Bizi Takip Edin

Avrupa

AfD, savunma politikası nedeniyle iç tartışmaya gömüldü

Yayınlanma

Almanya için Alternatif (AfD), Almanya’nın savunma politikaları ile ABD ve NATO ile ilişkiler konusunda bir yeniden gözden geçirme sürecinde.

Şansölye Friedrich Merz’in koalisyonu, Rusya ve Donald Trump yönetimindeki ABD’nin Avrupa güvenliğine olan bağlılığı konusundaki endişeler nedeniyle Almanya’nın savunma duruşunu yeniden gözden geçirme yolunda ilerliyor.

Bu durum, ülkenin en büyük ikinci partisi olan AfD’yi de kendi pozisyonunu netleştirmeye itiyor.

POLITICO’ya göre bu çaba, doğudaki “Rusya yanlısı” kanadı ile batıdaki “NATO yanlısı gelenekçiler” arasında çatışmaya neden oluyor.

AfD milletvekili ve savunma politikası sözcüsü Rüdiger Lucassen, POLITICO’ya verdiği demeçte, “Sağcı bir parti devletin gücünü savunur. Silahlı kuvvetler bunun temel direklerinden biridir. Sadece savaşmak için değil, ülkenin egemenliğini korumak için de,” dedi.

AfD’de savaş kampı sesini yükseltiyor: Almanya’nın nükleer silahı olmalı

“Egemen” bir savunma politikasına nasıl yaklaşılacağı konusunda AfD içindeki iç bölünmeler, Luccassen’in “temel konu” olarak adlandırdığı bir hale geldi.

Bu bölünme, Almanya’da hükümetin askerlik reformunun gönüllülere mi dayanması yoksa bir zamanlar AfD’nin temel pozisyonu olan zorunlu askerlik hizmetini geri getirmesi mi gerektiği konusunda devam eden tartışma sırasında ortaya çıktı.

AfD’nin savunma uzmanı milletvekili Hannes Gnauck, “Bu ülkedeki tüm genç erkekler için zorunlu askerlik hizmetinin geri getirilmesinden her zaman yanaydık. 2011’de askıya alındığından beri, Bundeswehr sadece personelini değil, toplumla olan bağını da kaybetti,” dedi.

Bu, partinin askeri politika konusunda uzun süredir birleşik bir cephe oluşturmak için kullandığı bir söylemdi.

Fakat Merz’in koalisyonu askerlik hizmeti konusunda kendi iç anlaşmazlığına saplanınca, AfD aniden neyi farklı yapacağını açıklamak zorunda kaldı ve POLITICO’ya göre, kapalı kapılar ardında partinin birliği bozuldu.

Son haftalarda, Rusya’ya karşı daha yumuşak bir tutum sergilemeyi savunan bir grubun önemli figürü Stefan Möller’in liderliğindeki Doğu Almanya’dan bir grup AfD milletvekili, askerlik hizmetinin yeniden getirilmesi konusundaki tüm tartışmaları durdurmak için harekete geçti.

Bu, partinin parlamento grubu içinde dolaşan yazılı bir önergeyle somutlaştı. Belgeye göre milletvekilleri, hükümeti “Bundeswehr’i kötüye kullanmakla” suçlayarak, “hiçbir gencin Merz için hayatını riske atmak için bir neden görmeyeceğini” iddia ettiler.

Avrupa’da Fransız nükleer şemsiyesi ve ‘Alman bombası’ tartışması

151 milletvekilinden 24’ünün imzaladığı önerge, AfD’ye “Ukrayna’daki savaş sona erene ve Almanya tarafsız, gerilimi azaltıcı bir tutum benimsene kadar” askerlikle ilgili herhangi bir girişimde bulunmamasını tavsiye ediyor.

Bu, doğudan gelen açık bir sinyal olarak görülüyor: NATO veya Ukrayna ile bağlantılı olabilecek bir askerlik hizmetini reddetmek.

Kendisi koşulsuz olarak zorunlu askerlikten yana olan milletvekillerinin ”sessiz çoğunluğunu“ temsil eden ve hatta Almanya’nın nükleer silah edinmesini talep eden Lucassen, “Bu tereddüt bize yardımcı olmuyor. Seçmenlerin bizden netlik beklediği bir anda bölünmüş görünmemize neden oluyor,” diye konuştu.

Bu mücadele, partinin savunma politikası konusunda daha derin bir kafa karışıklığını ortaya çıkardı: Almanya’nın müttefikleriyle birlikte güçlenip güçlenmeyeceği ya da onlardan ayrı durup durmayacağı.

Bu politika çizgisi, tartışma NATO’ya geldiğinde daha da belirsiz hale geliyor.

AfD lideri Alice Weidel: Hitler komünistti

Parti, son seçim programına göre, “bağımsız ve yetkin bir Avrupa askeri ittifakı kurulana kadar” Almanya’nın ittifakta kalması gerektiğini savunuyor. Bu vaat, bir uyarı ile birlikte geliyor: AfD’ye göre NATO sadece geçici bir çözüm. Ne var ki bundan sonra ne olacağı belirsiz.

AfD’nin doğu örgütlerinin önde gelen isimlerinden olan parti eş başkanı Tino Chrupalla, geçen yılın sonlarında Alman gazetesi Welt’e verdiği röportajda bu belirsizliğe değinmiş ve ülkenin nihayetinde “Avrupa’da yeni bir güvenlik yapısı kurması” gerektiğini öne sürmüştü.

Chrupalla, “AB’den çekilmeden önce, yeni bir kuruluş üzerinde net bir anlaşma sağlanmalı. Aynı şey NATO için de geçerli,” demişti.

Aynı zamanda, NATO’yu “artık tamamen savunma amaçlı olmayan” bir ittifak olarak tanımlamış ve gelecekteki herhangi bir Avrupa çerçevesinin “Rusya dahil tüm ülkelerin çıkarlarına saygı duyması” gerektiğini savundu.

Bu söylem, partisinin savunma sözcülerinin görüşleriyle tam bir tezat oluşturuyor.

AfD’nin seçim programına kısa bir bakış

Lucassen, “hiçbir [Avrupa] silahlı kuvvetinin tek başına bir ülkeyi savunamayacağını” vurgulayarak ittifakların gerekliliğini savunurken, eski Bundeswehr askeri Gnauck ise NATO’yu “şu anda sahip olunan en amaç odaklı ittifak” olarak nitelendiriyor.

Rusya konusunda bu görüş ayrılığı, eylül ayı sonunda, partinin iki eş başkanı, bazıları NATO uçakları tarafından düşürülmeden önce Polonya hava sahasına giren insansız hava araçları hakkındaki haberler konusunda baskı gördüklerinde yeniden ortaya çıktı.

Bundestag basın toplantısında konuşan Chrupalla, olayı “propaganda” olarak nitelendirerek, bazı Rus insansız hava araçlarının “strafor ve kontrplaktan yapıldığını” söyleyerek şaka bile yaptı.

Ona göre, Avrupa’nın hatası Moskova’ya karşı çok yumuşak davranmak değil, çok sert davranmaktı. Eş başkan, “Avrupa nihayet oturup Rusya ile konuşmalı,” dedi.

Yanında duran eş başkanı Alice Weidel ise tam tersi bir görüşü savundu ve Rusya’nın “NATO’nun hava savunma sistemlerini test ediyor” olabileceğini ve “daha fazla tırmanışa” neden olma riski taşıdığını uyardı.

AfD ve yeni iktidar stratejisi: Amerikan tarzı ‘sağ-sol’ ayrımı hedefleniyor

Weidel, Moskova’yı “gerginliği azaltmaya” çağırdı ve Almanya’nın “şimdiye kadar Putin’den çok az hareket gördüğünü” söyledi.

Batıdaki Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinden gelen Lucassen’e göre, bu ayrılık politika çizgilerinin ötesinde daha derin. Eski Doğu Almanya’daki parti örgütlerinden gelen AfD üyeleri için, Rusya ve NATO’ya bakış açıları, Alman birleşmesinden duydukları genel memnuniyetsizlikten etkileniyor.

Lucassen, “Doğu Almanya eyaletlerinde, birleşme döneminde okulu bitiren bütün bir nesil var. Birçoğu hâlâ tam olarak dahil edilmediklerini, doğudan gelen her şeyin reddedildiğini düşünüyor. Bu da NATO veya Bundeswehr gibi tartışmalarda ortaya çıkan bir tür kızgınlık yaratıyor,” iddiasında bulundu.

Partinin batıdaki milletvekilleri caydırıcılık ve savunmayı egemenliğin bir parçası olarak görürken, daha büyük doğu fraksiyonu bunları Washington, Brüksel ve Berlin’e boyun eğmenin belirtileri olarak görüyor.

AfD’nin iktidar yolu ABD’den mi geçiyor?

Bu belirsizlik, AfD’nin artan desteğini somut politikaya dönüştürme yeteneğini etkiliyor. Lucassen, doğudaki birçok kişinin “bölgesel başarılarını tüm partiye yön verecek bir yetki olarak gördüğünü” söyledi ve bunun, “hükümet için hazır olduklarını göstermek istiyorlarsa bir engel teşkil ettiğini” vurguladı.

POLITICO’ya göre NATO ve Moskova ile ilgili tartışmaları canlandıran aynı ayrılıklar, parti savunma konusunda öneriler hazırlamaya çalıştığında da ortaya çıkıyor. Her grup kendi yönüne çekiyor ve AfD, egemenliğin pratikte ne anlama geldiğini hiç tanımlamadan bu konuyu tartışmaya devam ediyor.

Parti içindeki bu politika ayrılığı sadece iç mesele değil. Almanya’nın komşuları da Berlin’in siyasi pusulasındaki değişimin Avrupa’nın güvenlik düzeni için ne anlama gelebileceğini izliyor ve endişeleniyor.

Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Paweł Zalewski, “Tarihe bakıldığında, Almanya’nın iktisadi gücünü askeri gücüyle birleştirdiği durumlar her zaman endişe yaratmıştır. Önemli bir konu, Alman seçmenlerin gelecekteki siyasi eğilimleri ve Almanya’nın AB ve NATO’ya ne kadar derin bir şekilde kök salacağıdır. Almanya’nın askeri genişlemesi, Avrupa politikalarıyla bağlantılı olmasaydı farklı olurdu,” dedii.

AfD’nin genç milletvekillerinden Gnauck, bu gerilimi kabul etti ve şunları söyledi:

“Büyük bir parti olarak hâlâ açıkça tartışabilmemiz iyi bir şey ama hükümete doğru ilerlerken, seçmenlerin bizim duruşumuzu bilmesi gerekiyor. Seçimden önce bir şey söyleyip, seçimden sonra başka bir şey söyleyemeyiz.”

Lucassen ise, “Hükümete hazır olarak görülmek istiyorsak, birkaç yüksek sesin tüm partinin gidişatını belirlemesine izin veremeyiz,” dedi.

Avrupa

Avrupa’da sıcak dalgası binlerce can kaybına yol açtı

Yayınlanma

Avrupa genelinde 22-28 Haziran tarihleri arasındaki aşırı sıcak dalgası esnasında 10 bin 650 fazla ölüm kaydedildi. Ölüm izleme sistemi EuroMOMO verilerine göre bu can kayıplarının 9 binden fazlası 65 yaş üstü kişilerden oluşuyor. Kuraklık ve yüksek sıcaklıklar nehirlerdeki su seviyelerini düşürerek enerji üretimi ile nehir taşımacılığını da sekteye uğratıyor.

Avrupa ülkelerinde 22-28 Haziran tarihleri arasındaki rekor sıcaklıkların yaşandığı haftada, 10 bin 650 fazla ölüm vakası kaydedildi.

Ölüm izleme sistemi EuroMOMO verilerine göre bu ölümlerin 9 binden fazlası 65 yaş ve üzerindeki kişilerden oluşuyor.

Reuters haber ajansının aktardığı veriler, 27 Avrupa ülkesindeki genel ölüm oranlarını analiz eden EuroMOMO tarafından paylaşıldı.

EuroMOMO çalışmalarını koordine eden Danimarka Devlet Serum Enstitüsü Başhekimi Lasse Vestergaard, mevcut durumu emsalsiz olarak nitelendirdi.

Vestergaard, “Yılın bu zamanında bu düzeyde bir fazla ölüm oranı olağan dışı bir durumdur. Bu oran çok yüksek” dedi.

Vestergaard, ölüm oranlarındaki bu ani yükselişin ekstrem sıcaklıklar dışında hiçbir gerekçeyle açıklanamayacağını ifade etti.

Sıcak dalgasından önceki sekiz haftalık süreçte Fransa, İspanya ve Birleşik Krallık’taki haftalık ölüm oranları, normal seviyenin ortalama 500 vaka altında seyrediyordu.

EuroMOMO verileri, Belçika’da fazla ölüm oranının 2000 yılından bu yana kayıtların tutulduğu dönemdeki en yüksek seviyeye ulaştığını gösteriyor.

Fransa’da haziran ayı, kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana en sıcak ikinci haziran ayı olarak kayıtlara geçti. Fransa Halk Sağlığı Kurumu (Santé publique France) tarafından yapılan ön değerlendirmelere göre, ülkede 24 Haziran’da başlayan sıcak dalgası ilk birkaç günde binin üzerinde ek can kaybına yol açmış olabilir.

Aşırı sıcaklardan özellikle Paris metropolü ile Pays de la Loire bölgesi etkilendi.

Fransa’da Loire Nehri’nin bazı bölümleri kuruma noktasına geldi. Ülke genelindeki 96 departmanın 94’ünde kuraklık nedeniyle uyarılar veya kısıtlamalar yürürlükte yer alıyor.

Birçok bölgede sakinlerin bahçe sulaması, havuz doldurması ve araç yıkaması yasaklandı.

Bloomberg’ün değerlendirmesine göre kuraklık, Fransa’nın bazı bölgelerinde tarımsal rekoltede üçte bire varan kayıplara yol açtı.

Ekstrem sıcaklıklar can kayıplarının yanı sıra Avrupa’nın enerji ve taşımacılık altyapısını da olumsuz etkiliyor. Fransa’da enerji şirketi EDF, nehir sularının nükleer santrallerin güvenli şekilde soğutulması için fazla ısınması sebebiyle üç nükleer reaktörü durdurmak ve diğer bazılarının kapasitesini düşürmek zorunda kaldı.

Almanya’da ise Ren Nehri’nin su seviyesi temmuz ayında normalde sonbahar başında görülen seviyelere geriledi. Bu durum yük gemilerinin kapasitelerinin ancak üçte biriyle yüklenebilmesine neden oluyor.

Alman İç Su Yolları Taşımacılığı Kooperatifi (DTG) Yönetim Kurulu Üyesi Roberto Spranzi de DW’ye yaptığı açıklamada Ren Nehri’ndeki su seviyesinin ciddi şekilde düştüğünü doğruladı.

Spranzi, durumun ilerleyen süreçte daha da kötüleşebileceğini ifade etti. Spranzi, Reuters haber ajansına yaptığı değerlendirmede ise “45 yıllık çalışma hayatımda su seviyesinin bu kadar erken bir dönemde bu kadar düştüğünü hiç görmedim” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AfD’nin Kuzey Ren-Vestfalya kongresinde kaos

Yayınlanma

AfD Kuzey Ren-Vestfalya kongresi, eyalet seçimleri liste belirleme sürecindeki darp ve tehdit suçlamaları nedeniyle kaosa sahne oldu. Marl kentindeki toplantıda, aşırı sağcı milletvekili Matthias Helferich ile parti içi rakipleri karşılıklı olarak yargıya başvurdu. Delegelere baskı uygulandığı iddiaları, partinin Federal Meclis grubu ve eyalet teşkilatı düzeyinde derin çatlaklar olduğunu ortaya koydu.

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin Kuzey Ren-Vestfalya eyalet kongresi pazar günü kaotik biçimde sona erdi.

Kongrede gelecek yıl düzenlenecek eyalet seçimleri için aday listesinin 22. sırasının belirlenmesi esnasında, aşırı sağcı Federal Meclis Milletvekili Matthias Helferich’in kampına mensup delegeler, 100’den fazla aday önerdi.

Bu adımın, Marl kentindeki liste oylamasını bloke ederek sonraki sıralar için pazarlık yapılması amacıyla atıldığı bildirildi.

Aday belirleme sürecinde daha önce, parti içi ılımlı kanadı temsil eden Eyalet Eş Başkanı ve liste başı adayı Martin Vincentz’ın destekçileri üstünlük sağladı.

Helferich’e yakınlığıyla bilinen Zacharias Schalley’nin Vincentz kanadından bir adaya karşı kaybetmesi, partinin radikal kanadında büyük rahatsızlığa yol açtı.

Helferich destekçilerinin delegelerin yaklaşık yüzde 40’ını temsil etmesi sebebiyle, yeni kurulacak eyalet meclisi grubunda güçlü bir temsil hakkı talep ettiği kaydedildi.

Milletvekili Matthias Helferich, kongre sırasında Vincentz kampından Federal Meclis Milletvekili Knuth Meyer-Soltau’nun kendisine fiziki saldırı uyguladığını iddia etti. Pazar günü WELT gazetesine konuşan 37 yaşındaki Helferich, olayı şu sözlerle aktardı:

“Meyer-Soltau benim oturduğum sıradan geçiyordu. Başka bir üyeyle tartışıyordu. Geriye döndüğünde, sandalyemde oturduğum sırada beni omuzlayarak ‘Kapa çeneni, seni aptal!’ diye bağırdı.”

Helferich ayrıca şunları kaydetti:

“Beni sandalyeden düşürmek isteyip istemediğini bilmiyorum. Ancak öfkeyle bana hakaret ettiği için bunun kasıtlı bir saldırı olma ihtimalini dışlamıyorum.”

Helferich’in pazartesi günü suç duyurusu yaptığı, Federal Yönetim Kuruluna ve eyalet yönetimine gönderdiği e-posta yazışmalarında ortaya çıktı.

“Meyer-Soltau kasıtlı ya da ihmal yoluyla sandalyeme ve gövdeme çarptı”

Helferich’in sunduğu suç duyurusu dilekçesinde, “Meyer-Soltau kasıtlı veya ihmal yoluyla sandalyeme ve gövdemin üst kısmına sert şekilde çarptı; düşmekten ancak masa kenarına tutunarak kurtulabildim” ifadeleri yer aldı. Dilekçede iki tanık ismi de belirtildi.

Helferich, parti yönetimine gönderdiği yazıda ise şu ifadeleri kullandı:

“Eyalet seçim kurultayında seçim hukuku açısından önem taşıyan çok sayıda benzer olay yaşandığından, parti düzenini koruma görevinin Federal Yönetim Kuruluna düştüğüne inanıyorum.”

Kendisi de Helferich gibi avukat olan 61 yaşındaki Meyer-Soltau suçlamaları reddetti. Pazar günü WELT’e açıklama yapan milletvekili, “Yöneltilen suçlamayı reddediyorum” dedi.

Meyer-Soltau, Helferich’in kendisini güçlü bir rakip olarak gördüğünü, çünkü daha önce partinin Federal Tahkim Mahkemesinde görülen Helferich’i ihraç davasında eyalet yönetiminin müzakereciliğini üstlendiğini belirtti. Söz konusu parti mahkemesi, yakın zamanda ihraç talebini reddetmişti.

Meyer-Soltau, “Bu durumun aramızdaki ilişkiyi olumlu etkilemediği açık” dedi. “Sayın Helferich, ağır bir yenilgi aldığı aday belirleme toplantısının ardından belli ki başka yollarla tatmin arayışına girdi. Konuyu avukatıma devredeceğim ve adli mercilere başvuracağım.”

Meyer-Soltau’nun avukatı tarafından Helferich’e gönderilen ve basına yansıyan yazıda, “Müvekkilim size hiçbir zaman hakaret etmemiş ve fiziki saldırı uygulamamıştır” denildi.

Yazıda Helferich’ten bu iddiayı tekrarlamaktan vazgeçmesi ve cezai şart içeren bir taahhütname imzalaması talep edildi.

Ayrıca Meyer-Soltau’nun avukatı, iftira suçlamasıyla Dortmund Başsavcılığına suç duyurusu yaptı.

Savcılığa sunulan dilekçede, “Fiziki saldırı suçlaması son derece onur kırıcı olup müvekkilimin kamuoyundaki itibarını kalıcı olarak zedelemeye ve kendisini sosyal olarak itibarsızlaştırmaya elverişlidir” ifadelerine yer verildi.

Kongrede delegelere şantaj yapıldığı iddiaları öne sürüldü

Marl’daki eyalet kongresinde delegelere yönelik tehdit iddiaları da gündeme geldi. Helferich, aday listesinin 13. sırası için Vincentz’ın yakın çalışma arkadaşı Klaus Esser’e karşı yarıştı.

İlk turda seçilmesi için sadece bir oya ihtiyaç duyan Esser, ancak ikinci tur oylamada çoğunluğu sağlayabildi.

Sonuçların açıklanmasının ardından kürsüye çıkan bir delege, Vincentz kampından bir eyalet yönetim kurulu üyesinin ikinci tur öncesinde Wuppertal ilçe teşkilatı sıralarına giderek, Esser için gereken oyun çıkmaması halinde Wuppertalli bir eyalet milletvekilinin gruptan ihraç edileceği tehdidini savurduğunu öne sürdü.

Delege, bu konuda suç duyurusu yapılacağını bildirdi.

AfD Eş Genel Başkanı Alice Weidel’ın sözcüsü, konuya ilişkin “The Pioneer” yayın organına yaptığı açıklamada, “Weidel bu durumu onaylamıyor. Böyle şeylerin yaşanmaması gerekir” dedi.

Kongre süresince salondaki mikrofonlardan başka tehdit iddiaları da dile getirildi. Bir delege, adaylardan birinin bir ilçe belediye meclisi üyesi ve ilçe başkanı tarafından tehdit edildiğini savundu.

Delegelerden biri, “Kendisine adaylıktan çekilmemesi durumunda bu partide geleceğinin kalmayacağı söylendi. Bunu doğrulayacak çok sayıda tanık var” iddiasını paylaştı.

Başka bir delege ise genç bir kadının, bir ilçe başkanı tarafından “bu oyuna alet olup şantaja boyun eğip eğmeyeceği” sorularıyla baskı altına alındığını ve durumun kendisi için “ilçe teşkilatında sonuçları olacağı” şeklinde tehdit edildiğini aktardı.

Düsseldorf AfD Başkan Yardımcısı ve Helferich’e yakın bir isim olan Marco Vogt ise adaylık konuşmasında, liste kargaşasına katılan genç üyelerin salondaki işverenleri tarafından tehdit edildiğini söyledi.

Würselen Belediye Meclis Üyesi olan bir diğer aday da Aachen bölgesinden bir ilçe yöneticisinin, adaylıktan çekilmemesi halinde kendi teşkilatında çok sayıda düşman edineceğini söyleyerek kendisine yönelik örtülü tehdit savurduğunu belirtti.

Adaylardan Leon Biallawons ise doğrudan Milletvekili Knuth Meyer-Soltau’yu hedef alarak, “Sana açıkça söylüyorum sevgili Knuth, senin tarafından tehdit edilmeme izin vermeyeceğim. Çünkü sevgili Knuth, bu partide kimin başarılı olacağına sen değil taban karar verecek ve taban uzun vadede kendi iradesini kabul ettirecek” dedi.

Meyer-Soltau ise bu iddialar karşısında yorum yapmaktan kaçınarak, “Bu tür asılsız iddialara dair açıklama yapmak istemiyorum” değerlendirmesini yaptı.

Pazar günkü kongrede süreci yavaşlatmak için başka yöntemlere de başvuruldu. Bir delege, “dışarıda dondurma arabası olduğu” gerekçesiyle kongreye 30 dakika ara verilmesini talep etti ancak bu talep reddedildi.

Toplantı yöneticisi Julian Flak’ın bir delegeye, “O bahçe mobilyalarını hemen dışarı çıkarın!” diye seslendiği duyuldu.

Cumartesi günü Vincentz’a yakın bir sohbet grubunda paylaşılan mesajda, “kendini vatansever ilan eden grubun” kongreyi tamamen kilitlemekle tehdit ettiği belirtilmişti.

Helferich liderliğindeki çekirdek kadronun, pazarlık masasına oturmaya zorlamak amacıyla kongre akışını kasten engellemeyi planladığı öne sürüldü.

Chat grubunda Alice Weidel’a yıpratma suçlaması yöneltildi

Pazar günü aynı sohbet grubunda, sabotaj eyleminin Federal Başkan Yardımcısı Sven Tritschler ve Helferich tarafından koordine edildiği yazıldı.

Mesajda, Tritschler’in bu adımı “patronu Alice Merkel” ile görüştüğüne dair ifadeler yer alırken, AfD lideri Alice Weidel kastedilerek “Bu net bir yıpratma operasyonudur. Bir Alice Merkel’e boyun eğmeyeceğiz” denildi.

Pazartesi gecesi itibarıyla 22. sıra adaylığı için oy pusulasında 81 adayın ismi yer aldı. Adaylıklarını açıklayan bazı isimler konuşmalarından önce geri çekildi. Sonuçların önümüzdeki hafta sonu açıklanması bekleniyor.

Kuzey Ren-Vestfalya AfD teşkilatı, aday belirleme toplantıları için toplam dört hafta sonu ayırdı. Kamuoyu yoklamalarına göre eyalet meclisinde 30 ila 40 sandalye kazanması beklenen partide, listenin üst sıraları için yoğun bir mücadele yürütülüyor.

Helferich’e yakın bir Telegram kanalında pazartesi günü yayımlanan “AfD-NRW Tabanı Kartel Partileşmeye Karşı Direniyor” başlıklı yazıda, yaşananlar bir “kahramanlık eylemi” ve “uyanık, idealist tabanın etkileyici bir tepkisi” olarak nitelendirildi.

Toplu adaylık süreci ise “Carl Schmitt’in partizan teorisi ile AfD tarihinde eşi benzeri görülmemiş demokratik bir kurtuluş hamlesinin birleşimi” olarak tanımlandı.

Yazıda ayrıca, liste başı adayı Vincentz’ın anketlerdeki başarıyı iyi bir seçim sonucuna dönüştürmek istemesi halinde partiyi birleştirmesi, yani Helferich taraftarlarına listede seçilebilecek sıralar vermesi gerektiği savunuldu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Macaristan’da Fidesz döneminin izlerini silen reform

Yayınlanma

Macaristan Parlamentosu, eski Başbakan Viktor Orbán tarafından atanan Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasını öngören kapsamlı anayasa değişikliğini kabul etti. Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin hazırladığı tasarı, iktidardan düşen Fidesz ve müttefiki KDNP’nin boykot ettiği oylamada 139 oya karşı 6 oyla yasalaştı.

Macaristan Parlamentosu pazartesi günü, Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasının önünü açan kapsamlı bir anayasa değişikliğini kabul etti.

Anayasa değişikliği için gereken üçte iki çoğunluğu rahatlıkla geride bırakan 17. anayasa değişikliği paketi, 6 oya karşı 139 oyla meclisten geçti.

Eski Başbakan Viktor Orbán’ın partisi Fidesz ile müttefiki Hristiyan Demokrat Halk Partisi (KDNP) ise pazartesi günü yapılan oylamayı boykot etti.

Kabul edilen yasa, Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin, on yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten Fidesz partisinin bürokrasideki ağırlığını azaltma girişimlerinin bir parçası olarak nitelendiriliyor.

Magyar, Cumhurbaşkanı Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Polt’un Fidesz’e sadık isimler olduğunu savunuyor.

Pazartesi günü parlamentoda bir konuşma yapan Başbakan Magyar, “Tamás Sulyok, anayasal ilkeler ile Fidesz’in çıkarları arasında seçim yapmak zorunda kaldığı her seferinde, defalarca Fidesz’in çıkarlarını tercih etti ve bugün de bunu yapmaya devam ediyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Sulyok’un anayasa değişikliğini imzalayarak yasalaştırması için beş günlük süresi var. Magyar, Sulyok’un yasayı imzalamaması halinde cumhurbaşkanını parlamentoda azil süreciyle görevden alacağını açıkladı.

Macaristan anayasasındaki 17. değişiklik, Magyar’ın seçim kampanyasındaki en önemli vaatlerinden birini yerine getirmeyi amaçlıyor.

Başbakan, bu adımla selefi Viktor Orbán’ın 16 yıllık iktidarı boyunca oluşturduğu ve “mafya” olarak adlandırdığı yapıyı tasfiye etmek istiyor.

Görevde kalacağını savunan Cumhurbaşkanı Sulyok ise Politico’ya verdiği mülakatta bağımsız olduğunu belirterek, zorla görevden alınmasının bir “anayasa krizi” yaratacağını öne sürdü.

Kabul edilen reform paketi, cumhurbaşkanının görevden alınmasının yanı sıra milletvekilleri için 12 yıllık görev süresi sınırı getiriyor ve yolsuzluk davalarını takip etmek üzere bir Ulusal Varlık Geri Kazanım ve Koruma Ofisi kurulmasını öngörüyor.

Sınırlı hukuki denetim imkanı

Yasa, imzalanması için Sándor Sarayı’na, yani cumhurbaşkanlığı makamına gönderilecek. Sulyok’un yasayı imzalamak dışındaki diğer seçeneği ise değişikliği Anayasa Mahkemesine taşımak.

Sivil toplum kuruluşu Macar Helsinki Komitesi, Orbán’ın 16 yıllık yönetimi sırasında bu mahkemeyi kendi yandaşlarıyla doldurduğunu iddia ediyor.

Ancak bu yolun cumhurbaşkanına sağlayacağı denetim alanı oldukça dar; çünkü mahkeme yasanın esasına girip anayasaya aykırılık kararı veremiyor, yalnızca usul yönünden bir inceleme yapabiliyor.

Macaristan Yüksek Mahkemesi daha önce bu konuya müdahale etme fırsatını bir kez geri çevirmişti. Haziran ayında Sulyok, kendisinin görevden alınmasıyla sonuçlanabilecek “kişiye özel yasaların” yasallığını mahkemenin önceden değerlendirmesini talep etmişti.

Ancak yedi anayasa mahkemesi üyesi, “konuyla kişisel ve doğrudan ilişkileri olduğunu” gerekçe göstererek davadan çekildi ve mahkemenin başvuruyu karara bağlamasını imkansız hale getirdi.

Yeni anayasa değişikliği ayrıca tüm Anayasa Mahkemesi yargıçları için 70 yaş zorunlu emeklilik sınırını geri getiriyor.

Bu düzenleme, aralarında mahkeme başkanı Polt’un da yer aldığı mevcut dört yargıcın görevine son verilmesi anlamına geliyor.

Cumhurbaşkanı Sulyok, haziran ayında kendisini görevden alan bir anayasa değişikliğini imzalayıp imzalamayacağı sorulduğunda Politico’ya, “Bir yasayı imzalayıp imzalamayacağımı önceden asla kesin olarak söyleyemem” yanıtını vermişti.

Pazartesi sabahı ise Başbakan Magyar, Orbán’ın partisi Fidesz’i, Sulyok’un değişikliği imzalamasını önceden engellemekle suçladı.

Magyar, “Fidesz, Sándor Sarayı’nda doğrudan kontrolü ele geçirdi” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Sulyok pazartesi günü yaptığı açıklamada Magyar’ın bu iddialarını yalanlayarak, Başbakan’ın “kamuoyunu manipüle etmeye ve cumhurbaşkanının özerk kararı üzerinde baskı kurmaya çalıştığını” dile getirdi.

Daha önce Orbán döneminde Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan Sulyok, eski başbakan tarafından 2024 yılında cumhurbaşkanlığına aday gösterilerek göreve getirilmişti.

Sulyok, Orbán ile olan yakın ilişkisi nedeniyle ülkede Soğuk Savaş sonrası dönemin en düşük destek oranına sahip cumhurbaşkanlarından biri olarak kabul ediliyor.

Gelişmeleri değerlendiren Başbakan Magyar parlamentodaki konuşmasını, “Birkaç hafta içinde, Sayın Cumhurbaşkanı, Macaristan’ın yeni bir Cumhurbaşkanı olacak” sözleriyle tamamladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English