Diplomasi
Alman devleti 120 yıl sonra Namibya’daki soykırımı kabul etti

Alman hükümeti 120 yıl sonra ilk kez, 60.000’den fazla Nama ve Herero’nun öldürüldüğü 1904-1908 katliamının soykırım olarak sınıflandırılması gerektiğini kabul etti. Kayzer Wilhelm döneminde diğer sömürgeci rakipleriyle yarışmak için harekete geçen Alman emperyalizmi, Batı Afrika’yı gözüne kestirmiş ve başta Namibya olmak üzere bir dizi bölgeye koloniler göndermişti.
İki hükümet ortak bir deklarasyonla, katliamların “bugünün standartlarına göre” soykırım olarak sınıflandırılacağını kabul etti. Etkilenen toplulukların torunları ise, Almanya’nın müzakereler sırasında bunu soykırım olarak adlandırması gerektiğini söylüyor.
2021 yılında Ovaherero Geleneksel Yönetimi genel sekreteri Mutjinde Katjiua ve Nama Geleneksel Liderler Derneği genel sekreteri Deodat Dirkse, Almanya’nın soykırımı “bugünün bakış açısıyla” tanıdığını belirtmesi nedeniyle, bunun mevcut uzlaşma anlaşmasında herhangi bir tazminat yükümlülüğü tanımadıkları anlamına geldiğini söyledi.
Liderler, “Bu kabul, sırasıyla 1904 ve 1905 yıllarında Ovaherero ve Nama halklarına karşı işlenen bir suç olduğunun inkarını yansıtmaktadı,” dediler.
Alman Büyükelçiliği Sözcüsü Gundula Perry dün The Namibian’a yaptığı açıklamada Almanya’nın yaşananların bir soykırım olduğunu kabul ettiğini doğruladı.
Perry, “Alman hükümeti, Alman birlikleri tarafından Ovaherero ve Namalara karşı işlenen zulmü bir soykırım olarak nitelendirmekte ve ahlaki ve tarihi sorumluluğunu kabul etmektedir,” dedi.
Berlin’den U dönüşü
Bu, Almanya’nın “bugünün perspektifinde” soykırım olarak niteleme kararından bir U dönüşü olarak nitelendiriliyor. Almanya bu konuda eleştirilmiş ve yaptığı zulümlerin hesabını tam olarak vermek istemediğini söylemişti.
Perry The Namibian’a yaptığı açıklamada, Alman Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in Almanya’nın kayıtsız şartsız özür dilemesi gerektiğini ileri sürmesi ve eski cumhurbaşkanı Hage Geingob’un cenazesinde yaptığı konuşmada bundan bahsetmesiyle pozisyonlarının sağlamlaştığını söyledi.
Perry, “Federal Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Namibya Cumhuriyeti’nin merhum Cumhurbaşkanı Hage Geingob’un cenaze töreninde yaptığı konuşmada, ortak deklarasyonda mutabık kalındığı üzere, Namibya halkından özür dilenmesinin ‘tam zamanı’ olduğunu ve bu amaçla çok yakında Namibya’ya dönebileceğini umduğunu açıkça ifade etti,” dedi.
Alman zigzagları Namibya’da eleştiri konusu
Demokratik Halk Hareketi (PDM) lideri McHenry Venaani, Almanya’nın terminoloji konusunda “takla attığını”, oysa bunun bir soykırım olduğunu söyledi.
Venaani, “İnsanlar jeopolitik koşullar bizim lehimize işlemiyor diye bu işin peşini bırakmamızı istememeli. Bu işe başladığımızda, soykırım yoluna öncülük ettiğimizde, bunun soykırım olduğunu biliyorduk ve şimdi de soykırım olduğunu biliyoruz,” dedi.
Venaani, aynı Almanya’nın bugün Yahudi toplumuna tazminat ödediğini ve büyük miktarlarda para taahhüt ettiğini vurguladı.
ODM lideri, “Aynı şekilde soykırım olmadığını inkâr ediyorlardı. Bugün bunun soykırım olduğunu söylüyorlar. Saygın bir nicelik belirlemeleri gerekiyor. Şu anda yaptıkları düzeltme saygıdeğer değil,” dedi.
Tazminat mümkün mü?
Soykırım tazminatları teknik komitesi üyesi Freddy Nguvauva, mevcut Alman hükümetinin bir tazminat anlaşmasını kabul etmeye daha açık olduğunu söyledi.
Nguvauva, bu nedenle Namibya hükümetinin anlaşmanın imzalanmasının hızlandırılması için bastırdığını, çünkü Almanya’da sağcıların hükümetin kontrolünü ele geçirmesi durumunda müzakerelerin ilerlemesinin mümkün olmadığını belirterek, “Çünkü bu insanlar, atalarının soykırımını tamamen inkar eden insanlar,” dedi.
Nguvauva, Almanların odak noktalarını enerji krizine ve Almanların desteklediği çatışmalara kaydırdıklarını söyledi.
Berlin, anlaşmayı kendi kamuoyundan saklıyor
Alman kökenli bir tarihçi olan Jürgen Zimmerer, Almanya ile Namibya arasındaki anlaşmanın ayrıntılarının Namibya’nın başkenti Windhoek’ta tartışılmasının ve Alman sivil toplumunun bundan haberdar olmamasının dikkat çekici olduğunu söyledi.
Zimmerer, “uzlaşma ve kefaretin tüm toplumu ilgilendiren bir konu” olması gerektiğini vurguladı.
Tarihçi, “(Almanya’nın) çekincelerini kaldırması iyi bir şey, ama hâlâ tazminat ödeme yükümlülüğünü kabul etmiş değiller. Her ne olursa olsun, fonların adı ne olursa olsun, yeni miktarın belirlendiği prosedürü kamuoyuna açıklamadıkları için endişeliyim. Tüm paydaşlarla yapılandırılmış bir istişare sürecini kabul etmeleri gerekir,” dedi.
Zimmerer, Alman hükümetinin elde edilen değişikliklerle ilgili herhangi bir açıklama yapmadığını söylerken, kendi bakış açısına göre soykırımın herhangi bir niteleme yapılmaksızın tanınmasına ilişkin anlaşmanın önemli bir adım olduğunu belirtiyor.
“Eğer bir anlaşmaya varıldıysa, neden bunu duyurmuyorsunuz?” diye soran tarihçi, “Değilse, Herero ve Nama halkı Alman hükümetinin insafına kalmış demektir,” ifadelerini kullandı.
Almanların soykırımı tanımasının arkasında “yeşil enerji” var
Namibya, ulaşım için amonyağa dönüştürülen hidrojen üretiminden bununla bağlantılı “yeşil” ürünlere kadar, kendisini gelişmekte olan “temiz teknolojinin” ön saflarına yerleştirecek bir tedarik zincirinin şekillenmesi için çeşitli işbirliklerine başlamış durumda.
Avrupa ise Rusya’dan aldığı doğalgazı kaybettikten sonra yeşil dönüşümü ilerletmenin ve enerji güvenliğini güçlendirmenin yollarını arıyor ve Namibya ile Afrika da burada önemli bir hedef olarak görünüyor.
Örneğin Avrupa Yatırım Bankası (EIB) Namibya’da yeşil hidrojen geliştirilmesi için 500 milyon avro kredi sözü verirken, Hollanda’nın Invest International şirketi de planlanan 1 milyar dolarlık Namibya hidrojen fonuna katkıda bulundu.
Antwerp merkezli denizcilik şirketi Compagnie Maritime Belge SA (CMB) ile yerel firma Ohlthaver & List Group arasında bir girişim olan Cleanergy, Namibya’nın ilk ticari yeşil hidrojen tesisi olacak.
Kısmen Alman hükümetinden alınan 10 milyon dolarlık kredi ile finanse edilen 30 milyon dolarlık bir maliyetle inşa edilen bu tesis sadece bir başlangıç: CMB, Antwerp-Bruges Limanı tarafından planlanan yeni bir depolama ve ihracat tesisine bağlanacak bir amonyak tesisi inşa etmek için 3,5 milyar dolar toplamayı planlıyor.
Dünya Bankası’nın bir araştırmasına göre güneybatı Afrika ülkesi dünyanın en iyi güneş enerjisi potansiyeline sahip ve geniş arazileri de büyük ölçüde sektörün gelişimini destekleyen devlete ait.
Namibya’daki Alman yatırımları artıyor
Güney Batı Afrika Halk Örgütü’nün 1990 yılında Güney Afrika’dan bağımsızlığını kazanmasından bu yana ülkeyi yönetmesi yatırımcılara siyasi istikrar güvencesi veriyor.
Soykırım görüşmelerine, Alman Enertrag SE’nin yatırım yaptığı 10 milyar dolarlık Hyphen projesi de eşlik ediyor. Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock bu projeyi “geleceğin yakıtı olan hidrojen konusundaki işbirliğimize daha da ivme kazandıracak” diye selamlamıştı.
Mart ayında hükümet, Hyphen’e “stratejik açıdan önemli” statüsü vermeyi planladığını ve böylece daha fazla devlet desteğinin önünü açacağını söyledi.
Hyphen tesisi ilk aşamada 3,5 gigawatt rüzgar ve güneş enerjisi projelerinden güç alacak, ki bu da kıtanın en sanayileşmiş ülkesi olan Güney Afrika’da inşa edilen büyük yenilenebilir enerji santrallerinin kapasitesinin yarısından fazlasına eşit.
Berlin’in “hidrojen pazarı”nın hedefi Batı Afrika
Almanya, çelik üreticilerini “yeşillendirmek” için 3 milyar avro doğrudan sübvansiyon ödeyerek ve Avrupa’nın en büyük ekonomisinde talebi teşvik etmek için büyük bir finansman programı başlatarak dünyaya bir hidrojen pazarı getirmek için çalışıyor.
29 Mayıs’ta kabine, Ekonomi Bakanı Robert Habeck’in himayesinde, ithalat ve depolama için altyapı kurulmasını kolaylaştırmak da dahil olmak üzere hidrojen projelerini hızlandırmak için bir yasa tasarısını kabul etti.
Alman hükümeti ve Avrupa, Avrupa Birliği’nin Antwerp çevresindeki kimya sektörü ve Almanya’nın Ruhr bölgesi gibi endüstrilere güç veren fosil yakıtların kullanımına ilişkin daha katı kurallar getirmesiyle aynı zamanda hidrojen üretim maliyetlerinin de düşecek olması için Namibya’yı önemsiyor.
Diplomasi
Ermenistan’da balık üreticileri ihracat krizi nedeniyle ayakta

Ermenistan’daki balık üreticileri, Rusya pazarının kapanması ve AB pazarına ihracatın henüz fiilen mümkün olmaması nedeniyle hükümet binası önünde protesto düzenledi. Ellerinde kalan 15 bin ton canlı balık ve Rusya sınırından dönen ürünler için vize başvurusunda bulunan üreticiler, acil destek talep ediyor.
Ermenistan’da faaliyet gösteren balık üreticileri, Rusya pazarının tamamen kapanması ve yeni açıldığı duyurulan Avrupa Birliği (AB) pazarına fiilen ihracat yapılamaması gerekçesiyle başkent Erivan’daki hükümet binası önünde protesto gösterisi başlattı.
Taleplerini iletmek üzere başbakan yardımcılarından biriyle görüşmek isteyen üreticiler, sektörün büyük bir çıkmaza girdiğini belirtiyor.
Ermenistan Balıkçılık Birliği Başkanı Gor Grigoryan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, AB pazarının kendileri için şu aşamada ulaşılamaz olduğunu kaydetti.
Grigoryan, “Elimizde şu anda 15 bin ton canlı balık stoğu var ve bu hacmin Avrupa pazarında eritilmesi gerçekçi değil. Ayrıca Rusya sınırından geri çevrilen ve soğuk hava depolarında bekletilen ürünlerimiz bulunuyor” dedi.
Yeni pazarlara açılma adımlarını olumlu bulduklarını ancak bu pazarlarda kalıcı olana kadar ayakta kalabilmek için devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını belirten Grigoryan, Avrupa’daki tüketicilerin Ermenistan balığını hazırda beklemediğini ve bunun için titiz bir çalışma yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Grigoryan, bazı balıkçılık işletmelerinin 2025 yılında AB pazarına ihracat yapabilmek amacıyla başvuru gerçekleştirdiğini, fakat şu ana kadar herhangi bir tescil veya onay işleminin yapılmadığını aktardı.
Ermeni ihracatçıların uzun yıllar boyunca yaptıkları pazar analizleri sonucunda Rusya yönüne odaklandıklarını belirten birlik başkanı, bu ana rotanın artık tamamen kapalı olduğunu hatırlattı.
Rusya Federal Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Gözetim Servisi (Rosselhoznadzor), haziran ayı başında Ermenistan’dan yapılan balık ve balık ürünleri ithalatına yönelik sertifikasyon işlemlerini geçici olarak askıya almış, 26 Haziran itibarıyla da kısıtlamaları sektörün tamamını kapsayacak şekilde genişletmişti.
Rusya Tüm Balıkçılık İşletmeleri, Girişimcileri ve İhracatçıları Birliği Başkanı German Zverev, Ermenistan’ın Rusya için önemli bir alabalık tedarikçisi olduğunu ancak bu kısıtlamaların Rusya içinde bir arz sıkıntısı yaratmayacağını belirtmişti. Zverev, Erivan için ise Rusya pazarının hayati önem taşıdığına dikkat çekmişti.
Buna karşın Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, AB pazarının Ermeni balıklarına açıldığını ve Ermeni şirketlerin tarihte ilk kez AB ülkelerine balık ile balık ürünleri gönderme hakkı elde ettiğini duyurmuştu.
Ermenistan, son yıllarda AB ile yakınlaşma politikasını sürdürüyor. Ülke parlamentosu 2025 yılında Avrupa entegrasyon sürecini başlatan yasayı kabul etmiş olsa da hükümet yetkilileri, üyeliğin ülke ekonomisi için taşıdığı önem nedeniyle Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) şu aşamada çıkmayı planlamadıklarını defalarca yineledi. Başbakan Nikol Paşinyan ise AB üyeliğini stratejik bir hedef olarak tanımlamaya devam ediyor.
Ermenistan’ın Batı ile entegrasyon adımlarının hız kazanması, Moskova ile ilişkilerde soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan tarafının AB ile AEB arasında bir an önce net bir seçim yapması gerektiğini belirterek, bu durumda “yumuşak ve medeni bir ayrılığın” mümkün olabileceğini ifade etmişti.
Mayıs ayında ise AEB üyesi Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan liderleri, Ermenistan’a AB ile birlik arasında seçim yapacağı bir referandumu gecikmeden düzenlemesi çağrısında bulunmuştu.
Rusya, son aylarda balık ürünlerinin yanı sıra Ermenistan’dan ithal edilen taze sebze, meyve, çiçek ve alkollü içecekler gibi diğer ürün gruplarına da çeşitli kısıtlamalar getirdi.
Rosselhoznadzor Başkanı Sergey Dankvert, bu kararların arkasında siyasi nedenler bulunmadığını, sorunun Ermenistan’daki üretim süreçlerindeki yapısal aksaklıklardan kaynaklandığını savundu.
Dankvert, ülkede çok sayıda küçük üretici bulunmasına rağmen etkin bir kooperatifleşme ve iç denetim mekanizmasının bulunmadığını işaret etti.
Avrupa Komisyonu ise Rusya’nın attığı bu adımları “ekonomik baskı” olarak nitelendirerek, Ermenistan için bir destek paketi hazırladıklarını ve Ermeni ürünlerinin Avrupa pazarına erişimini kolaylaştıracak önlemler üzerinde çalıştıklarını açıkladı.
Reuters’ın aktardığı resmi istatistiklere göre, 2025 yılında Ermenistan’ın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 35’i Rusya ile gerçekleştirilirken, Avrupa Birliği’nin payı yüzde 11 civarında kaldı.
Diplomasi
Panama ile Çin denizcilik anlaşmasını yeniliyor

Panama, Çin limanlarında kendi bandırasını taşıyan gemilere gümrük tarifelerinde öncelik ve bürokratik kolaylık sağlayan deniz taşımacılığı anlaşmasını yenilemek üzere Pekin yönetimiyle uzlaştı. Panama Dışişleri Bakanlığının resmi açıklamasıyla duyurulan gelişme, Panama Kanalı’ndaki iki limanın işletme hakkına sahip Hong Kong merkezli bir şirketin imtiyaz sözleşmesinin iptal edilmesinin ardından yaşanan gerilimi takip ediyor.
Panama hükümeti, Çin limanlarında Panama bandıralı gemilere çeşitli avantajlar sunan deniz taşımacılığı anlaşmasının yenilenmesi konusunda Çin yönetimiyle mutabakata varıldığını açıkladı.
Söz konusu uzlaşı, Panama Kanalı bünyesindeki iki limanın işletme imtiyazına sahip olan Hong Kong merkezli bir şirketin sözleşmesinin iptal edilmesini takiben, Panama bandıralı gemilerin Çin limanlarında daha sıkı denetimlerle karşı karşıya kaldığı yönündeki şikayetlerin ardından geldi.
Panama Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, geçen hafta Pekin’de gerçekleştirilen müzakerelerin ardından iki ülkenin “uzlaşıya vardığı” ve anlaşmanın “yenilenme prosedürlerinin başlatılacağı” ifade edildi.
Bu yıl süresi dolacak olan mevcut anlaşma, Çin limanlarında Panama bayrağı taşıyan gemilere yönelik gümrük tarifelerinde tercihli kolaylıklar ve daha sade bürokratik kurallar sunuyor.
Yerel basında çıkan haberlere göre, 2026 yılında yaklaşık 500 Panama gemisi Çin limanlarında denetlenmek üzere alıkonulmuştu.
Ancak Dışişleri Bakan Vekili Carlos Hoyos pazartesi günü yaptığı açıklamada, bu denetim sayılarının artık “tarihi seviyelere” geri döndüğünü belirtti.
Çin’in Panama gemilerine yönelik denetimleri sıkılaştırması, Orta Amerika ülkesindeki bir mahkemenin, kanal bünyesindeki iki terminali işleten Hong Kong merkezli CK Hutchison şirketinin iştiraki Panama Ports Company’nin sözleşmesini iptal etme kararının ardından yoğunlaşmıştı.
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump, Panama Kanalı’nın Çin tarafından yönetildiği argümanıyla bu kritik su yolu üzerinde kontrol sağlama girişimlerinde bulunmuştu.
Buna karşın Panama Kanalı, Panama hükümetinden özerk olan bağımsız bir devlet kurumu tarafından idare ediliyor.
Diplomasi
Ukrayna askeri komutasında idari kriz

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete dönmeyi reddetmesi üzerine askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya kaldı. Financial Times’ın batılı yetkililere dayandırdığı habere göre, Kiev’e destek veren ülkeler orduda acilen istikrar sağlanmasını ve güvenilir isimlerin göreve getirilmesini talep ediyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete geri dönmeyi kabul etmemesiyle birlikte askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya.
Financial Times (FT) gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bu durum Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’nin geleceğine yönelik karar alma sürecini daha da zorlaştırıyor.
Ukrayna’ya destek veren batılı ortaklar, Zelenskiy yönetimine silahlı kuvvetlerle ilgili sorunları bir an önce çözüme kavuşturma çağrısı yaptı. Gazeteye konuşan batılı bir yetkili, “Biz sizin ana finansörünüzüz ve bize istikrar gerekiyor. Tanıdığımız, güvendiğimiz ve birlikte çalışabileceğimiz insanlara ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.
Protestolar 16 şehre yayıldı
Fedorov’a destek amacıyla 16 Temmuz Perşembe günü Kiev’de başlayan protestolar en az 16 şehre yayıldı. Yaşanan bu süreç, Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Sırskiy ile ilgili kararsızlığını derinleştirdi.
FT, bu düzeyde bir askeri yöneticinin görevden alınmasının devletin savunma kabiliyetine zarar verme riski taşıdığını, ancak değişim taleplerinin yanıtsız bırakılmasının da Zelenskiy’nin halk desteğini daha fazla düşürebileceğini belirtiyor.
Ayrıca, Rusya ile yaşanan silahlı çatışma döneminde kariyer basamaklarını tırmanan genç subayların üst kademelerde görev alma talebi her geçen gün artıyor.
Gazeteye konuşan kaynaklar, bu yeni nesil komutanların muharebe sahasının değişen gerçeklerini ve yeni teknolojileri daha iyi kavradığını aktarıyor.
Zelenskiy’nin Fedorov’a geniş yetkiler sunmak istediği, ancak eski bakanın sadece Savunma Bakanlığı görevine dönmeye sıcak baktığı ifade ediliyor.
Ukrayna lideri, Fedorov’a doğrudan devlet başkanına bağlı çalışabileceği, savunmada inovasyon ve askeri reform süreçlerini denetleyebileceği Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi (SNHB) bünyesinde bir pozisyon önerdi.
Bu formüle göre Fedorov, Savunma Bakanlığı ve ordunun idari yapısı dışında kalarak savunma teknolojileri programlarını yönetebilecek, uzun menzilli silah üretimini artırma çabalarını koordine edebilecek ve askeri sanayiye yabancı yatırım çekme görevini üstlenebilecekti.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin Fedorov ile hafta sonu görüştüğünü ve istifasından bu yana kendisiyle neredeyse her gün temas halinde olduğunu belirtiyor. Devlet başkanının sunduğu diğer alternatif görevlerin tamamı da Fedorov tarafından geri çevrildi.
Sırskiy ve Fedorov arasındaki doktrin ayrılığı
Eski Savunma Bakanı Fedorov geçen hafta görevinden ayrılmış, yerine bu yılın başından beri Ukrayna Güvenlik Servisini (SBU) yöneten Yevgeniy Hmara atanmıştı.
İstifasının ardından Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i yolsuzluk ve “stratejik öngörüsüzlükle” suçlayarak görevden alınması çağrısı yapmıştı. Fedorov ayrıca, genelkurmay başkanının Zelenskiy’e bir “ültimatom” vererek kendisinin görevden alınmasını talep ettiğini öne sürmüştü.
FT’nin analizine göre iki isim arasında ciddi bir askeri doktrin ayrılığı bulunuyor. Sırskiy ordunun “mümkün olduğunca uzun süre mevzilerini koruması ve daha fazla insanı seferber etmesi” gerektiği yönündeki yaklaşıma dayanırken, Fedorov askeri yapıda teknolojik inovasyonların uygulanmasını, robotik sistemlerin ve insansız hava araçlarının kullanımına öncelik verilmesini ve ordunun genel bir reform sürecinden geçirilmesini savunuyordu.
Ukrayna merkezli Insider.ua internet sitesi ve gazeteci Vitaliy Glagola, 20 Temmuz’da devlet başkanlığı ofisi ile savunma bakanlığındaki kaynaklarına dayanarak Sırskiy’nin o gün görevden alınacağını iddia etmişti.
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı ise daha sonra yaptığı açıklamada generalin görevden alındığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve Sırskiy’nin görevine devam ettiğini duyurmuştu.
Ukrayna’da kabine revizyonu: Savunma Bakanı Fedorov görevden alındı
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?
Görüş1 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?










