Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de Demokratlar İsrail yardımı konusunda bölündü

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratlar, İsrail’e yönelik askeri yardımların kesilmesini öngören yasa tasarısı değişikliği nedeniyle derin bir görüş ayrılığı yaşıyor. Demokrat Grubu Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ise parti içi bölünmeyi çözmek için doğrudan müdahale etmek yerine üyelerinin kapalı kapılar ardında tartışmasına izin vermeyi tercih ediyor.

ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratlar, İsrail’e yönelik yardımların kesilmesini öngören bir bütçe tasarısı değişikliği teklifi nedeniyle kendi içlerinde sert bir bölünme yaşıyor.

Demokrat Grubu Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ise şu ana kadar partisini bu konuda ortak bir çizgide birleştirmek için bir girişimde bulunmadı.

Milletvekillerinin geçen hafta konuyu karara bağlaması planlanıyordu ancak Cumhuriyetçiler arasında yaşanan ve tasarıyla ilgisi olmayan bir iç kriz, Meclis çalışmalarının erken kesilmesine ve üyelerin Bağımsızlık Günü tatili için memleketlerine dönmesine yol açtı.

Ancak bu süreç yaşanmadan önce, bu yılki parti ön seçimlerini domine eden İsrail başlığı, Demokrat saflarında zorunlu bir hesaplaşmayı beraberinde getirdi.

New York’ta sol kanadın adayları Darializa Avila Chevalier ve Brad Lander ile Colorado’da Melat Kiros, mevcut Kongre üyelerini ve parti yönetimini Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nden (AIPAC) mali destek almakla suçlayarak yürüttükleri kampanyalar sonucunda rakiplerini mağlup etmeyi başardı.

Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie tarafından sunulan ve İsrail’e yönelik yardımları kesmeyi öngören bütçe tasarısı değişikliği önergesi, Demokratlar arasındaki bu iç mücadeleyi Kongre’nin gündemine taşıdı ve Jeffries kendisini bu tartışmanın tam merkezinde buldu.

Demokratlar, siyasi açıdan son derece hassas olan bu oylamaya nasıl yaklaşacaklarını tartışırdı, Jeffries üyelere somut bir yönlendirmede bulunmadı.

Bunun yerine milletvekillerinin aralarındaki fikir ayrılıklarını, düzenlenen iki uzun ve basına kapalı grup toplantısında kendi aralarında müzakere etmesine izin verdi.

İsrail yanlısı çizgideki Demokrat Temsilci Greg Landsman, geçen hafta verdiği mülakatta, “Siyaset, en azından Demokratların ön seçimlerinde, bu konuyu çok iyi bilmeyen insanların bir rehberlik ve yönlendirme arayışında olduğu bir noktaya evrildi” değerlendirmesinde bulundu.

Brooklyn’deki seçim bölgesinde yoğun bir Ortodoks Yahudi nüfusu temsil eden Jeffries, geçmişten bu yana İsrail’e güçlü destek veren bir siyasetçi portresi çizdi. İlk kez 2012 yılında Temsilciler Meclisi için yarıştığında, Senatör Chuck Schumer kendisini desteklediğini açıklar ve birincil seçimlerde aday gösterirken onu “İsrail’in gerçek ve sadık bir dostu” olarak nitelendirmişti.

Ancak İsrail merkezli siyasi dengeler, aradan geçen yaklaşık on beş yılda ve özellikle Başbakan Benjamin Netanyahu’nun Ekim 2023’teki Hamas saldırılarının ardından Gazze’ye yönelik askeri operasyonları başlatmasından bu yana büyük bir değişim geçirdi.

Günümüzde ABD’nin İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içindeki en büyük fay hatlarından biri haline geldi.

İsrail politikalarına şüpheyle yaklaşan adayların ön seçimleri birbiri ardına kazanması, gelecek yıl Jeffries için büyük bir yönetim krizine dönüşme potansiyeli taşıyor.

Jeffries, taban ve parti içindeki bu yaklaşım değişimini nasıl yönetmeyi planladığına dair son aylarda bazı işaretler verdi ve bu süreci son derece temkinli yürütmeye çalıştı.

Massie’nin sunduğu değişiklik önergesine ilişkin tutumunu netleştirmekten kaçınan Jeffries, konuya dair soruya, “İsrail ve Filistinliler arasında adil ve kalıcı bir barışın tesis edileceği bir noktaya ulaşmak için çok farklı adımların atılması gerekiyor. Hepimizin artık nihai olarak iki devletli çözüme ulaşmaya odaklanması şart” yanıtını verdi.

Jeffries, üyelere oylama tarihi kesinleştiğinde daha spesifik bir grup kararı veya tavsiyesi ileteceğini bildirdi.

Basına kapalı grup toplantısında konuşulanları aktarma yetkisi olmadığı için isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynağın belirttiğine göre Jeffries, sol eğilimli ve İsrail yanlısı bir kuruluş olan J Street’in önergeye karşı çıkan açıklamasını da grup üyelerinin dikkatine sundu.

Partinin farklı ideolojik kanatlarından milletvekilleri, geçen hafta yaptıkları açıklamalarda bu tür tartışma zeminlerinin yaratılmasından memnuniyet duyduklarını ifade etti.

Birçok milletvekili, bu yöntemin Jeffries’in gelecekte Meclis çoğunluğunu elde etmesi halinde grubu nasıl yöneteceğine dair bir model sunabileceğini dile getirdi. Ancak bazı Demokratlar, hassas konularda “uzlaşamadığımızı kabul edelim” tavrının her zaman işe yaramayacağı konusunda uyarıda bulundu.

Massie’nin sunduğu İsrail önergesinin kabul edilmesi beklenmiyor çünkü kendi partisi olan Cumhuriyetçiler arasından bile bu önergeye destek verecek isimlerin sayısının oldukça az olduğu belirtiliyor.

Buna rağmen önerge, Demokrat grubu ideolojik hatlar boyunca bölmeyi başardı.

İlerici Demokratlar, İsrail’e yönelik yardımları engellemenin yanı sıra 3,3 milyar dolarlık yabancı askeri yardımı da kesmeyi öngören bu değişikliği genel olarak destekliyor.

Öte yandan, parti yönetimine yakın üyeler ile ılımlı Demokratlar, önergenin kötü kaleme alındığını ve Filistinlilere yönelik insani yardımları da istemeden engelleyebileceğini savunuyor.

Yaşanan bu görüş ayrılıkları, parti yönetimini süresi bir saati aşan iki ayrı grup toplantısı düzenlemeye sevk etti. Katılımcıların “yoğun tartışmalara sahne olduğunu” belirttiği bu toplantıların amacı, liderliğin belirlediği bir kararın etrafında grubu konsolide etmek değil, üyelerin farklı bakış açılarını serbestçe dile getirmesine imkan tanımaktı.

Toplantılar, geçen ay yapılan haftalık liderlik değerlendirmesinde Massie’nin önergesine dair kaygıların dile getirilmesinin ardından planlandı.

Toplantıda bulunan Temsilci Becca Balint, milletvekillerinin konuyu açıkça tartışmak için süre talep ettiğini ve Jeffries’in de bu talebi kabul ettiğini aktardı.

Balint, parti yönetimine iletilen mesajın “Bu konuyu bir an önce konuşmamız gerekiyor” şeklinde olduğunu belirtti. Balint ayrıca, “İster bu hafta ister gelecekte karşımıza çıksın, bu konuda gerçekten güçlü ve kapsamlı bir tartışma yürütmeliyiz. Cumhuriyetçilerin bizi bölmek için kullanacağını bildiğimiz bu başlığı nasıl ele almaya devam edeceğiz?” dedi.

Parti yönetimini eleştiren ilerici kanat temsilcilerinden Illinois Temsilcisi Delia Ramirez, bu toplantıların Kongre’deki iki dönemlik görev süresi boyunca İsrail konusunun grup genelinde tartışılabildiği ilk meşru zemin olduğunu kaydetti.

Ramirez, Jeffries hakkında, “Bir lider olarak onun adına kolay bir süreç olduğunu düşünmüyorum. Ancak gerçek bir diyalog kurmamıza izin vermesini, kimsenin sesini kısmamasını takdir ediyorum. Dinleme konusunda son derece kararlı ve özenli davrandı” ifadelerini kullandı.

Jeffries, azınlık lideri olarak görev yaptığı süre boyunca, Affordable Care Act vergi kredilerinin süresinin uzatılması veya Trump yönetiminin İran’a yönelik adımlarını sınırlandırmayı amaçlayan Savaş Yetkileri Yasası tasarısı gibi konularda grubunu tek bir imza kampanyası etrafında birleştirmeyi başarmıştı.

Bu hamleler genellikle Cumhuriyetçileri bölmeye ve kendi içlerinde zorlu tartışmalar yaşamalarına yol açmıştı.

Jeffries, Meclis Başkanı seçilmesi durumunda genel kurul gündemini tamamen kontrol etme yetkisine sahip olacak ve partiyi bölebilecek hassas oylamaları engelleyebilecek.

Fakat azınlıkta kalsalar bile Cumhuriyetçiler, geçmişte Jeffries’in yaptığı gibi, Demokratları özellikle İsrail gibi hassas konularda kendi iç bölünmeleriyle yüzleşmeye zorlayacak mekanizmaları kullanma yetkisine sahip olmaya devam edecek.

Jeffries, bu yasama döneminde tartışmalı diğer bazı konularda da doğrudan taraf olmaktan kaçındı. Nisan ayında devletin gözetim ve istihbarat yetkilerinin uzatılmasına ilişkin tasarı ele alınırken geri planda kalmayı tercih etti.

Kararı savunma veya eleştirme görevini İstihbarat Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi Jim Himes ile Anayasa Komisyonu’nun kıdemli üyesi Jamie Raskin’e bıraktı.

Söz konusu istihbarat yetkisinin 45 gün uzatılması oylamaya sunulduğunda, Demokrat milletvekilleri 94 kabul oyuna karşı 85 ret oyuyla ikiye bölünmüştü.

Ancak Jeffries, grup içinde belirgin bir uzlaşı sağlandığında üyelerini harekete geçirebileceğini de gösterdi.

Donald Trump’ın, müttefiki olan Bill Pulte’yi ulusal istihbarat direktör vekili olarak atamasının ardından Jeffries, Pulte görevden ayrılana kadar yetki süresinin uzatılmasına karşı çıkılması yönünde grubunu neredeyse firesiz bir şekilde bir araya getirdi.

Grup içi dinamikleri değerlendiren ve isminin açıklanmasını istemeyen bir Demokrat milletvekili, “Birlikte hareket etmemiz gereken konuları çok iyi biliyor.

Öte yandan, İsrail gibi konularda ise insanların farklı düşündüğünün farkında. Bu serbestliği tanıması bence çok iyi çünkü eğer bir yönde oy kullanmamız için baskı yapsaydı, inandığı değerleri savunan birçok insan kendisini çok kötü hissedecekti” dedi.

Temsilci Don Beyer ise Jeffries’in halefi olduğu eski Meclis Başkanı Nancy Pelosi’nin de, sert kararlar alan ve sonrasında hiçbir itiraza izin vermeyen disiplinli imajına rağmen, hangi siyasi mücadeleye girip girmeyeceğini çok iyi seçmek zorunda kaldığını hatırlattı.

Beyer, Jeffries’in bu daha yumuşak yönetim tarzını benimsemesinin kendisini şaşırtmadığını ekledi.

Beyer, “Hakeem’in insanların kafasına vurarak siyaset yapacak bir yapısı yok. O bunu ikna yoluyla, ortak faydayı göstererek ve ‘Bu hamle Amerika için en iyisi’ diyerek yapmaya çalışacaktır” dedi.

Amerika

Musk ara seçimler için Cumhuriyetçilere 445 milyon dolar bağışladı

Yayınlanma

Milyarder Elon Musk, ABD’de düzenlenecek Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bütçesinin 158 milyon dolarını Teksas’taki Senato yarışına aktaran Musk, Demokrat finansör George Soros’un harcamalarını geride bıraktı.

Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı.

Bloomberg’in haberine göre bu harcama, Musk’ı seçim tarihinin en büyük siyasi bağışçılarından biri konumuna getirdi.

Federal Seçim Komisyonu verilerine göre Musk, yalnızca ekim ayının ilk iki haftasında Cumhuriyetçi adayları destekleyen America PAC adlı siyasi eylem komitesine 77 milyon dolar aktardı.

Musk’ın mali desteği, Demokrat Parti’ye kaynak sağlayan finansör George Soros gibi geleneksel bağışçıların harcamalarını geride bıraktı.

America PAC, Cumhuriyetçi adayların yarıştığı kritik eyaletlerdeki Senato seçimleri için 71 milyon dolar harcadı.

Bu kaynak Ohio, Michigan, Iowa ve Maine eyaletlerindeki yarışların yanı sıra Temsilciler Meclisi’ndeki 30’u aşkın çekişmeli bölgeye dağıtıldı.

En büyük harcama Teksas’taki Senato yarışı için yapıldı

Musk bütçesindeki en büyük payı Teksas eyaletindeki Senato seçimine ayırdı.

Eylül ayında Senate Leadership Fund adlı fona 158 milyon dolar aktaran Musk, bu kaynağın Texas PAC üzerinden Cumhuriyetçi Başsavcı Ken Paxton’a ulaştırılmasını sağladı.

Paxton’ın Demokrat rakibi James Talarico, seçim kampanyasında Musk’ın finansal gücünü gündeme taşıyarak milyarderi “Senato koltuğunu satın almaya çalışmakla” suçladı.

Seçim sonuçları, faaliyetleri federal düzenleyici kurumların denetimine bağlı şirketleri yöneten Musk için önem taşıyor.

SpaceX, Tesla, Boring Company ve Neuralink’in sahibi olan Musk’ın hükümet verimliliği birimindeki (DOGE) görevi, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda Kongre denetimine takılabilir.

The New York Times daha önce Musk’ı “tarihin en büyük Cumhuriyetçi bağışçısı” olarak nitelendirmişti.

Musk da ara seçimlerde partisinin adaylarına en az 100 milyon dolar harcayacağını açıklamıştı.

Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026’da yapılacak.

Seçmenler, 100 üyeli Senato’nun 35 koltuğunu ve 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamını yenilemek üzere sandık başına gidecek, ayrıca 36 eyalette vali seçecek.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

Yayınlanma

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.

ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.

Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.

DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.

Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.

Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.

Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.

Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.

Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.

Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.

McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.

McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.

McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.

Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.

Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.

Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.

Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.

The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.

Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.

The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.

Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.

Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.

Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.

İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.

Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.

ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.

Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.

Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.

Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.

Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.

Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.

Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.

Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.

Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.

Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.

Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.

Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Yayınlanma

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.

ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.

Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.

Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.

Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.

Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.

Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.

Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.

Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.

Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.

Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.

Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı

Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.

Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.

Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.

Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.

Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.

Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English