Ortadoğu
ABD’nin tehcir planı: Gazze’de AI destekli ‘akıllı şehir’

Trump yönetiminin savaş sonrası planı, Gazze’yi en az 10 yıl boyunca ABD tarafından yönetilen bir vesayet bölgesine dönüştürürken, aynı zamanda bir turizm merkezi ve yüksek teknolojili üretim ve teknoloji merkezine dönüştürmeyi hedefliyor.
Elbette bu plan, Gazzelilerin tehcirini de içeriyor. Washington Post’un (WP) gördüğü 38 sayfalık tanıtım bülteni, Gazze’nin 2 milyondan fazla nüfusunun, ya “gönüllü” olarak başka bir ülkeye göç ettirilmesi ya da yeniden inşa süreci boyunca bölgedeki kısıtlı ve güvenli bölgelere yerleştirilmesi yoluyla en azından geçici olarak başka bir yere taşınmasını öngörüyor.
Arazi sahibi olanlara, mülklerini yeniden geliştirmek için hakları karşılığında tröst tarafından dijital bir jeton sunulacak ve bu jeton, başka bir yerde yeni bir hayat kurmak için kullanılacak veya sonunda Gazze’de inşa edilecek altı ila sekiz yeni “AI destekli akıllı şehir”den birinde bir daire karşılığında geri alınabilecek.
Ayrılmayı seçen her Filistinliye 5.000 dolar nakit ödeme ve başka bir yerde dört yıllık kirayı ve bir yıllık yiyecek masraflarını karşılamak için sübvansiyon verilecek.
Tehcir, ‘geliştirici’ şirket için daha kârlı
Plan, Gazze’den ayrılan her bireyin, kalıcı konut maliyeti ve kalanlar için güvenli bölgelerdeki “yaşam desteği” hizmetleri maliyetine kıyasla, vakfa 23.000 dolar tasarruf sağlayacağını tahmin ediyor.
Gazze Yeniden Yapılanma, Ekonomik Hızlanma ve Dönüşüm Vakfı veya GREAT Vakfı olarak adlandırılan öneri, şu anda bölgede gıda dağıtımı yapan ABD ve İsrail destekli Gazze İnsani Yardım Vakfını (GHF) kuran ve faaliyete geçiren bazı İsrailliler tarafından geliştirildi.
Finansal planlama ise o dönemde Boston Consulting Group (BCG) için çalışan bir ekip tarafından yapıldı.
Çarşamba günü Trump, iki yıla yaklaşan savaşı nasıl sona erdirebileceğine ve bundan sonra ne olacağına dair fikirleri tartışmak üzere Beyaz Saray’da bir toplantı düzenledi.
Toplantıya katılanlar arasında Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve özel başkanlık elçisi Steve Witkoff; Gazze’nin geleceği konusunda görüşleri yönetim tarafından talep edilen eski İngiltere başbakanı Tony Blair; ve Trump’ın damadı Jared Kushner vardı.
Toplantı veya politika kararları hakkında herhangi bir açıklama yapılmadı, fakat Witkoff toplantıdan önceki gece yönetimin “çok kapsamlı bir planı” olduğunu söyledi.
Trump’ı hoşnut etmek: ABD’nin cebinden para çıkmayacak
Trump’ın aklındaki planın ayrıntılı ve kapsamlı GREAT Trust önerisi olup olmadığı belli değil. Fakat plana aşina iki kaynağa göre, planın ana unsurları, başkanın “Orta Doğu’nun Rivierası” vizyonunu gerçeğe dönüştürmek için özel olarak tasarlandı.
WP’ye göre planın Trump açısından en çekici yanı, ABD hükümetinden herhangi bir finansman gerektirmemesi ve yatırımcılara önemli kârlar sağlaması.
Gazze’nin güneyindeki dört bölgede silahlı özel ABD güvenlik şirketlerini kullanarak gıda dağıtımı yapan GHF’nin aksine, prospektüste bu tröst planının “bağışlara dayanmadığı” ileri sürülüyor.
Bunun yerine, elektrikli araç fabrikaları ve veri merkezlerinden plaj tatil köyleri ve yüksek katlı apartmanlara kadar “mega projeler” olarak adlandırılan kamu ve özel sektör yatırımlarıyla finanse edilecek.
Plana dahil edilen hesaplamalar, 10 yıl sonra 100 milyar dolarlık bir yatırımın yaklaşık dört katı getiri sağlayacağını ve sürekli “kendi kendini üreten” gelir akışları olacağını öngörüyor.
Beyaz Saray’daki müzakereler hakkında bilgi sahibi bir kişi, “Savaş sona erdiğinde [Trump] cesur bir karar verecek. ABD hükümetinin, ne olacağına bağlı olarak… gidebileceği birçok farklı seçenek var,” dedi.
Biden’ın ‘bölgesel barış gücü’nden Trump’ın tehcir planına
Savaşın başlarında, İsrail’de, Filistinlilerin insani yardım alabileceği ve çatışma sona erdiğinde kademeli olarak kendilerini yönetebilecekleri, İsrail ordusunun koruması altındaki Hamas’tan arındırılmış bölgeler veya “baloncuklar” oluşturulması önerileri ortaya çıktı.
Ocak ayında, Trump’ın göreve başlamasından bir haftadan az bir süre önce, dönemin Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Biden yönetiminin savaş sonrası devlet kurma yol haritasını sunmuştu.
Bu yol haritası, Gazze için Birleşmiş Milletler’in denetiminde, güvenlik hizmetini güvenlik kontrolünden geçmiş Filistinliler ve belirtilmemiş “ortak ülkeler”in sağlayacağı ve sonunda “reformdan geçmiş” Filistin Yönetimine iktidarı devredecek bir “geçici yönetim” kurulmasını öngörüyordu.
Filistin Yönetimi, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri planlarını ortaya koydu. Mart ayında düzenlenen zirvede Arap liderler, Pers Körfezi ülkelerinin finansmanı ile Gazze’de teknokratlar ve Filistin Yönetimi yetkililerinden oluşan bir hükümetin kurulmasını öngören Mısır’ın önerisini onayladı.
Kahire’deki yetkililer, Arap barış güçlerinin bölgeye gönderilme olasılığının yanı sıra, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından güvenliği sağlamak üzere büyük ölçüde lağvedilen Gazze polis gücünün üyelerinin Mısır’da eğitildiğini söylediler.
Gazze’den Gazzelileri geçici olarak bile olsa başka bir yere yerleştirmekten açıkça bahseden yegane ülkeler İsrail ve ABD, Arap önerisini reddetti.
GHF için çalışan Amerikan güvenlik şirketleri de, Gazze’yi patlamamış mühimmat ve enkazdan temizleyecekleri ve yeniden inşa planının bir parçası olarak Filistinlilerin geçici olarak yaşayacağı bölgeleri güvenli hale getirecekleri bir plan üzerinde İsrail ve olası “insani yardım” ortaklarıyla görüşmeler yürütüyor.
İşgal, ilhak ve ‘gönüllü göç’ kıskacı
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas’ın silahsızlandırılması ve tüm rehinelerin iade edilmesi gerektiğini söylemekten öteye, Gazze’nin geleceği konusunda hiçbir zaman net bir vizyon sunmadı.
İsrail’in bu bölgenin güvenlik kontrolünü elinde tutması gerektiğini söyleyen Netanyahu, Batı Şeria merkezli Filistin Yönetiminin bu bölgede gelecekte yönetim kurmasını ve Filistin devletinin kurulmasını reddetti.
Ordusunun şu anda bölgenin yüzde 75’ini kontrol ettiğini söyleyen İsrail, geri kalanını işgal etmek için yeni bir saldırı planını onayladı.
Netanyahu’nun koalisyon hükümetinin aşırı sağcı üyeleri, kalıcı işgali savunuyor. Gazze’nin ilhakı ve İsrail tarafından yeniden yerleşimini talep eden Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, “İsrail, Gazze Şeridinin tamamını sonsuza kadar tamamen kontrol altında tutmalıdır. Güvenlik çemberini ilhak edeceğiz ve Gazze’nin kapılarını gönüllü göç için açacağız,” dedi.
Son haftalarda Netanyahu, Hamas’ın olmadığı bir Gazze’yi ele geçirme niyetinde olduğunu ama “onu ellerinde tutmak istemediklerini” söyledi.
Siyonistler on yıllardır tehcir peşinde
Filistinlileri Gazze’den “ikna, tazminat veya zor yoluyla” çıkarmak, Gazze’nin Mısır’ın kontrolünden ilk kez koparılıp 1967 savaşında İsrail tarafından işgal edilmesinden bu yana İsrail siyasetinde tartışma konusu.
Netanyahu, İsrail’in Gazze’den taşınanları kabul etmek için “birkaç ülkeyle görüşme” yaptığını söyledi. Libya, Etiyopya, Güney Sudan, Endonezya ve Somaliland potansiyel seçenekler olarak adı geçiyor.
Daha önce iş veya tıbbi tedavi arayan birkaç bin Filistinliyi geçici olarak kabul edeceğini açıklayan Endonezya hariç, bu ülkelerin tümü Afrika’da bulunuyor.
Libya, sık sık çatışan iki rakip hükümet tarafından yönetiliyor ve Etiyopya, komşuları ile ara sıra iç savaş ve çatışmalar yaşıyor. Gazze’ye insani yardımı kısıtlayan İsrail, bu ay Güney Sudan’a tıbbi yardım ve diğer malzemeler göndereceğini açıkladı.
Hiçbir ülke, 1991’de savaşın yıkıma uğrattığı Somali’den tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan eden eski Britanya sömürgesi Somaliland’ı tanımadı.
Liderleri, devlet olarak tanınması karşılığında Gazze’den gelen mültecilere yer vermeyi teklif ettikten sonra, Trump bu ayın başlarında gazetecilere “şu anda bu konuyu inceliyoruz” demişti.
Silikon Vadisi eskatolojisi – 3: Kudretli elimle sizi özgür kılacağım
Filistinliler ‘gönüllü’ sürgüne ne diyecek?
Arap dünyasının öfkesi ve zorla yerinden edilmenin uluslararası hukuku ihlal edeceği yönündeki yaygın suçlamaların ardından, Trump ve Netanyahu son zamanlarda Gazzelilerin savaş sonrası yer değiştirmesinin “gönüllü” olacağını ve Filistinlilerin “tercih etmesi” halinde geçici olacağını vurguladılar.
Bu arada İsrail, Gazze Şehrinde kuzey saldırısı için hazırlık yaparken, yaklaşık 2 milyonluk Gazze nüfusunu güneydeki dar bir sahil şeridine sıkıştırmaya başladı.
Birleşmiş Milletler, bölgedeki konutların yüzde 90’ının yıkıldığını tahmin ediyor. Gazze’yi yaşanabilir hale getirirken Gazze nüfusu ile ne yapılacağı ve gelecekte Gazze’yi kimin yöneteceği soruları, hangi plan benimsenirse benimsenilsin, merkezi öneme sahip.
Trump’ın şubat ayında Gazze’yi ele geçirme ve yeniden geliştirme sözü, İsrailli-Amerikalı girişimci Michael Eisenberg ve eski İsrail askeri istihbarat subayı Liran Tancman’ın liderliğindeki İsrailli işadamları grubuna hem yeşil ışık hem de bir yol haritası sundu.
Planlamaya aşina olan kişilere göre, bu grup GHF projesini uygulayıcılara devretmiş ve uluslararası finans ve insani yardım uzmanları, potansiyel hükümet ve özel yatırımcılar ve bazı Filistinlilerle istişare ederek savaş sonrası sorunlara geçmişti.
İlkbaharda, GHF gıda dağıtım programını kuran başlıca ABD’li yükleniciyle çalışmak üzere ayrı olarak işe alınan Washington merkezli BCG ekibi, GREAT Trust için ayrıntılı planlama ve finansal modelleme üzerinde çalışıyordu.
Planlamaya aşina olan bir kaynak, prospektüsün nisan ayında tamamlandığını ve o zamandan beri sadece minimum değişiklikler yapıldığını, fakat düzeltmeler için bolca alan olduğunu söyledi.
Bu kişi, “Bu bir kural değil, neyin mümkün olduğunu araştırıyor. Gazze halkı, başkanın da söylediği gibi, yeni bir şey inşa edebilmeli ve daha iyi bir yaşam sürmeli,” dedi.
Gazze’ye Almanya ve Japonya modeli
Washington ve İsrail’de bu girişime aşina olanlar, onu İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’nin Pasifik adaları üzerindeki vesayetine ve savaş sonrası Japonya’da General Douglas MacArthur ile Almanya’da Dışişleri Bakanı George C. Marshall’ın üstlendiği idari ve iktisadi rollere benzetti.
Pasifik’teki vesayet bölgeleri ABD tarafından yönetilirken, bu düzenleme Birleşmiş Milletler tarafından onaylanmıştı, fakat BM üyelerinin Gazze ile benzer bir ilişkiyi kabul etmesi olası görünmüyor.
Öte yandan vesayet planlayıcıları, uluslararası teamül hukuku doktrini olan uti possidetis juris (Latince “yasa gereği sahip olduğun”) ve 1993 Oslo anlaşmalarına göre Filistin özerkliğinin sınırları kapsamında, İsrail’in işgal altındaki bölgeler üzerinde idari kontrolü ve bu kontrolü devretme yetkisi olduğunu savunuyor.
Vasiyet belgesinde belirtildiğine göre, İsrail Gazze’deki İdari Yetki ve Sorumlulukları, resmi bir vesayet sistemine dönüşecek olan ABD-İsrail ikili anlaşması kapsamında GREAT Trust’a devredecek.
Arap ülkeleri Gazze’deki Amerikan egemenliğini finanse edecek
Taslak, düzenlemeyi “çok taraflı bir kurum” haline getirecek “Arap ve diğer ülkeler” tarafından yapılacak nihai yatırımları öngörüyor.
İsrail, planın ilk yılında “güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak için genel haklarını” muhafaza ederken, iç güvenliğin neredeyse tamamı, belirtilmemiş “TCN” (üçüncü ülke vatandaşları) ve “Batı” özel askeri şirketleri tarafından sağlanacaktır. Eğitimli “yerel polis” devraldıkça, bu kişilerin rolü on yıl içinde kademeli olarak azalacak.
Vakıf, “reformdan geçmiş ve radikalleşmeden arındırılmış bir Filistin yönetimi görevi devralmaya hazır hale gelene kadar” 10 yıl sürecek bir dönem boyunca Gazze’yi yönetecek.
Belgede nihai Filistin devletine hiç atıfta bulunulmuyor. Tanımlanmamış Filistin yönetim birimi, Trump’ın ilk dönemindeki müzakereler sonucunda İsrail ile dört Arap devleti arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasına yol açan İbrahim Anlaşmalarına katılacak.
Gazze, bölge ‘Amerikan yanlısı’ hale gelirken kritik bir kavşak olacak
Plan, Gazze’nin “pro-Amerikan” (Amerikan yanlısı) bir bölge haline gelecek olan bölgenin “kavşağı”nda yer aldığını, ABD’ye enerji kaynaklarına ve kritik minerallere erişim sağladığını ve Biden yönetimi sırasında ilk kez duyurulan ancak İsrail-Gazze savaşı nedeniyle raydan çıkan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru için lojistik merkez işlevi gördüğünü belirtiyor.
Gazze’nin yeniden inşası, büyük miktarda enkaz ve patlamamış mühimmatın kaldırılmasıyla başlayacak ve kamu hizmetleri ile elektrik şebekesinin yeniden inşası ile devam edecek.
İlk maliyetler, planlamacıların halihazırda “kamu” mülkiyetinde olduğunu ve derhal tröste ait olacağını söyledikleri Gazze topraklarının yüzde 30’unu teminat olarak kullanarak finanse edilecek.
Yatırımcılar tarafından finanse edilen “mega projeler” arasında, Gazze çevresine bir çevre yolu ve tramvay hattı döşenmesi de bulunuyor. Planlamacılar, bu projeyi Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın adını taşıyan “MBS Otoyolu” olarak adlandırıyor. Prensin bu girişimi onaylaması, bölgenin kabulü için büyük önem taşıyor.
Gazze’nin merkezinden geçen modern bir kuzey-güney otoyoluna ise Birleşik Arap Emirlikleri lideri Muhammed bin Zayed el-Nahyan’ın adı veriliyor.
En güneyde, Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail’e doğrudan kara bağlantısı olan yeni bir liman ve havaalanı inşa ediliyor.
GREAT Trust ayrıca, Gazze’ye su ve elektrik sağlayacak bir su arıtma tesisi ve güneş enerjisi santralinin Mısır’ın Sina Yarımadasında kurulmasını öngörüyor.
‘Akıllı’ sanayi bölgesi ve sahilde Trump Rivierası
Gazze’nin İsrail ile doğu sınırı, İsrail ve Basra Körfezi ülkelerine hizmet verecek Amerikan elektrikli araç şirketleri ve bölgesel veri merkezlerini içeren “akıllı” bir sanayi bölgesi olacak.
Gazze’nin batı sahili, BAE’nin Dubai kentinde inşa edilen palmiye şeklindeki yapay adalara benzer yapay adalarla “dünya standartlarında tatil köyleri”ne sahip “Gazze Trump Rivierası” için ayrılacak.
Enklavın merkezinde, sahil beldeleri ile endüstri bölgesi arasında (planın bir milyon iş yaratacağı öngörülüyor) altı ila sekiz “dinamik, modern ve yapay zeka destekli akıllı planlı şehir”de 20 kata kadar apartmanlar inşa edilecek.
Karma kullanım alanları, “konutlar, ticaret, hafif sanayi ve klinikler, hastaneler, okullar ve daha fazlasını içeren diğer tesisler” ile “tarım arazileri, parklar ve golf sahaları dahil yeşil alanlar” içerecek.
Kalan Gazzeli ailelere veya yerleşim alanları tamamlandıktan sonra toprak jetonlarını değiştirmek için ayrılan ve sonra geri dönen ailelere, planın her biri 75.000 dolar değerinde olan 1.800 metrekarelik yeni dairelerin mülkiyeti teklif edilecek.
Ortadoğu
Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.
Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.
Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.
İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.
Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu
İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.
Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.
İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.
Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.
Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.
İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.
Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.
Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.
Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor










