Bizi Takip Edin

Diplomasi

AB’nin Çinli EV soruşturması: “Tüm tedarik zinciri sübvanse ediliyor”

Yayınlanma

Belçika’nın başkenti Brüksel’de AB yetkilileri, Çinli elektrikli araçlara (EV) yönelik yeni vergileri açıklarken, bir süredir devam eden “devlet teşviki” soruşturmasına ait bulgularını da paylaştılar.

Onlarca AB yetkilisi bu kapsamda Çin’de 250 iş günü geçirdi, 100’den fazla şirket ziyareti gerçekleştirdi ve binlerce sayfalık kanıtı bir araya getirdi. 

Toplantıda bulunan SCMP muhabirinin aktardığına göre, pek çok kişinin bir ticaret savaşı başlatabileceğini tahmin ettiği soruşturmanın sonuçlarını bildiren üst düzey bir yetkili, “Tüm tedarik zinciri sübvanse ediliyor,” dedi.

Bunun, Çin hükümetinin tüm operatörlere sübvansiyon sağladığı anlamına geldiğine işaret eden yetkili, bu zincirin bataryalarda kullanılan lityumun rafine edilmesinden başlayarak, hücre ve batarya üretimine, BEV’lerin [bataryalı elektrikli araçlar] üretimine ve hatta BEV’lerin AB pazarlarına taşınmasına kadar uzandığını söyledi.

Avrupa’ya hibrit araç gönderme sözü veren otomotiv üreticisi

SCMP muhabirine göre sunum karşısında “Çinli iş dünyası temsilcileri şok oldu.” Rakamları hızlıca gözden geçirdikten sonra konuşan bir elektrikli araç şirketinin yöneticisi, bu kadar yüksek vergilere tabi olmayacakları için bunun yerine Avrupa’ya hibrit araç göndermeye başlayacağına dair söz verdi.

Bildirimin alınmasından dakikalar sonra Çin Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “AB gerçekleri ve DTÖ kurallarını göz ardı etmiş, Çin’in tekrarlanan güçlü muhalefetini görmezden gelmiş ve birçok AB üyesi hükümet ve endüstrinin itirazlarını ve caydırmalarını göz ardı ederek tek taraflı hareket etmiştir,” denildi.

Üç Çinli şirkete ayrı ek vergiler

Eylül ayında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Çinli elektrikli otomobillere yönelik soruşturma başlatılacağını açıklamasının ardından çalışma hemen başladı ve Avrupa’ya elektrikli araç ihraç eden 21 Çinli gruptan incelenecek örneklem sayısı üçe indirildi.

Bunlar, kısa süre içinde dünyanın en büyük elektrikli araç satıcısı haline gelecek olan BYD, 2000’li yılları Volvo gibi öneml, Avrupa markalarını satın alarak geçiren Geely ve ikonik MG’nin sahibi ve Volkswagen’in ortak girişim ortağı olan SAIC Motor’du.

Çin’in Avrupa’ya elektrikli araç ihracatının çoğuna uygulanacak nihai vergi, bu üç şirketin kayıtlarında bulunan sübvansiyonlara göre hesaplanan ağırlıklı bir ortalama olacak. Bunun aşağı yukarı ortalama yüzde 21’lik ek vergi anlamına geleceği düşünülüyor.

Uzmanlar, dev SAIC’in listede yer aldığını fark ettiklerinde, telafi edici vergilerin birliğin ortalama yüzde 19’luk oranını çok aşabileceğini öngörmüşlerdi.

AB soruşturmasının ayrıntıları: Binlerce anket gönderildi

Soruşturma kapsamında şirketlere her biri 60 küsur sayfa ve 18.000 kelimeden fazla olan anket formları gönderildi. Mali bilgilere erişim ve her birinin Çin devletinden aldığı yardımlara ilişkin adli düzeyde ayrıntılar talep edildi.

SCMP’nin aktardığına göre ilgili evrakta, “Mümkün olduğunca doğru ve eksiksiz cevap vermeniz ve destekleyici belgeler eklemeniz kendi menfaatinizedir. Cevabınızı ek verilerle destekleyebilirsiniz,” şeklinde bir ibare bulunuyordu ama aslında bu sözler, “Buna uyun, yoksa Avrupa pazarından çıkarılacaksınız,” üstü kapalı tehdidini içeriyordu.

Rhodium Group’un araştırmasına göre, sadece SAIC buna uymamayı tercih etti ve çarşamba günü kendisini tüm AB elektrikli araç sevkiyatları için en yüksek ithalat vergisi ve AB’nin şimdiye kadar uyguladığı üçüncü en yüksek vergi ile karşı karşıya buldu.

Bu vergi, önceden var olan yüzde 10’luk orana ek olarak uygulanacak ve bu da otomobillerin neredeyse yüzde 50 daha pahalı olacağı anlamına geliyor.

BYD ve Geely’nin de aralarında bulunduğu diğer şirketler ise AB’ye ait standart modellerden daha düşük oranda vergilendirilecek ve ağırlıklı ortalama yüzde 21 olacak.

Yeni vergilerden BYD avantajlı çıkabilir

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde Çin’in elektrikli araç ticareti konusunda uzman olan Ilaria Mazzocco, “SAIC Avrupa pazarına oldukça bağımlı ve henüz üretimi yerelleştirme planları yok, bu yüzden bundan çok etkilenecek,” dedi.

BYD ise, bir AB fabrikası, düşük gümrük tarifesi ve coğrafi olarak çeşitlendirilmiş bir pazar ile iyi bir konumda olacak gibi görünüyor.

AB, Çin hükümetine de bir dizi soru formu gönderdi ve bunları seçilmiş lityum sağlayıcılarına ve yerel bankalara iletmesini istedi. Pekin, bu isteği reddetti.

Üst düzey AB yetkilisi, “Çin hükümeti farklı adımlar için gerekçe arayarak çok aktif oldu. Çok fazla etkileşim oldu, fakat talep edilen bilgileri bize sağlamaları gerektiğinde kendi taraflarında daha az olumlu faaliyet oldu,” dedi.

AB’ye göre bunun yerine Pekin, Brüksel’in soruşturması sonuca doğru ilerledikçe çoğalan bir dizi tehditle soruşturmayı engellemeye çalıştı.

AB, DTÖ’den korkmuyor

Brüksel, gümrük vergileri için “su götürmez” bir gerekçesi olduğundan emin ve bazı Çinli şirketlerin Avrupalı rakiplerinden daha düşük vergi ödeyeceği gerçeğine işaret edeceği bir DTÖ itirazından endişe etmiyor.

AB’nin bulgularına bakılırsa müfettişler baktıkları her yerde sübvansiyonlara rastladılar. Lityum işleyicileri ve batarya üreticilerine devlet tarafından elektrikli araç şirketlerine piyasa fiyatlarının altında satış yapmaları söylenirken, otomobil şirketleri batarya tüketim vergilerinden muaf tutuluyor.

Şirketler, devlet tarafından işletilen finans kuruluşlarının satın almaları emredilen yeşil tahviller ihraç ediyorlar ve Çin Halk Bankası tarafından zorunlu kılınan imtiyazlı arazi, gelir vergisi indirimleri ve ucuz refinansman seçenekleri veriliyor.

Çinli şirketlerin AB’deki pazar payı yüzde 25’e çıktı

AB, bunun sonucunda kendi şirketlerinin zarar gördüğüne inanıyor. Yetkililer, Ocak 2020 ile Eylül 2023 arasında Çinli şirketlerin AB pazar paylarını yüzde 4’ten yüzde 25’e çıkardığını, yerel rakiplerinin payının ise yüzde 69’dan neredeyse yüzde 60’a düştüğünü söyledi.

Müfettişler Çin sübvansiyonlarının, Avrupalı şirketlerin elektrikli araç satabilecekleri fiyatı baskılayarak Avrupa’nın yeşil dönüşümünü “tehlikeye attığını”, yani bazı durumlarda satılan her araçtan zarar ettiklerini de eklediler.

BYD’nin büyüme planları etkilenmeyecek

Forbes’ta yer alan habere göre analistler, milyarder Wang Chuanfu tarafından yönetilen Çinli elektrikli araç üreticisi BYD’nin, AB’nin Çin’den gelen elektrikli araçlara uyguladığı ek gümrük vergileriyle başa çıkabileceğini ve bu durumdan daha ciddi şekilde etkilenen rakiplerinden pazar payı kapabileceğini söylüyor.

Çinli otomobil üreticisinin hisseleri perşembe günü Hong Kong’da yüzde 8,8 ve Shenzhen’de yüzde 6’ya kadar yükseldi çünkü vergi artırımı daha önce beklenen yüzde 30’dan önemli ölçüde daha azdı.

AB, BYD’nin önümüzdeki aydan itibaren mevcut yüzde 10’luk vergiye ek olarak yüzde 17,4’lük bir vergi daha ödemek zorunda kalacağını açıkladı.

Everbright Securities International’da Hong Kong merkezli bir menkul kıymet stratejisti olan Kenny Ng, “Piyasa BYD üzerindeki etkinin daha önce korkulduğu kadar şiddetli olmayacağına inanıyor. Diğer Çinli otomobil üreticileriyle karşılaştırıldığında, BYD şu anda bölgede bir avantaja sahip olabilir,” dedi.

SAIC’ten “kararı gözden geçirme” çağrısı

Ng, tarife artışlarının MG markasının Avrupa’daki cazibesini azaltabileceği için BYD’nin SAIC’ten pazar payı alabileceğini söylüyor.

Pazar araştırma firması Canalys’e göre, rekabetçi fiyatlandırması sayesinde MG, geçen yıl teslimatlara göre en büyük beşinci EV markası olduğu Batı Avrupa’yı en büyük pazarı olarak sayıyordu.

Örneğin MG4, ana rakibi Volkswagen’in ID.3’ünün yaklaşık 33.000 avroluk başlangıç fiyatına karşılık 28.990 avro başlangıç fiyatıyla satılıyor.

SAIC, kamuoyuna yaptığı açıklamada AB’yi, Çin ile bölge arasındaki ekonomik işbirliği üzerinde büyük bir olumsuz etkisi olacağını söylediği kararını yeniden gözden geçirmeye çağırdı.

Alman otomotiv sektöründen sert tepki

Öte yandan Brüksel’in yeni gümrük vergileri bir tarafta Almanya’nın, diğer tarafta ise Fransa’nın yer aldığı ülkelerin taraflaşmasına neden oldu.

Berlin perde gerisinde vergi artırımlarını durdurmak için çalışırken Paris Leyen’i destekledi. Üst düzey bir yetkili, toplantılarda Almanların Pekin ile ne kadar uyumlu olduklarının bir işareti olarak “sözde aşırı kapasite” terimini bile kullandıklarını söyledi.

Alman Sanayi Federasyonu yönetim kurulu üyesi Wolfgang Niedermark, “Şu anda odaklanılması gereken nokta, uluslararası tedarik zincirleri ve Avrupalı şirketler üzerindeki olumsuz etkileri mümkün olduğunca düşük tutmak olmalı. Avrupalı şirketlerin Çin ile ticaret çatışmasının tırmanmasında hiçbir çıkarı yoktur,” dedi.

Volkswagen, BMW ve Daimler gibi otomobil üreticilerini temsil eden VDA kararı şiddetle eleştirirken, başkan Hildegard Müller bunun “küresel işbirliğinden bir adım daha uzaklaşmak” olduğu uyarısında bulundu.

Çin’de EV üreten Avrupalı otomobil üreticileri de bu durumdan etkilenecek. Bunlar arasındaki en büyük grubu %21 ithalat vergisi ile karşı karşıya kalacak olan Dacia ve BMW oluşturuyor. 

Bu oran, Komisyon tarafından yürütülen soruşturmaya katıldığı ve daha az devlet desteğinden yararlandığına dair kanıtlar sunduğu için yüzde 17,4’lük daha düşük bir tarife görecek olan Çinli otomobil üreticisi BYD’den bile daha yüksek. 

Üyeleri daha çeşitli çıkarlara sahip olan Avrupalı otomobil üreticileri birliği ACEA ise kararı sadece “not ettiklerini” söyledi. 

Alman hükümeti “müzakereler” için bastırdı

Almanya Ulaştırma Bakanı Volker Wissing (FDP) X’te yaptığı açıklamada, “Avrupa Komisyonu’nun cezalandırıcı tarifelerinin Alman şirketlerini ve onların en iyi ürünlerini etkilediğini” söyledi.

Wissing, “Araçlar, ticaret savaşları ve pazarın bölünmesi yoluyla değil, daha fazla rekabet, açık pazarlar ve AB’de önemli ölçüde daha iyi iş koşulları yoluyla daha ucuz hale gelmelidir,” diye yazdı. 

Benzer açıklamalar Ekonomi Bakanı Robert Habeck (Yeşiller) tarafından da yapıldı ve Habeck, Alman medyasına verdiği demeçte “gümrük tarifelerinin her zaman siyasi bir tedbir olarak son çare olduğunu ve genellikle en kötü seçenek olduğunu” ifade etti.

AB-Çin müzakereleri için çağrıda bulunan Habeck, “Şimdi görüşmelerin yapılması çok önemlidir,” dedi. 

Alman şirketleri misillemeden korkuyor

Alman şirketleri de Çin’in olası misillemesinden endişe duyarken, Alman Sanayi ve Ticaret Odaları’ndan (DIHK) Volker Treier, “Komisyon tarafından Çin’den gelen e-arabalara yönelik açıklanan gümrük vergilerinin, ihracat ağırlıklı Alman ekonomisi için sonuçsuz kalmayacağı” uyarısında bulundu. 

Korku, Çin Ticaret Bakanlığı’nın üreticilerinin çıkarlarını korumak için “gerekli tüm önlemleri almaya” hazır olduğunu belirten tepkisiyle daha da arttı. 

VDA’dan Müller, AB ve Çin’e sorunu müzakereler yoluyla çözme çağrısında bulunarak, “Ticaret çatışmalarının tırmanmasını önlemek için Avrupa’ya yapıcı önerilerle yaklaşmak ve rekabeti bozucu davranışları tutarlı ve hızlı bir şekilde durdurmak da Çin’e bağlıdır,” dedi.

Müller, iklim değişikliği de dâhil olmak üzere küresel sorunları çözmek için Çin’e ihtiyaçlarının olduğunu söyledi ve ticaret savaşının bu dönüşümü tehlikeye atacağını savundu.

Çekya ve Malta’dan itiraz

Alman üreticiler gibi Çek Otomotiv Endüstrisi Birliği de bu tür önlemlerin olumsuz etkileri olabileceğine inandığını açıkladı.

Birliğin icra direktörü Zdeněk Petzl, “Aksine, son yıllarda uluslararası ticaretin ve refahın artmasına yol açan, özellikle de güçlü ihracata dayanan otomotiv sektöründe, ticari engellerin kaldırılmasıydı,” dedi.

Petzl, Çin’in Avrupa ve ABD’ye misilleme yaparak zaten gergin olan ticari ilişkileri daha da kötüleştirebileceği uyarısında bulunarak, Avrupalı otomobil şirketlerinin elektrikli araçlar ve bataryalar için temel malzemelerin yüzde 90’ından fazlasını Çin’den ithal ettiğinin altını çizdi.

Avrupa sanayisini güçlendirecek, rekabet gücünü artıracak ve yeni pazarlar açacak sistemik bir yaklaşımı savunan Petzl, “Yeni tarife tedbirlerinin uygulamaya konması Çinli üreticiler tarafından kesinlikle hissedilecek ve büyümelerini yavaşlatabilir, fakat bunun Çin’in sübvansiyon politikasını etkilemesini beklemiyoruz,” dedi.

Malta Enerji Bakanı Miriam Dalli geçen ay The Post’a verdiği demeçte, “Karbonsuzlaştırma hedeflerimize ulaşmamıza yardımcı olmayacak hiçbir tarife istemiyoruz. Daha pahalı ürünlere sahip olmak, iddialı hedeflere ulaşmamıza yardımcı olmayacaktır,” ifadelerini kullanmıştı.

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Yayınlanma

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.

Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.

Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.

Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.

Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.

Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.

Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.

Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.

Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.

Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.

Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.

ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.

Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.

Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.

Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.

Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English