Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’nin İran savaşında yapay zekaya dair umutları karşılıksız kaldı

Yayınlanma

ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşta yapay zeka desteğiyle “temassız” bir mücadele yürütme ve hızlı galibiyet alma umutlarının karşılıksız kaldığı belirtiliyor. The New York Times yazarları, teknolojik üstünlüğün coğrafi zorluklar ve İran’ın asimetrik kabiliyetleri karşısında kesin bir zafer garantisi sunmadığına dikkat çekiyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) İran ile yürüttüğü savaşta yapay zekaya dayalı “temassız” bir muharebe yürütme beklentilerinin karşılıksız kaldığı ifade edildi.

The New York Times (NYT) gazetesi köşe yazarları, eski Beyaz Saray Durum Odası Yöneticisi Marc Gustafson ve Eurasia Group Danışmanı Justin Kosslyn, Ortadoğu’daki mevcut savaşın teknolojik üstünlüğün hızlı bir zaferi garanti etmediğini ortaya koyduğunu belirtti.

ABD yönetiminin, İran ile yapılacak bir savaşın engebeli ve dağlık arazi yapısı nedeniyle oldukça güç olacağını her zaman kabul ettiği kaydedildi.

Yazarlar, bu arazi yapısının geniş bir askeri altyapıyı gizlemeye elverişli olması sebebiyle, incelenen tüm çatışma senaryolarının Amerikan askerleri arasında kayıplara yol açacak kaçınılmaz bir kara operasyonunu öngördüğünü bildirdi.

Washington’ın bu süreçteki temel beklentisinin, yapay zeka yardımıyla savaşı uzaktan yönetmenin çok daha kolay hale geleceği yönünde olduğu belirtildi.

NYT’nin haberine göre, teknolojiler ABD’nin savaş yürütme yaklaşımını değiştirdi. Uzmanların yapay zeka kullanarak istihbarat verilerini gerçek zamanlı olarak işlemesi, karar alma süreçlerini hızlandırırken hassas vuruşlar yapılmasını sağlıyor.

Keşif dronları, uydular ve radyo sinyali yakalama yoluyla elde edilen verilerin hızlıca işlenmesi, füzelerin rota ve hızlarının gelen bilgilere göre anlık olarak değiştirilmesine imkan tanıyor.

Bu yılın şubat ayında, Pentagon’un operasyon hazırlıklarında Anthropic AI tarafından geliştirilen Claude adlı yapay zekayı kullandığı kamuoyuna yansımıştı. Claude adlı sohbet botunun, özellikle ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun ele geçirilmesine yönelik operasyonu sırasında kullanıldığı kaydedildi.

Gazete yazarları, yapay zekanın giderek daha hassas hale gelen silahlar ve kapsamlı gözetleme kabiliyetleriyle birleşmesinin, Amerikan Silahlı Kuvvetleri’nin uzaktan muharebe yürütme imkanlarını değiştirdiğini belirterek, “Bu sadece bir fantezi değil” değerlendirmesinde bulundu.

Buna karşın Gustafson ve Kosslyn, savaş yürütmedeki bu yüksek teknolojik yaklaşıma rağmen Amerikan stratejisinin sınırlı kaldığını ifade etti. ABD ordusunun İran topraklarının tamamını tam olarak kontrol edemediği vurgulanırken, yazarlar buna örnek olarak İran yapımı insansız hava araçlarının (İHA) durumuna işaret etti.

Şahid tipi İHA’ların Ortadoğu genelindeki hedeflere yönelik saldırılarda oldukça etkili olduğu belirtildi. Bu araçların hem bölgedeki Amerikan askeri tesislerine yönelik saldırılarda hem de Arap ülkeleri için kritik önem taşıyan üretim tesislerinin imha edilmesi veya hasar görmesinde kullanıldığı aktarıldı. Düzenli hale gelen bu saldırıların, hava savunma sistemlerine ait füze stoklarının tükenmesine yol açtığı kaydedildi.

Şahid, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) için Şahid Havacılık Sanayii şirketi tarafından geliştirilen bir İHA ailesi olarak biliniyor. Bu araçlar, modern askeri çatışmalarda kullanılan ucuz ve kitlesel kamikaze dronları olarak tanınıyor.

NYT yazarları, fırlatılan dronların ve kısa menzilli füzelerin yüksek hareket kabiliyetine sahip olduğunu vurguladı. İHA’ların bir kamyon kasasından bile fırlatılabildiği, bu nedenle tüm İran kamyonlarını takip etmenin fiilen imkansız olduğu belirtildi.

Ayrıca, ABD’nin bir okula düzenlediği ve onlarca sivilin ölümüyle sonuçlanan saldırısının, yüksek teknolojili istihbaratın bile hatalı veri ve yanlış karar alma risklerini ortadan kaldırmadığını kanıtladığı dile getirildi. CBS News, söz konusu saldırının güncelliğini yitirmiş veriler temelinde gerçekleştirildiğini bildirmişti.

Haberde yazarlar, “Yapay zeka savaşı başlatmayı kolaylaştırdı ancak henüz hızlı bir zaferi mümkün kılmadı” sonucuna vardı.

Washington, İran ile savaşın başlangıcından bu yana İslam Cumhuriyeti topraklarında bir kara operasyonu düzenleme ihtimalini dışlamadı.

ABD Başkanı Donald Trump, 2 Mart tarihinde yaptığı konuşmada Washington’ın galibiyet için gereken her şeyi yapacağını söylemişti.

The Wall Street Journal gazetesi de ABD’nin, Hürmüz Boğazı üzerinden deniz taşımacılığını yeniden başlatmak amacıyla İran’ın güney kıyısındaki bir veya birkaç adanın kontrolünü ele geçirmek için deniz piyadelerini kullanmayı değerlendirdiğini yazmıştı.

Amerika

Devlet tahvillerinde küresel satış dalgası şiddetlendi

Yayınlanma

Salı günü devlet tahvillerinde küresel çapta yaşanan satış dalgası şiddetlendi ve borçlanma maliyetlerini son yılların en yüksek seviyesine çıkardı.

Yükselen petrol fiyatları enflasyon endişelerini daha da artırırken, tahvil getirileri yeni zirvelere ulaşarak devlet bütçelerini sıkıştırıyor ve çok çeşitli tüketici ve işletme kredilerinin faiz oranlarını yükseltiyor.

Belki de dünyanın en etkili faiz oranı olan 10 yıllık ABD Hazine tahvillerinin getirisi, Ocak 2025’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaşırken, 30 yıllık tahvil getirisi ise son yirmi yılın en yüksek seviyesinde seyretmeye devam etti.

Diğer önemli tahvil piyasalarında ise, 10 yıllık Japon tahvillerinin getirisi 1996’dan bu yana ilk kez yüzde 3’ün üzerine çıktı.

10 yıllık İngiliz tahvillerinin getirisi 2007 ortasından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı ve 10 yıllık Alman tahvillerinin getirisi en son 2011’de görülen seviyelere ulaştı.

Amerika’da artan borçlanma maliyetleri, Hazine Bakanı Scott Bessent ile tahvil yatırımcıları arasında bir çatışmaya yol açtı.

Fakat ABD’de getirileri yukarı çeken faktörler, diğer büyük piyasalarda da sorun teşkil ediyor. 

Birçok gelişmiş ekonomide, genişleyen bütçe açıkları, yüksek borç seviyeleri ve enflasyon, hükümetlerin mali durumlarını iyileştirmek için adım atamayacak ya da atmak istemeyeceklerine inanan yatırımcıları tedirgin etti.

Yapay zeka yatırımlarını finanse etmek için teknoloji şirketlerinin gerçekleştirdiği yoğun borçlanma, getirilerin yükselmesindeki bir başka faktör.

Şirketler milyarlarca dolarlık tahvil ihraç ederek piyasaları doldurdu ve yatırımcıları devlet tahvillerinden uzaklaştırdı.

Yüksek getirilerin en acil ve öngörülemez etkenlerinden biri, İran’da süren uzun soluklu savaş. 

ABD ve İran’ın son günlerde saldırılarını yenilemesi üzerine, petrol ve doğalgaz fiyatları yeniden yükselmeye başladı.

Uluslararası petrol referans fiyatı olan Brent ham petrolü, Salı günü tekrar yükselerek varil başına 90 doların üzerine çıktı; bu rakam, savaş öncesi seviyelere kıyasla yaklaşık yüzde 30 daha yüksek.

Enerji maliyetlerindeki artış enflasyonun hızlanacağına dair beklentileri artırdı. Bu durum, merkez bankalarını kontrol ettikleri kısa vadeli faiz oranlarını yükseltmeye sevk edebilir.

Yüksek yakıt fiyatları, aynı zamanda büyük enerji ithalatçısı olan Asya ve Avrupa’daki hükümetlere de muazzam maliyetler getiriyor.

Bazı durumlarda, kamu borç seviyeleri şimdiden devasa boyutlara ulaştı. Amerika’nın brüt ulusal borcu geçen ay ilk kez 40 trilyon doları aştı.

Bu rakam, ekonominin büyüklüğünün yüzde 120’sinden fazlasına denk geliyor.

Fransa’da kamu borcu, ülke ekonomisinin büyüklüğünün yüzde 117’sine denk gelen 3,5 trilyon avroyu (yaklaşık 4 trilyon dolar) aştı.

Japonya’da ise hükümet, kamu borcunun ülke ekonomisinin iki katından fazla olmasına rağmen büyük harcamalar yapmaya devam ediyor.

Yatırımcıların gözünde, pek çok siyasetçi bu borç seviyeleri konusunda yeterince endişeli görünmüyor.

Bunun yerine, yatırımcılar bütçe açıklarını azaltma olasılığı düşük olan hükümet planları görüyor.

Avrupa’da, Fransa, gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yatırımcıların şüpheciliğinin odağında yer alıyor.

Bu seçimlerde önde gelen adayların hiçbirinin, yatırımcıların gözünde şişen borç seviyelerini azaltmaya yönelik inandırıcı planlara sahip olduğu görülmüyor.

Avrupa’nın en güvenli finansal limanlarından biri olarak bilinen Fransa’nın itibarı zedelendi ve ülke, geçmişteki borç krizlerinin merkezinde yer alan İtalya ve Yunanistan gibi Güney Avrupa ekonomilerinden bile daha fazla, hızla bölgenin en endişe verici borç piyasası haline geliyor.

Bu yaz, Fransız devlet tahvillerinin getirisi İtalya’nınkini aştı.

Bu durumun yakın zamanda nasıl çözüleceği belli değil fakat tahvil piyasasından gelen baskı bazı değişikliklere yol açabilir.

Okumaya Devam Et

Amerika

Pentagon, yapay zeka araçları listesine ChatGPT’yi de ekledi

Yayınlanma

Pentagon, yapay zeka araçlarına yönelik ana portalına Google Gemini’nin yanı sıra ChatGPT ve Grok for Government hizmetlerini de ekledi.

Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili, ChatGPT Mil olarak adlandırılan OpenAI ürününün, askerlerin ve savunma sektöründeki sivil personelin üretken yapay zeka araçlarını kullanarak kontrollü, gizli olmayan bilgiler (CUI) üzerinde çalışabilecekleri GenAI.mil platformuna yeni güçler kazandıracağını belirtti.

Bir Pentagon yetkilisi şunları söyledi:

“Gemini’yi arama işlevselliği veya belirli kaynaklardan veri toplama için tercih ediyorum. ChatGPT ise daha çok metin tabanlı çalışmalar için uygun. Tüm bu farklı modellere erişim sağlamak istiyoruz; böylece kullanıcılar belirli bir görev için bir modeli tercih ederlerse onu kullanabilirler.”

CUI için kullanılabilecek bir ChatGPT sürümü oluşturma çalışmaları Şubat ayında başladı. Haziran ayında bir OpenAI yetkilisi , bu sürümün “Temmuz başında” kullanıma sunulacağına inandıklarını söylemişti.

Bugün yayınlanması planlanan bir Savunma Bakanlığı basın açıklamasında, ChatGPT Mil’in “savaşçıların ihtiyaçlarına göre uyarlanmış, Bakanlığın güvenli ortamına tanıdık bir ticari deneyim getireceği” belirtildi.

ChatGPT Mil, planlama, politika, lojistik ve idare dahil olmak üzere Bakanlık genelinde belge yoğunluğu yüksek, gizli olmayan işleri destekliyor ve 3 milyondan fazla Bakanlık personelini destekleyecek şekilde ölçeklendirildi.

Resmi duyurudan önce konuşmak üzere isminin açıklanmamasını isteyen bir OpenAI yetkilisi, ordunun ChatGPT’nin bu özel sürümünü nasıl kullanabileceğine dair fikirler sundu.

Kuzey Komutanlığı’ndaki operatörler, FEMA veya federal hükümetin diğer birimleriyle birlikte planlama, kaynak tahsisi veya afet müdahalesini kolaylaştırmak için bu sistemi kullanabilir.

Bunun yanı sıra Müşterek Kurmay Başkanlığı’nın lojistik müdürlüğü, evrak işlerini ve belgelemeyi basitleştirmek için de bu sistemi kullanabilir.

Yetkili ayrıca, muharebe komutanlıklarındaki lojistikçilerin “tedarik ve bakım güncellemelerini uzlaştırma, nakliye gereksinimlerini hazırlama gibi kullanım alanlarıyla doğal bir hedef kitle olacağını” belirtti.

Arka plandaki görüşmelerde, OpenAI ve Pentagon yetkilileri, GenAI.mil platformundaki modelleri savaş amaçlı kullanmak istemediklerini söylediler.

Pentagon, yapay zeka ürünlerini istedikleri gibi kullanabilmeleri gerektiğini savunuyor; bu, bakanlık ile yapay zeka modeli üreticisi Anthropic arasındaki anlaşmazlıkların odak noktası.

OpenAI ise ChatGPT’nin bağlantı gereksinimi ve büyük miktarda hesaplama gücü ihtiyacının, onu savaş için uygun bir seçenek haline getirmediğini savunuyor.

Bakanlık, bu tür operasyonlar ve eylemler için sürekli olarak bir dizi başka aracı test ediyor ve araştırıyor.

Gemini’nin GenAI.mil sürümü gibi, ChatGPT’nin askeri sürümünde de yerleşik ek güvenlik işlevleri bulunuyor.

Yetkili, “Bakanlık içinde CUI ile uğraşırken, bunların ticari bir modelde bulunamayacağı açıktır. Bunu ayrı bir ortamda geliştirmeliyiz. Dolayısıyla ticari modelden ayrı olacak şekilde tasarlanmıştır,” dedi.

Pentagon, 9 Aralık’ta GenAI.mil’i tek bir araçla Gemini ile hizmete sunmuştu. Aynı dönemde Pentagon yetkilileri, Elon Musk’ın xAI aracını platforma getirmek için bir anlaşma imzalamıştı ama o zamandan beri resmi bir devreye alma duyurusu yapılmadı.

Pazartesi günü Pentagon, Musk’ın Starshield AI şirketine ait bir yapay zeka ürünü olan Grok for Government’ın artık GenAI.mil’de kullanılabilir olduğunu duyurdu.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD, Venezuela’da Çinli ve Rus şirketler tarafından işletilen petrol sahalarını devralacak

Yayınlanma

ABD’li petrol şirketi North American Blue Energy Partners (NABEP) daha önce birkaç Çinli şirket ve bir Rus firması tarafından kontrol edilen bazı petrol sahalarını devralacak.

İki ABD’li yetkili Reuters’a verdikleri demeçte, bu devralmanın Başkan Donald Trump’ın Venezuela ile açıkladığı kapsamlı petrol üretim anlaşmasının bir parçası olacağını belirtti.

Yetkililere göre, söz konusu projeler, ABD destekli North American Blue Energy Partners’a yeni verilen 14 sözleşme arasında yer alıyor.

NABEP, daha önce ABD’li petrol devi Harry Sargeant’a aitti ve şu anda Venezuelalı iş adamı Alejandro Betancourt tarafından kontrol ediliyor.

Betancourt, anlaşmayı doğrulayan bir açıklamada şunları söyledi:

“Venezuela, bol miktarda doğal kaynak, çalışkan insan ve henüz değerlendirilmemiş bir potansiyele sahip. Bu işlem, hem Venezuelalıların hem de Amerikalıların büyük yararına olacak şekilde bu potansiyeli ortaya çıkaracak.”

NABEP, işletmenin operasyonel kontrolünün kendisinde olacağını, ABD hükümetinin ise şirketteki %35 hisseye sahip olacağını ve şirketin üretiminin %20’sine maliyet bedeli üzerinden “tercihli erişim” hakkına sahip olacağını açıkladı.

Beyaz Saray, NABEP’in ayrıca ABD Dışişleri Bakanlığı’na, üretiminin geri kalan %80’ini satın alma konusunda ön alım hakkı tanıdığını belirtti.

Venezuela petrolünün üretimi ve satışında söz hakkı Washington’un

Geçen hafta Trump, ABD’nin özel sektörle kurulan bir ortaklık aracılığıyla Venezuela’nın kanıtlanmış petrol rezervlerinden yaklaşık 64 milyar varile erişim sağladığını duyurdu.

Bu anlaşma, ABD şirketlerine Venezuela’nın stratejik öneme sahip bazı petrol varlıklarında bir dayanak noktası sağlarken, ülkenin enerji sektöründe uzun süredir önemli bir rol oynayan Çin ve Rusya’nın çıkarlarını kenara itiyor.

Ayrıca, Trump yönetiminin ülkenin petrol endüstrisini yeniden şekillendirmeyi ve devasa rezervlerini ABD’nin iktisadi ve jeopolitik çıkarlarına yaklaştırmayı hedeflediği bu düzenleme, Washington’a Venezuela’nın petrolünü kimin üreteceği ve satacağına karar verme konusunda doğrudan bir rol de tanıyor.

Beyaz Saray, ABD’nin ayrıca NABEP’in yönetim kurulu ve yöneticileri üzerinde veto hakkına sahip olacağını ve yönetim kurulunun çoğunluğunun ABD vatandaşı olması şartını koyduğunu da ekledi.

NABEP’in, Venezuela’da toplam 17 projeyi kontrol etmesi ve bu projeleri geliştirerek nihai olarak ABD’ye petrol tedarik etmek için kullanması bekleniyor.

Yetkililer, bu projelerin 14’ünün Venezuela hükümeti tarafından yeni olarak verileceğini belirtti.

Çin’e giden petrol artık ABD’ye gidecek

Yetkililer, 14 sahadan beşinin, Nicolas Maduro tarafından teşvik edilen bir model kapsamında Çinli şirketler tarafından işletildiğini, birinin ise daha önce bir Rus şirketi tarafından işletildiğini söyledi.

Projelerden ikisi, İran’la ilgili faaliyetleri nedeniyle 2019 yılında ABD tarafından yaptırım uygulanan China Concord Resources tarafından işletiliyordu.

Yetkililer, bir projenin Sinopec, bir diğerinin ise China National Petroleum Corp tarafından işletildiğini belirtti.

Yetkili, “Sadece ABD hükümetinin ve ABD’li işletmecilerin yararlanması için yeni fırsatlar yaratmakla kalmıyoruz, aynı zamanda daha önce Çin’e gönderilen bu petrolün pazarı olarak ABD’yi de açıyoruz,” dedi.

Yetkililer, diğer iki projenin ise, Maduro’nun eski yakın yardımcısı olan ve şu anda ABD’de gözaltında tutulan Alex Saab’ın bağlı şirketleri tarafından işletildiğini belirtti.

Yetkililer, başka bir petrol sahasının da Maduro’nun eşi Cilia Flores’in yeğeniyle bağlantılı olduğunu belirtti.

Trump, 2015 Meclisi’ni meşru sayıyor

Trump, Pazartesi günü erken saatlerde gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’nin şu anda Teksas ve Louisiana’daki rafinerilere ve diğer yerlere sevk edilen “milyonlarca ve milyonlarca varil petrol”ü ele geçirdiğini söyledi.

Trump, bugün (1 Eylül) petrol ve gaz perakendecileri ile rafineri yetkilileriyle bir araya gelecek.

Yetkililer, Venezuela’nın geçici yetkilileri ile 2015 Ulusal Meclisi temsilcileri arasındaki görüşmelerin, anayasal düzeni bir ölçüde yeniden tesis etmeyi ve ülkenin geçiş süreciyle ilgili hukuki meseleleri ele almayı amaçladığını belirtti.

Trump yönetimi, 2015 Meclisi’ni, resmi yönetim yetkisi olmamasına rağmen, ülkenin anayasası uyarınca seçilmiş ve faaliyet gösteren son Venezuela yasama organı olarak görüyor.

Bir yetkili, 2015 Ulusal Meclisi ile bir anlaşmaya varılmasının, Venezuela’nın petrol endüstrisinin canlandırılması gibi ekonomik kararlar da dahil olmak üzere, daha geniş kapsamlı bir geçiş süreci için anayasal ve hukuki bir temel sağlayabileceğini belirtti.

Caracas’a tepkiler büyüyor

Öte yandan ABD ile petrol anlaşması nedeniyle geçici Delcy Rodríguez yönetimine yönelik tepkiler artıyor.

Orinoco Tribune için yazan gazeteci ve siyaset bilimci William Serafino, anlaşma ile birlikte 20. yüzyılın üçte birinde Washington-Caracas enerji ilişkilerini belirleyen “aşağılayıcı imtiyaz modeline”, yani şirketler lehine vergi yükü karşılığında petrol sahalarının kiralanmasına, geri dönüldüğünü savunuyor.

Anlaşmanın duyurulduğu 28 Ağustos 2026 tarihini, “Venezuela’nın 1908 yılına geri döndüğü tarih” olarak yorumlanacağını düşünen Serafino, o yıl, Cipriano Castro’yu mağlup eden Juan Vicente Gómez’in önce İngiliz, ardından ABD’li şirketlere yönelik “feodal-petrol temelli bir bacakları aralama” doktrini uygulayarak modern devletin temellerini attığını hatırlatıyor.

Anlaşmanın, “siyaseti ve cumhuriyetçi vizyonu, güce takıntılı bir imparatora yalakalık yapmakla değiştiren elitlerin damgasını vurduğu bir kırılma noktası” olarak da hatırlanacağını ileri süren yazar, Gómez’in “Monroe Doktrini”nin uygulanmasından büyük sevinç duyan Washington tarafından teşvik edilip desteklenmesi gibi, Rodríguez’in de kuzeydeki büyük komşu tarafından böyle görüldüğüne işaret ediyor.

Serafino şöyle devam ediyor:

“Bu anlaşma haklı olarak tarihi olarak nitelendirilebilir; Rodríguez ve Trump bu konuda tamamen hemfikirdir. Fakat bunun nedeni anlaşmanın teknik ve mali özellikleri değil; siyasi açıdan, Venezuela’nın iktidar elitlerinin ulusa, ABD için kârlı bir petrol ticareti dışında sunacak başka hiçbir şeyleri olmadığı gerçeğinin acı bir şekilde kabul edilmesi anlamına gelmesidir. Bu kabul, çıkarılan varillerden elde edilecek gelirin, yaptırımların ve iktisadi kötü yönetimin yol açtığı yıkımdan bizi kurtarmaya yeteceği tesellisiyle örtbas edilmektedir.”

Sürecin “elitlerin başarısızlığını” ortaya koyduğunu belirten Serafino, artık siyasi yelpazedeki rakipler-düşmanlar arasındaki ayrımın “kimin Trump’a yakın olduğuna, kimi desteklediklerine ve kiminle müzakere ettiklerine bağlı hale geldiğini” yazıyor.

Yazar, “Teknik dilin etkisiyle okunaksız hale gelen bu senaryoda, Bolivarcı Cumhuriyet’in geleceği, Beyaz Saray’ın başını ulusal ufkun rektörü haline getiren tersine çevrilmiş bir meşruiyet piramidinin içinden geçen acı bir geçiş sürecinde belirleniyor,” diyor.

“Teknik anlatıların geride bıraktığı derin boşlukta”, “kendi kaderinin kontrolünü yitirmiş bir ulusun acı gerçeğinin” gizlendiğini düşünen Serafino, bu kaderin artık “İngilizce dilinde ve Trump imparatorluğunun metropolünde” belirlendiğini söylüyor ve yazısını şöyle bitiriyor:

“Belki de gerçeği olduğu gibi kabul etmek, partizanca sloganlarla, henüz gerçekleşmemiş vaatlerle ya da tarihi ve onun derslerini geçersiz kılan anlatılarla çözülmesi imkânsız olan, sorular ve şüphelerle dolu bir gelecekle yüzleşmenin ilk adımı olabilir.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English