Amerika
ABD’den Rus bankalarının şubelerine ev sahipliği yapan ülkelere yaptırım tehdidi

Washington, Rus finans kuruluşlarının genişlemesine izin veren yargı alanlarını hedef alarak ‘yaptırımların delinmesini’ engellemeyi amaçlıyor.
ABD, Rus bankalarının Batı yaptırımlarını aşması için kendi topraklarında şube açmasına izin veren ülkelere karşı, finans kuruluşunun kendisi kısıtlamalar altında olmasa bile yaptırım uygulayacağı tehdidinde bulundu.
Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo, Financial Times (FT) gazetesine verdiği mülakatta, “Sadece açtıkları şubenin değil, yetki alanınızda onlarla çalışan diğer kuruluşların ve şirketlerin de peşine düşeceğiz. Ülkeler, koalisyonumuz tarafından uygulanan yaptırımlardan kaçmak amacıyla kullanılacakları için herhangi bir Rus şubesinin veya yan kuruluşunun açılmasını durdurmalıdır,” dedi.
Odak noktası daha küçük bankalara kaydı
Adeyemo’ya göre bu tedbirler, Rusya’nın askeri ihtiyaçlarla ilgili malları ithal etmesini zorlaştırmayı amaçlayan bir dizi kural değişikliğinin sonuncusu.
Bakan Yardımcısı, ABD’nin Çin, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) büyük finans kuruluşlarına uyguladığı baskının ardından dikkatini yeni ülkelerdeki küçük bankalara yönelttiğini ve bu bankaları Rus muadilleriyle faaliyetlerini durdurmaya zorladığını belirtti.
Adeyemo, Batı’nın küresel finans alanındaki hakimiyetinin, çoğu büyük bankanın Batı’nın baskısına boyun eğdiği anlamına geldiğini savundu.
Yetkili, “ABD, AB, İngiltere ve koalisyonumuzun diğer üyeleriyle Rusya’dan çok daha fazla iş yapıyorlar. Dolara, avroya, sterline ya da yene erişimlerini kaybetmek istemiyorlar,” ifadelerini kullandı.
Cuma günü ABD’li yetkililer, Rusya’ya karşı yeni bir yaptırım paketi açıkladı. Rusya’dan ve Asya, Avrupa ve Orta Doğu ülkelerinden yaklaşık 400 kişi ve kuruluş kara listeye alınarak tüm faaliyetlerine kısıtlama, varlıklarının dondurulması ve vize sınırlaması ile karşı karşıya kaldı.
Rusya ve Çin, iki ülkede yeni şube ve iştirak bankaları açma konusunda anlaştı
Amerika
ABD Adalet Bakanlığından New York Times muhabirlerine celp

ABD Adalet Bakanlığı, New York Times muhabirlerine Katar’ın hediye ettiği başkanlık uçağının güvenlik sorunlarına ilişkin haberleri nedeniyle mahkeme celbi gönderdi. Hafta sonu dört gazetecinin evine tebliğ edilen belgelerle, muhabirlerin federal büyük jüri önünde ifade vermeye zorlanması hedefleniyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Katar tarafından hediye edilen ve Air Force One olarak kullanılan uçağın güvenlik sorunlarına ilişkin haberleri nedeniyle New York Times muhabirlerine Adalet Bakanlığı aracılığıyla mahkeme celbi göndererek, yayın kuruluşuyla uzun süredir devam eden mücadelesinde yeni bir aşama başlattı.
New York Times tarafından yapılan açıklamada, hafta sonu dört muhabire gönderilen celplerle gazetecilerin çarşamba günü Manhattan’daki federal büyük jüri önünde ifade vermeye zorlandığı belirtildi. Birçok belgenin doğrudan gazetecilerin evlerine teslim edildiği kaydedildi.
Bir başkanlık yönetiminin, gizli hükümet kaynaklarını tespit etmek ve cezalandırmak amacıyla gazetecilere mahkeme celbi göndermesi ilk kez yaşanmıyor ancak uzmanlar, bir soruşturmaya doğrudan bu adımla başlanmasının son derece sıra dışı ve hukuka aykırı olduğunu vurguluyor.
Trump yönetiminin, ülkenin en köklü gazetelerinden biriyle yaşadığı gerilimdeki bu sert tırmanış, basın özgürlüğü savunucuları ile yönetim muhaliflerinin sert tepkisine yol açtı.
Soruşturmaya bu yöntemle başlanmasının yerleşik uygulamaları tersine çevirdiğini belirten Medya Hukuku Kaynak Merkezi Direktörü George Freeman, muhabirlere soruşturmanın sonunda değil, henüz başında celp gönderildiğine dikkati çekti.
Freeman, “Hukuk bu konuda nettir. Bir soruşturmada, özellikle gizli kaynaklara ulaşılmak isteniyorsa başvurulacak ilk yer değil, son yer muhabirler olmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Basın özgürlüğü savunucuları, bu adımın hem bağımsız medya hem de hassas bilgilere erişimi olan kişiler üzerinde caydırıcı bir etki yaratmak amacıyla atıldığı uyarısını yapıyor. Bu durumun, Trump görevden ayrıldıktan sonra bile daha az şeffaf bir hükümet yapısına yol açabileceği ifade ediliyor.
Adalet Bakanlığı sözcüsü ise The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, “Burada hedef muhabirler değil, gizli bilgileri sızdıran kişilerdir” ifadesini kullandı.
Sözcü, bakanlığın basının rolüne değer verdiğini ancak kurumun, devlet sırlarına erişim yetkisi verilen kişilerin bu bilgileri yasalara uygun şekilde kullanmasını sağlamakla yükümlü olduğunu kaydetti.
Açıklamada, “Bu süreçte her zaman doğal bir gerilim olabileceğini kabul ediyoruz ancak yasaları görmezden gelerek, yönetimde çalışan ve ulusal güvenliği etkileyen gizli bilgileri sızdırmakta sakınca görmeyen kişileri soruşturmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.
Başkanların, hoşlarına gitmeyen haberleri engellemek amacıyla federal hükümetin yetkilerini kullanması ABD tarihinde yeni bir durum değil.
Eski başkanlar Barack Obama, George W. Bush ve Richard Nixon dönemlerinde de Adalet Bakanlığı gazetecilere mahkeme celbi göndermişti. Trump yönetimindeki Adalet Bakanlığı da daha önce ulusal güvenlik sızıntıları iddialarıyla ilgili olarak The Wall Street Journal ve The Washington Post muhabirlerine celp iletmişti.
Ancak birçok uzman, New York Times’a yönelik son hamlenin, hem zamanlaması hem de yönetim ile gazete arasındaki yakın geçmiş göz önüne alındığında farklı bir nitelik taşıdığı görüşünü paylaşıyor.
Özgür Basın Vakfı Direktörü Seth Stern, salı günü The Hill’e yaptığı açıklamada, “Birçok yayın kuruluşu Trump hakkında eleştirel haberler yapıyor. Ancak New York Times, Trump için önem taşıyan kitleler üzerinde benzersiz bir etki ve saygınlığa sahip. Yine de hedef başka bir yayın kuruluşu olsaydı, Trump’ın farklı davranacağını hayal etmek zor” dedi.
Trump, geleneksel medya kuruluşlarıyla uzun süredir mücadele ediyor ancak özellikle New York Times’ın yönetimine yönelik haberlerine tepki gösteriyor. Gazeteyi “batmakta olan” ve “yalan haber yapan” bir mecra olarak nitelendiren Trump, sosyal medya paylaşımlarında muhabirleri doğrudan isimleriyle hedef alıyor.
Trump, geçen yılın sonlarında yeniden seçim kampanyasıyla ilgili yapılan haberler nedeniyle New York Times’a hakaret davası açmıştı. Yayın kuruluşu ise bu davaya mahkemede karşı koyacağını belirterek suçlamaların temelsiz olduğunu savunmuştu.
Mahkeme celpleri, yönetimin Trump’ın ikinci döneminde medya kuruluşları üzerindeki baskıyı artırmaya çalıştığı bir dönemde geldi.
Pentagon bu hafta, bilgi sızdıran kişileri tespit etmek ve yargılamak amacıyla özel bir görev gücü kurulduğunu duyurdu. Trump’ın atadığı Federal İletişim Komisyonu Başkanı da başkanı veya müttefiklerini eleştiren yayınlar yapan televizyon kanallarının lisanslarının incelemeye alınabileceği tehdidinde bulundu.
Gözlemciler, New York Times muhabirlerine gönderilen celplerin bu genel politika ile uyumlu olduğuna işaret ediyor.
New York Times Başhukuk Müşaviri David McCraw, federal kolluk kuvvetlerinin muhabirlerin kapısına dayanmasının, “Anayasa’ya ve onun koruduğu basın özgürlüğüne inanan her Amerikalının vicdanını yaralaması gerektiğini” ifade etti.
Basın özgürlüğünü savunan kuruluşlar da gazetenin tepkisine destek vererek, yönetimin bu adımının tehlikeli bir sınırı aştığını ve anayasanın birinci fıkrasındaki korumaları ihlal ettiğini belirtti.
Ulusal Basın Kulübü, belgelerin gönderilmesinden birkaç saat sonra yaptığı açıklamada, “Her Amerikalı neyin tehlikede olduğunu anlamalıdır. Federal ajanların ellerinde mahkeme celpleriyle gazetecilerin evlerine gitmesi, sıradan bir kolluk faaliyeti değildir” değerlendirmesini yaptı.
Trump’ın ikinci döneminde Beyaz Saray ile gerilimli ilişkiler yaşayan Beyaz Saray Muhabirleri Derneği de celpleri kınayarak, ilgili gazetecilerin “kamuoyunun, hükümetin nasıl çalıştığını bilme hakkını savunma görevlerini yaptıkları için hedef alındıklarını” kaydetti.
Adalet Bakanlığının soruşturmasında hedef alınan New York Times muhabirleri arasında Julian E. Barnes, Eric Lipton, Tyler Pager ve Eric Schmitt yer alıyor. Barnes, gazetenin Pentagon’un basın politikalarına karşı açtığı ayrı bir davada da davacı konumunda bulunuyor.
Gazeteciler geçen hafta yayımladıkları haberde, Trump’ın Katar’dan gelen yeni model uçakla Ankara’ya ulaşmasına rağmen, güvenlik önlemleri nedeniyle Türkiye’deki NATO zirvesinden eski Air Force One uçağıyla erken ayrılmak zorunda kaldığını yazmıştı.
Uçak değişikliği ve Trump’ın denizaşırı seyahat sırasında İran rejiminin hedefinde olduğunu kabul etmesi, hafta başında iki ülke arasında yaşanan karşılıklı askeri saldırıların ardından cumhurbaşkanına yönelik olası tehditler hakkındaki spekülasyonları artırmıştı.
George Freeman, “Yabancı bir ülkeden 400 milyon dolarlık bir uçak hediyesini kabul etmenin etik boyutları ve ardından vergi mükelleflerinin parasıyla modifiye edilen bu uçağın uçuşa uygun olmadığının anlaşılması, açıkça kamuoyunu ilgilendiren bir konudur” dedi.
Freeman, “Gazeteciliğin görevi, bu uçağın neden uçamaz durumda olduğuna ilişkin hem etik hem de mali durumu araştırmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır” diye ekledi.
Bu mahkeme celpleri, New York Times gazetecilerini gizli kaynaklarının kimliğini açıklamaya zorlamanın ilk adımı olabilir. Trump, mahkemelerin uygulamaktan kaçındığı bu yöntem hakkında uzun süredir kamuoyu önünde değerlendirmeler yapıyordu.
Seth Stern, “Donald Trump’ın sorunu gazetecilerle değil, gazetecilikle. Medyayı seviyor, kendisi de medyanın bir ürünü ancak araştırmacı gazeteciliğin can damarının kaynak gizliliği olduğunu çok iyi biliyor” dedi.
Amerika
Anthropic ve OpenAI eyalet düzeyinde kural yarışına girdi

Yapay zeka sektörü temsilcilerinden Anthropic, eyaletlerin her seferinde daha sıkı güvenlik kuralları getirmesini hedefleyen bir lobicilik stratejisi yürütüyor. Rakibi OpenAI ise federal düzeyde ortak bir zemin oluşturmak amacıyla eyaletlerde kuralların tek tipleştirilmesini savunuyor.
Yapay zeka sektörünün önde gelen şirketlerinden Anthropic, eyaletlerin tek bir kurallar dizisi etrafında birleşmesi yerine, giderek daha sıkı güvenlik sınırları getirmesini teşvik eden bir rekabet stratejisi yürütüyor.
Bu yaklaşım, eyaletleri çığır açan bu teknolojinin düzenlenmesinde ortak bir zemine yönlendirmeye çalışan en büyük rakibi OpenAI’ın tercih ettiği stratejiyle tam bir tezat oluşturuyor.
Anthropic’in ABD eyalet ve yerel yönetim ilişkileri başkanı Cesar Fernandez, salı günü Politico’ya verdiği mülakatta, “Sektörde eyalet politikalarını federal mevzuat için bir tavan oluşturma aracı olarak görenler olsa da Anthropic her eyalette aynı tasarıyı desteklemekle yetinmiyor. Biz, en gelişmiş yapay zeka sistemleri için güvenlik çıtasını anlamlı şekilde yükseltecek yasalar arıyoruz” dedi.
ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI’ın baş lobicisi Chris Lehane, kilitlenmiş bir Kongre’yi devre dışı bırakıp eyalet yasa tasarılarını birbirine kopyalayarak ulusal bir yapay zeka çerçevesi oluşturma girişimlerini tarif etmek için “tersine federalizm” (reverse federalism) terimini kullanmıştı.
OpenAI’a yönelik bu dolaylı eleştiri, yöneticileri 2020 yılında şirketin güvenliğe yeterince öncelik vermediği endişesiyle OpenAI’dan ayrılan Anthropic’in kurumsal kimliğiyle örtüşüyor.
Anthropic, hem federal hem de eyalet düzeyinde sürekli daha güçlü yapay zeka güvenliği kuralları için bastırıyor.
Bu çaba, özellikle Trump yönetimine yakın bazı çevreler ve risk sermayedarları tarafından, düzenleyicileri engelleme ve rakipleri dışarıda bırakma girişimi olarak nitelendiriliyor.
OpenAI sözcüsü Liz Bourgeois yaptığı açıklamada şirketin yaklaşımını savunarak, “Etkili eyalet güvenlik önlemlerinin ulusal standartları şekillendirdiği tersine federalizm, düzenleyicilerin yasaları uygulamasına yardımcı olur, kamuoyuna daha net korumalar sağlar ve geliştiricilerin kaynaklarını çelişkili gereksinimler yerine güvenliğe odaklamasına olanak tanır” dedi.
Eyalet parlamentolarında OpenAI ile Anthropic arasındaki bu yaklaşım ayrılığı, yapay zeka düzenlemeleri açısından kritik bir dönemde yaşanıyor.
Kongre’nin harekete geçme konusundaki isteksizliği ve Beyaz Saray’ın hafif dokunuşlu adımlar ile sert müdahaleler arasında gidip gelmesi nedeniyle, yapay zeka sektörü düzenleme netliği için giderek daha fazla eyaletlere yöneliyor.
Eyalet vekillerinin nihayetinde tek bir yapay zeka güvenlik çerçevesi etrafında mı birleşeceği yoksa zaman içinde birbirini geride bırakmaya mı çalışacağı, ABD’deki yapay zeka kurallarının nihai biçimi üzerinde büyük bir etki yaratacak.
Lehane gibi kendisinin de federal bir çerçeve istediğini belirten Fernandez, gelişmiş yapay zeka modellerinin oluşturduğu risklere karşı hükümetin vereceği yanıtın “Washington’ın harekete geçmesini bekleyemeyeceğini” ifade etti.
Anthropic lobicisi, şirketinin eyalet politikaları tartışmalarına erken dönemde dahil olduğunu vurgulayarak da farkını ortaya koydu.
Anthropic, gelişmiş yapay zeka modellerini düzenlemeye yönelik ülkedeki ilk yasa olan California’nın 2025 yılındaki yasasını destekleyen tek lider yapay zeka laboratuvarı olmuştu.
OpenAI ise California’daki teklif yasalaşmadan önce bir pozisyon almamıştı. Ancak şirket daha sonra, firmaların güvenlik planlarına daha fazla şeffaflık getirmeyi amaçlayan bu yasayı, diğer eyaletlerin de kopyalaması gereken bir örnek olarak göstermeye başladı.
Diğer yandan Anthropic, California yasasını yapay zeka güvenliği çabalarını artırmak için bir sıçrama tahtası olarak gördü.
Fernandez, giderek daha güçlü hale gelen yapay zeka modellerinin hızlı gelişiminin, şirketinin New York, Illinois ve şimdi de Massachusetts’teki daha iddialı tasarıları desteklemesinin ve yasama sürecine daha erken dahil olmasının arkasındaki ana faktör olduğunu belirtti.
Fernandez, “Bu tasarıların her biri bir öncekinden daha güçlüydü ve tüm tasarılar gerçek güvenlik yükümlülüklerini ileriye taşıdı. Şeffaflık ve kendi kendini raporlamanın artık yeterli olduğuna inanmıyoruz” dedi.
Fernandez, Anthropic’in güçlü Claude Mythos modeline işaret etti. Şirket, yaptığı testlerde bu modelin tüm büyük bilgisayar işletim sistemlerindeki güvenlik açıklarından yararlanma yeteneğine sahip olduğunu tespit etmişti.
Mythos’un (ve Fable olarak bilinen halka açık versiyonunun) yarattığı siber güvenlik endişeleri, Trump yönetiminde paniğe yol açmış ve hükümet ile Anthropic bu güvenlik açıklarını giderene kadar teknolojiye ihracat kontrolleri getirilmişti.
Geçen yılın sonlarında OpenAI lobicileri, New York Valisi Kathy Hochul’a baskı yaparak eyaletin yapay zeka güvenliği tasarısını California’nın kurallarına daha fazla benzeyecek şekilde değiştirmesini sağladı.
Ancak bazı güvenlik savunucularını şaşırtacak şekilde OpenAI, Illinois’de New York ve California’dakilerden daha katı olduğu düşünülen bir tasarıyı desteklemek için Anthropic’e katıldı.
Vali JB Pritzker tarafından bu ay imzalanarak yasalaşan bu teklif, lider yapay zeka şirketlerinin güvenlik planlarını her yıl bağımsız üçüncü taraf denetimlerine tabi tutmasını zorunlu kılıyor ve bu yönüyle türünün ilk örneği olma özelliği taşıyor.
Anthropic çıtayı daha da yukarı taşıyor. Haziran ayı sonlarında şirket, Massachusetts’te ekonomik kalkınma tahvil tasarısı kapsamında hazırlanan ve ülkenin en güçlü eyalet yapay zeka güvenliği teklifi olarak nitelendirdiği düzenlemeleri desteklediğini açıkladı.
Anthropic’in desteklediği metin, lider yapay zeka şirketlerinin, teknolojinin biyolojik silahların geliştirilmesine yardımcı olması gibi katastrofik risk potansiyellerini değerlendirmek üzere bağımsız değerlendiriciler tutmasını zorunlu kılan bir hüküm ve eyaletin başsavcısına bu zorunluluğu uygulama yetkisi veren bir madde içeriyordu.
OpenAI sözcüsü Bourgeois, şirketin Massachusetts teklifini hala incelemekte olduğunu belirtti ancak OpenAI’ın eyalet parlamentosunun yapay zeka güvenlik önlemlerine odaklanmasını desteklediğini sözlerine ekledi.
Yapay zeka devleri seçim kampanyalarında da karşı karşıya geldi. Her iki şirket de ülke genelindeki siyasi kampanyalara şimdiye kadar on milyonlarca dolar aktaran rakip süper PAC (Siyasi Eylem Komitesi) ağlarıyla ilişkilendiriliyor.
Haziran ayında Anthropic, doğrudan California’daki siyasilere de bağış yapmaya başladı.
Fernandez, “Yapay zeka güvenliği düzenlemesine bakış açıları, güçlü yapay zekaya sahip bir dünyaya geçişin bu ülkedeki ve tüm dünyadaki insanlar için iyi sonuçlanmasını sağlama misyonumuzla uyumlu olan adayları seçimlerde ve yeniden seçimlerde destekliyoruz. İdeolojik uyumun olduğu adayları fazlasıyla destekliyoruz” dedi.
Fernandez, California ve diğer yerlerdeki siyasi adaylara kişisel olarak katkıda bulunan çalışanlarla şirket arasında bir koordinasyon olmadığını ifade etti.
Fernandez, “Çalışanlarımızı bağış yapmaya yönlendirmiyoruz ancak onlar yapay zekanın geleceği ve hükümetler tarafından uygun güvenlik politikaları uygulanmadığı takdirde bu sürecin nereye varacağı konusunda endişe duydukları için Anthropic’te çalışıyorlar. Bunun onları siyasi sürece katılmaya yönelttiğini tahmin ediyorum” diye konuştu.
Amerika
ABD’de Demokratlar İsrail yardımı konusunda bölündü

ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratlar, İsrail’e yönelik askeri yardımların kesilmesini öngören yasa tasarısı değişikliği nedeniyle derin bir görüş ayrılığı yaşıyor. Demokrat Grubu Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ise parti içi bölünmeyi çözmek için doğrudan müdahale etmek yerine üyelerinin kapalı kapılar ardında tartışmasına izin vermeyi tercih ediyor.
ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratlar, İsrail’e yönelik yardımların kesilmesini öngören bir bütçe tasarısı değişikliği teklifi nedeniyle kendi içlerinde sert bir bölünme yaşıyor.
Demokrat Grubu Azınlık Lideri Hakeem Jeffries ise şu ana kadar partisini bu konuda ortak bir çizgide birleştirmek için bir girişimde bulunmadı.
Milletvekillerinin geçen hafta konuyu karara bağlaması planlanıyordu ancak Cumhuriyetçiler arasında yaşanan ve tasarıyla ilgisi olmayan bir iç kriz, Meclis çalışmalarının erken kesilmesine ve üyelerin Bağımsızlık Günü tatili için memleketlerine dönmesine yol açtı.
Ancak bu süreç yaşanmadan önce, bu yılki parti ön seçimlerini domine eden İsrail başlığı, Demokrat saflarında zorunlu bir hesaplaşmayı beraberinde getirdi.
New York’ta sol kanadın adayları Darializa Avila Chevalier ve Brad Lander ile Colorado’da Melat Kiros, mevcut Kongre üyelerini ve parti yönetimini Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nden (AIPAC) mali destek almakla suçlayarak yürüttükleri kampanyalar sonucunda rakiplerini mağlup etmeyi başardı.
Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie tarafından sunulan ve İsrail’e yönelik yardımları kesmeyi öngören bütçe tasarısı değişikliği önergesi, Demokratlar arasındaki bu iç mücadeleyi Kongre’nin gündemine taşıdı ve Jeffries kendisini bu tartışmanın tam merkezinde buldu.
Demokratlar, siyasi açıdan son derece hassas olan bu oylamaya nasıl yaklaşacaklarını tartışırdı, Jeffries üyelere somut bir yönlendirmede bulunmadı.
Bunun yerine milletvekillerinin aralarındaki fikir ayrılıklarını, düzenlenen iki uzun ve basına kapalı grup toplantısında kendi aralarında müzakere etmesine izin verdi.
İsrail yanlısı çizgideki Demokrat Temsilci Greg Landsman, geçen hafta verdiği mülakatta, “Siyaset, en azından Demokratların ön seçimlerinde, bu konuyu çok iyi bilmeyen insanların bir rehberlik ve yönlendirme arayışında olduğu bir noktaya evrildi” değerlendirmesinde bulundu.
Brooklyn’deki seçim bölgesinde yoğun bir Ortodoks Yahudi nüfusu temsil eden Jeffries, geçmişten bu yana İsrail’e güçlü destek veren bir siyasetçi portresi çizdi. İlk kez 2012 yılında Temsilciler Meclisi için yarıştığında, Senatör Chuck Schumer kendisini desteklediğini açıklar ve birincil seçimlerde aday gösterirken onu “İsrail’in gerçek ve sadık bir dostu” olarak nitelendirmişti.
Ancak İsrail merkezli siyasi dengeler, aradan geçen yaklaşık on beş yılda ve özellikle Başbakan Benjamin Netanyahu’nun Ekim 2023’teki Hamas saldırılarının ardından Gazze’ye yönelik askeri operasyonları başlatmasından bu yana büyük bir değişim geçirdi.
Günümüzde ABD’nin İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içindeki en büyük fay hatlarından biri haline geldi.
İsrail politikalarına şüpheyle yaklaşan adayların ön seçimleri birbiri ardına kazanması, gelecek yıl Jeffries için büyük bir yönetim krizine dönüşme potansiyeli taşıyor.
Jeffries, taban ve parti içindeki bu yaklaşım değişimini nasıl yönetmeyi planladığına dair son aylarda bazı işaretler verdi ve bu süreci son derece temkinli yürütmeye çalıştı.
Massie’nin sunduğu değişiklik önergesine ilişkin tutumunu netleştirmekten kaçınan Jeffries, konuya dair soruya, “İsrail ve Filistinliler arasında adil ve kalıcı bir barışın tesis edileceği bir noktaya ulaşmak için çok farklı adımların atılması gerekiyor. Hepimizin artık nihai olarak iki devletli çözüme ulaşmaya odaklanması şart” yanıtını verdi.
Jeffries, üyelere oylama tarihi kesinleştiğinde daha spesifik bir grup kararı veya tavsiyesi ileteceğini bildirdi.
Basına kapalı grup toplantısında konuşulanları aktarma yetkisi olmadığı için isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynağın belirttiğine göre Jeffries, sol eğilimli ve İsrail yanlısı bir kuruluş olan J Street’in önergeye karşı çıkan açıklamasını da grup üyelerinin dikkatine sundu.
Partinin farklı ideolojik kanatlarından milletvekilleri, geçen hafta yaptıkları açıklamalarda bu tür tartışma zeminlerinin yaratılmasından memnuniyet duyduklarını ifade etti.
Birçok milletvekili, bu yöntemin Jeffries’in gelecekte Meclis çoğunluğunu elde etmesi halinde grubu nasıl yöneteceğine dair bir model sunabileceğini dile getirdi. Ancak bazı Demokratlar, hassas konularda “uzlaşamadığımızı kabul edelim” tavrının her zaman işe yaramayacağı konusunda uyarıda bulundu.
Massie’nin sunduğu İsrail önergesinin kabul edilmesi beklenmiyor çünkü kendi partisi olan Cumhuriyetçiler arasından bile bu önergeye destek verecek isimlerin sayısının oldukça az olduğu belirtiliyor.
Buna rağmen önerge, Demokrat grubu ideolojik hatlar boyunca bölmeyi başardı.
İlerici Demokratlar, İsrail’e yönelik yardımları engellemenin yanı sıra 3,3 milyar dolarlık yabancı askeri yardımı da kesmeyi öngören bu değişikliği genel olarak destekliyor.
Öte yandan, parti yönetimine yakın üyeler ile ılımlı Demokratlar, önergenin kötü kaleme alındığını ve Filistinlilere yönelik insani yardımları da istemeden engelleyebileceğini savunuyor.
Yaşanan bu görüş ayrılıkları, parti yönetimini süresi bir saati aşan iki ayrı grup toplantısı düzenlemeye sevk etti. Katılımcıların “yoğun tartışmalara sahne olduğunu” belirttiği bu toplantıların amacı, liderliğin belirlediği bir kararın etrafında grubu konsolide etmek değil, üyelerin farklı bakış açılarını serbestçe dile getirmesine imkan tanımaktı.
Toplantılar, geçen ay yapılan haftalık liderlik değerlendirmesinde Massie’nin önergesine dair kaygıların dile getirilmesinin ardından planlandı.
Toplantıda bulunan Temsilci Becca Balint, milletvekillerinin konuyu açıkça tartışmak için süre talep ettiğini ve Jeffries’in de bu talebi kabul ettiğini aktardı.
Balint, parti yönetimine iletilen mesajın “Bu konuyu bir an önce konuşmamız gerekiyor” şeklinde olduğunu belirtti. Balint ayrıca, “İster bu hafta ister gelecekte karşımıza çıksın, bu konuda gerçekten güçlü ve kapsamlı bir tartışma yürütmeliyiz. Cumhuriyetçilerin bizi bölmek için kullanacağını bildiğimiz bu başlığı nasıl ele almaya devam edeceğiz?” dedi.
Parti yönetimini eleştiren ilerici kanat temsilcilerinden Illinois Temsilcisi Delia Ramirez, bu toplantıların Kongre’deki iki dönemlik görev süresi boyunca İsrail konusunun grup genelinde tartışılabildiği ilk meşru zemin olduğunu kaydetti.
Ramirez, Jeffries hakkında, “Bir lider olarak onun adına kolay bir süreç olduğunu düşünmüyorum. Ancak gerçek bir diyalog kurmamıza izin vermesini, kimsenin sesini kısmamasını takdir ediyorum. Dinleme konusunda son derece kararlı ve özenli davrandı” ifadelerini kullandı.
Jeffries, azınlık lideri olarak görev yaptığı süre boyunca, Affordable Care Act vergi kredilerinin süresinin uzatılması veya Trump yönetiminin İran’a yönelik adımlarını sınırlandırmayı amaçlayan Savaş Yetkileri Yasası tasarısı gibi konularda grubunu tek bir imza kampanyası etrafında birleştirmeyi başarmıştı.
Bu hamleler genellikle Cumhuriyetçileri bölmeye ve kendi içlerinde zorlu tartışmalar yaşamalarına yol açmıştı.
Jeffries, Meclis Başkanı seçilmesi durumunda genel kurul gündemini tamamen kontrol etme yetkisine sahip olacak ve partiyi bölebilecek hassas oylamaları engelleyebilecek.
Fakat azınlıkta kalsalar bile Cumhuriyetçiler, geçmişte Jeffries’in yaptığı gibi, Demokratları özellikle İsrail gibi hassas konularda kendi iç bölünmeleriyle yüzleşmeye zorlayacak mekanizmaları kullanma yetkisine sahip olmaya devam edecek.
Jeffries, bu yasama döneminde tartışmalı diğer bazı konularda da doğrudan taraf olmaktan kaçındı. Nisan ayında devletin gözetim ve istihbarat yetkilerinin uzatılmasına ilişkin tasarı ele alınırken geri planda kalmayı tercih etti.
Kararı savunma veya eleştirme görevini İstihbarat Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi Jim Himes ile Anayasa Komisyonu’nun kıdemli üyesi Jamie Raskin’e bıraktı.
Söz konusu istihbarat yetkisinin 45 gün uzatılması oylamaya sunulduğunda, Demokrat milletvekilleri 94 kabul oyuna karşı 85 ret oyuyla ikiye bölünmüştü.
Ancak Jeffries, grup içinde belirgin bir uzlaşı sağlandığında üyelerini harekete geçirebileceğini de gösterdi.
Donald Trump’ın, müttefiki olan Bill Pulte’yi ulusal istihbarat direktör vekili olarak atamasının ardından Jeffries, Pulte görevden ayrılana kadar yetki süresinin uzatılmasına karşı çıkılması yönünde grubunu neredeyse firesiz bir şekilde bir araya getirdi.
Grup içi dinamikleri değerlendiren ve isminin açıklanmasını istemeyen bir Demokrat milletvekili, “Birlikte hareket etmemiz gereken konuları çok iyi biliyor.
Öte yandan, İsrail gibi konularda ise insanların farklı düşündüğünün farkında. Bu serbestliği tanıması bence çok iyi çünkü eğer bir yönde oy kullanmamız için baskı yapsaydı, inandığı değerleri savunan birçok insan kendisini çok kötü hissedecekti” dedi.
Temsilci Don Beyer ise Jeffries’in halefi olduğu eski Meclis Başkanı Nancy Pelosi’nin de, sert kararlar alan ve sonrasında hiçbir itiraza izin vermeyen disiplinli imajına rağmen, hangi siyasi mücadeleye girip girmeyeceğini çok iyi seçmek zorunda kaldığını hatırlattı.
Beyer, Jeffries’in bu daha yumuşak yönetim tarzını benimsemesinin kendisini şaşırtmadığını ekledi.
Beyer, “Hakeem’in insanların kafasına vurarak siyaset yapacak bir yapısı yok. O bunu ikna yoluyla, ortak faydayı göstererek ve ‘Bu hamle Amerika için en iyisi’ diyerek yapmaya çalışacaktır” dedi.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya1 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Diplomasi1 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti











