Amerika
ABD’li bankalar kart komisyonu sınırını aşmak için toplandı

ABD’nin en büyük bankaları, kart komisyonlarındaki yasal sınırlamaları aşmak amacıyla finansal teknoloji şirketi Fiserv’e ait bir ağı satın almak üzere ön görüşmeler gerçekleştirdi. Düzenleyici kurumların ve yasaların baskısından çekinen bankaların bu adımı, ödeme sistemleri sektöründe büyük bir değişimin işareti olarak değerlendiriliyor.
ABD bankacılık sektörünün en büyük oyuncuları arasında yer alan JPMorgan Chase, Bank of America, Wells Fargo ve PNC, devlet tarafından uygulanan debit kartı komisyon sınırlarını aşmak amacıyla finansal teknoloji firması Fiserv bünyesindeki bir ağı satın almak üzere ön görüşmeler gerçekleştirdi.
The Wall Street Journal gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı habere göre, taraflar arasında ön temaslar kuruldu.
Görüşmelere katılan kaynaklar, bazı bankaların bu satın almanın gerçekleşme ihtimalini şimdiden düşük bulması nedeniyle anlaşmanın henüz kesinleşmediğini aktardı.
Kaynaklar, bankacılık yetkililerinin böyle bir hamlenin kanun yapıcılar, düzenleyici kurumlar ve perakendeciler nezdinde ters tepki yaratmasından endişe duyduğunu ifade etti.
Söz konusu satın alma girişiminin henüz başlangıç aşamasında kalması bile bankaların ödeme sistemleri alanında rekabet avantajı elde etme arayışının ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Ödeme sektörü, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin kripto para birimlerini ve diğer yeni teknolojileri teşvik eden politikaları eşliğinde yapısal bir değişimden geçiyor.
ABD mevzuatında yer alan ve Dodd-Frank Finansal Reform Yasası’nın bir parçası olan Durbin Düzenlemesi, büyük bankaların harici ağlar üzerinden yapılan debit kartı işlemlerinde üye iş yerlerinden tahsil edebileceği komisyon oranlarına katı sınırlar getiriyor.
Ancak yasal çerçeveye göre, işlemlerin gerçekleştirildiği ağın doğrudan bankanın mülkiyetinde olması durumunda bu komisyon sınırlaması uygulanmıyor. Dev bankaların Fiserv ağına ilgi göstermesinin temelinde bu yasal istisnanın yattığı belirtiliyor.
Finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler de bu olası ortaklığı tetikleyen unsurlar arasında bulunuyor.
Hedefteki finansal teknoloji şirketi Fiserv’ün hisselerinin geçen yıla kıyasla yaklaşık yüzde 70 değer kaybetmesi, şirketi büyük bankalar için uygun maliyetli bir devralma hedefi haline getiriyor.
Amerika
Brezilya, ABD’den işgal girişimi bekliyor

Brezilya Dışişleri Bakanı Mauro Vieira, ABD’nin Brezilyalı suç örgütlerini yabancı terör örgütü olarak tanımasının ardından ülkede askeri güç kullanma olasılığının bulunduğunu bildirdi. Kararın organize suçla mücadeleye katkı sağlamayacağını belirten Brezilya hükümeti, ABD’nin bölgedeki askeri müdahalelerine yönelik endişelerini dile getirdi.
Brezilya Dışişleri Bakanlığı, Washington yönetiminin ülkedeki organize suç örgütlerini yabancı terör örgütü olarak tanımasının ardından ABD’nin Brezilya topraklarında askeri güç kullanma olasılığının bulunduğunu açıkladı.
CNN Brasil’in milletvekillerinin soru önergelerine verilen resmi yanıta dayandırdığı habere göre, Brezilya Dışişleri Bakanı Mauro Vieira tarafından imzalanan belgede, “Birleşik Devletler’in Brezilya topraklarında askeri güç kullanma olasılığı bulunmaktadır” ifadesi yer aldı.
Milletvekillerinin soru önergeleri, ABD’nin Brezilya merkezli Primeiro Comando da Capital (PCC) ve Comando Vermelho (CV) adlı suç gruplarını yabancı terör örgütü ilan etme kararıyla ilişkili süreci kapsıyor.
ABD’de 11 Eylül 2001 terör saldırılarının ardından dönemin Başkanı George W. Bush tarafından çıkarılan kararnameye dayanan yabancı terör örgütü statüsü, ABD Kongresinin onayını gerektirmiyor. Bu statü, ilgili yapıların ABD kişi veya kuruluşlarının kontrolü altındaki tüm varlıklarının ve çıkarlarının dondurulmasını öngörüyor.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, mayıs ayında konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “CV ve PCC, Brezilya’daki en vahşi suç örgütlerinden ikisidir. Birlikte binlerce üyeyi yönetiyor; Brezilyalı polis memurlarına, devlet görevlilerine ve sivillere yönelik acımasız saldırılar düzenliyorlar. Etkileri ve yasa dışı ağları Brezilya sınırlarının çok ötesine, tüm bölgemize ve ülkemize kadar uzanmaktadır” dedi.
Rubio, Beyaz Saray’ın ABD’yi ve ulusal güvenlik çıkarlarını korumak için “mevcut tüm araçları” kullanmaya devam edeceğini vurguladı.
Brezilya Dışişleri Bakanlığı belgesinde ise ABD’nin bu sınıflandırmasının organize suçla mücadelede iki ülke arasındaki uluslararası işbirliğine somut bir fayda sağlamayacağı kaydedildi.
Bakanlık, diplomatik kanallar aracılığıyla Brezilya hükümetinin kamu güvenliğine ve organize suçla mücadeleye verdiği önceliği göstermeye çalıştığını, bu mücadelede uluslararası işbirliğinin gerekliliğini vurguladığını aktardı.
Öte yandan bölgedeki güvenlik hareketliliği, ocak ayı başında ABD özel kuvvetlerinin Karakas’ta düzenlediği operasyonla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini kaçırmasıyla yeni bir aşamaya ulaştı.
Yaklaşık 2 saat 20 dakika süren operasyonun ardından Maduro çifti uyuşturucu terörizmi, uyuşturucu kaçakçılığı ve yasa dışı silah bulundurmakla suçlandı. Karakas yönetimi yaşananları askeri saldırganlık olarak nitelendirirken operasyon sırasında ve sonrasındaki süreçte 100 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.
ABD’de ocak ve mart aylarında hakim karşısına çıkarılan Maduro ise hakkındaki suçlamaları reddetti.
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, The New York Times gazetesi için kaleme aldığı makalede, Maduro’nun yakalanmasının ABD’nin Güney Amerika ülkelerine yönelik ilk askeri saldırısı olduğunu belirtti.
Lula, “Bu tür uygulamaların Latin Amerika ve Karayipler’e yayılması özellikle endişe verici. 200 yılı aşkın bağımsızlık tarihinde, Amerikan askerleri geçmişte bölgeye müdahale etmiş olsa da Güney Amerika ilk kez Birleşik Devletler’in doğrudan askeri saldırısına maruz kaldı” ifadelerini kullandı.
Amerika
UEFA’dan FIFA’ya kırmızı kart tepkisi

UEFA, FIFA’nın Donald Trump’ın müdahalesiyle ABD’li milli futbolcu Folarin Balogun’un kırmızı kart cezasını iptal etmesine sert tepki gösterdi.
Avrupa’nın futbol patronu UEFA, kırmızı kartın ardından uygulanan “bir maçlık otomatik ceza”nın yürürlüğünü bir yıllık deneme süresi boyunca askıya alma kararının “kırmızı çizgiyi aştığını” söyledi.
Açıklamada şunlar söylendi:
“Futbol, diğer tüm spor dalları gibi, adil, dürüst ve şeffaf bir rekabetin temeli olan kurallara dayanır. Bazen kurallar yoruma açık olabilir. Fakat bu durumda durum böyle değildir. Kırmızı kartın ardından en az bir maçlık otomatik uzaklaştırma, takdir yetkisine bağlı bir seçenek değildir ve yürürlüğe girmesi için yetkili bir organın kararını gerektirmez. Bu, yönetmeliklere yerleşik bir ilkedir ve istisnalara tabi tutulamaz; hele ki turnuvanın ortasında, başka birçok oyuncunun da aynı duruma düşüp cezalarını düzenli olarak çektiği bir ortamda.”
Kuralların kesinliğinin, “onları korumakla yükümlü olanlar tarafından artık garanti edilemediğinde, oyunun bütünlüğü tehlikeye gireceğini” savunan UEFA, “Aynı şekilde, bu tür bir karar, devam eden turnuvada bir emsal teşkil eder; bundan sonra benzer durumlarda eşit muamele yapılması gerekecek ve bu da turnuvanın aleyhine olacaktır,” dedi.
UEFA açıklaması şöyle sonlandı:
“Futbol, güzel bir oyun olduğu için dünyanın en sevilen sporudur ve her yerde aynı kurallarla oynandığı için güven duyulur. Bir turnuva asla tamamen bağımsız değildir ve söz konusu turnuva Dünya Kupası ise, futbolun tamamı üzerinde olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğurma gücüne sahiptir.
Böylesine emsalsiz, anlaşılmaz ve gerekçelendirilemez bir karara olan şaşkınlığımızı ifade ediyoruz.”
ABD’li milli futbolcu Folarin Balogun, Bosna-Hersek maçında gördüğü kırmızı kartla birlikte son 16 turu maçında cezalı duruma düşmüştü.
Fakat Amerikan medyası, Beyaz Saray’ın müdahalesi ve Trump’ın FIFA Başkanı Gianni Infantino ile görüşmesinin ardından kararın değiştiğini yazdı.
Bu gece TSİ 03:00’te ABD ile karşılaşacak olan Belçika Futbol Federasyonu “şaşkın olduklarını” söyleyerek karara itiraz edeceklerini açıklamıştı.
Amerika
Politico: Trump, NATO’yu ticarethaneye dönüştürdü

ABD yönetimi, NATO müttefiklerine savunma harcamalarını artırmaları ve Amerikan yapımı silah alımlarını yoğunlaştırmaları yönündeki baskıyı yükseltiyor. Politico’nun haberine göre bu yaklaşım, ittifak içindeki ilişkilerin odağını stratejik hedeflerden ekonomik anlaşmalara kaydırıyor. Ankara’da düzenlenecek zirve öncesinde, Washington’ın müttefiklerden Amerikan savunma sanayisine daha fazla katkı beklediği belirtiliyor.
ABD Başkanı Donald Trump, müttefiklerle ilişkilerde Amerikan silahlarının satın alma hacmini ve savunma harcamalarını temel kriter haline getirerek ABD ile NATO arasındaki ilişkileri fiilen bir ticarete dönüştürdü.
Politico’nun 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde yayımladığı analizde, ikili ilişkilerdeki bu ekonomik kayma ayrıntılarıyla ele alınıyor.
Haberdeki verilere göre zirvenin ana gündem maddesini, üye ülkelerin askeri bütçelerini artırması ve ABD’den silah alımlarını genişletmesi oluşturuyor.
Washington yönetimi, müttefiklerin savunma harcamalarını yükseltmeye devam etmesini ve Amerikan savunma sanayi kompleksine daha aktif destek vermesini bekliyor.
“ABD en çok harcayan ama en az kazanan ülke”
Donald Trump, daha önce yaptığı açıklamalarda NATO üyesi ülkelerin savunma harcamalarını gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) yüzde 5’i seviyesine çıkarması gerektiğini defalarca dile getirdi.
Trump ayrıca müttefiklerin katkısının yetersiz kalması durumunda ABD’nin ittifaktaki varlığını gözden geçirebileceğini ifade ederek, “ABD, NATO için herkesten daha fazla harcama yapıyor ancak bundan en az yararlanan ülke konumunda yer alıyor” şeklinde konuştu.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth de Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarındaki artışı doğrudan Amerikan silahlarının satın alınmasıyla ilişkilendiriyor.
Hegseth, sevkiyatların hızlandırılması ve Amerikan savunma sanayisiyle işbirliğinin güçlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Bu açıklamaların gölgesinde Avrupa ülkeleri, ABD’den silah alımlarını artırmayı sürdürüyor ve Amerikan askeri sistemlerinin kendi topraklarında lisanslı olarak üretilmesi imkanını tartışıyor.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte daha önce yaptığı bir değerlendirmede, bu siparişlerin ABD’deki istihdamı desteklediğini ve Amerikan savunma sanayisi için büyük hacimli sözleşmeler sağladığını kaydetti.
Politico’nun görüştüğü Avrupalı diplomatlar, Ankara’da yapılacak zirvenin stratejik genişleme konularından ziyade ağırlıklı olarak finansal ve savunma yükümlülüklerine odaklanan pratik bir nitelik taşımasının beklendiğini aktarıyor.
Bu ayın başlarında ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Matthew Whitaker, müttefiklere verilecek desteğin savunma harcamalarının seviyesine endekslenmesini önerdi.
Whitaker’ın önerisi, askeri bütçelerini artıran ülkelere silah alımlarında öncelik ve Amerikan kurumlarıyla daha geniş işbirliği imkanı dahil olmak üzere ek siyasi ve ekonomik ayrıcalıklar sunulmasını öngörüyor.
Washington yönetimi son aylarda Avrupa’daki askeri varlığını kademeli olarak azaltma ve güçlerinin konuşlandığı noktaları yeniden gözden geçirme politikasını devam ettiriyor.
Bu kapsamda ABD Savaş Bakanı Hegseth, bölgedeki Amerikan askerlerinin konuşlandığı yerlere yönelik altı aylık bir inceleme süreci başlattı ve bu adımı ABD ile Avrupa ülkeleri arasında sorumlulukların yeniden paylaştırılması ihtiyacına bağladı.
Avrupa2 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Rusya1 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Söyleşi1 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Dünya Basını2 hafta önceVaroufakis: Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi
Dünya Basını2 hafta önceProf. Diesen: ABD sadece zaman kazanıyor, İran’ı yok etme hedefi değişmedi
Dünya Basını2 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını2 hafta önce‘İran küresel ekonominin boğaz noktalarını silaha dönüştürdü’
Dünya Basını2 hafta önceFT: Müttefikleri ABD’den bağımsızlaşmaya çalışıyor












