Ortadoğu
ABD’nin tehcir planı: Gazze’de AI destekli ‘akıllı şehir’

Trump yönetiminin savaş sonrası planı, Gazze’yi en az 10 yıl boyunca ABD tarafından yönetilen bir vesayet bölgesine dönüştürürken, aynı zamanda bir turizm merkezi ve yüksek teknolojili üretim ve teknoloji merkezine dönüştürmeyi hedefliyor.
Elbette bu plan, Gazzelilerin tehcirini de içeriyor. Washington Post’un (WP) gördüğü 38 sayfalık tanıtım bülteni, Gazze’nin 2 milyondan fazla nüfusunun, ya “gönüllü” olarak başka bir ülkeye göç ettirilmesi ya da yeniden inşa süreci boyunca bölgedeki kısıtlı ve güvenli bölgelere yerleştirilmesi yoluyla en azından geçici olarak başka bir yere taşınmasını öngörüyor.
Arazi sahibi olanlara, mülklerini yeniden geliştirmek için hakları karşılığında tröst tarafından dijital bir jeton sunulacak ve bu jeton, başka bir yerde yeni bir hayat kurmak için kullanılacak veya sonunda Gazze’de inşa edilecek altı ila sekiz yeni “AI destekli akıllı şehir”den birinde bir daire karşılığında geri alınabilecek.
Ayrılmayı seçen her Filistinliye 5.000 dolar nakit ödeme ve başka bir yerde dört yıllık kirayı ve bir yıllık yiyecek masraflarını karşılamak için sübvansiyon verilecek.
Tehcir, ‘geliştirici’ şirket için daha kârlı
Plan, Gazze’den ayrılan her bireyin, kalıcı konut maliyeti ve kalanlar için güvenli bölgelerdeki “yaşam desteği” hizmetleri maliyetine kıyasla, vakfa 23.000 dolar tasarruf sağlayacağını tahmin ediyor.
Gazze Yeniden Yapılanma, Ekonomik Hızlanma ve Dönüşüm Vakfı veya GREAT Vakfı olarak adlandırılan öneri, şu anda bölgede gıda dağıtımı yapan ABD ve İsrail destekli Gazze İnsani Yardım Vakfını (GHF) kuran ve faaliyete geçiren bazı İsrailliler tarafından geliştirildi.
Finansal planlama ise o dönemde Boston Consulting Group (BCG) için çalışan bir ekip tarafından yapıldı.
Çarşamba günü Trump, iki yıla yaklaşan savaşı nasıl sona erdirebileceğine ve bundan sonra ne olacağına dair fikirleri tartışmak üzere Beyaz Saray’da bir toplantı düzenledi.
Toplantıya katılanlar arasında Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve özel başkanlık elçisi Steve Witkoff; Gazze’nin geleceği konusunda görüşleri yönetim tarafından talep edilen eski İngiltere başbakanı Tony Blair; ve Trump’ın damadı Jared Kushner vardı.
Toplantı veya politika kararları hakkında herhangi bir açıklama yapılmadı, fakat Witkoff toplantıdan önceki gece yönetimin “çok kapsamlı bir planı” olduğunu söyledi.
Trump’ı hoşnut etmek: ABD’nin cebinden para çıkmayacak
Trump’ın aklındaki planın ayrıntılı ve kapsamlı GREAT Trust önerisi olup olmadığı belli değil. Fakat plana aşina iki kaynağa göre, planın ana unsurları, başkanın “Orta Doğu’nun Rivierası” vizyonunu gerçeğe dönüştürmek için özel olarak tasarlandı.
WP’ye göre planın Trump açısından en çekici yanı, ABD hükümetinden herhangi bir finansman gerektirmemesi ve yatırımcılara önemli kârlar sağlaması.
Gazze’nin güneyindeki dört bölgede silahlı özel ABD güvenlik şirketlerini kullanarak gıda dağıtımı yapan GHF’nin aksine, prospektüste bu tröst planının “bağışlara dayanmadığı” ileri sürülüyor.
Bunun yerine, elektrikli araç fabrikaları ve veri merkezlerinden plaj tatil köyleri ve yüksek katlı apartmanlara kadar “mega projeler” olarak adlandırılan kamu ve özel sektör yatırımlarıyla finanse edilecek.
Plana dahil edilen hesaplamalar, 10 yıl sonra 100 milyar dolarlık bir yatırımın yaklaşık dört katı getiri sağlayacağını ve sürekli “kendi kendini üreten” gelir akışları olacağını öngörüyor.
