Amerika
ABD’de Demokratlar İsrail yardımı konusunda bölündü

ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratlar, İsrail’e yönelik askeri yardımların kesilmesini öngören yasa tasarısı değişikliği nedeniyle derin bir görüş ayrılığı yaşıyor. Demokrat Grubu Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ise parti içi bölünmeyi çözmek için doğrudan müdahale etmek yerine üyelerinin kapalı kapılar ardında tartışmasına izin vermeyi tercih ediyor.
ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratlar, İsrail’e yönelik yardımların kesilmesini öngören bir bütçe tasarısı değişikliği teklifi nedeniyle kendi içlerinde sert bir bölünme yaşıyor.
Demokrat Grubu Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ise şu ana kadar partisini bu konuda ortak bir çizgide birleştirmek için bir girişimde bulunmadı.
Milletvekillerinin geçen hafta konuyu karara bağlaması planlanıyordu ancak Cumhuriyetçiler arasında yaşanan ve tasarıyla ilgisi olmayan bir iç kriz, Meclis çalışmalarının erken kesilmesine ve üyelerin Bağımsızlık Günü tatili için memleketlerine dönmesine yol açtı.
Ancak bu süreç yaşanmadan önce, bu yılki parti ön seçimlerini domine eden İsrail başlığı, Demokrat saflarında zorunlu bir hesaplaşmayı beraberinde getirdi.
New York’ta sol kanadın adayları Darializa Avila Chevalier ve Brad Lander ile Colorado’da Melat Kiros, mevcut Kongre üyelerini ve parti yönetimini Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nden (AIPAC) mali destek almakla suçlayarak yürüttükleri kampanyalar sonucunda rakiplerini mağlup etmeyi başardı.
Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie tarafından sunulan ve İsrail’e yönelik yardımları kesmeyi öngören bütçe tasarısı değişikliği önergesi, Demokratlar arasındaki bu iç mücadeleyi Kongre’nin gündemine taşıdı ve Jeffries kendisini bu tartışmanın tam merkezinde buldu.
Demokratlar, siyasi açıdan son derece hassas olan bu oylamaya nasıl yaklaşacaklarını tartışırdı, Jeffries üyelere somut bir yönlendirmede bulunmadı.
Bunun yerine milletvekillerinin aralarındaki fikir ayrılıklarını, düzenlenen iki uzun ve basına kapalı grup toplantısında kendi aralarında müzakere etmesine izin verdi.
İsrail yanlısı çizgideki Demokrat Temsilci Greg Landsman, geçen hafta verdiği mülakatta, “Siyaset, en azından Demokratların ön seçimlerinde, bu konuyu çok iyi bilmeyen insanların bir rehberlik ve yönlendirme arayışında olduğu bir noktaya evrildi” değerlendirmesinde bulundu.
Brooklyn’deki seçim bölgesinde yoğun bir Ortodoks Yahudi nüfusu temsil eden Jeffries, geçmişten bu yana İsrail’e güçlü destek veren bir siyasetçi portresi çizdi. İlk kez 2012 yılında Temsilciler Meclisi için yarıştığında, Senatör Chuck Schumer kendisini desteklediğini açıklar ve birincil seçimlerde aday gösterirken onu “İsrail’in gerçek ve sadık bir dostu” olarak nitelendirmişti.
Ancak İsrail merkezli siyasi dengeler, aradan geçen yaklaşık on beş yılda ve özellikle Başbakan Benjamin Netanyahu’nun Ekim 2023’teki Hamas saldırılarının ardından Gazze’ye yönelik askeri operasyonları başlatmasından bu yana büyük bir değişim geçirdi.
Günümüzde ABD’nin İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içindeki en büyük fay hatlarından biri haline geldi.
İsrail politikalarına şüpheyle yaklaşan adayların ön seçimleri birbiri ardına kazanması, gelecek yıl Jeffries için büyük bir yönetim krizine dönüşme potansiyeli taşıyor.
Jeffries, taban ve parti içindeki bu yaklaşım değişimini nasıl yönetmeyi planladığına dair son aylarda bazı işaretler verdi ve bu süreci son derece temkinli yürütmeye çalıştı.
Massie’nin sunduğu değişiklik önergesine ilişkin tutumunu netleştirmekten kaçınan Jeffries, konuya dair soruya, “İsrail ve Filistinliler arasında adil ve kalıcı bir barışın tesis edileceği bir noktaya ulaşmak için çok farklı adımların atılması gerekiyor. Hepimizin artık nihai olarak iki devletli çözüme ulaşmaya odaklanması şart” yanıtını verdi.
Jeffries, üyelere oylama tarihi kesinleştiğinde daha spesifik bir grup kararı veya tavsiyesi ileteceğini bildirdi.
Basına kapalı grup toplantısında konuşulanları aktarma yetkisi olmadığı için isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynağın belirttiğine göre Jeffries, sol eğilimli ve İsrail yanlısı bir kuruluş olan J Street’in önergeye karşı çıkan açıklamasını da grup üyelerinin dikkatine sundu.
Partinin farklı ideolojik kanatlarından milletvekilleri, geçen hafta yaptıkları açıklamalarda bu tür tartışma zeminlerinin yaratılmasından memnuniyet duyduklarını ifade etti.
Birçok milletvekili, bu yöntemin Jeffries’in gelecekte Meclis çoğunluğunu elde etmesi halinde grubu nasıl yöneteceğine dair bir model sunabileceğini dile getirdi. Ancak bazı Demokratlar, hassas konularda “uzlaşamadığımızı kabul edelim” tavrının her zaman işe yaramayacağı konusunda uyarıda bulundu.
Massie’nin sunduğu İsrail önergesinin kabul edilmesi beklenmiyor çünkü kendi partisi olan Cumhuriyetçiler arasından bile bu önergeye destek verecek isimlerin sayısının oldukça az olduğu belirtiliyor.
Buna rağmen önerge, Demokrat grubu ideolojik hatlar boyunca bölmeyi başardı.
İlerici Demokratlar, İsrail’e yönelik yardımları engellemenin yanı sıra 3,3 milyar dolarlık yabancı askeri yardımı da kesmeyi öngören bu değişikliği genel olarak destekliyor.
Öte yandan, parti yönetimine yakın üyeler ile ılımlı Demokratlar, önergenin kötü kaleme alındığını ve Filistinlilere yönelik insani yardımları da istemeden engelleyebileceğini savunuyor.
Yaşanan bu görüş ayrılıkları, parti yönetimini süresi bir saati aşan iki ayrı grup toplantısı düzenlemeye sevk etti. Katılımcıların “yoğun tartışmalara sahne olduğunu” belirttiği bu toplantıların amacı, liderliğin belirlediği bir kararın etrafında grubu konsolide etmek değil, üyelerin farklı bakış açılarını serbestçe dile getirmesine imkan tanımaktı.
Toplantılar, geçen ay yapılan haftalık liderlik değerlendirmesinde Massie’nin önergesine dair kaygıların dile getirilmesinin ardından planlandı.
Toplantıda bulunan Temsilci Becca Balint, milletvekillerinin konuyu açıkça tartışmak için süre talep ettiğini ve Jeffries’in de bu talebi kabul ettiğini aktardı.
Balint, parti yönetimine iletilen mesajın “Bu konuyu bir an önce konuşmamız gerekiyor” şeklinde olduğunu belirtti. Balint ayrıca, “İster bu hafta ister gelecekte karşımıza çıksın, bu konuda gerçekten güçlü ve kapsamlı bir tartışma yürütmeliyiz. Cumhuriyetçilerin bizi bölmek için kullanacağını bildiğimiz bu başlığı nasıl ele almaya devam edeceğiz?” dedi.
Parti yönetimini eleştiren ilerici kanat temsilcilerinden Illinois Temsilcisi Delia Ramirez, bu toplantıların Kongre’deki iki dönemlik görev süresi boyunca İsrail konusunun grup genelinde tartışılabildiği ilk meşru zemin olduğunu kaydetti.
Ramirez, Jeffries hakkında, “Bir lider olarak onun adına kolay bir süreç olduğunu düşünmüyorum. Ancak gerçek bir diyalog kurmamıza izin vermesini, kimsenin sesini kısmamasını takdir ediyorum. Dinleme konusunda son derece kararlı ve özenli davrandı” ifadelerini kullandı.
Jeffries, azınlık lideri olarak görev yaptığı süre boyunca, Affordable Care Act vergi kredilerinin süresinin uzatılması veya Trump yönetiminin İran’a yönelik adımlarını sınırlandırmayı amaçlayan Savaş Yetkileri Yasası tasarısı gibi konularda grubunu tek bir imza kampanyası etrafında birleştirmeyi başarmıştı.
Bu hamleler genellikle Cumhuriyetçileri bölmeye ve kendi içlerinde zorlu tartışmalar yaşamalarına yol açmıştı.
Jeffries, Meclis Başkanı seçilmesi durumunda genel kurul gündemini tamamen kontrol etme yetkisine sahip olacak ve partiyi bölebilecek hassas oylamaları engelleyebilecek.
Fakat azınlıkta kalsalar bile Cumhuriyetçiler, geçmişte Jeffries’in yaptığı gibi, Demokratları özellikle İsrail gibi hassas konularda kendi iç bölünmeleriyle yüzleşmeye zorlayacak mekanizmaları kullanma yetkisine sahip olmaya devam edecek.
Jeffries, bu yasama döneminde tartışmalı diğer bazı konularda da doğrudan taraf olmaktan kaçındı. Nisan ayında devletin gözetim ve istihbarat yetkilerinin uzatılmasına ilişkin tasarı ele alınırken geri planda kalmayı tercih etti.
Kararı savunma veya eleştirme görevini İstihbarat Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi Jim Himes ile Anayasa Komisyonu’nun kıdemli üyesi Jamie Raskin’e bıraktı.
Söz konusu istihbarat yetkisinin 45 gün uzatılması oylamaya sunulduğunda, Demokrat milletvekilleri 94 kabul oyuna karşı 85 ret oyuyla ikiye bölünmüştü.
Ancak Jeffries, grup içinde belirgin bir uzlaşı sağlandığında üyelerini harekete geçirebileceğini de gösterdi.
Donald Trump’ın, müttefiki olan Bill Pulte’yi ulusal istihbarat direktör vekili olarak atamasının ardından Jeffries, Pulte görevden ayrılana kadar yetki süresinin uzatılmasına karşı çıkılması yönünde grubunu neredeyse firesiz bir şekilde bir araya getirdi.
Grup içi dinamikleri değerlendiren ve isminin açıklanmasını istemeyen bir Demokrat milletvekili, “Birlikte hareket etmemiz gereken konuları çok iyi biliyor.
Öte yandan, İsrail gibi konularda ise insanların farklı düşündüğünün farkında. Bu serbestliği tanıması bence çok iyi çünkü eğer bir yönde oy kullanmamız için baskı yapsaydı, inandığı değerleri savunan birçok insan kendisini çok kötü hissedecekti” dedi.
Temsilci Don Beyer ise Jeffries’in halefi olduğu eski Meclis Başkanı Nancy Pelosi’nin de, sert kararlar alan ve sonrasında hiçbir itiraza izin vermeyen disiplinli imajına rağmen, hangi siyasi mücadeleye girip girmeyeceğini çok iyi seçmek zorunda kaldığını hatırlattı.
Beyer, Jeffries’in bu daha yumuşak yönetim tarzını benimsemesinin kendisini şaşırtmadığını ekledi.
Beyer, “Hakeem’in insanların kafasına vurarak siyaset yapacak bir yapısı yok. O bunu ikna yoluyla, ortak faydayı göstererek ve ‘Bu hamle Amerika için en iyisi’ diyerek yapmaya çalışacaktır” dedi.
Amerika
Sam Altman, “AI ebeveynlik” tartışması başlattı

OpenAI CEO’su Sam Altman, şirketin ChatGPT Work uygulaması için ebeveynlik işlevlerinin yerini alacak bir ajan olarak bahsedince büyük bir tartışma başladı.
Cuma günü X’te yaptığı paylaşıma yapılan alaycı yorumlar, orijinal gönderiden daha fazla beğeni aldı.
Altman’a yönelik eleştirilerden birinde, “Gerçek insan ilişkilerinin yerine yapay zeka kullanmak, bunun için olabilecek en kötü kullanım örneği,” yazıyordu.
Öte yandan yapay zeka yöneticileri, “meşgul ebeveynlerin” parasını istiyor ve aile yönetimi için yapay zeka kullanım örneklerinden bazıları diğerlerinden daha fazla ilgi görüyor.
New Yorker dergisi yakın zamanda yayınladığı bir makalede, yapay zekanın “ev işlerinin yarattığı zihinsel yükten” kurtulmayı paraya dönüştürmeye çalıştığı sayısız yolu ele aldı.
Kadınların ve annelerin hedef alınması şu gerekçeye dayandırılıyor: “Kadınlar, erkeklere kıyasla yapay zekayı daha az kullanıyor ve ev işlerinde daha fazla zihinsel çaba sarf ediyor. Yapay zeka tabanlı “aile asistanı”, bu iki uçurumu da kapatmayı vaat ediyor.”
AI destekli aile destek uygulamaları arasında Ollie, Cozi (mottosu: “Aile hayatı. Basitleştirilmiş”) ve Ava (mottosu: “Unutulan daha az doğum günü, daha çok sihir”), Maple (mottosu: “Modern ailelerin işletim sistemi”) yer alıyor.
Bu uygulamalar, e-postalardan ve takvimlerden veri alarak önemli günlük etkinlikler hakkında aile üyelerine kısa mesajlar gönderebilir, doğum günlerini hatırlayabilir, paylaşılabilir listeleri yönetebilir ve kayıt tarihleri ile fatura son ödeme tarihlerini işaretleyebilir.
Ollie’nin kurucusu Bill Lennon, uygulamanın ev işleriyle ilgili idari yükün bir kısmını üstlenerek “ailelere önemli olan şeylere daha fazla zaman kazandırdığını” söylüyor.
Skylight ve Cozyla gibi AI ile geliştirilmiş akıllı takvimler ise, tüm aile üyelerinin işlerini takip edebilmesi için paylaşımlı görseller oluşturur ve aynı zamanda ödül takipçisi ve fotoğraf albümü olarak da kullanılabilir.
Anneleri tüketici olarak ele alan bir risk sermayesi şirketinin kurucusu Allison Stern, kısa süre önce Fortune dergisine yazdığı yazıda annelerin “arayüzlere değil, sonuçlara ihtiyacı olduğunu” belirtti.
“Her şey annede başlıyor” iddiasında bulunan Stern, “ABD’de hane halkı harcamalarının %85’ini anneler gerçekleştiriyor ve yıllık tüketici harcamalarının yaklaşık 2,4 trilyon dolarlık kısmını onlar kontrol ediyor,” dedi.
Çocuk bakımı ve ebeveynlik alanlarında yapay zeka kullanımına ilişkin yakın zamanda yapılan bir pazar analizi, bu sektörün 2035 yılına kadar yaklaşık 42 milyar dolarlık bir değere ulaşacağını öngördü.
Amerika
Gençler bütçe yetersizliğinden ilk buluşmaya çıkamıyor

New York’ta akşam yemeği, kokteyl ve sinema biletinden oluşan standart bir buluşmanın maliyeti yükselirken, Z Kuşağı yüksek masraflar nedeniyle ilişki kurmakta zorlanıyor. Araştırmalar, 22 ile 35 yaş arasındaki bekar gençlerin yarısından fazlasının parasızlığı buluşmaların önündeki en büyük engel olarak gördüğünü gösteriyor. Artan kiralar ve sosyal medya baskısı, kentteki gençlerin romantik yaşamını kısıtlıyor.
New York’ta iki kişilik bir akşam yemeği 130 dolar, bir kokteyl 20 dolar, sinema bileti ise 28 dolar seviyesinde seyrediyor. Yetişkinliğe adım atan Z Kuşağı için romantizmin maliyeti, ilişki kurma yolunda ciddi bir engel oluşturuyor.
Brigham Young Üniversitesi ile Aile Araştırmaları Enstitüsünün gerçekleştirdiği ankete dayandırılan The New York Times haberine göre, 22 ila 35 yaş arasındaki bekar gençlerin yarısından fazlası para eksikliğini buluşmaların önündeki temel engel olarak tanımlıyor.
New York kentinde bu durum özellikle keskin bir boyut kazanıyor.
Aylık kira giderlerinin bütçenin büyük kısmını yuttuğu kentte, dışarıda geçirilen sıradan bir akşam bile mali bir sınamaya dönüşüyor.
Complex medya şirketinin sunucusu Jillian Hardeman-Webb ile New York Belediye Başkanı Zoran Mamdani arasındaki diyalog da tablonun derinliğini yansıtıyor.
Sunucu Hardeman-Webb, “New Yorkluların bu koşullarda aşkı bulması nasıl beklenebilir? Karşındaki insanın seni irrite ettiğini daha yeni anlamaya başlamışken tüm paranı harcamış oluyorsun” ifadelerini kullandı.
Belediye Başkanı Mamdani ise bu duruma, “Bu şehirde yaşamak pahalı. Bu şehirde sevmek ise daha da pahalı” sözleriyle karşılık verdi.
Z Kuşağı üyesi New Yorklu kadınlar, düğün masraflarını ödemenin ve gelecekteki çocukların bakımını üstlenmenin “ulaşılmaz göründüğünü” aktarıyor.
Kadınlar, erkeklerin hesabı bölüşmeyi her geçen gün daha sık teklif ettiğini, bunun geçmişte nadir görülen bir durum olduğunu kaydediyor.
BMO Financial Group verilerine atıfta bulunan haberde, Z Kuşağı mensubu Amerikalıların ulaşım ve hazırlık masrafları dahil bir buluşma için harcadığı ortalama tutarın 200 doları aştığı ifade ediliyor.
Kentte ücretsiz müzeler, parklar ve bütçe dostu etkinlikler bulunsa da sosyal medyanın ve “kahve buluşmalarının çıtayı düşürdüğünü” savunan blog yazarlarının yarattığı baskı gençlerin kaygı düzeyini artırıyor.
Brigham Young Üniversitesinden Profesör Brian Willoughby, bugünün kuşağının ebeveynlerine kıyasla çok daha karmaşık bir gerçeklikle karşı karşıya olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Bu sadece bir akşam yemeğinden ibaret değil. Çöpçatanlık uygulaması Hinge için ödenen 30 dolarlık abonelik, kıyafetler ve doğru kişiyi bulmak için yapılan sonsuz kaydırmalar da bunun bir parçası.”
Bununla birlikte, çok sayıda genç New Yorklu fahiş masraflar nedeniyle buluşmalardan tamamen vazgeçiyor.
İçecekler dahil iki kişilik bir akşam yemeği 150 doları geçerken, ulaşım ve hazırlık aşamasıyla birlikte akşamın ortalama harcaması 200 dolara ulaşıyor. Asgari ücretin biraz üzerinde kazanan gençler kendilerini “istenmeyen” hissediyor.
Daha yüksek gelire sahip çiftler dahi dışarıda romantik bir akşam geçirme sıklığının ayda birin altına düştüğünü, evde yemek pişirmenin daha kolay olduğunu kabul ediyor.
Ekonomistler de konuya ilişkin bir kısır döngüye dikkat çekiyor. Gençlerin kirayı bölüşmek ve yılda 25 bin dolardan fazla tasarruf etmek için bir partnere ihtiyaç duyduğu, ancak bir partner bulmak için gereken yatırımı karşılayamadığı vurgulanıyor.
Kent sakinleri “Burada buluşmaya çıkmak berbat bir şey” sözleriyle şikayetlerini dile getirirken, yüksek maliyetler, zayıf istihdam piyasası ve uygulamaların yarattığı bıkkınlık romantizmi Z Kuşağının ertelemek zorunda kaldığı bir lükse dönüştürüyor.
Amerika
Trump, Exxon ve Chevron’a çattı

ABD Başkanı Donald Trump, yüksek benzin fiyatları nedeniyle Exxon Mobil ve Chevron’a yönelik baskıyı artırdı.
Başkan, Amerikalılar benzin istasyonlarındaki yüksek fiyatlarla boğuşurken, uzun süredir sektörde müttefiki olan bu şirketleri “çok fazla para kazanmakla” suçladı.
Büyük petrol şirketleri, Orta Doğu’daki arz kesintileri nedeniyle yükselen ham petrol fiyatları ve rafinerilerin hızla artan kâr marjlarının desteğiyle rekor düzeyde çeyrek kârları açıkladı.
Bu durum, şirketleri hedef tahtasına oturtmuş durumda; zira Trump yönetimi, ara seçimler öncesinde yüksek benzin fiyatlarını düşürmek için çaba gösterdiğini kanıtlama konusunda artan bir baskı ile karşı karşıya.
Trump, pazartesi günü Oval Ofis’te gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bir kıtlığı bahane ederek çok fazla para kazanıyorlar. Bundan hoşlanmıyorum ve bunu söyleyecek en son kişi ben olmalıyım çünkü ben serbest piyasa ekonomisinin en büyük savunucusuyum; benden daha büyük kimse yok.”
Trump, cuma günü her ikisi de güçlü kazançlar açıkladığı için ABD’nin en büyük iki petrol üreticisini isimleriyle özellikle hedef aldı.
Başkan, “Chevron, çok fazla para. Exxon Mobil, çok fazla, çok fazla para. Bunun bir kısmını halka geri vermeliler ve perakende fiyatını, tüketici fiyatını düşürseler iyi olur,” dedi.
ABD’deki ortalama perakende benzin fiyatı, geçtiğimiz hafta boyunca galon başına 4,10 dolar civarında seyretti.
Bu fiyat, şubat ayında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını başlatmasından önce 3 doların altındaydı.
Haziran sonunda Trump, ham petrol fiyatları düştüğü halde benzin fiyatlarını yeterince hızlı düşürmedikleri gerekçesiyle büyük petrol şirketleri hakkında soruşturma açılması için Adalet Bakanlığı’na talimat vermişti.
Benzin fiyatları genellikle büyük petrol üreticileri tarafından değil, benzin istasyonlarının sahibi olan ve çoğu zaman tek başına faaliyet gösteren perakendeciler tarafından belirleniyor.
İki şirketin CEO’ları cuma günü yapılan kazanç açıklamalarında, rafineri kapasitesi yetersizliğinin sonbahar boyunca benzin fiyatlarını yüksek tutabileceğini belirtti.
Büyük petrol üreticilerini temsil eden Amerikan Petrol Enstitüsü’nün sözcüsü Andrea Woods, yaptığı açıklamada, yüksek fiyatların “tek bir şirketten değil, küresel arz, talep ve Hürmüz Boğazı ile diğer kritik nakliye rotaları etrafındaki süregelen belirsizlikten kaynaklandığını” belirtti.
Woods, “Sektörümüz, tüketicilere uygun fiyatlı ve güvenilir enerji sunma hedefini paylaşıyor,” dedi.
Trump ayrıca pazartesi sabahı bir sosyal medya paylaşımında, şirketin rekor kıran çeyreğini kendi yönetiminin politikalarına atfetmemesi nedeniyle Chevron CEO’su Mike Wirth’i eleştirdi.
Trump, “Onun bahsetmeyi uygun bir şekilde unuttuğu tek şey, TRUMP Yönetimi’nin dehası, öngörüsü, gücü ve istikrarı olmasaydı, Petrol Sektörü’nün ve ülkemizin kendisinin ÖLMÜŞ olacağıdır!” diye yazdı ve tüm petrol şirketlerinin “tüketicilerin (perakende!) petrol fiyatlarını HEMEN DÜŞÜRMELERİ” gerektiğini ekledi.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı










