Avrupa
AfD, savunma politikası nedeniyle iç tartışmaya gömüldü

Almanya için Alternatif (AfD), Almanya’nın savunma politikaları ile ABD ve NATO ile ilişkiler konusunda bir yeniden gözden geçirme sürecinde.
Şansölye Friedrich Merz’in koalisyonu, Rusya ve Donald Trump yönetimindeki ABD’nin Avrupa güvenliğine olan bağlılığı konusundaki endişeler nedeniyle Almanya’nın savunma duruşunu yeniden gözden geçirme yolunda ilerliyor.
Bu durum, ülkenin en büyük ikinci partisi olan AfD’yi de kendi pozisyonunu netleştirmeye itiyor.
POLITICO’ya göre bu çaba, doğudaki “Rusya yanlısı” kanadı ile batıdaki “NATO yanlısı gelenekçiler” arasında çatışmaya neden oluyor.
AfD milletvekili ve savunma politikası sözcüsü Rüdiger Lucassen, POLITICO’ya verdiği demeçte, “Sağcı bir parti devletin gücünü savunur. Silahlı kuvvetler bunun temel direklerinden biridir. Sadece savaşmak için değil, ülkenin egemenliğini korumak için de,” dedi.
AfD’de savaş kampı sesini yükseltiyor: Almanya’nın nükleer silahı olmalı
“Egemen” bir savunma politikasına nasıl yaklaşılacağı konusunda AfD içindeki iç bölünmeler, Luccassen’in “temel konu” olarak adlandırdığı bir hale geldi.
Bu bölünme, Almanya’da hükümetin askerlik reformunun gönüllülere mi dayanması yoksa bir zamanlar AfD’nin temel pozisyonu olan zorunlu askerlik hizmetini geri getirmesi mi gerektiği konusunda devam eden tartışma sırasında ortaya çıktı.
AfD’nin savunma uzmanı milletvekili Hannes Gnauck, “Bu ülkedeki tüm genç erkekler için zorunlu askerlik hizmetinin geri getirilmesinden her zaman yanaydık. 2011’de askıya alındığından beri, Bundeswehr sadece personelini değil, toplumla olan bağını da kaybetti,” dedi.
Bu, partinin askeri politika konusunda uzun süredir birleşik bir cephe oluşturmak için kullandığı bir söylemdi.
Fakat Merz’in koalisyonu askerlik hizmeti konusunda kendi iç anlaşmazlığına saplanınca, AfD aniden neyi farklı yapacağını açıklamak zorunda kaldı ve POLITICO’ya göre, kapalı kapılar ardında partinin birliği bozuldu.
Son haftalarda, Rusya’ya karşı daha yumuşak bir tutum sergilemeyi savunan bir grubun önemli figürü Stefan Möller’in liderliğindeki Doğu Almanya’dan bir grup AfD milletvekili, askerlik hizmetinin yeniden getirilmesi konusundaki tüm tartışmaları durdurmak için harekete geçti.
Bu, partinin parlamento grubu içinde dolaşan yazılı bir önergeyle somutlaştı. Belgeye göre milletvekilleri, hükümeti “Bundeswehr’i kötüye kullanmakla” suçlayarak, “hiçbir gencin Merz için hayatını riske atmak için bir neden görmeyeceğini” iddia ettiler.
Avrupa’da Fransız nükleer şemsiyesi ve ‘Alman bombası’ tartışması
151 milletvekilinden 24’ünün imzaladığı önerge, AfD’ye “Ukrayna’daki savaş sona erene ve Almanya tarafsız, gerilimi azaltıcı bir tutum benimsene kadar” askerlikle ilgili herhangi bir girişimde bulunmamasını tavsiye ediyor.
Bu, doğudan gelen açık bir sinyal olarak görülüyor: NATO veya Ukrayna ile bağlantılı olabilecek bir askerlik hizmetini reddetmek.
Kendisi koşulsuz olarak zorunlu askerlikten yana olan milletvekillerinin ”sessiz çoğunluğunu“ temsil eden ve hatta Almanya’nın nükleer silah edinmesini talep eden Lucassen, “Bu tereddüt bize yardımcı olmuyor. Seçmenlerin bizden netlik beklediği bir anda bölünmüş görünmemize neden oluyor,” diye konuştu.
Bu mücadele, partinin savunma politikası konusunda daha derin bir kafa karışıklığını ortaya çıkardı: Almanya’nın müttefikleriyle birlikte güçlenip güçlenmeyeceği ya da onlardan ayrı durup durmayacağı.
Bu politika çizgisi, tartışma NATO’ya geldiğinde daha da belirsiz hale geliyor.
Parti, son seçim programına göre, “bağımsız ve yetkin bir Avrupa askeri ittifakı kurulana kadar” Almanya’nın ittifakta kalması gerektiğini savunuyor. Bu vaat, bir uyarı ile birlikte geliyor: AfD’ye göre NATO sadece geçici bir çözüm. Ne var ki bundan sonra ne olacağı belirsiz.
AfD’nin doğu örgütlerinin önde gelen isimlerinden olan parti eş başkanı Tino Chrupalla, geçen yılın sonlarında Alman gazetesi Welt’e verdiği röportajda bu belirsizliğe değinmiş ve ülkenin nihayetinde “Avrupa’da yeni bir güvenlik yapısı kurması” gerektiğini öne sürmüştü.
Chrupalla, “AB’den çekilmeden önce, yeni bir kuruluş üzerinde net bir anlaşma sağlanmalı. Aynı şey NATO için de geçerli,” demişti.
Aynı zamanda, NATO’yu “artık tamamen savunma amaçlı olmayan” bir ittifak olarak tanımlamış ve gelecekteki herhangi bir Avrupa çerçevesinin “Rusya dahil tüm ülkelerin çıkarlarına saygı duyması” gerektiğini savundu.
Bu söylem, partisinin savunma sözcülerinin görüşleriyle tam bir tezat oluşturuyor.
Lucassen, “hiçbir [Avrupa] silahlı kuvvetinin tek başına bir ülkeyi savunamayacağını” vurgulayarak ittifakların gerekliliğini savunurken, eski Bundeswehr askeri Gnauck ise NATO’yu “şu anda sahip olunan en amaç odaklı ittifak” olarak nitelendiriyor.
Rusya konusunda bu görüş ayrılığı, eylül ayı sonunda, partinin iki eş başkanı, bazıları NATO uçakları tarafından düşürülmeden önce Polonya hava sahasına giren insansız hava araçları hakkındaki haberler konusunda baskı gördüklerinde yeniden ortaya çıktı.
Bundestag basın toplantısında konuşan Chrupalla, olayı “propaganda” olarak nitelendirerek, bazı Rus insansız hava araçlarının “strafor ve kontrplaktan yapıldığını” söyleyerek şaka bile yaptı.
Ona göre, Avrupa’nın hatası Moskova’ya karşı çok yumuşak davranmak değil, çok sert davranmaktı. Eş başkan, “Avrupa nihayet oturup Rusya ile konuşmalı,” dedi.
Yanında duran eş başkanı Alice Weidel ise tam tersi bir görüşü savundu ve Rusya’nın “NATO’nun hava savunma sistemlerini test ediyor” olabileceğini ve “daha fazla tırmanışa” neden olma riski taşıdığını uyardı.
AfD ve yeni iktidar stratejisi: Amerikan tarzı ‘sağ-sol’ ayrımı hedefleniyor
Weidel, Moskova’yı “gerginliği azaltmaya” çağırdı ve Almanya’nın “şimdiye kadar Putin’den çok az hareket gördüğünü” söyledi.
Batıdaki Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinden gelen Lucassen’e göre, bu ayrılık politika çizgilerinin ötesinde daha derin. Eski Doğu Almanya’daki parti örgütlerinden gelen AfD üyeleri için, Rusya ve NATO’ya bakış açıları, Alman birleşmesinden duydukları genel memnuniyetsizlikten etkileniyor.
Lucassen, “Doğu Almanya eyaletlerinde, birleşme döneminde okulu bitiren bütün bir nesil var. Birçoğu hâlâ tam olarak dahil edilmediklerini, doğudan gelen her şeyin reddedildiğini düşünüyor. Bu da NATO veya Bundeswehr gibi tartışmalarda ortaya çıkan bir tür kızgınlık yaratıyor,” iddiasında bulundu.
Partinin batıdaki milletvekilleri caydırıcılık ve savunmayı egemenliğin bir parçası olarak görürken, daha büyük doğu fraksiyonu bunları Washington, Brüksel ve Berlin’e boyun eğmenin belirtileri olarak görüyor.
Bu belirsizlik, AfD’nin artan desteğini somut politikaya dönüştürme yeteneğini etkiliyor. Lucassen, doğudaki birçok kişinin “bölgesel başarılarını tüm partiye yön verecek bir yetki olarak gördüğünü” söyledi ve bunun, “hükümet için hazır olduklarını göstermek istiyorlarsa bir engel teşkil ettiğini” vurguladı.
POLITICO’ya göre NATO ve Moskova ile ilgili tartışmaları canlandıran aynı ayrılıklar, parti savunma konusunda öneriler hazırlamaya çalıştığında da ortaya çıkıyor. Her grup kendi yönüne çekiyor ve AfD, egemenliğin pratikte ne anlama geldiğini hiç tanımlamadan bu konuyu tartışmaya devam ediyor.
Parti içindeki bu politika ayrılığı sadece iç mesele değil. Almanya’nın komşuları da Berlin’in siyasi pusulasındaki değişimin Avrupa’nın güvenlik düzeni için ne anlama gelebileceğini izliyor ve endişeleniyor.
Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Paweł Zalewski, “Tarihe bakıldığında, Almanya’nın iktisadi gücünü askeri gücüyle birleştirdiği durumlar her zaman endişe yaratmıştır. Önemli bir konu, Alman seçmenlerin gelecekteki siyasi eğilimleri ve Almanya’nın AB ve NATO’ya ne kadar derin bir şekilde kök salacağıdır. Almanya’nın askeri genişlemesi, Avrupa politikalarıyla bağlantılı olmasaydı farklı olurdu,” dedii.
AfD’nin genç milletvekillerinden Gnauck, bu gerilimi kabul etti ve şunları söyledi:
“Büyük bir parti olarak hâlâ açıkça tartışabilmemiz iyi bir şey ama hükümete doğru ilerlerken, seçmenlerin bizim duruşumuzu bilmesi gerekiyor. Seçimden önce bir şey söyleyip, seçimden sonra başka bir şey söyleyemeyiz.”
Lucassen ise, “Hükümete hazır olarak görülmek istiyorsak, birkaç yüksek sesin tüm partinin gidişatını belirlemesine izin veremeyiz,” dedi.
Avrupa
İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.
Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.
Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.
Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.
Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.
İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.
İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.
Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.
Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler
Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.
Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.
Avrupa
Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.
Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.
Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.
Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.
Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.
Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.
Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.
Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.
Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.
Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.
S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.
PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.
Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.
Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.
Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.
Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:
“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”
ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.
Avrupa
Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.
Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.
Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.
Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.
Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.
Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.
Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:
“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”
Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.
Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.
Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.
Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor
Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.
Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.
ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.
Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.
Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.
Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.
Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.
Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi









