Bizi Takip Edin

Avrupa

AB’den yeni üyelere veto sınırlaması hazırlığı

Yayınlanma

Avrupa Birliği, yeni üye olacak ülkelerin karar alma süreçlerini veto hakkıyla kilitlemesini ve reformlardan sapmasını önleyecek koruma mekanizmaları üzerinde çalışıyor. Avrupa Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos, kurallara uymayan ülkeler için can yakıcı yaptırımların uygulanacağı bir sistemin kurulacağını açıkladı.

Avrupa Birliği (AB), birliğe yeni katılacak ülkelerin veto haklarını kullanarak karar alma mekanizmalarını kilitlemesini veya taahhüt ettikleri reformlardan geri adım atmasını engelleyecek yeni bir mekanizma geliştiriyor.

Politico’ya konuşan Avrupa Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos, genişleme sürecindeki yeni önlemlere ilişkin açıklamalarda bulundu. Kos, “Eğer yeni bir üye devlet kurallara uyarsa hiçbir sorun yaşanmayacaktır. Ancak kurallara uymazlarsa, koruyucu mekanizmalar can yakıcı olacaktır; şu anda tam olarak böyle bir sistem inşa ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu kısıtlamaların nasıl şekillendirileceğine dair bazı fikirlerin şimdiden olgunlaştığını belirten Kos, planlanan adımlar arasında güvenlik garantileri ile tam hakların tanınmasından önceki geçiş dönemini kapsayan bir sistemin yer aldığını kaydetti.

Avrupa Komisyonunun bu doğrultuda üye ülkelerin başkentleriyle istişareler yürüttüğünü aktaran Kos, Avrupa genelinde yeni üyelerin karar alma süreçlerini zorlaştırması veya üyelik sonrasında reformları geri çevirmesi konusunda endişeler bulunduğunu dile getirdi.

Macaristan veto hakkıyla tartışma yaratmıştı

AB, 15 Haziran’da Ukrayna ve Moldova ile üyelik müzakerelerini resmen başlatmıştı. Sürecin ilerlemesi, Macaristan’ın Kiev’in entegrasyonuna yönelik uyguladığı vetoyu kaldırmasının ardından mümkün olmuştu.

İngiliz The Guardian gazetesinin haberine göre, AB içinde veto hakkının sınırlandırılmasına yönelik tartışmalar, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın izlediği politikalardan sonra ivme kazandı.

Orban liderliğindeki Macaristan hükümeti, Rusya’ya yönelik yaptırımlar ile Ukrayna’ya yapılacak yardımlara ilişkin AB kararlarını defalarca bloke etmişti. Gazete, veto hakkını sınırlandırma girişiminin Almanya tarafından başlatıldığını aktarmıştı.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) Kıdemli Uzmanı Engjellushe Morina, veto hakkına getirilecek geçici yasağın ilk olarak Karadağ’ın katılım anlaşmasında yer alabileceğini ve bu anlaşmanın diğer aday ülkeler için bir şablon oluşturabileceğini öngörüyor.

Halihazırda üyeliğe en yakın aday konumunda bulunan Karadağ, 2028 yılına kadar birliğin 28. üyesi olmayı hedefliyor.

Kademeli üyelik modelleri gündemde

Son dönemde AB içinde aday ülkelerin kabul edilmesine yönelik farklı alternatif modeller de tartışmaya açıldı. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Ukrayna’nın tam üyeliğe giden yolunda kararlı bir adım olarak “ortak üyelik” statüsü önerisinde bulunmuştu.

Ancak Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy bu fikri reddederek Kiev’in AB içindeki konumunun “tam ve eşit” olması gerektiğini belirtmişti.

Fransa ise Kiev için “entegre devlet statüsü” adını verdiği bir ara formül öneriyor. Bu öneriye göre, resmi üyelik gerçekleşene kadar Ukrayna’nın sadece tarım sübvansiyonlarına ve birlik fonlarına erişiminin sınırlandırılması öngörülüyor.

Yılın başlarında Avrupa Komisyonu, Ukrayna’nın birliğe hızlı katılımını sağlamak amacıyla “tersine genişleme” olarak adlandırılan bir modeli de gündeme getirmişti.

Bu formül, Kiev’e başlangıçta tam üyelik verilmesini, hakların kademeli olarak genişletilmesini ve entegrasyonun zaman içinde derinleştirilmesini içeriyordu.

Avrupa

Fransa’da veri sızıntısı skandalı: Bakan özür diledi

Yayınlanma

Fransa Kamu Hesaplarından Sorumlu Bakanı David Amiel, vergi idaresine düzenlenen siber saldırı sonucu yüz binlerce kişinin verilerinin çalınması nedeniyle yetkililer adına yurttaşlardan özür diledi. Saldırıda yaklaşık 700 bin gerçek ve tüzel kişinin verilerinin ele geçirildiğini belirten Amiel, mağdurlara e-posta yoluyla bildirim yapılacağını duyurdu.

Fransa Kamu Hesaplarından Sorumlu Bakanı David Amiel, ülkenin vergi dairesine yönelik siber saldırı sonucu yüz binlerce kişinin verilerinin çalınmasının ardından yetkililer adına yurttaşlardan özür diledi.

TV1 info medya grubunun aktardığı habere göre Amiel, “Özür dilemek istiyorum çünkü yaşananlar Fransızlar için katlanılmaz bir durum” dedi.

Vergi sistemine yapılan yetkisiz erişim nedeniyle yaklaşık 700 bin gerçek ve tüzel kişinin kişisel verileri çalındı. Bakan Amiel, bu durumun münferit bir hadise olmadığını da vurguladı.

Siber saldırının ardından yetkililer, sızıntının nedenlerini açığa çıkarma taahhüdünde bulundu.

Amiel, saldırıdan etkilenen herkesin e-posta yoluyla bilgilendirileceğini duyurdu.

Bilgilendirme iletilerinin gönderimine 17 Ağustos Pazartesi günü başlandığı ve sürecin bir hafta boyunca devam edeceği kaydedildi.

Devletin dış siber tehditlere karşı koruma tedbirlerini hızlandırması gerektiğine işaret eden Amiel, yapay zekanın hızlı gelişiminin siber saldırı risklerini daha da artırdığını ve kamu otoritelerinin daha hızlı tepki vermesini zorunlu kıldığını ifade etti.

Fransa Vergi Genel Müdürlüğü (DGFiP), 14 Ağustos’ta yaptığı açıklamada haziran sonu ile temmuz sonunda gerçekleşen iki yetkisiz erişim vakasını doğruladı.

Kurum, en az 678 bin gerçek ve tüzel kişiye ait veriler ile tapu kadastro arşivlerindeki yaklaşık 200 bin kullanıcı hesabının çalındığını bildirdi.

Fransa vergi idaresinden veri hırsızlığını gerçekleştiren ZeroBytes adlı hacker grubu ise ele geçirdiği bilgileri sattığını öne sürdü.

Öte yandan, 9 Haziran’da kamu görevlilerinin kullanımına yönelik Fransız devlet mesajlaşma uygulaması Tchap da bir siber saldırıya uğramış ve 73 binden fazla kullanıcı hesabına ait veriler sızmıştı.

Ancak yetkililer, saldırganların ele geçirdiği verilerin kesin kapsamını henüz teyit etmedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman milletvekilleri, Ben-Gvir’e yaptırım çağrısında bulundu

Yayınlanma

Almanya’daki iktidar koalisyonuna mensup milletvekilleri, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Gazze’de her gece hedefli suikastlar yapılması çağrısında bulunmasının ardından yaptırım uygulamaya çağırıyor.

Aşırı sağcı Yahudi Gücü Partisi’nin lideri Ben-Gvir, geçen cumartesi yayınlanan bir podcast bölümünde, “Bence Gazze’de hedefli suikastlar düzenlenmeli, her gece 30, 40 [kişi] ortadan kaldırılmalı. Sadece acil tehdit oluşturanlar değil. Hayır, orada yaşamaya layık olmayan insanlar var. Yaşamamalılar. Onlar insan bile değil,” demişti.

Bu açıklamalar, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in partisi CDU’dan olağanüstü sert bir tepki gördü.

Hıristiyan Demokrat Birliği/Hıristiyan Sosyal Birliği (CDU/CSU) parlamento grubunun dış politika sözcüsü Jürgen Hardt, POLITICO’ya yaptığı açıklamada, “Ben-Gvir’in insanlık dışı sözleri ancak kınanabilir. AB, insan onurunun ve insan haklarının evrensel geçerliliğinin bir göstergesi olarak ona yaptırım uygulamalıdır,” dedi.

Hardt daha da ileri giderek, Ben-Gvir veya aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in yer almadığı bir İsrail hükümetinin Avrupa ile İsrail’i birbirine yaklaştıracağına inandığını belirtti.

Sosyal Demokratlar (SPD) da benzer bir tavır sergiledi. Partinin dış politika sözcüsü Adis Ahmetović, iki bakanın son açıklamalarından çok önce uluslararası kamuoyunu şok ettiklerini belirterek, Alman hükümetini her ikisine karşı yaptırımları desteklemeye çağırdı.

Sol Parti’den Dietmar Bartsch, Ben-Gvir’in sözlerini “son derece insanlık dışı” olarak nitelendirdi ve Berlin ile Brüksel’i, ülkeye giriş yasağı da dahil olmak üzere yaptırımları değerlendirmeye çağırdı.

Almanya için Alternatif (AfD) dış politika sözcüsü Markus Frohnmaier de acil bir tehdit oluşturmayan kişilerin ayrım gözetmeksizin öldürülmesi çağrısının “açık bir sınırı” aştığını söyledi.

Yeşiller milletvekili Marlene Schönberger, Ben-Gvir’i “aşırı sağcı” olarak nitelendirdi ve yorumlarının “son derece insanlık dışı” olduğunu belirterek, bunların İsrail’in kendisini ve vatandaşlarını savunma hakkıyla “hiçbir şekilde” ilgisi olmadığını ekledi.

Bu açıklamalar, Berlin’de önemli bir dönüşüme işaret ediyor. Almanya, haziran ayında Ben-Gvir’e yönelik yaptırım önerileri ve daha geçen ay Batı Şeria’daki yasadışı İsrail yerleşim yerleriyle ticarete getirilen kısıtlamalar dahil olmak üzere, İsrail’i hedef alan AB önlemlerine defalarca karşı çıkmıştı.

AB yaptırımları oybirliği gerektirdiğinden, bloğun harekete geçip geçemeyeceği konusunda Berlin’in önemli bir etkisi bulunuyor.

Merz hükümeti henüz milletvekillerinin izinden gitmedi. Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü bir tavır almayı reddederken, hükümet içindeki bazı kesimler, 27 Ekim’de yapılacak İsrail seçimlerinden sadece birkaç hafta önce Ben-Gvir’e yaptırım uygulanmasının onun işine yarayabileceğinden endişe duyuyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 ve 2 Eylül tarihlerinde İrlanda’da AB’li mevkidaşlarıyla bir araya gelecek.

Bu görüşmelerde Ben-Gvir’in açıklamaları ve Gazze’deki savaşın gündemi domine etmesi muhtemel.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Burnham: Moskova’nın tehditleri Kiev’e desteğimizi değiştirmeyecek

Yayınlanma

Andy Burnham, Rusya’nın İngiliz yapımı insansız hava araçlarının saldırılarının ardından misilleme tehdidinde bulunmasının ardından, Birleşik Krallık’ın “Ukrayna’yı %100 desteklemeye” devam edeceğini söyledi.

Rusya’nın Birleşik Krallık Büyükelçiliği pazartesi günü yaptığı açıklamada, Birleşik Krallık’ın Ukrayna çatışmasını kasten tırmandırdığını ve bu çatışmaya ne kadar derinlemesine dahil olursa, “ödeyeceği bedelin o kadar yüksek olacağını” belirtti.

Salı günü Wolverhampton’a yaptığı ziyaret sırasında Moskova’nın tehdidine ilişkin tepkisi sorulan Burnham, şunları söyledi:

“Bu, Birleşik Krallık’ın uzun süredir yapacağını söylediği şeyi yapmasıdır; yani Vladimir Putin’in önderlik ettiği bu yasadışı savaşa karşı Ukrayna’yı yüzde 100 desteklemektir. Ukrayna’nın kendini savunabilmesi için destek sağlıyoruz ve bu, önceki başbakanlar tarafından da bu çatışma boyunca Birleşik Krallık’ın tutumu olmuştur. Benim için de durum aynıdır. Biz sadece iyi gün dostu değiliz. Ukrayna’nın ihtiyaç duyduğu anda yanında olacağız ve bu değişmeyecek.”

İngiliz şirketleri tarafından üretilen insansız hava araçlarının kullanımı, Ukrayna’nın “derin vuruş” kampanyasının bir parçası.

Fakat Ukrayna’nın Rusya’da İngiliz yapımı teçhizat kullanması ilk kez olmuyor; ülke uzun süredir Storm Shadow füzelerini kullanıyor.

Kiev, bu yıl saldırılarını yoğunlaştırdı; uzun menzilli füzeler ve insansız hava aracı sürüleri, giderek artan bir şekilde Rusya’nın askeri sanayi tesislerini ve enerji tesislerini hedef alıyor.

Ayrıca, Rusya’nın en büyük çevrimiçi perakendecisi Wildberries’in büyük depolarını da vurdu. Bu saldırılar, milyarlarca pound değerindeki malların yanmasına neden oldu.

Rusya’nın Birleşik Krallık Büyükelçiliği yaptığı açıklamada, haberlerin “Londra’nın Ukrayna krizini kasıtlı olarak tırmandırmayı tercih ettiğini” doğruladığını belirterek, İngiltere’yi “Rusya’yı çevreleyip vekiller aracılığıyla ona azami zarar vermeye çalışmakla” suçladı.

Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı sözcüsü ise şunları söyledi:

“İngiltere, Ukrayna ile omuz omuza duruyor ve Putin’in yasadışı işgaline karşı Ukrayna’nın kendini savunması için ihtiyaç duyduğu teçhizatı sağlamaya kararlıyız. Rusya, bu hükümetin Ukrayna’da ve Birleşik Krallık ile müttefiklerimize yönelik Rus saldırganlığına karşı durma kararlılığından hiç şüphe duymamalıdır.”

Rusya’nın iç kesimlerine defalarca yapılan saldırılar, Moskova’yı hava savunma sistemlerini daha geniş bir alana yaymaya zorladı.

Rusya Savunma Bakanlığı cumartesi günü yaptığı açıklamada, 19 Rus bölgesi ile Karadeniz, Azak Denizi ve Kırım üzerinde 598 Ukrayna insansız hava aracını düşürdüğünü belirtti.

Yetkililer pazartesi günü, Ukrayna’nın Rusya’ya yönelik uzun menzilli saldırılarında gece boyunca yedi kişinin öldüğünü, Rus güçlerinin saldırıları sonucu ise Ukrayna’da beş sivilin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bölge valisinin açıklamasına göre, salı günü Rusya’nın füze saldırıları, Ukrayna’nın kuzeydoğusundaki Harkov bölgesindeki bir köyde 10 kişinin ölümüne ve sekiz kişinin yaralanmasına neden oldu.

Fire Point firmasının ürettiği Flamingo seyir füzesi ve FP-1 uzun menzilli sabit kanatlı insansız hava aracı dahil olmak üzere, büyük ölçüde yerli teknolojilerin hızlı gelişimi, Ukrayna’nın sınırından 1.500 mil (2.400 km) uzaklıktaki depoları, petrol rafinerilerini, limanları ve askeri tesisleri bombalamasına olanak sağladı.

Ukrayna, Moskova’nın sıkça kullandığı yüksek hızlı balistik füzelere sahip olmasa da, büyük insansız hava araçları ve seyir füzeleri kullanarak artık savaşın başından beri Rusya’nın sahip olduğu derin vuruş kabiliyetine neredeyse denk bir seviyeye ulaşabilmiştir.

Aynı zamanda, her iki tarafın hava savunma sistemleri de neredeyse tükenme noktasına gelmiş durumda; bu durum sivil kayıpların artmasına yol açarken, çatışmanın doğrudan cephe hatlarının ötesindeki etkisinin kış aylarında daha da artacağına dair endişeleri de beraberinde getiriyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English