Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Af Örgütü: Suriye’de Alevi kadın ve kız çocukları kaçırılıyor, Şam yönetimi soruşturmuyor

Yayınlanma

Uluslararası Af Örgütü, Suriye’de şubat ayından bu yana en az 36 Alevi kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığını açıkladı. Örgüt, Şam yönetimini toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti önlemede ve failleri sorumlu tutmada başarısız olmakla suçladı. Kaçırılan kadınların fidye, zorla evlendirme ve fiziksel istismara maruz kaldığı belirtildi.

Uluslararası Af Örgütü, Suriye’deki Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) yönetiminin toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti önleme çabalarını hızla artırması, Alevi kadın ve kız çocuklarının kaçırılması vakalarına ilişkin acil, kapsamlı ve tarafsız soruşturmalar yürütmesi ve failleri adalete teslim etmesi gerektiğini bildirdi.

Örgüt, yayımladığı raporda, Şubat 2025’ten bu yana Lazkiye, Tartus, Humus ve Hama vilayetlerinde yaşları üç ile 40 arasında değişen en az 36 Alevi kadın ve kız çocuğunun kimliği belirsiz kişilerce kaçırıldığına dair güvenilir bilgiler aldığını duyurdu.

Bu vakalardan beşi kadın, üçü 18 yaşından küçük kız çocuğu olmak üzere sekiz kaçırma olayını belgeleyen örgüt, biri hariç tüm vakalarda polis ve güvenlik güçlerinin, kaçırılanların akıbetini ve tutuldukları yerleri belirlemek için etkili soruşturma yürütmediğini tespit etti.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Suriye makamları defalarca tüm Suriyeliler için bir Suriye inşa etme sözü verdi, ancak kadın ve kız çocuklarının kaçırılmasını, fiziksel istismarı, zorla evlendirmeyi ve muhtemel insan ticaretini önlemede, bu vakaların sorumlularını etkili şekilde soruşturmada ve kovuşturmada başarısız oluyor. Bu kaçırma dalgası, daha önce katliamlarla sarsılmış olan Alevi toplumunda derin etki bıraktı. Kadınlar ve kızlar evlerinden çıkmaktan veya yalnız yürümekten korkuyor,” ifadelerini kullandı.

Raporda, geçici Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şaraa tarafından Suriye sahilindeki cinayetleri soruşturmak üzere kurulan Hakikat Komisyonunun 22 Temmuz’da yaptığı açıklamada, kadın veya kız çocuklarının kaçırıldığına dair herhangi bir ihbar almadığını duyurduğu hatırlatıldı.

Suriye’nin sahil bölgesinde katliam nasıl başladı?

Fidye, darp ve zorla evlendirme

Örgütün belgelediği sekiz vakanın tamamında, aileler yakınlarının kaçırıldığını polise veya güvenlik birimlerine bildirdi.

Dört vakada, yetkililer ailelerin sunduğu yeni kanıtları görmezden geldi veya hiç tanımadı. İki vakada ise polis ve güvenlik güçleri, kaçırılmalarından aileleri sorumlu tutarak onları suçladı.

Bir vakada, kaçıran kişi, üzerinde darp izleri görülen mağdurun fotoğrafını ailesine gönderdi. İki vakada ise kaçıranlar veya aracılar, ailelerden 10 bin ila 14 bin dolar arasında fidye talep etti.

Bu ailelerden sadece biri fidyeyi ödeyebildi ancak kadın yine de serbest bırakılmadı. Biri reşit olmayan kız çocuğu olmak üzere en az üç vakada, kaçırılanların zorla evlendirildiği tespit edildi.

Kaçırılan sekiz kişiden sadece ikisi ailelerine dönebildi. Uluslararası Af Örgütü, bu sekiz kaçırma vakasından herhangi biriyle ilgili olarak kimsenin tutuklandığına, suçlandığına veya hakkında dava açıldığına dair bilgi olmadığını belirtti.

“Her kadın teyakkuz halinde”

Görüşülen pek çok kişi, çoğunluğu Alevi olmakla birlikte ilgili vilayetlerde yaşayan diğer kadın ve kızların da okula, üniversiteye veya işe gitmek için evden ayrılırken korku içinde olduklarını veya son derece dikkatli davrandıklarını aktardı.

Yakın zamanda Suriye’nin sahil bölgesini ziyaret eden bir aktivist, durumu şöyle anlattı:

“Tüm kadınlar tam bir teyakkuz halinde yaşıyor; tek başımıza taksiye binemiyor, yalnız yürüyemiyor veya korku hissetmeden hiçbir şey yapamıyoruz. Alevi olmamama ve ailemin başlangıçta kaçırma olaylarına şüpheyle yaklaşmasına rağmen, benden hiçbir yere yalnız gitmememi ve çok dikkatli olmamı istediler.”

Polis ve güvenlik güçleri ihmal ediyor

Sekiz vakanın tamamında aileler, kaçırılma olaylarını yerel polis ve genel güvenlik birimlerine resmi olarak bildirdi. Ancak biri hariç tüm vakalarda, yetkililer soruşturmaların gidişatına ilişkin ailelere herhangi bir bilgi vermedi.

Bu yılın şubat ayında kaçırılan bir kadının akrabası, güvenlik güçlerine defalarca başvurduğunu ve hatta aileyi arayan şüphelinin telefon numarasını verdiğini, ancak temmuz ayına kadar yetkililerden hiçbir bilgi alamadığını söyledi.

Üç vakada, aileler polis ve güvenlik güçlerinin kendilerini suçladığını, “gündüz vakti dışarı çıkmalarına izin verdikleri” için ihmalkârlıkla itham ettiğini veya onları koruyamadıkları için alay ettiğini belirtti.

Kaçırılanların yerini tespit edebilecek somut kanıtların ise “önemsiz” veya “sahte” olduğu iddiasıyla göz ardı edildiği kaydedildi.

Evinden kaçırılan bir kadının yakını, ailenin yaşadıklarını, “Aile, resmi şikâyette bulunmak için genel güvenlik birimine gitti ancak korkunç muameleyle karşılaştılar. Kaçırmayı engelleyemedikleri için aileyi suçladılar. Aile, oraya gittiğine pişman oldu. Haftalarca defalarca gittiler ama hiçbir şey değişmedi,” sözleriyle anlattı.

Uluslararası hukuk ihlal ediliyor

Raporda, zorla evlendirmenin, kadınları ve kız çocuklarını cinsel şiddet dahil diğer istismar biçimlerine maruz bırakan bir insan hakları ihlali olduğu vurgulandı.

Kadın ve kız çocuklarının kaçırılmasının, özellikle sömürü amacıyla nakledilmeleri veya barındırılmaları halinde, uluslararası hukukun yasakladığı insan ticareti kapsamına girebileceği belirtildi.

Genel Sekreter Callamard, “Yetkililerin, toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti önleme ve failleri cezalandırma konusunda yasal ve ahlaki sorumluluğu var. Suriye’deki tüm kadınlar, istismar, ayrımcılık ve zulüm korkusu olmadan yaşama hakkına sahiptir. Soruşturmalar acil ve kapsamlı olmalı, gerekli tüm kaynaklara sahip bağımsız soruşturmacılar tarafından yürütülmelidir. Hesap verebilirlik ve tazminat sağlanmalıdır. Bunun yapılmaması, insan haklarının ihlalidir,” diyerek sözlerini tamamladı.

Suriye İnsan Hakları Takip Komitesi, mezhepçi katliamlara dair nihai raporunu yayımladı

Ortadoğu

ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

Yayınlanma

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.

Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.

Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.

Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.

Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.

Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.

Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.

Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.

USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.

USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.

Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.

Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.

Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.

Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.

Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.

Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.

Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.

Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Yayınlanma

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.

Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.

Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.

Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.

Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.

Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.

Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.

Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.

Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.

Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.

Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.

Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.

Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.

Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.

Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.

Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

Yayınlanma

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.

CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.

Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.

Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.

Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.

Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.

İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.

İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.

Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.

Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.

Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.

CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.

Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.

Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.

CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.

Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.

Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English