Bizi Takip Edin

Avrupa

AfD, savunma politikası nedeniyle iç tartışmaya gömüldü

Yayınlanma

Almanya için Alternatif (AfD), Almanya’nın savunma politikaları ile ABD ve NATO ile ilişkiler konusunda bir yeniden gözden geçirme sürecinde.

Şansölye Friedrich Merz’in koalisyonu, Rusya ve Donald Trump yönetimindeki ABD’nin Avrupa güvenliğine olan bağlılığı konusundaki endişeler nedeniyle Almanya’nın savunma duruşunu yeniden gözden geçirme yolunda ilerliyor.

Bu durum, ülkenin en büyük ikinci partisi olan AfD’yi de kendi pozisyonunu netleştirmeye itiyor.

POLITICO’ya göre bu çaba, doğudaki “Rusya yanlısı” kanadı ile batıdaki “NATO yanlısı gelenekçiler” arasında çatışmaya neden oluyor.

AfD milletvekili ve savunma politikası sözcüsü Rüdiger Lucassen, POLITICO’ya verdiği demeçte, “Sağcı bir parti devletin gücünü savunur. Silahlı kuvvetler bunun temel direklerinden biridir. Sadece savaşmak için değil, ülkenin egemenliğini korumak için de,” dedi.

AfD’de savaş kampı sesini yükseltiyor: Almanya’nın nükleer silahı olmalı

“Egemen” bir savunma politikasına nasıl yaklaşılacağı konusunda AfD içindeki iç bölünmeler, Luccassen’in “temel konu” olarak adlandırdığı bir hale geldi.

Bu bölünme, Almanya’da hükümetin askerlik reformunun gönüllülere mi dayanması yoksa bir zamanlar AfD’nin temel pozisyonu olan zorunlu askerlik hizmetini geri getirmesi mi gerektiği konusunda devam eden tartışma sırasında ortaya çıktı.

AfD’nin savunma uzmanı milletvekili Hannes Gnauck, “Bu ülkedeki tüm genç erkekler için zorunlu askerlik hizmetinin geri getirilmesinden her zaman yanaydık. 2011’de askıya alındığından beri, Bundeswehr sadece personelini değil, toplumla olan bağını da kaybetti,” dedi.

Bu, partinin askeri politika konusunda uzun süredir birleşik bir cephe oluşturmak için kullandığı bir söylemdi.

Fakat Merz’in koalisyonu askerlik hizmeti konusunda kendi iç anlaşmazlığına saplanınca, AfD aniden neyi farklı yapacağını açıklamak zorunda kaldı ve POLITICO’ya göre, kapalı kapılar ardında partinin birliği bozuldu.

Son haftalarda, Rusya’ya karşı daha yumuşak bir tutum sergilemeyi savunan bir grubun önemli figürü Stefan Möller’in liderliğindeki Doğu Almanya’dan bir grup AfD milletvekili, askerlik hizmetinin yeniden getirilmesi konusundaki tüm tartışmaları durdurmak için harekete geçti.

Bu, partinin parlamento grubu içinde dolaşan yazılı bir önergeyle somutlaştı. Belgeye göre milletvekilleri, hükümeti “Bundeswehr’i kötüye kullanmakla” suçlayarak, “hiçbir gencin Merz için hayatını riske atmak için bir neden görmeyeceğini” iddia ettiler.

Avrupa’da Fransız nükleer şemsiyesi ve ‘Alman bombası’ tartışması

151 milletvekilinden 24’ünün imzaladığı önerge, AfD’ye “Ukrayna’daki savaş sona erene ve Almanya tarafsız, gerilimi azaltıcı bir tutum benimsene kadar” askerlikle ilgili herhangi bir girişimde bulunmamasını tavsiye ediyor.

Bu, doğudan gelen açık bir sinyal olarak görülüyor: NATO veya Ukrayna ile bağlantılı olabilecek bir askerlik hizmetini reddetmek.

Kendisi koşulsuz olarak zorunlu askerlikten yana olan milletvekillerinin ”sessiz çoğunluğunu“ temsil eden ve hatta Almanya’nın nükleer silah edinmesini talep eden Lucassen, “Bu tereddüt bize yardımcı olmuyor. Seçmenlerin bizden netlik beklediği bir anda bölünmüş görünmemize neden oluyor,” diye konuştu.

Bu mücadele, partinin savunma politikası konusunda daha derin bir kafa karışıklığını ortaya çıkardı: Almanya’nın müttefikleriyle birlikte güçlenip güçlenmeyeceği ya da onlardan ayrı durup durmayacağı.

Bu politika çizgisi, tartışma NATO’ya geldiğinde daha da belirsiz hale geliyor.

AfD lideri Alice Weidel: Hitler komünistti

Parti, son seçim programına göre, “bağımsız ve yetkin bir Avrupa askeri ittifakı kurulana kadar” Almanya’nın ittifakta kalması gerektiğini savunuyor. Bu vaat, bir uyarı ile birlikte geliyor: AfD’ye göre NATO sadece geçici bir çözüm. Ne var ki bundan sonra ne olacağı belirsiz.

AfD’nin doğu örgütlerinin önde gelen isimlerinden olan parti eş başkanı Tino Chrupalla, geçen yılın sonlarında Alman gazetesi Welt’e verdiği röportajda bu belirsizliğe değinmiş ve ülkenin nihayetinde “Avrupa’da yeni bir güvenlik yapısı kurması” gerektiğini öne sürmüştü.

Chrupalla, “AB’den çekilmeden önce, yeni bir kuruluş üzerinde net bir anlaşma sağlanmalı. Aynı şey NATO için de geçerli,” demişti.

Aynı zamanda, NATO’yu “artık tamamen savunma amaçlı olmayan” bir ittifak olarak tanımlamış ve gelecekteki herhangi bir Avrupa çerçevesinin “Rusya dahil tüm ülkelerin çıkarlarına saygı duyması” gerektiğini savundu.

Bu söylem, partisinin savunma sözcülerinin görüşleriyle tam bir tezat oluşturuyor.

AfD’nin seçim programına kısa bir bakış

Lucassen, “hiçbir [Avrupa] silahlı kuvvetinin tek başına bir ülkeyi savunamayacağını” vurgulayarak ittifakların gerekliliğini savunurken, eski Bundeswehr askeri Gnauck ise NATO’yu “şu anda sahip olunan en amaç odaklı ittifak” olarak nitelendiriyor.

Rusya konusunda bu görüş ayrılığı, eylül ayı sonunda, partinin iki eş başkanı, bazıları NATO uçakları tarafından düşürülmeden önce Polonya hava sahasına giren insansız hava araçları hakkındaki haberler konusunda baskı gördüklerinde yeniden ortaya çıktı.

Bundestag basın toplantısında konuşan Chrupalla, olayı “propaganda” olarak nitelendirerek, bazı Rus insansız hava araçlarının “strafor ve kontrplaktan yapıldığını” söyleyerek şaka bile yaptı.

Ona göre, Avrupa’nın hatası Moskova’ya karşı çok yumuşak davranmak değil, çok sert davranmaktı. Eş başkan, “Avrupa nihayet oturup Rusya ile konuşmalı,” dedi.

Yanında duran eş başkanı Alice Weidel ise tam tersi bir görüşü savundu ve Rusya’nın “NATO’nun hava savunma sistemlerini test ediyor” olabileceğini ve “daha fazla tırmanışa” neden olma riski taşıdığını uyardı.

AfD ve yeni iktidar stratejisi: Amerikan tarzı ‘sağ-sol’ ayrımı hedefleniyor

Weidel, Moskova’yı “gerginliği azaltmaya” çağırdı ve Almanya’nın “şimdiye kadar Putin’den çok az hareket gördüğünü” söyledi.

Batıdaki Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinden gelen Lucassen’e göre, bu ayrılık politika çizgilerinin ötesinde daha derin. Eski Doğu Almanya’daki parti örgütlerinden gelen AfD üyeleri için, Rusya ve NATO’ya bakış açıları, Alman birleşmesinden duydukları genel memnuniyetsizlikten etkileniyor.

Lucassen, “Doğu Almanya eyaletlerinde, birleşme döneminde okulu bitiren bütün bir nesil var. Birçoğu hâlâ tam olarak dahil edilmediklerini, doğudan gelen her şeyin reddedildiğini düşünüyor. Bu da NATO veya Bundeswehr gibi tartışmalarda ortaya çıkan bir tür kızgınlık yaratıyor,” iddiasında bulundu.

Partinin batıdaki milletvekilleri caydırıcılık ve savunmayı egemenliğin bir parçası olarak görürken, daha büyük doğu fraksiyonu bunları Washington, Brüksel ve Berlin’e boyun eğmenin belirtileri olarak görüyor.

AfD’nin iktidar yolu ABD’den mi geçiyor?

Bu belirsizlik, AfD’nin artan desteğini somut politikaya dönüştürme yeteneğini etkiliyor. Lucassen, doğudaki birçok kişinin “bölgesel başarılarını tüm partiye yön verecek bir yetki olarak gördüğünü” söyledi ve bunun, “hükümet için hazır olduklarını göstermek istiyorlarsa bir engel teşkil ettiğini” vurguladı.

POLITICO’ya göre NATO ve Moskova ile ilgili tartışmaları canlandıran aynı ayrılıklar, parti savunma konusunda öneriler hazırlamaya çalıştığında da ortaya çıkıyor. Her grup kendi yönüne çekiyor ve AfD, egemenliğin pratikte ne anlama geldiğini hiç tanımlamadan bu konuyu tartışmaya devam ediyor.

Parti içindeki bu politika ayrılığı sadece iç mesele değil. Almanya’nın komşuları da Berlin’in siyasi pusulasındaki değişimin Avrupa’nın güvenlik düzeni için ne anlama gelebileceğini izliyor ve endişeleniyor.

Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Paweł Zalewski, “Tarihe bakıldığında, Almanya’nın iktisadi gücünü askeri gücüyle birleştirdiği durumlar her zaman endişe yaratmıştır. Önemli bir konu, Alman seçmenlerin gelecekteki siyasi eğilimleri ve Almanya’nın AB ve NATO’ya ne kadar derin bir şekilde kök salacağıdır. Almanya’nın askeri genişlemesi, Avrupa politikalarıyla bağlantılı olmasaydı farklı olurdu,” dedii.

AfD’nin genç milletvekillerinden Gnauck, bu gerilimi kabul etti ve şunları söyledi:

“Büyük bir parti olarak hâlâ açıkça tartışabilmemiz iyi bir şey ama hükümete doğru ilerlerken, seçmenlerin bizim duruşumuzu bilmesi gerekiyor. Seçimden önce bir şey söyleyip, seçimden sonra başka bir şey söyleyemeyiz.”

Lucassen ise, “Hükümete hazır olarak görülmek istiyorsak, birkaç yüksek sesin tüm partinin gidişatını belirlemesine izin veremeyiz,” dedi.

Avrupa

Burnham, küçük göçmen teknelerine karşı “tavizsiz” olacak

Yayınlanma

Andy Burnham, on binlerce göçmenin İspanya’nın Ceuta bölgesine girmesinin ardından küçük tekneyle geçişlerin önlenmesinde “tavizsiz” olacağına söz verdi.

Britanya Başbakanı, insan kaçakçılığı çeteleriyle mücadele için mültecilere yönelik “güvenli güzergâhlar”ın gerekli olduğunu savundu.

Dover’a yaptığı ziyaret sırasında konuşan Burnham, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’ten, geçen hafta İspanya’nın Kuzey Afrika’daki Ceuta bölgesine giren tahmini 50.000 kişinin yaklaşık %98’inin şu anda Fas’a geri gönderildiğine dair güvence aldığını söyledi.

Ne var ki, bu durum acil sorunu “büyük ölçüde” çözmüş olsa da, “Elbette Schengen bölgesi ve bu bölgeyle olan ilişkilerimiz konusunda daha geniş kapsamlı bir mesele var,” diyen Başbakan, bu konularda AB ile “düzenli bir diyalog içinde olmak istediğini” ekledi.

Güvenli güzergâhların gerekliliğini vurgulayarak bu konudaki tartışmanın tonunu değiştirmek isteyip istemediği sorulduğunda, Birleşik Krallık’ın “bu konuyu siyasi malzeme olarak kullanmak yerine sorunu ele alması” ve halkı rahatlatacak değişiklikler yapması gerektiğini söyledi:

“Halk, sınırın kontrolsüz gibi görünmesinden hoşlanmıyor. Bu kontrolü yeniden sağlamamız gerekiyor, fakat aynı zamanda gerçekten desteğe ihtiyacı olan kişilere de destek sunmamız gerekiyor. Mesele, yaklaşımı tamamen değiştirmekle ilgili ve bu konuya yönelik çok farklı bir yaklaşımın temel taşlarını yavaş ama emin adımlarla yerine koyuyoruz.”

Geçen çarşamba, bu yılın şu ana kadar Manş Denizi’ni küçük teknelerle geçenler açısından en yoğun gün oldu ve 752 kişi Birleşik Krallık’a ulaştı.

Resmi geçici rakamlara göre, bu yılın başından bu yana 14.526 kişi Birleşik Krallık’a giriş yaptı. 

Bu rakam, geçen yılın aynı döneminde kaydedilen sayının (25.436) %43 altında ve 2024’ün aynı dönemine (16.903) kıyasla %14 daha düşük.

“İlerleme kaydediliyor ancak rehavete kapılmıyoruz,” diyen Burnham, organize göç suçlarıyla mücadele eden Ulusal Suç Ajansı memurlarının sayısının 2025 yılının başından bu yana 376’dan neredeyse 800’e çıkarak iki katından fazla arttığını belirtti.

İspanya’ya göç dalgası, İtalya’da “Schengen” tepkisini yükseltti

Pazar günü açıklanan son rakamlara göre, Burnham’ın başbakan olmasından bu yana 2.000’den fazla kişi küçük teknelerle Manş Denizi’ni geçti.

İçişleri Bakanlığı verilerine göre cumartesi günü dört tekneyle 326 kişi geldi; böylece 20 Temmuz’da Keir Starmer’ın yerine geçmesinden bu yana bu sayı 2.057’ye ulaştı.

Geçen yılın aynı döneminde ise 1.962 geçiş gerçekleşmişti.

Stratford’daki Ulusal Suç Ajansı genel merkezine yaptığı ayrı bir ziyarette İçişleri Bakanı Shabana Mahmood, küçük tekneyle geçişlerin önlenmesine yönelik hükümetin çalışmalarının “meyvesini vermeye” başladığını söyledi.

Bakan, süresiz oturma izni almaya hak kazanma süresini beş yıldan 10 yıla çıkarmak da dahil olmak üzere önerilen göçmenlik önlemleri konusunda İşçi Partisi saflarında şiddetli bir muhalefetle karşı karşıya kaldı.

Fakat Mahmood, “Manş Denizi’nde insanları teknelere çeken itici faktörleri ele almak için” reformun gerekli olduğunu belirterek, “Hesaplamayı değiştirmek istiyorum. Öncelikle tekneye binip binmeme konusunda fikirlerini değiştirmelerini istiyorum,” dedi.

Mahmood, on binlerce kişinin sığınma başvuruları işleme alınmadan Fas’a geri gönderildiği Ceuta’ya yönelik akına İspanya’nın verdiği yanıtın kopyalanması yönündeki çağrıları reddetti.

Bu, Fas ile İspanya’nın kara sınırı paylaşması ve aralarında bir anlaşma olması nedeniyle mümkün olmuştu.

Mahmood, insan kaçakçılığı ve Manş Denizi’nin ortak sularının durumu “birçok açıdan daha karmaşık” hale getirdiğini söyledi.

Ceuta’ya ulaşmaya çalışırken en az 72 kişi hayatını kaybetti; bunlardan bazıları boğulurken, diğerleri sınır çitine tırmanmaya çalışırken ezilerek öldü.

Sánchez, bu büyük akını “İspanya’nın toprak bütünlüğüne bir ihlal” olarak nitelendirdi.

Perşembe gününden itibaren sadece 24 saat içinde gerçekleşen bu insan akını, 85.000 nüfuslu şehri alt üst etti, Madrid için bir siyasi kriz tetikledi ve bazı AB ülkelerinden öfkeli tepkilere yol açtı.

Bu tepkiler arasında İspanya’nın Schengen serbest dolaşım bölgesinden askıya alınması çağrıları da yer aldı.

Cumartesi günü İspanyol polisi, başkalarının sınırı aşmasını önlemek için Fas sınırı açıklarında 500 metre uzunluğunda bir yüzen bariyer kurdu. 

Fakat İspanya’nın sol hükümeti, İspanya’da yaşayan yaklaşık 500.000 göçmeni yasallaştırma planına zaten öfkeli olan sağ ve merkez sağ yönetimlerin ve muhalefetin baskısı altında kalmaya devam ediyor.

AB bakanları salı günü acil görüşmeler düzenlemeye karar verdiler. 22 AB ülkesinin liderleri, kontrolsüz sınır geçişlerinin daha da artmasını önleme gereğini gerekçe göstererek acil bir müdahale talep ettiler.

Zirve, Cumartesi günü AB üye devletlerini temsil eden yetkililer ile Frontex sınır ajansı uzmanlarının katıldığı “ciddi” bir toplantı sırasında çağrıldı.

AB liderleri, blok içindeki bölünmeleri gidermeye ve göç konusunda tek bir yaklaşımı yeniden tesis etmeye çalışıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Daimler: Savunma yatırımları olumlu yan etkiler yaratacak

Yayınlanma

Daimler Truck’ın CEO’su, savunma sektörüne daha fazla yatırım yapmanın şirketin faaliyetleri için olumlu yan etkiler yaratacağını belirtti.

CEO Karin Rådström, Financial Times’a (FT) verdiği mülakatta, otonom sürüş alanındaki yenilikler ve daha hızlı geliştirme döngüleri gibi konularda kamyon üreticisinin savunma sektöründeki ortaklarından ders alabileceğini söyledi:

“Savunma sektöründe şu anda pek çok yenilik yaşandığını görüyoruz ve bunların sivil sektöre de fayda sağlayacağına inanıyoruz.”

Alman otomotiv şirketleri, büyüme sağlamak ve bazı durumlarda araçlarına olan talebin düşmesi nedeniyle atıl kalan fabrikalarını doldurmak için giderek daha fazla silah sektörüne yöneliyor.

Daimler Truck, haziran ayında savunma ürün yelpazesini genişletmek, daha geniş bir askeri araç yelpazesi geliştirmek ve Avrupa dışına açılmak için yüzlerce milyon avro düzeyinde bir yatırım yaptığını açıklamıştı.

Şirket ayrıca, savunma sektöründen elde ettiği geliri 2028 yılına kadar 1 milyar avroya çıkarma hedefini açıkladı.

Bu, 2025 olarak belirlenen önceki hedeften iki yıl daha erken bir tarih.

Daimler Truck, geçen yıl endüstriyel faaliyetlerinde 45,9 milyar avro satış gerçekleştirdi ama ABD’nin uyguladığı yüksek gümrük vergileri ve Kuzey Amerika pazarındaki yavaşlama nedeniyle kârında düşüş yaşadı.

Rådström, şirketin savunma iş kolunun “beklediğimizden daha hızlı” geliştiğini ve savunma sektörünün geleneksel iş kollarından daha hızlı büyüdüğünü söyledi.

CEO, Daimler Truck’ın, daha küçük hacimlerde üretime alışkın geleneksel savunma sektöründeki oyuncularından daha hızlı bir şekilde üretimi ölçeklendirme kapasitesine sahip olduğunu belirtti:

“Gerçek anlamda endüstriyelleşme kapasitemiz var çünkü, bildiğiniz gibi, şu anda tüm savunma bakanlıklarının ihtiyacı olan şey daha fazla kapasite ve bunu oldukça hızlı bir şekilde elde etmek.”

Ordular, savaş alanında güvenliği artırmak için otonom kamyonları kullanmayı planlıyor.

Rådström, otonom teknolojiye sahip kamyonların çalıştırılması için daha az askeri personele ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

İşgücü talebinin azalması, yeni asker bulmanın zor olduğu uzun süren çatışmalarda da bir avantaj oluşturuyor ve işgücünün diğer alanlarda görevlendirilmesine olanak tanıyor.

Rådström, yüksek riskli çatışma bölgelerinde araçları kullanma ihtiyacının, uzaktan kumandalı sürüşün benimsenmesini ve birkaç kamyonun sürücüsü olan bir öncü aracın arkasında otonom olarak ilerlediği “konvoy sürüşü” gibi yeni özelliklerin geliştirilmesini teşvik ettiğini belirtti.

Aynı teknolojiler sivil alanda da farklı kullanım senaryolarıyla uygulanabilir. CEO, “Savunma amaçlı otonom projelerimizden edindiğimiz deneyimlerin bir kısmı, sivil alanda da geçerli,” dedi.

Kamyon taşımacılığı şirketlerinin maliyetlerinin yüzde 40’ını işgücü oluşturduğundan, otonom teknolojinin lojistik sektörünün kârlılığına katkı sağlayacağını belirtti.

“Maliyetin yüzde 40’ını ortadan kaldırabilir ve kamyonları bütün gece, 24 saat boyunca çalıştırmaya başlayabilirseniz, bu çok büyük bir avantajdır,” diyen Rådström, otonom yeteneklerin eklenmesinin sektörün karşı karşıya olduğu “en büyük değişim” olduğunu da ekledi.

Rådström’e göre şirket, önümüzdeki yıl ABD’deki belirli bölgelerde otonom sürüş yapabilen kamyonların teslimatına başlamayı hedefliyor ve “büyük çaplı piyasaya sürülme” ise 2028 için planlanıyor.

Alman kamyon grubu, otomotiv sektöründeki daha uzun geliştirme sürecine kıyasla, savunma alanındaki startup’ların yeni teknolojileri uygulamaya koyma hızından da ders alabilir.

Savaş alanı, yeni otonom teknolojiler için bir test ortamı oluşturuyor ve bu da yazılım ve donanımın hızlı bir şekilde geliştirilmesine olanak tanıyor, dedi.

Rådström, “Bu döngü, savunma sektöründe şu anda bizim normal iş yapma şeklimize kıyasla çok daha hızlı ilerliyor,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Romanya, nükleer santral soğutması için Tuna’da kontrollü patlama düzenledi

Yayınlanma

Romanya Deniz Kuvvetleri, soğutma işlemine yardımcı olmak amacıyla büyük miktarda suyu Eski Tuna Nehrine ve Cernavodă nükleer santraline yönlendirmek için kontrollü bir patlama gerçekleştirdi.

Adevărul gazetesi, bugün su akışını engelleyen büyük bir kayayı yerinden kaldırmak için yaklaşık 180 kg patlayıcı kullanıldığını bildirdi.

Savunma Bakanı Vekili Radu Miruță, operasyonu bir başarı olarak nitelendirerek, bunun santralin soğutulmasına ve nehirdeki su taşınmasına yardımcı olacağını söyledi.

Aşırı hava koşullarının devam etmesi nedeniyle Cernavodă santralinin bir noktada faaliyetlerini geçici olarak durdurmak zorunda kalabileceğini ancak santralin bir gün daha çalışmasının, patlatma maliyetinden daha değerli olduğunu belirtti.

Romanya ve Macaristan’ın karşı karşıya olduğu zorluk hakkında bir fikir vermek gerekirse, Tuna Nehri’nin su debisi Romanya’da saniyede 1.500 metreküpe düştü.

Bu rakam, temmuz ayı ortalamasının üçte birinden daha az.

Reuters’ın haberine göre, Avrupa’nın başlıca nehirlerinde kaydedilen rekor düzeyde düşük su seviyeleri, mal taşımacılığını kısıtladı, elektrik üretimini düşürdü ve şirket kârlarını azalttı.

Bu durum, kavurucu sıcaklıkların ve düzensiz yağışların iktsadi ilişkin endişeleri artırdı.

Rotterdam’ın hareketli limanından Sırbistan’daki hidroelektrik santrallerine kadar, su yolları tahıl ve petrol gibi malların taşınmasında ya da milyonlarca insanın evlerini serinletmeye çalıştığı bu dönemde çok ihtiyaç duyulan elektriğin üretilmesinde giderek daha az güvenilir bir yol haline geldi.

Emtia veri ve analiz şirketi Kpler’de enerji analisti olarak görev yapan Alessandro Armenia şunları söyledi:

“Bu durum, geçmişte gördüğümüz gibi tek bir bölgeyi değil, tüm Avrupa’yı etkiliyor. Mevcut dinamikler göz önüne alındığında, bu durum ya elektrik kesintileriyle karşılaşacağımız ya da çok daha fazla yatırım yapmamız gerektiği anlamına geliyor.”

Sırbistan’ın en büyük hidroelektrik santrali olan Djerdap 1’de üretim kapasitenin %20’sine düştü, santralin üretim müdürü Davor Maljoković, bir zamanlar geniş olan yanındaki nakliye kanalının daralarak kum ve çakıl yataklarını ortaya çıkardığını belirtti.

Su eksikliği ayrıca Sırbistan’ın Kostolac kömür santrallerindeki soğutma sistemlerini de aksattı, bu da santralleri üretimi azaltmaya zorladı.

Romanya’nın devlet nükleer enerji üreticisi Nuclearelectrica da aynı nedenden ötürü bu hafta başında iki reaktöründen birini kapatmak zorunda kaldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English