Bizi Takip Edin

Diplomasi

AB’nin Çinli EV soruşturması: “Tüm tedarik zinciri sübvanse ediliyor”

Yayınlanma

Belçika’nın başkenti Brüksel’de AB yetkilileri, Çinli elektrikli araçlara (EV) yönelik yeni vergileri açıklarken, bir süredir devam eden “devlet teşviki” soruşturmasına ait bulgularını da paylaştılar.

Onlarca AB yetkilisi bu kapsamda Çin’de 250 iş günü geçirdi, 100’den fazla şirket ziyareti gerçekleştirdi ve binlerce sayfalık kanıtı bir araya getirdi. 

Toplantıda bulunan SCMP muhabirinin aktardığına göre, pek çok kişinin bir ticaret savaşı başlatabileceğini tahmin ettiği soruşturmanın sonuçlarını bildiren üst düzey bir yetkili, “Tüm tedarik zinciri sübvanse ediliyor,” dedi.

Bunun, Çin hükümetinin tüm operatörlere sübvansiyon sağladığı anlamına geldiğine işaret eden yetkili, bu zincirin bataryalarda kullanılan lityumun rafine edilmesinden başlayarak, hücre ve batarya üretimine, BEV’lerin [bataryalı elektrikli araçlar] üretimine ve hatta BEV’lerin AB pazarlarına taşınmasına kadar uzandığını söyledi.

Avrupa’ya hibrit araç gönderme sözü veren otomotiv üreticisi

SCMP muhabirine göre sunum karşısında “Çinli iş dünyası temsilcileri şok oldu.” Rakamları hızlıca gözden geçirdikten sonra konuşan bir elektrikli araç şirketinin yöneticisi, bu kadar yüksek vergilere tabi olmayacakları için bunun yerine Avrupa’ya hibrit araç göndermeye başlayacağına dair söz verdi.

Bildirimin alınmasından dakikalar sonra Çin Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “AB gerçekleri ve DTÖ kurallarını göz ardı etmiş, Çin’in tekrarlanan güçlü muhalefetini görmezden gelmiş ve birçok AB üyesi hükümet ve endüstrinin itirazlarını ve caydırmalarını göz ardı ederek tek taraflı hareket etmiştir,” denildi.

Üç Çinli şirkete ayrı ek vergiler

Eylül ayında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Çinli elektrikli otomobillere yönelik soruşturma başlatılacağını açıklamasının ardından çalışma hemen başladı ve Avrupa’ya elektrikli araç ihraç eden 21 Çinli gruptan incelenecek örneklem sayısı üçe indirildi.

Bunlar, kısa süre içinde dünyanın en büyük elektrikli araç satıcısı haline gelecek olan BYD, 2000’li yılları Volvo gibi öneml, Avrupa markalarını satın alarak geçiren Geely ve ikonik MG’nin sahibi ve Volkswagen’in ortak girişim ortağı olan SAIC Motor’du.

Çin’in Avrupa’ya elektrikli araç ihracatının çoğuna uygulanacak nihai vergi, bu üç şirketin kayıtlarında bulunan sübvansiyonlara göre hesaplanan ağırlıklı bir ortalama olacak. Bunun aşağı yukarı ortalama yüzde 21’lik ek vergi anlamına geleceği düşünülüyor.

Uzmanlar, dev SAIC’in listede yer aldığını fark ettiklerinde, telafi edici vergilerin birliğin ortalama yüzde 19’luk oranını çok aşabileceğini öngörmüşlerdi.

AB soruşturmasının ayrıntıları: Binlerce anket gönderildi

Soruşturma kapsamında şirketlere her biri 60 küsur sayfa ve 18.000 kelimeden fazla olan anket formları gönderildi. Mali bilgilere erişim ve her birinin Çin devletinden aldığı yardımlara ilişkin adli düzeyde ayrıntılar talep edildi.

SCMP’nin aktardığına göre ilgili evrakta, “Mümkün olduğunca doğru ve eksiksiz cevap vermeniz ve destekleyici belgeler eklemeniz kendi menfaatinizedir. Cevabınızı ek verilerle destekleyebilirsiniz,” şeklinde bir ibare bulunuyordu ama aslında bu sözler, “Buna uyun, yoksa Avrupa pazarından çıkarılacaksınız,” üstü kapalı tehdidini içeriyordu.

Rhodium Group’un araştırmasına göre, sadece SAIC buna uymamayı tercih etti ve çarşamba günü kendisini tüm AB elektrikli araç sevkiyatları için en yüksek ithalat vergisi ve AB’nin şimdiye kadar uyguladığı üçüncü en yüksek vergi ile karşı karşıya buldu.

Bu vergi, önceden var olan yüzde 10’luk orana ek olarak uygulanacak ve bu da otomobillerin neredeyse yüzde 50 daha pahalı olacağı anlamına geliyor.

BYD ve Geely’nin de aralarında bulunduğu diğer şirketler ise AB’ye ait standart modellerden daha düşük oranda vergilendirilecek ve ağırlıklı ortalama yüzde 21 olacak.

Yeni vergilerden BYD avantajlı çıkabilir

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde Çin’in elektrikli araç ticareti konusunda uzman olan Ilaria Mazzocco, “SAIC Avrupa pazarına oldukça bağımlı ve henüz üretimi yerelleştirme planları yok, bu yüzden bundan çok etkilenecek,” dedi.

BYD ise, bir AB fabrikası, düşük gümrük tarifesi ve coğrafi olarak çeşitlendirilmiş bir pazar ile iyi bir konumda olacak gibi görünüyor.

AB, Çin hükümetine de bir dizi soru formu gönderdi ve bunları seçilmiş lityum sağlayıcılarına ve yerel bankalara iletmesini istedi. Pekin, bu isteği reddetti.

Üst düzey AB yetkilisi, “Çin hükümeti farklı adımlar için gerekçe arayarak çok aktif oldu. Çok fazla etkileşim oldu, fakat talep edilen bilgileri bize sağlamaları gerektiğinde kendi taraflarında daha az olumlu faaliyet oldu,” dedi.

AB’ye göre bunun yerine Pekin, Brüksel’in soruşturması sonuca doğru ilerledikçe çoğalan bir dizi tehditle soruşturmayı engellemeye çalıştı.

AB, DTÖ’den korkmuyor

Brüksel, gümrük vergileri için “su götürmez” bir gerekçesi olduğundan emin ve bazı Çinli şirketlerin Avrupalı rakiplerinden daha düşük vergi ödeyeceği gerçeğine işaret edeceği bir DTÖ itirazından endişe etmiyor.

AB’nin bulgularına bakılırsa müfettişler baktıkları her yerde sübvansiyonlara rastladılar. Lityum işleyicileri ve batarya üreticilerine devlet tarafından elektrikli araç şirketlerine piyasa fiyatlarının altında satış yapmaları söylenirken, otomobil şirketleri batarya tüketim vergilerinden muaf tutuluyor.

Şirketler, devlet tarafından işletilen finans kuruluşlarının satın almaları emredilen yeşil tahviller ihraç ediyorlar ve Çin Halk Bankası tarafından zorunlu kılınan imtiyazlı arazi, gelir vergisi indirimleri ve ucuz refinansman seçenekleri veriliyor.

Çinli şirketlerin AB’deki pazar payı yüzde 25’e çıktı

AB, bunun sonucunda kendi şirketlerinin zarar gördüğüne inanıyor. Yetkililer, Ocak 2020 ile Eylül 2023 arasında Çinli şirketlerin AB pazar paylarını yüzde 4’ten yüzde 25’e çıkardığını, yerel rakiplerinin payının ise yüzde 69’dan neredeyse yüzde 60’a düştüğünü söyledi.

Müfettişler Çin sübvansiyonlarının, Avrupalı şirketlerin elektrikli araç satabilecekleri fiyatı baskılayarak Avrupa’nın yeşil dönüşümünü “tehlikeye attığını”, yani bazı durumlarda satılan her araçtan zarar ettiklerini de eklediler.

BYD’nin büyüme planları etkilenmeyecek

Forbes’ta yer alan habere göre analistler, milyarder Wang Chuanfu tarafından yönetilen Çinli elektrikli araç üreticisi BYD’nin, AB’nin Çin’den gelen elektrikli araçlara uyguladığı ek gümrük vergileriyle başa çıkabileceğini ve bu durumdan daha ciddi şekilde etkilenen rakiplerinden pazar payı kapabileceğini söylüyor.

Çinli otomobil üreticisinin hisseleri perşembe günü Hong Kong’da yüzde 8,8 ve Shenzhen’de yüzde 6’ya kadar yükseldi çünkü vergi artırımı daha önce beklenen yüzde 30’dan önemli ölçüde daha azdı.

AB, BYD’nin önümüzdeki aydan itibaren mevcut yüzde 10’luk vergiye ek olarak yüzde 17,4’lük bir vergi daha ödemek zorunda kalacağını açıkladı.

Everbright Securities International’da Hong Kong merkezli bir menkul kıymet stratejisti olan Kenny Ng, “Piyasa BYD üzerindeki etkinin daha önce korkulduğu kadar şiddetli olmayacağına inanıyor. Diğer Çinli otomobil üreticileriyle karşılaştırıldığında, BYD şu anda bölgede bir avantaja sahip olabilir,” dedi.

SAIC’ten “kararı gözden geçirme” çağrısı

Ng, tarife artışlarının MG markasının Avrupa’daki cazibesini azaltabileceği için BYD’nin SAIC’ten pazar payı alabileceğini söylüyor.

Pazar araştırma firması Canalys’e göre, rekabetçi fiyatlandırması sayesinde MG, geçen yıl teslimatlara göre en büyük beşinci EV markası olduğu Batı Avrupa’yı en büyük pazarı olarak sayıyordu.

Örneğin MG4, ana rakibi Volkswagen’in ID.3’ünün yaklaşık 33.000 avroluk başlangıç fiyatına karşılık 28.990 avro başlangıç fiyatıyla satılıyor.

SAIC, kamuoyuna yaptığı açıklamada AB’yi, Çin ile bölge arasındaki ekonomik işbirliği üzerinde büyük bir olumsuz etkisi olacağını söylediği kararını yeniden gözden geçirmeye çağırdı.

Alman otomotiv sektöründen sert tepki

Öte yandan Brüksel’in yeni gümrük vergileri bir tarafta Almanya’nın, diğer tarafta ise Fransa’nın yer aldığı ülkelerin taraflaşmasına neden oldu.

Berlin perde gerisinde vergi artırımlarını durdurmak için çalışırken Paris Leyen’i destekledi. Üst düzey bir yetkili, toplantılarda Almanların Pekin ile ne kadar uyumlu olduklarının bir işareti olarak “sözde aşırı kapasite” terimini bile kullandıklarını söyledi.

Alman Sanayi Federasyonu yönetim kurulu üyesi Wolfgang Niedermark, “Şu anda odaklanılması gereken nokta, uluslararası tedarik zincirleri ve Avrupalı şirketler üzerindeki olumsuz etkileri mümkün olduğunca düşük tutmak olmalı. Avrupalı şirketlerin Çin ile ticaret çatışmasının tırmanmasında hiçbir çıkarı yoktur,” dedi.

Volkswagen, BMW ve Daimler gibi otomobil üreticilerini temsil eden VDA kararı şiddetle eleştirirken, başkan Hildegard Müller bunun “küresel işbirliğinden bir adım daha uzaklaşmak” olduğu uyarısında bulundu.

Çin’de EV üreten Avrupalı otomobil üreticileri de bu durumdan etkilenecek. Bunlar arasındaki en büyük grubu %21 ithalat vergisi ile karşı karşıya kalacak olan Dacia ve BMW oluşturuyor. 

Bu oran, Komisyon tarafından yürütülen soruşturmaya katıldığı ve daha az devlet desteğinden yararlandığına dair kanıtlar sunduğu için yüzde 17,4’lük daha düşük bir tarife görecek olan Çinli otomobil üreticisi BYD’den bile daha yüksek. 

Üyeleri daha çeşitli çıkarlara sahip olan Avrupalı otomobil üreticileri birliği ACEA ise kararı sadece “not ettiklerini” söyledi. 

Alman hükümeti “müzakereler” için bastırdı

Almanya Ulaştırma Bakanı Volker Wissing (FDP) X’te yaptığı açıklamada, “Avrupa Komisyonu’nun cezalandırıcı tarifelerinin Alman şirketlerini ve onların en iyi ürünlerini etkilediğini” söyledi.

Wissing, “Araçlar, ticaret savaşları ve pazarın bölünmesi yoluyla değil, daha fazla rekabet, açık pazarlar ve AB’de önemli ölçüde daha iyi iş koşulları yoluyla daha ucuz hale gelmelidir,” diye yazdı. 

Benzer açıklamalar Ekonomi Bakanı Robert Habeck (Yeşiller) tarafından da yapıldı ve Habeck, Alman medyasına verdiği demeçte “gümrük tarifelerinin her zaman siyasi bir tedbir olarak son çare olduğunu ve genellikle en kötü seçenek olduğunu” ifade etti.

AB-Çin müzakereleri için çağrıda bulunan Habeck, “Şimdi görüşmelerin yapılması çok önemlidir,” dedi. 

Alman şirketleri misillemeden korkuyor

Alman şirketleri de Çin’in olası misillemesinden endişe duyarken, Alman Sanayi ve Ticaret Odaları’ndan (DIHK) Volker Treier, “Komisyon tarafından Çin’den gelen e-arabalara yönelik açıklanan gümrük vergilerinin, ihracat ağırlıklı Alman ekonomisi için sonuçsuz kalmayacağı” uyarısında bulundu. 

Korku, Çin Ticaret Bakanlığı’nın üreticilerinin çıkarlarını korumak için “gerekli tüm önlemleri almaya” hazır olduğunu belirten tepkisiyle daha da arttı. 

VDA’dan Müller, AB ve Çin’e sorunu müzakereler yoluyla çözme çağrısında bulunarak, “Ticaret çatışmalarının tırmanmasını önlemek için Avrupa’ya yapıcı önerilerle yaklaşmak ve rekabeti bozucu davranışları tutarlı ve hızlı bir şekilde durdurmak da Çin’e bağlıdır,” dedi.

Müller, iklim değişikliği de dâhil olmak üzere küresel sorunları çözmek için Çin’e ihtiyaçlarının olduğunu söyledi ve ticaret savaşının bu dönüşümü tehlikeye atacağını savundu.

Çekya ve Malta’dan itiraz

Alman üreticiler gibi Çek Otomotiv Endüstrisi Birliği de bu tür önlemlerin olumsuz etkileri olabileceğine inandığını açıkladı.

Birliğin icra direktörü Zdeněk Petzl, “Aksine, son yıllarda uluslararası ticaretin ve refahın artmasına yol açan, özellikle de güçlü ihracata dayanan otomotiv sektöründe, ticari engellerin kaldırılmasıydı,” dedi.

Petzl, Çin’in Avrupa ve ABD’ye misilleme yaparak zaten gergin olan ticari ilişkileri daha da kötüleştirebileceği uyarısında bulunarak, Avrupalı otomobil şirketlerinin elektrikli araçlar ve bataryalar için temel malzemelerin yüzde 90’ından fazlasını Çin’den ithal ettiğinin altını çizdi.

Avrupa sanayisini güçlendirecek, rekabet gücünü artıracak ve yeni pazarlar açacak sistemik bir yaklaşımı savunan Petzl, “Yeni tarife tedbirlerinin uygulamaya konması Çinli üreticiler tarafından kesinlikle hissedilecek ve büyümelerini yavaşlatabilir, fakat bunun Çin’in sübvansiyon politikasını etkilemesini beklemiyoruz,” dedi.

Malta Enerji Bakanı Miriam Dalli geçen ay The Post’a verdiği demeçte, “Karbonsuzlaştırma hedeflerimize ulaşmamıza yardımcı olmayacak hiçbir tarife istemiyoruz. Daha pahalı ürünlere sahip olmak, iddialı hedeflere ulaşmamıza yardımcı olmayacaktır,” ifadelerini kullanmıştı.

Diplomasi

Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

Yayınlanma

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.

İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.

ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.

ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.

The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.

ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.

Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.

OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.

Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

Yayınlanma

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.

The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.

Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.

ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.

The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.

Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.

The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.

Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.

Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.

Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.

Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.

Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.

Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.

Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.

Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Yayınlanma

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.

Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.

Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.

Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.

Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.

Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.

Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.

Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.

Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.

Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.

İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.

Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.

Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.

Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.

Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.

Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.

Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.

Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English