Beyaz Saray’daki müzakereler hakkında bilgi sahibi bir kişi, “Savaş sona erdiğinde [Trump] cesur bir karar verecek. ABD hükümetinin, ne olacağına bağlı olarak… gidebileceği birçok farklı seçenek var,” dedi.
Biden’ın ‘bölgesel barış gücü’nden Trump’ın tehcir planına
Savaşın başlarında, İsrail’de, Filistinlilerin insani yardım alabileceği ve çatışma sona erdiğinde kademeli olarak kendilerini yönetebilecekleri, İsrail ordusunun koruması altındaki Hamas’tan arındırılmış bölgeler veya “baloncuklar” oluşturulması önerileri ortaya çıktı.
Ocak ayında, Trump’ın göreve başlamasından bir haftadan az bir süre önce, dönemin Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Biden yönetiminin savaş sonrası devlet kurma yol haritasını sunmuştu.
Bu yol haritası, Gazze için Birleşmiş Milletler’in denetiminde, güvenlik hizmetini güvenlik kontrolünden geçmiş Filistinliler ve belirtilmemiş “ortak ülkeler”in sağlayacağı ve sonunda “reformdan geçmiş” Filistin Yönetimine iktidarı devredecek bir “geçici yönetim” kurulmasını öngörüyordu.
Filistin Yönetimi, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri planlarını ortaya koydu. Mart ayında düzenlenen zirvede Arap liderler, Pers Körfezi ülkelerinin finansmanı ile Gazze’de teknokratlar ve Filistin Yönetimi yetkililerinden oluşan bir hükümetin kurulmasını öngören Mısır’ın önerisini onayladı.
Kahire’deki yetkililer, Arap barış güçlerinin bölgeye gönderilme olasılığının yanı sıra, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından güvenliği sağlamak üzere büyük ölçüde lağvedilen Gazze polis gücünün üyelerinin Mısır’da eğitildiğini söylediler.
Gazze’den Gazzelileri geçici olarak bile olsa başka bir yere yerleştirmekten açıkça bahseden yegane ülkeler İsrail ve ABD, Arap önerisini reddetti.
GHF için çalışan Amerikan güvenlik şirketleri de, Gazze’yi patlamamış mühimmat ve enkazdan temizleyecekleri ve yeniden inşa planının bir parçası olarak Filistinlilerin geçici olarak yaşayacağı bölgeleri güvenli hale getirecekleri bir plan üzerinde İsrail ve olası “insani yardım” ortaklarıyla görüşmeler yürütüyor.
İşgal, ilhak ve ‘gönüllü göç’ kıskacı
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas’ın silahsızlandırılması ve tüm rehinelerin iade edilmesi gerektiğini söylemekten öteye, Gazze’nin geleceği konusunda hiçbir zaman net bir vizyon sunmadı.
İsrail’in bu bölgenin güvenlik kontrolünü elinde tutması gerektiğini söyleyen Netanyahu, Batı Şeria merkezli Filistin Yönetiminin bu bölgede gelecekte yönetim kurmasını ve Filistin devletinin kurulmasını reddetti.
Ordusunun şu anda bölgenin yüzde 75’ini kontrol ettiğini söyleyen İsrail, geri kalanını işgal etmek için yeni bir saldırı planını onayladı.
Netanyahu’nun koalisyon hükümetinin aşırı sağcı üyeleri, kalıcı işgali savunuyor. Gazze’nin ilhakı ve İsrail tarafından yeniden yerleşimini talep eden Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, “İsrail, Gazze Şeridinin tamamını sonsuza kadar tamamen kontrol altında tutmalıdır. Güvenlik çemberini ilhak edeceğiz ve Gazze’nin kapılarını gönüllü göç için açacağız,” dedi.
Son haftalarda Netanyahu, Hamas’ın olmadığı bir Gazze’yi ele geçirme niyetinde olduğunu ama “onu ellerinde tutmak istemediklerini” söyledi.
Siyonistler on yıllardır tehcir peşinde
Filistinlileri Gazze’den “ikna, tazminat veya zor yoluyla” çıkarmak, Gazze’nin Mısır’ın kontrolünden ilk kez koparılıp 1967 savaşında İsrail tarafından işgal edilmesinden bu yana İsrail siyasetinde tartışma konusu.
Netanyahu, İsrail’in Gazze’den taşınanları kabul etmek için “birkaç ülkeyle görüşme” yaptığını söyledi. Libya, Etiyopya, Güney Sudan, Endonezya ve Somaliland potansiyel seçenekler olarak adı geçiyor.
Daha önce iş veya tıbbi tedavi arayan birkaç bin Filistinliyi geçici olarak kabul edeceğini açıklayan Endonezya hariç, bu ülkelerin tümü Afrika’da bulunuyor.
Libya, sık sık çatışan iki rakip hükümet tarafından yönetiliyor ve Etiyopya, komşuları ile ara sıra iç savaş ve çatışmalar yaşıyor. Gazze’ye insani yardımı kısıtlayan İsrail, bu ay Güney Sudan’a tıbbi yardım ve diğer malzemeler göndereceğini açıkladı.
Hiçbir ülke, 1991’de savaşın yıkıma uğrattığı Somali’den tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan eden eski Britanya sömürgesi Somaliland’ı tanımadı.
Liderleri, devlet olarak tanınması karşılığında Gazze’den gelen mültecilere yer vermeyi teklif ettikten sonra, Trump bu ayın başlarında gazetecilere “şu anda bu konuyu inceliyoruz” demişti.
Silikon Vadisi eskatolojisi – 3: Kudretli elimle sizi özgür kılacağım
Filistinliler ‘gönüllü’ sürgüne ne diyecek?
Arap dünyasının öfkesi ve zorla yerinden edilmenin uluslararası hukuku ihlal edeceği yönündeki yaygın suçlamaların ardından, Trump ve Netanyahu son zamanlarda Gazzelilerin savaş sonrası yer değiştirmesinin “gönüllü” olacağını ve Filistinlilerin “tercih etmesi” halinde geçici olacağını vurguladılar.
Bu arada İsrail, Gazze Şehrinde kuzey saldırısı için hazırlık yaparken, yaklaşık 2 milyonluk Gazze nüfusunu güneydeki dar bir sahil şeridine sıkıştırmaya başladı.
Birleşmiş Milletler, bölgedeki konutların yüzde 90’ının yıkıldığını tahmin ediyor. Gazze’yi yaşanabilir hale getirirken Gazze nüfusu ile ne yapılacağı ve gelecekte Gazze’yi kimin yöneteceği soruları, hangi plan benimsenirse benimsenilsin, merkezi öneme sahip.
Trump’ın şubat ayında Gazze’yi ele geçirme ve yeniden geliştirme sözü, İsrailli-Amerikalı girişimci Michael Eisenberg ve eski İsrail askeri istihbarat subayı Liran Tancman’ın liderliğindeki İsrailli işadamları grubuna hem yeşil ışık hem de bir yol haritası sundu.
Planlamaya aşina olan kişilere göre, bu grup GHF projesini uygulayıcılara devretmiş ve uluslararası finans ve insani yardım uzmanları, potansiyel hükümet ve özel yatırımcılar ve bazı Filistinlilerle istişare ederek savaş sonrası sorunlara geçmişti.
İlkbaharda, GHF gıda dağıtım programını kuran başlıca ABD’li yükleniciyle çalışmak üzere ayrı olarak işe alınan Washington merkezli BCG ekibi, GREAT Trust için ayrıntılı planlama ve finansal modelleme üzerinde çalışıyordu.
Planlamaya aşina olan bir kaynak, prospektüsün nisan ayında tamamlandığını ve o zamandan beri sadece minimum değişiklikler yapıldığını, fakat düzeltmeler için bolca alan olduğunu söyledi.
Bu kişi, “Bu bir kural değil, neyin mümkün olduğunu araştırıyor. Gazze halkı, başkanın da söylediği gibi, yeni bir şey inşa edebilmeli ve daha iyi bir yaşam sürmeli,” dedi.
Gazze’ye Almanya ve Japonya modeli
Washington ve İsrail’de bu girişime aşina olanlar, onu İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’nin Pasifik adaları üzerindeki vesayetine ve savaş sonrası Japonya’da General Douglas MacArthur ile Almanya’da Dışişleri Bakanı George C. Marshall’ın üstlendiği idari ve iktisadi rollere benzetti.
Pasifik’teki vesayet bölgeleri ABD tarafından yönetilirken, bu düzenleme Birleşmiş Milletler tarafından onaylanmıştı, fakat BM üyelerinin Gazze ile benzer bir ilişkiyi kabul etmesi olası görünmüyor.
Öte yandan vesayet planlayıcıları, uluslararası teamül hukuku doktrini olan uti possidetis juris (Latince “yasa gereği sahip olduğun”) ve 1993 Oslo anlaşmalarına göre Filistin özerkliğinin sınırları kapsamında, İsrail’in işgal altındaki bölgeler üzerinde idari kontrolü ve bu kontrolü devretme yetkisi olduğunu savunuyor.
Vasiyet belgesinde belirtildiğine göre, İsrail Gazze’deki İdari Yetki ve Sorumlulukları, resmi bir vesayet sistemine dönüşecek olan ABD-İsrail ikili anlaşması kapsamında GREAT Trust’a devredecek.
Arap ülkeleri Gazze’deki Amerikan egemenliğini finanse edecek
Taslak, düzenlemeyi “çok taraflı bir kurum” haline getirecek “Arap ve diğer ülkeler” tarafından yapılacak nihai yatırımları öngörüyor.
İsrail, planın ilk yılında “güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak için genel haklarını” muhafaza ederken, iç güvenliğin neredeyse tamamı, belirtilmemiş “TCN” (üçüncü ülke vatandaşları) ve “Batı” özel askeri şirketleri tarafından sağlanacaktır. Eğitimli “yerel polis” devraldıkça, bu kişilerin rolü on yıl içinde kademeli olarak azalacak.
Vakıf, “reformdan geçmiş ve radikalleşmeden arındırılmış bir Filistin yönetimi görevi devralmaya hazır hale gelene kadar” 10 yıl sürecek bir dönem boyunca Gazze’yi yönetecek.
Belgede nihai Filistin devletine hiç atıfta bulunulmuyor. Tanımlanmamış Filistin yönetim birimi, Trump’ın ilk dönemindeki müzakereler sonucunda İsrail ile dört Arap devleti arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasına yol açan İbrahim Anlaşmalarına katılacak.
Gazze, bölge ‘Amerikan yanlısı’ hale gelirken kritik bir kavşak olacak
Plan, Gazze’nin “pro-Amerikan” (Amerikan yanlısı) bir bölge haline gelecek olan bölgenin “kavşağı”nda yer aldığını, ABD’ye enerji kaynaklarına ve kritik minerallere erişim sağladığını ve Biden yönetimi sırasında ilk kez duyurulan ancak İsrail-Gazze savaşı nedeniyle raydan çıkan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru için lojistik merkez işlevi gördüğünü belirtiyor.
Gazze’nin yeniden inşası, büyük miktarda enkaz ve patlamamış mühimmatın kaldırılmasıyla başlayacak ve kamu hizmetleri ile elektrik şebekesinin yeniden inşası ile devam edecek.
İlk maliyetler, planlamacıların halihazırda “kamu” mülkiyetinde olduğunu ve derhal tröste ait olacağını söyledikleri Gazze topraklarının yüzde 30’unu teminat olarak kullanarak finanse edilecek.
Yatırımcılar tarafından finanse edilen “mega projeler” arasında, Gazze çevresine bir çevre yolu ve tramvay hattı döşenmesi de bulunuyor. Planlamacılar, bu projeyi Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın adını taşıyan “MBS Otoyolu” olarak adlandırıyor. Prensin bu girişimi onaylaması, bölgenin kabulü için büyük önem taşıyor.
Gazze’nin merkezinden geçen modern bir kuzey-güney otoyoluna ise Birleşik Arap Emirlikleri lideri Muhammed bin Zayed el-Nahyan’ın adı veriliyor.
En güneyde, Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail’e doğrudan kara bağlantısı olan yeni bir liman ve havaalanı inşa ediliyor.
GREAT Trust ayrıca, Gazze’ye su ve elektrik sağlayacak bir su arıtma tesisi ve güneş enerjisi santralinin Mısır’ın Sina Yarımadasında kurulmasını öngörüyor.
‘Akıllı’ sanayi bölgesi ve sahilde Trump Rivierası
Gazze’nin İsrail ile doğu sınırı, İsrail ve Basra Körfezi ülkelerine hizmet verecek Amerikan elektrikli araç şirketleri ve bölgesel veri merkezlerini içeren “akıllı” bir sanayi bölgesi olacak.
Gazze’nin batı sahili, BAE’nin Dubai kentinde inşa edilen palmiye şeklindeki yapay adalara benzer yapay adalarla “dünya standartlarında tatil köyleri”ne sahip “Gazze Trump Rivierası” için ayrılacak.
Enklavın merkezinde, sahil beldeleri ile endüstri bölgesi arasında (planın bir milyon iş yaratacağı öngörülüyor) altı ila sekiz “dinamik, modern ve yapay zeka destekli akıllı planlı şehir”de 20 kata kadar apartmanlar inşa edilecek.
Karma kullanım alanları, “konutlar, ticaret, hafif sanayi ve klinikler, hastaneler, okullar ve daha fazlasını içeren diğer tesisler” ile “tarım arazileri, parklar ve golf sahaları dahil yeşil alanlar” içerecek.
Kalan Gazzeli ailelere veya yerleşim alanları tamamlandıktan sonra toprak jetonlarını değiştirmek için ayrılan ve sonra geri dönen ailelere, planın her biri 75.000 dolar değerinde olan 1.800 metrekarelik yeni dairelerin mülkiyeti teklif edilecek.
Ortadoğu
İran, ABD’yi taviz vermeye zorlamak için baskı kampanyasını nasıl genişletiyor?

Körfez yetkilileri ve analistlere göre İran, Orta Doğu’daki ticaret yollarını, deniz taşımacılığı güzergâhlarını ve enerji altyapısını, çatışmanın maliyetini düzenli biçimde artıran baskı noktalarına dönüştürerek Washington’dan daha uzun süre dayanabileceği hesabını yapıyor.
Tahran, tam kapsamlı bir savaşı tetiklemeden çatışmayı lehine çevirmek amaçlayan kontrollü bir tırmanma stratejisi izliyor.
Yetkililere göre bu stratejinin amacı, ABD ile müttefiklerini, krizi kontrol altında tutmanın İran’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin taleplerini kabul etmekten daha maliyetli olduğuna ikna etmek.
Tahran’ın Washington’a verdiği mesaj, İran’a Hürmüz’de daha büyük bir rol tanıyan yeni bir statüko kabul edilmediği takdirde çatışmanın Körfez’in ötesine yayılabileceği yönünde.
İran, birden fazla deniz geçiş noktasını ve enerji tesisini risk altına sokarak gelecekteki olası müzakerelerde elini güçlendirebileceğine inanıyor.
Washington Enstitüsünden Michael Knights, Reuters’a yaptığı açıklamada, “İran en başından beri, tırmanma seçeneklerini zamana yayarak ABD’den daha ileri gitmeye çalıştı. Böylece her hafta gündeme getirebileceği yeni bir unsuru oldu: yeni bir coğrafya, yeni bir silah türü, yeni bir hedef türü,” dedi.
Knights, “İran’ın en büyük avantajı Amerika’ya ya da İsrail’e zarar verebilmesi değil. Asıl büyük avantajı, bölge ülkelerine ve küresel ekonomiye zarar verebilmesi” diye ekledi.
Tehditler Hürmüz’ün ötesine genişliyor
Savaş öncesinde küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği aksatabildiğini gösteren Tahran, hiçbir stratejik deniz geçiş noktasının dokunulmaz olmadığı mesajını verdi.
Kızıldeniz’e ve Suudi Arabistan’ın enerji altyapısına yönelik tehditler, Washington’ın kesintilere ne ölçüde tahammül edeceğini sınarken küresel ticareti korumanın maliyetini artırmaya dönük daha geniş bir çabaya işaret ediyor.
İran’ın yaklaşımı, bir Körfez kaynağının Devrim Muhafızları komutanları arasında hâkim olduğunu söylediği, “daha fazlasını elde edebilecekleri” inancını yansıtıyor.
İranlı yetkililer, ABD Başkanı Donald Trump’ın kasım ayındaki ara seçimler öncesinde Orta Doğu’daki yeni bir çatışmaya derinlemesine sürüklenmek istemediğini düşündükleri için bir fırsat gördüklerine inanıyor.
Reuters’a konuşan Körfez kaynağı, “İranlılar, savaşı genişleterek ve baskıyı artırarak Trump’ın sonunda geri adım atacağına inanıyor,” dedi.
Financial Times: İran, ABD karşısında inisiyatifi ele geçirdi
Taviz koparmak için tırmandırma
Analistlere göre, Tahran’ın müzakere stratejisinin temelinde bu hesap yatıyor.
Trump, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak bir anlaşma umuduyla yakın bir saldırıyı iptal ettiğini söylemesinin ardından, İran’la görüşmelerin pazartesi günü yapılacağını açıkladı. Ancak Tahran, şu anda ABD ile görüşme yürütmediğini bildirdi.
Üst düzey bir İranlı kaynak, Tahran yönetiminin daha önce sergilediği esnekliğin Washington’dan yalnızca daha fazla baskı getirdiği sonucuna vardığını söyledi. Bu değerlendirme, anlamlı müzakereler başlamadan önce güçlü bir pazarlık kozunun oluşturulması gerektiği görüşünü pekiştirdi.
Kaynağa göre Tahran, Trump’ın verilen tavizleri zayıflık olarak yorumladığını ve yalnızca baskıya karşılık verdiğini düşünüyor.
Washington Enstitüsü kıdemli uzmanı Michael Singh, Trump yönetiminin askeri açıdan ne kadar ileri gitmeye hazır olduğu konusunda kararsız görünmesinin de etkisiyle Tahran’ın hâlâ inisiyatifi elinde tuttuğuna inandığını söyledi.
Singh, “İranlılar avantajlarını sonuna kadar kullanmaya çalışıyor,” dedi. “Boğaz üzerinde egemenlik kurmak ve suyolu üzerinde seçici denetim uygulamak istiyorlar.”
Eski ABD diplomatı ve İran uzmanı Alan Eyre, Tahran’ın Washington’ı ablukayı kaldırmaya ve askeri saldırıları durdurmaya zorlamayı amaçlayan bir caydırıcılık stratejisi izlediğini söyledi.
Eyre, “Olayların hızını ABD’nin belirlemesini istemiyorlar,” dedi.
Anlaşmazlığın merkezinde Hürmüz Boğazı’nın gelecekte nasıl yönetileceği bulunuyor. Bölgesel kaynaklara göre Umman, suyolunun yönetilmesine ilişkin Körfez ülkelerinin desteklediği ve gönüllü kullanıcı ücretlerini de içeren bir öneriyi İran’a sundu.
Ancak Tahran, boğaz üzerinde idari yetki ve gemilerden hizmet bedeli tahsil etme hakkı istiyor. Washington ise her türlü ücreti reddederek Hürmüz’ün İran’ın denetiminden uzak, uluslararası bir suyolu olarak kalması gerektiğini savunuyor.
Dayanıklılık üzerine kurulu kumar
İran’ın kampanyası, izlediği stratejinin mantığını yansıtan bir sonuç doğurdu. Tehditler Hürmüz’ün ötesine genişledikçe, bölgesel ve Batılı güçler İran üzerindeki baskıyı artırmak yerine ticaret yolları ile enerji altyapısını korumaya giderek daha fazla odaklanmaya başladı.
Suudi Arabistan öncülüğünde şekillenen deniz koalisyonu bu yönelimin bir örneğini oluşturuyor. Körfez kaynakları koalisyonu, İran’la doğrudan karşı karşıya gelmek yerine ticari gemilere refakat etmeye, istihbarat paylaşımına ve deniz yollarını korumaya odaklanan savunma amaçlı bir yapı olarak tanımlıyor.
Knights, bu girişimi Avrupa’nın Kızıldeniz’deki Aspides misyonuna benzetiyor. Söz konusu misyon, askeri dengeyi değiştirmekten ziyade ticari gemi trafiğini korumak amacıyla kurulmuştu.
Bu dinamik Tahran açısından belirli ölçüde başarı anlamına geliyor. İran, ABD’nin askeri gücüyle doğrudan boy ölçüşemese de hükümetleri ve donanmaları savunma pozisyonuna geçmeye zorlayarak maliyet yaratabiliyor.
Hürmüz’de, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Babülmendep’te ya da başka yerlerde ortaya çıkan her yeni tehdit, küresel ticaretin akışını sürdürmek için gereken kaynakları artırıyor.
Mücadelenin özünde bir dayanıklılık yarışı bulunuyor. İranlı liderler, ekonomik baskıya, ABD öncülüğündeki bir koalisyonun küresel ticaret ve enerji piyasalarındaki sürekli kesintilere tahammül edebileceğinden daha uzun süre dayanabileceklerine inanıyor gibi görünüyor.
Bu stratejinin diplomatik bir amacı da var. Tahran, gerektiğinde krizi genişletebileceğini göstererek gelecekte yapılabilecek müzakerelerin şartlarını şekillendirmeyi umuyor.
ABD Dışişleri Bakanlığında İran konusunda eski danışmanlardan olan ve Dış İlişkiler Konseyinde görev yapan Ray Takeyh, “Müzakereler olacaksa şartları onlar belirleyecek,” dedi.
Öte yandan Washington ile Tahran birbirlerinin kararlılığını sınamayı sürdürürken, pazarlık gücünü en üst düzeye çıkarmak amacıyla tasarlanan bu stratejinin, iki tarafın da tamamen kontrol edemeyeceği bir çatışmaya dönüşme riski devam ediyor.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı









