Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’nin stratejik petrol rezervi 1983’ten bu yana en düşük seviyeye indi

Yayınlanma

Associated Press’in aktardığı Bank of America Global Research verilerine göre ABD’nin Stratejik Petrol Rezervi 1983’ten bu yana görülen en düşük seviyeye geriledi ve ülkenin elinde 43 günlük ham petrol arzı kaldı. Trump yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının enerji maliyetlerini artırmasının ardından rezervlerden petrol piyasaya sürerken, yönetim savaş sona erdiğinde fiyatların normale döneceği beklentisini koruyor.

Bank of America Global Research verilerine göre ABD’nin Stratejik Petrol Rezervi 1983’ten bu yana en düşük seviyesine geriledi.

Associated Press’in aktardığı verilere göre ülkede 43 günlük ham petrol arzı kaldı.

Trump yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının yol açtığı enerji maliyetlerindeki yükselişle mücadele etmek için stratejik rezervlerden petrol piyasaya sürüyor.

Dünya petrol taşımacılığının günlük olarak beşte birine kadar olan bölümünün geçtiği boğaz, beş aylık çatışma boyunca ticari trafiğe fiilen kapalı kaldı. Bu durum küresel enerji piyasalarını sarstı ve ham petrol fiyatlarında istikrarsızlığa yol açtı.

Başkan Donald Trump, 120 günlük teslimat dönemi içinde ülke rezervlerinden 172 milyon varil petrol çekilmesini taahhüt etti.

Federal verilere göre bugüne kadar yaklaşık 108,6 milyon varil ham petrol piyasaya sürüldü. Mevcut rezerv miktarı yaklaşık 304,8 milyon varil düzeyinde bulunuyor.

Trump buna karşılık haziran ayında, savaş sırasında ülkenin ayakta kalmasını sağlamak için stratejik rezervlere güvenilmemesi gerektiğini söyledi.

Başkan, 17 Haziran’da gazetecilere, “Rezervlerimiz yaklaşık dört hafta içinde tükenir. Gerçekten tükeniriz ve öyle bir zaman gelir ki artık petrol bulamazsınız. Peki ortalığın birbirine girmesini görmek ister misiniz?” dedi.

Trump aynı gün, bölgede barışa doğru ilerlemek amacıyla İran ile bir mutabakat zaptı imzaladı. Anlaşmanın, İran’ın nükleer silahlardan arındırılması için bir yol oluşturması ve uzun süreli bir ateşkes kapsamında gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli biçimde geçmesini sağlaması amaçlanıyordu.

Ancak anlaşma uzun ömürlü olmadı. Saldırılar 8 Temmuz’da yeniden başladı.

Ham petrol fiyatları 8 Temmuz’da yaklaşık yüzde 5 yükseldi. Brent petrol yüzde 5,2 artarak varil başına 78,02 dolardan kapanırken Batı Teksas türü ham petrol yüzde 4,4 yükselişle varil başına 73,52 dolara çıktı.

Güney Kore, Tayland, Vietnam ve Bangladeş, ortaya çıkan koşullarla başa çıkmak için acil enerji kısıntısı ve tasarruf politikaları uygulamaya koydu. Bunlar arasında klima kullanımının sınırlandırılması ve araçların dönüşümlü günlerde trafiğe çıkmasına yönelik kurallar da yer aldı.

Çin ise petrol ithalatını bir önceki yıla kıyasla günlük yaklaşık 3,5 milyon varil azalttı. Günlük ortalama 11 milyon varil düzeyindeki ithalat yaklaşık 7,8 milyon varile geriledi.

Çin’in, devlet yönetimindeki stoklarla ticari ve toplumsal stokların birlikte hesaplanması halinde toplamının yaklaşık 1,4 milyar varil olduğu tahmin edilen dünyanın en büyük acil ham petrol stok sistemine sahip olduğu belirtiliyor.

ABD ise dalgalanan petrol piyasasına uyum sağlamak için fazla değişikliğe gitmedi. Trump ve yönetimindeki yetkililer, savaştan çekilmek için belirlenmiş bir takvim bulunmamasına rağmen çatışma sona erdiğinde fiyatların kısa sürede normale döneceği konusunda büyük ölçüde iyimser tutumlarını koruyor.

Trump, yönetiminin normal şartlarda teşvik ettiği sondaj faaliyetleriyle savaş sırasında yüksek kâr elde ettiklerini söyleyerek ExxonMobil ve Chevron gibi Amerikan şirketlerini de eleştirdi.

Başkan pazartesi günü, “Çok fazla para kazanıyorlar. Çok fazla para” dedi ve şirketlerden akaryakıt istasyonlarındaki fiyatları düşürmelerini istedi.

Trump sözlerini, “Şaşırdınız mı? Bunu ben söylüyorum. Yüksek sesle ve açıkça söyleyeceğim” diye sürdürdü.

Buna karşın büyük petrol üreticileri, tek tek akaryakıt istasyonlarındaki fiyatların büyük bölümünü doğrudan kontrol etmiyor. Şirket yöneticileri, İran ile savaşın şekillendirdiği küresel ham petrol koşullarının perakende fiyatlarını yüksek tutacağı uyarısında bulunuyor.

Küresel ham petrol göstergeleri dalgalansa veya gerilese bile yerel akaryakıt istasyonlarındaki perakende fiyatların bu değişimi tarihsel olarak birkaç hafta gecikmeyle yansıttığı belirtiliyor.

Amerika

FDA, Moderna’nın mRNA grip aşısını onayladı

Yayınlanma

ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), ilk mRNA grip aşısını onaylayarak, yaygın olarak görülen veya özellikle bulaşıcı virüs suşlarını hızla hedef almayı kolaylaştıracak bir teknolojinin kullanımının önünü açtı.

Moderna tarafından üretilen ve mFLUSIVA adı verilen aşının onaylanması, Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. tarafından yönlendirilen mRNA araştırmalarına yönelik bir dizi darbenin ardından geldi.

Bu darbeler arasında, hükümetin Biyomedikal İleri Araştırma ve Geliştirme Kurumu (BARDA) aracılığıyla mRNA teknolojisiyle aşı geliştirmek amacıyla yürütülen 22 projenin iptali de yer alıyordu.

FDA, bu yılın başlarında Moderna’nın onay başvurusunu incelemeyi bile reddetmişti ama kamuoyundaki tepkilerin ardından hızla kararını değiştirdi.

Grip, her yıl dünya çapında 300.000’den fazla kişinin ölümüne neden oluyor ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ne (CDC) göre, 2024-25 sezonunda özellikle şiddetli geçerek ABD’de tahmini 45.000 ölüm ile sonuçlandı.

Bu sayının içinde çocuklarda bildirilen en az 297 vaka da bulunuyor.

Yeni aşı, 50 ila 64 yaş arası kişiler için onaylandı. FDA, 65 yaş ve üstü yetişkinler için hızlandırılmış onay verdi.

Bu, aşının yaygın kullanımına olanak tanıyor ve takip çalışmasının sonuçları kabul edilebilir bulunursa tam onaya dönüştürülebilir.

Şirket, aşının 2026-27 solunum yolu virüs sezonu için hazır olmasını beklediğini belirtti.

Moderna CEO’su Stéphane Bancel yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Grip, hâlâ önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor ve mFLUSIVA, Amerika’daki yaşlılar için önemli bir yeni seçenek sunuyor. Bu onay, mRNA platformumuzun sürekli bilimsel yenilikler yoluyla önemli halk sağlığı sorunlarının çözümüne katkıda bulunma potansiyelini de yansıtıyor.”

mRNA teknolojisi, vücuda bir virüsün bir parçasını üretmesini söyler ve bu da vücudun bağışıklık tepkisini tetikler.

Bu teknoloji, dünya çapında yüz milyonlarca kişiye uygulanan Covid aşılarında kullanılan teknolojiydi.

İki bilim insanı, mRNA teknolojisi alanındaki çalışmaları nedeniyle 2023 yılında Nobel Ödülüne layık görüldü.

2021 yılında bir aşı aktivisti olarak Kennedy, FDA’ya mRNA Covid aşılarının piyasaya sürülmesinden altı ay sonra piyasadan çekilmesi için dilekçe vermişti.

Şirket, 50 ila 64 yaşları arasındaki yaklaşık 41.000 kişiyi, aşının etkili olduğunu ama eski teknolojiyle üretilen bir aşıya kıyasla daha fazla yan etkiye sahip olduğunu ortaya koyan büyük çaplı bir çalışmaya dahil etti.

Çalışmada, yaklaşık 21.000 kişi Moderna aşısını, yaklaşık aynı sayıda kişi ise karşılaştırma aşısını aldı.

Altı ay içinde, Moderna aşısı olanlardan 411’i gribe yakalanırken, diğer gri aşıyı olanlardan 557’si gribe yakalandı. Bu da yaklaşık yüzde 27’lik bir göreceli etkinlik oranına karşılık geliyor.

Fakat Moderna aşısını olanlarda daha fazla yan etki bildirildi: Katılımcıların yaklaşık üçte ikisi enjeksiyon yerinde ağrı, yüzde 45’i yorgunluk ve yüzde 38’i baş ağrısı bildirdi.

Bu oranlar, karşılaştırma grubuna kıyasla yaklaşık iki kat daha yüksekti.

Araştırmacıların Moderna aşısıyla ilişkili olduğunu değerlendirdiği ciddi olaylar arasında bir bayılma vakası, üç günlük hastaneye yatışa neden olan bir düşük tansiyon vakası ve bir perimiyokardit vakası, yani kalp zarının ve kalp kasının iltihaplanması yer aldı.

FDA’nın Moderna aşısını incelemeyi ilk başta reddetmesi, geniş çaplı ve genel olarak olumlu sonuçlar veren bir klinik deneme gerçekleştirmiş köklü bir şirkete yönelik son derece sıra dışı bir hamleydi.

Bu karar, o dönemde kurumun aşı bölümünün başkanı olan Dr. Vinay Prasad tarafından verildi. 

Dr. Prasad, ilaç şirketleri ve FDA’ya yönelik keskin gözlü bir akademik eleştirmen olarak ün kazanmıştı. Daha sonra Kennedy’nin sesli bir destekçisi haline geldi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Hükümetler, “AI balonu” konusunda tehlikeli bir risk alıyor

Yayınlanma

Yapay zekaya (AI) yönelik yatırımlar hızla sürerken, tahvil piyasalarına hücum ve bu piyasalardaki faiz oranları alarm zillerinin çalmasına neden oluyor.

The Economist’te yer alan analize göre, bu yılki istikrarlı yükselişin ardından, Amerika, Fransa, Japonya ve İngiltere’deki 30 yıllık tahvil faizleri, 2007-09 küresel finans krizinden bu yana görülen en yüksek seviyelere yaklaşmış durumda.

Bu durum, 2022’deki mali panik sırasında kaydedilen en yüksek seviyelerin çoktan geride bırakıldığı İngiltere için özellikle dikkat çekici.

Pandemi sonrasında enflasyon düştüğünde tahvil getirilerinin 2010’lu yılların en düşük seviyelerine geri döneceği düşünülüyordu ama görünen o ki o seviyelere geri dönüş olmayacak.

The Economist’e göre tam aksine, getirilerin daha da yükselme olasılığı yüksek.

Dergiye göre bunun nedenleri arasında enflasyonun tam olarak yenilememesi ve bu durumun merkez bankalarını faiz indiriminden alıkoyması yer alıyor.

ABD’de tahvil getirileri sıçradı, hisse senetleri düştü

Japonya’nın bile, tereddütlü de olsa, gevşek para politikalarını geride bıraktığına işaret eden The Economist, “Zengin ülkelerin devasa bütçe açıklarının anlamlı bir şekilde daralacağına dair pek bir işaret görülmüyor; bu da hükümetlerin nihayetinde merkez bankalarını borçlarını enflasyon yoluyla eritmeye zorlama olasılığını artırıyor,” diye yazıyor.

İran savaşı ve gümrük vergileri gibi jeopolitik çalkantıların, yatırımcıların talep ettiği risk primini artırdığı hatırlatılıyor.

The Economist, tahvil piyasasına özellikle dikkat çekiyor:

“Yüksek tahvil getirileri, borçlu hükümetler için bir sorun. Örneğin, ABD’deki tahvil getirilerindeki her bir yüzde puanlık artış, on yıl içinde yıllık GSYİH’nın %1,3’ü kadar ek faiz ödemesine mal oluyor. Yine de hükümetlerin bu sıkışıklığı telafi etmek için kemerlerini sıkacaklarını ummak giderek zorlaşıyor. Amerika’da her siyasi parti, borç krizi gibi bir sıcak patatesin diğer tarafa düşmesini umuyor gibi görünüyor. Gelecek yıl Fransa’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi, aşırı sol ile aşırı sağ arasında bir mücadeleye dönüşebilir. Japonya ise, tuhaf bir şekilde, mali teşvik uyguluyor. Hükümetler ayarlamaları yapmak için ne kadar uzun süre beklerse, bu ayarlamalar o kadar büyük hale geliyor.”

Bu kapsamda hükümetler, faturaları ödemek için giderek daha fazla iktisadi büyümeye bahis oynuyor gibi görünüyor vei bu da günümüzde yapay zekaya (AI) bahis oynamak anlamına geliyor.

The Economist’e göre sorun şu: Normal şartlarda daha hızlı büyüme, yatırımı artırarak genellikle daha yüksek faiz oranları ve daha yüksek tahvil getirileri beraberinde getirir. Bugünlerde ise daha hızlı büyümeden önce piyasa faiz oranları yükseliyor.

Tahvil piyasalarında yapay zeka çılgınlığı

Goldman Sachs tarafından bu yıl 1 trilyon dolar olarak tahmin edilen veri merkezi yatırımlarının muazzam boyutu, sermayeyi kıtlaştırıyor ve tahvil getirilerinin yükselmesine katkıda bulunuyor.

Ne var ki yapay zeka, teknolojinin yaygınlaşmasının tartışmasız en ileri düzeyde olduğu Çin’de bile henüz üretkenliği ölçülebilir bir şekilde artırmış değil.

Dergi, bu artışın gerçekleşmesinin “biraz” zaman alabileceğini kabul ediyor ve elektrik ve bilgi işlem sektörlerinde üretkenlik artışının gözle görülür hale gelmesinin onlarca yıl sürdüğünü hatırlatıyor.

Ayrıca tüm ekonomilerin eşit derecede iyi performans göstermeyeceğine de işaret eden The Economist, “Yapay zeka Amerika’ya daha fazla büyüme getirip küresel faiz oranlarını yukarı çeker fakat eski dünyada katı işgücü piyasaları ve yüksek enerji maliyetleri nedeniyle tıkanırsa, Avrupa’nın mali sıkıntıları daha da kötüleşebilir. Bu, daha fazla büyüme olmaksızın daha pahalı borç anlamına gelir,” diye yazıyor.

Diğer sorun ise istihdamla ilgili. Eğer yapay zekadan kaynaklanan verimlilik artışı, herhangi bir ülkenin mali hesaplamalarını derinden değiştirecek kadar büyükse, “muhtemelen büyük çaplı” bir iş kaybı da yaşanacak ve bu da işsizlere yönelik daha fazla harcama anlamına gelecek. Bu durumda gelir, işgücünden vergilendirmesi daha hafif olan sermayeye de kayabilir.

“Ucuz para dönemi sona erdi”

Yapay zeka bir silahlanma yarışını tetiklerse, ülkelerin savunma harcamalarını da artırması gerekecek. Yapay zeka destekli bilimsel ilerlemelerin beslediği daha uzun yaşam süresi gibi heyecan verici bir olasılık bile, devletin emeklilik harcamalarını artıracak.

Brookings Enstitüsü’nden iktisatçılar, bu faktörlerin yanı sıra yüksek faiz oranlarının, yapay zekanın tetiklediği büyümenin Amerikan bütçe açıkları üzerindeki olumlu etkisini yarıdan fazla azaltabileceğini tahmin ediyor.

Bu kapsamda The Economist, mali açıdan bu kadar “açılmanın” riskli olabileceğine işaret ediyor ve hükümetleri “bütçe açıklarına” karşı uyarıyor:

“Amerika ve İngiltere dahil olmak üzere zengin dünyanın büyük bir kısmının en son bütçe fazlası verdiği dönem, milenyumun başıydı. Bunun için hızlı bir verimlilik artışı gerekiyordu; o dönemde bu artış, bilgisayarlar ve internetin ilk dönemlerinden kaynaklanıyordu. Ancak bütçe açıklarının da azaltılması gerekiyordu. Mali ihtiyatlılık olmadan, tahvillere yatırım yapmak, istikrarsız teknoloji hisselerine bahis oynamak kadar riskli görünen bir yapay zeka bahsidir.”

