaklarını tartışırdı, Jeffries üyelere somut bir yönlendirmede bulunmadı.
Bunun yerine milletvekillerinin aralarındaki fikir ayrılıklarını, düzenlenen iki uzun ve basına kapalı grup toplantısında kendi aralarında müzakere etmesine izin verdi.
İsrail yanlısı çizgideki Demokrat Temsilci Greg Landsman, geçen hafta verdiği mülakatta, “Siyaset, en azından Demokratların ön seçimlerinde, bu konuyu çok iyi bilmeyen insanların bir rehberlik ve yönlendirme arayışında olduğu bir noktaya evrildi” değerlendirmesinde bulundu.
Brooklyn’deki seçim bölgesinde yoğun bir Ortodoks Yahudi nüfusu temsil eden Jeffries, geçmişten bu yana İsrail’e güçlü destek veren bir siyasetçi portresi çizdi. İlk kez 2012 yılında Temsilciler Meclisi için yarıştığında, Senatör Chuck Schumer kendisini desteklediğini açıklar ve birincil seçimlerde aday gösterirken onu “İsrail’in gerçek ve sadık bir dostu” olarak nitelendirmişti.
Ancak İsrail merkezli siyasi dengeler, aradan geçen yaklaşık on beş yılda ve özellikle Başbakan Benjamin Netanyahu’nun Ekim 2023’teki Hamas saldırılarının ardından Gazze’ye yönelik askeri operasyonları başlatmasından bu yana büyük bir değişim geçirdi.
Günümüzde ABD’nin İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içindeki en büyük fay hatlarından biri haline geldi.
İsrail politikalarına şüpheyle yaklaşan adayların ön seçimleri birbiri ardına kazanması, gelecek yıl Jeffries için büyük bir yönetim krizine dönüşme potansiyeli taşıyor.
Jeffries, taban ve parti içindeki bu yaklaşım değişimini nasıl yönetmeyi planladığına dair son aylarda bazı işaretler verdi ve bu süreci son derece temkinli yürütmeye çalıştı.
Massie’nin sunduğu değişiklik önergesine ilişkin tutumunu netleştirmekten kaçınan Jeffries, konuya dair soruya, “İsrail ve Filistinliler arasında adil ve kalıcı bir barışın tesis edileceği bir noktaya ulaşmak için çok farklı adımların atılması gerekiyor. Hepimizin artık nihai olarak iki devletli çözüme ulaşmaya odaklanması şart” yanıtını verdi.
Jeffries, üyelere oylama tarihi kesinleştiğinde daha spesifik bir grup kararı veya tavsiyesi ileteceğini bildirdi.
Basına kapalı grup toplantısında konuşulanları aktarma yetkisi olmadığı için isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynağın belirttiğine göre Jeffries, sol eğilimli ve İsrail yanlısı bir kuruluş olan J Street’in önergeye karşı çıkan açıklamasını da grup üyelerinin dikkatine sundu.
Partinin farklı ideolojik kanatlarından milletvekilleri, geçen hafta yaptıkları açıklamalarda bu tür tartışma zeminlerinin yaratılmasından memnuniyet duyduklarını ifade etti.
Birçok milletvekili, bu yöntemin Jeffries’in gelecekte Meclis çoğunluğunu elde etmesi halinde grubu nasıl yöneteceğine dair bir model sunabileceğini dile getirdi. Ancak bazı Demokratlar, hassas konularda “uzlaşamadığımızı kabul edelim” tavrının her zaman işe yaramayacağı konusunda uyarıda bulundu.
Massie’nin sunduğu İsrail önergesinin kabul edilmesi beklenmiyor çünkü kendi partisi olan Cumhuriyetçiler arasından bile bu önergeye destek verecek isimlerin sayısının oldukça az olduğu belirtiliyor.
Buna rağmen önerge, Demokrat grubu ideolojik hatlar boyunca bölmeyi başardı.
İlerici Demokratlar, İsrail’e yönelik yardımları engellemenin yanı sıra 3,3 milyar dolarlık yabancı askeri yardımı da kesmeyi öngören bu değişikliği genel olarak destekliyor.
Öte yandan, parti yönetimine yakın üyeler ile ılımlı Demokratlar, önergenin kötü kaleme alındığını ve Filistinlilere yönelik insani yardımları da istemeden engelleyebileceğini savunuyor.
Yaşanan bu görüş ayrılıkları, parti yönetimini süresi bir saati aşan iki ayrı grup toplantısı düzenlemeye sevk etti. Katılımcıların “yoğun tartışmalara sahne olduğunu” belirttiği bu toplantıların amacı, liderliğin belirlediği bir kararın etrafında grubu konsolide etmek değil, üyelerin farklı bakış açılarını serbestçe dile getirmesine imkan tanımaktı.
Toplantılar, geçen ay yapılan haftalık liderlik değerlendirmesinde Massie’nin önergesine dair kaygıların dile getirilmesinin ardından planlandı.
Toplantıda bulunan Temsilci Becca Balint, milletvekillerinin konuyu açıkça tartışmak için süre talep ettiğini ve Jeffries’in de bu talebi kabul ettiğini aktardı.
Balint, parti yönetimine iletilen mesajın “Bu konuyu bir an önce konuşmamız gerekiyor” şeklinde olduğunu belirtti. Balint ayrıca, “İster bu hafta ister gelecekte karşımıza çıksın, bu konuda gerçekten güçlü ve kapsamlı bir tartışma yürütmeliyiz. Cumhuriyetçilerin bizi bölmek için kullanacağını bildiğimiz bu başlığı nasıl ele almaya devam edeceğiz?” dedi.
Parti yönetimini eleştiren ilerici kanat temsilcilerinden Illinois Temsilcisi Delia Ramirez, bu toplantıların Kongre’deki iki dönemlik görev süresi boyunca İsrail konusunun grup genelinde tartışılabildiği ilk meşru zemin olduğunu kaydetti.
Ramirez, Jeffries hakkında, “Bir lider olarak onun adına kolay bir süreç olduğunu düşünmüyorum. Ancak gerçek bir diyalog kurmamıza izin vermesini, kimsenin sesini kısmamasını takdir ediyorum. Dinleme konusunda son derece kararlı ve özenli davrandı” ifadelerini kullandı.
Jeffries, azınlık lideri olarak görev yaptığı süre boyunca, Affordable Care Act vergi kredilerinin süresinin uzatılması veya Trump yönetiminin İran’a yönelik adımlarını sınırlandırmayı amaçlayan Savaş Yetkileri Yasası tasarısı gibi konularda grubunu tek bir imza kampanyası etrafında birleştirmeyi başarmıştı.
Bu hamleler genellikle Cumhuriyetçileri bölmeye ve kendi içlerinde zorlu tartışmalar yaşamalarına yol açmıştı.
Jeffries, Meclis Başkanı seçilmesi durumunda genel kurul gündemini tamamen kontrol etme yetkisine sahip olacak ve partiyi bölebilecek hassas oylamaları engelleyebilecek.
Fakat azınlıkta kalsalar bile Cumhuriyetçiler, geçmişte Jeffries’in yaptığı gibi, Demokratları özellikle İsrail gibi hassas konularda kendi iç bölünmeleriyle yüzleşmeye zorlayacak mekanizmaları kullanma yetkisine sahip olmaya devam edecek.
Jeffries, bu yasama döneminde tartışmalı diğer bazı konularda da doğrudan taraf olmaktan kaçındı. Nisan ayında devletin gözetim ve istihbarat yetkilerinin uzatılmasına ilişkin tasarı ele alınırken geri planda kalmayı tercih etti.
Kararı savunma veya eleştirme görevini İstihbarat Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi Jim Himes ile Anayasa Komisyonu’nun kıdemli üyesi Jamie Raskin’e bıraktı.
Söz konusu istihbarat yetkisinin 45 gün uzatılması oylamaya sunulduğunda, Demokrat milletvekilleri 94 kabul oyuna karşı 85 ret oyuyla ikiye bölünmüştü.
Ancak Jeffries, grup içinde belirgin bir uzlaşı sağlandığında üyelerini harekete geçirebileceğini de gösterdi.
Donald Trump’ın, müttefiki olan Bill Pulte’yi ulusal istihbarat direktör vekili olarak atamasının ardından Jeffries, Pulte görevden ayrılana kadar yetki süresinin uzatılmasına karşı çıkılması yönünde grubunu neredeyse firesiz bir şekilde bir araya getirdi.
Grup içi dinamikleri değerlendiren ve isminin açıklanmasını istemeyen bir Demokrat milletvekili, “Birlikte hareket etmemiz gereken konuları çok iyi biliyor.
Öte yandan, İsrail gibi konularda ise insanların farklı düşündüğünün farkında. Bu serbestliği tanıması bence çok iyi çünkü eğer bir yönde oy kullanmamız için baskı yapsaydı, inandığı değerleri savunan birçok insan kendisini çok kötü hissedecekti” dedi.
Temsilci Don Beyer ise Jeffries’in halefi olduğu eski Meclis Başkanı Nancy Pelosi’nin de, sert kararlar alan ve sonrasında hiçbir itiraza izin vermeyen disiplinli imajına rağmen, hangi siyasi mücadeleye girip girmeyeceğini çok iyi seçmek zorunda kaldığını hatırlattı.
Beyer, Jeffries’in bu daha yumuşak yönetim tarzını benimsemesinin kendisini şaşırtmadığını ekledi.
Beyer, “Hakeem’in insanların kafasına vurarak siyaset yapacak bir yapısı yok. O bunu ikna yoluyla, ortak faydayı göstererek ve ‘Bu hamle Amerika için en iyisi’ diyerek yapmaya çalışacaktır” dedi.
Amerika
Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.
ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.
Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.
Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.
Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.
Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.
Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.
Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.
ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.
Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.
The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.
Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.
Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.
Amerika
Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.
ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.
ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.
Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.
Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.
Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.
Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.
Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.
Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.
Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.
Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.
Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.
Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.
Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.
Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.
Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.
Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.
Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.
Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.
Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.
Amerika
ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.
ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.
Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.
Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.
NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.
Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.
Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.
Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.
NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”
Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.
Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.
ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.
ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.
Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.
Diplomasi6 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Rusya1 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Ortadoğu2 hafta önceKörfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor