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de mahkeme Meta’yı 942 milyon dolar ödemeye mahkum etti

Yayınlanma

ABD’nin New Mexico eyaletindeki bir mahkeme, Meta’nın çocukları uygunsuz içerikten koruyamadığı gerekçesiyle açılan davada şirkete toplam 942 milyon dolar tutarında ödeme yükümlülüğü getirdi ve Facebook ile Instagram’da reşit olmayan kullanıcılar için yeni güvenlik önlemleri uygulanmasına hükmetti.

ABD’nin New Mexico eyaletindeki bir mahkeme, Meta’yı çocukları uygunsuz içerikten koruyamadığı gerekçesiyle açılan davada toplam 942 milyon dolar ödeme yapmaya ve Facebook ile Instagram’da reşit olmayan kullanıcılar için yeni güvenlik önlemleri uygulamaya mahkum etti.

The Wall Street Journal’ın haberine göre karar, eyaletteki reşit olmayan kullanıcıların platformlarda geçireceği sürenin sınırlandırılmasını da içeriyor.

Yargıç Brian Biedscheid, Meta’nın daha önce jüri tarafından hükmedilen 375 milyon dolarlık sivil para cezasına ek olarak 567 milyon dolarlık yeni bir fon oluşturmasına karar verdi.

Şirket ayrıca New Mexico’daki reşit olmayan kullanıcıların sosyal medya kullanım süresini sınırlandıracak, fotoğraflardaki beğeni sayılarını varsayılan olarak gizleyecek ve platform kullanımının risklerini kullanıcılara açıklayacak.

Yargıç, söz konusu fonun şirket uygulamalarının yol açtığı zararın giderilmesi amacıyla oluşturulduğunu belirterek bunun “zararın geniş çaplı sonuçları ve telafisinin karmaşık niteliği nedeniyle gerekli” olduğunu ifade etti.

Mahkemenin hükmettiği fon tutarı, eyalet avukatlarının talep ettiği 779,5 milyon doların altında kaldı.

Meta ise karara katılmadığını ve temyize gideceğini açıkladı.

Şirket sözcüsü, “İnternette gençleri koruma konusundaki sicilimize güvenimiz tam ve gerçekleri çarpıtan iddialara karşı kendimizi savunmayı sürdüreceğiz” dedi.

The Wall Street Journal’ın aktardığına göre dava, New Mexico Başsavcısı Raul Torrez tarafından açıldı.

Torrez, Meta’yı reşit olmayan kullanıcıların cinsel içerikli paylaşımları görmesine izin vermek ve onları cinsel saldırganlar için kolay hedef haline getirmekle suçladı. Mart ayında jüri, Meta’nın eyaletin tüketiciyi koruma yasalarını ihlal ettiğine hükmetmişti.

Torrez, “New Mexico mahkemede yolu açtı. Artık aynı krizle karşı karşıya bulunan diğer eyaletler ve ülkelerin izleyebileceği bir yol haritası var” dedi.

The Wall Street Journal, Meta’nın büyüme hedeflerini çocukların güvenliğinin önünde tuttuğu iddiasıyla eyalet başsavcıları, okul bölgeleri ve bireyler tarafından açılmış binlerce davayla karşı karşıya bulunduğunu yazdı.

New Mexico davası, sosyal medya şirketlerinin platformlardaki içerikten sorumluluğunun değerlendirildiği ilk dava oldu.

Gazete ayrıca dört eyalet başsavcısının açtığı bir sonraki davanın gelecek hafta California’nın Oakland kentinde başlayacağını aktardı. Meta’nın mahkeme belgelerinde, bazı eyaletlerin toplam 1 trilyon doları aşan tazminat talebinde bulunduğu belirtildi.

Haberde ayrıca Los Angeles’taki bir jürinin, sosyal medyanın aşırı kullanımının ruh sağlığı sorunlarına yol açtığını öne süren genç bir kadının davasında Meta ile YouTube’u sorumlu bulduğu kaydedildi.

Meta geçen hafta yaptığı açıklamada yalnızca ikinci çeyrekteki dava giderlerinin 2,4 milyar dolara ulaştığını bildirdi.

Politico’nun aktardığına göre Meta, haziran ayında California eyaletindeki milletvekillerine baskı yaparak çocuklara zarar verilmesi davalarında yaptırımları ağırlaştıran bir yasa tasarısına karşı çıkmaya çalıştı.

Tasarı, “ürünün ihmalkar tasarımı” nedeniyle çocuklara zarar verdiğine hükmedilen platformlara 1 milyon dolar para cezası verilmesini öngörüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English