Avrupa
Alman eyaletleri silahlanma yarışına son sürat dahil oluyor

Almanya’daki bazı eyaletler, iktisadi daralmadan kurtulmak için savunma sanayinin genişletilmesi ve silahlanma için yoğun çaba sarf ediyor.
Örneğin Baden-Württemberg, eyaleti yeni bir sanayi merkezi haline getirmek istiyor ve mümkün olduğunca çok sayıda savunma sektöründe “teknoloji lideri” olmaya çalışıyor.
Saarland hükümeti bir “silahlanma zirvesi” hazırlıyor ve yeni fabrikalar kurulması için önde gelen silah üreticileriyle görüşüyor.
Yakın zamanda Münih merkezli ifo Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 2024’ün dördüncü çeyreğinde sadece beş federal eyalet ekonomik büyüme sağlayabildi ve bunların üçünde savunma sanayindeki yükseliş merkezi bir rol oynadı.
Savunmada yeni bir yükseliş umudu, 2030 yılına kadar Almanya ve AB’de silahlanma için 1 trilyon avroya kadar ek harcama yapılacağı gerçeğine dayanıyor.
Ne var ki uzmanlar, endüstriyel kapasitelerin ve mevcut personelin bu meblağları gerçek silah üretimine dönüştürmek için yeterli olup olmayacağının belirsiz olduğu konusunda uyarıyor. Örneğin, zayıflayan otomotiv endüstrisinden daha önce sivil olan fabrikaların ve kalifiye işgücünün devralınmasının faydaları üzerinde duruluyor.
Askerileşmenin iktisadi katkısı
Almanya’daki iktisadi duruma ilişkin güncel rakamlar, savunma sanayine yönelik hamleye yeni bir ivme kazandırıyor.
Ifo Enstitüsü tarafından geçtiğimiz hafta yayınlanan bir hesaplamaya göre, 16 federal eyaletten sadece beşi 2024’ün dördüncü çeyreğinde oldukça ılımlı da olsa iktisadi büyüme kaydetti.
Bunlardan üçü için (Aşağı Saksonya, Mecklenburg-Vorpommern ve Schleswig-Holstein) savunma sanayindeki yükseliş merkezi bir rol oynadı diye yazan enstitü, Alman Silahlı Kuvvetlerine (Bundeswehr) yapılması beklenen milyarlarca avroluk yatırım göz önünde bulundurulduğunda, kuzey Alman sanayisinin kıyıdaki donanma tersaneleri ve diğer cephanelikler sayesinde genel Alman kalkınmasından ayrıştığını söylüyor.
Yukarıda adı geçen üç eyalet de Almanya’nın kuzeydeki kıyılarında yer alıyor.
Bu eyaletlerdeki büyüme, örneğin otomotiv endüstrisinin geleneksel olarak güçlü olduğu (Baden-Württemberg, Bavyera) ya da kimya endüstrisinin bazı bölümleri gibi enerji yoğun sektörlerin önemli bir konuma sahip olduğu (Rhineland-Palatinate, Kuzey Rhine-Westphalia) eyaletlerdeki gerilemeyle tezat oluşturuyor.
Geçtiğimiz hafta SPD’li Aşağı Saksonya Eyaleti Başbakanı Stephan Weil hükümetinin savunma sanayine odaklanmaya devam edeceğini açıkladı ve “İktisadi yapınız için mümkün olanı yapabileceğinizden emin olmalısınız,” dedi.
Eyalet yönetimleri savunma şirketleri ile ilişki kuruyor
Bu arada diğer federal eyaletlerin hükümetleri de savunma şirketlerini teşvik etme çabalarını hızlandırdıklarını açıkladılar.
Mart ayının başında Yeşiller üyesi Baden-Württemberg Eyaleti Başbakanı Winfried Kretschmann, savunma sanayinin Avrupa çapında hızla genişlemesine “dahil olmak” istediğini, sektörün eyalette yeni bir sanayi odağı haline gelmesi gerektiğini açıkladı.
Kretschmann, IRIS-T hava savunma sistemleriyle tanınan ve 2024 yılında cirosunu bir önceki yıla göre yüzde 50 artırarak 1,5 milyar avroya çıkarmayı başaran Konstanz Gölü kıyısındaki Überlingen merkezli Diehl Defence şirketine atıfta bulundu.
Yeşil politikacı, Baden-Württemberg savunma sanayisinin tamamının gelecekte “teknolojik liderlik” için çaba göstermesi gerektiğini savundu.
Lüksemburg ve Fransa sınırındaki Saarland da artık açıkça silah üreticilerine odaklanıyor. Geçtiğimiz hafta eyalet parlamentosu SPD tarafından sunulan ve eyaletin savunma sanayii için daha cazip hale gelmesini öngören bir önergeyi kabul etti.
SPD’li Ekonomi Bakanı Jürgen Barke’ninsektörün önde gelen şirketlerine davetiye gönderdiği, Yine SPD’li Başbakan Anke Rehlinger’in ise bir “silahlanma zirvesi” hazırladığı açıklandı.
AfD parlamento grubu da, sektör içinde kararlı bir şekilde “kapı kapı dolaşılması” çağrısında bulunuyor.
Sivil üretimin askerileşmesi tam gaz
Öte yandan Alman sanayisinin silahlanmada hedeflenen hızlı büyümeyi gerçekten karşılayıp karşılayamayacağı belirsiz.
Bunun nedenlerinden biri, endüstriyel kapasitelerin yeterli ölçüde mevcut olmaması. Savunma şirketleri fabrikalarını genişletmeye ve yeni tesisler inşa etmeye başladılar: Örneğin Rheinmetall CEO’su Armin Papperger kısa süre önce yaptığı açıklamada, “Avrupa’da şu anda boyutlarını iki katına çıkardığımız veya tamamen yenilerini inşa ettiğimiz on fabrikamız var,” dedi.
Öte yandan bu genişleme bir düğmeye basılarak istenildiği gibi hızlandırılamıyor. Uzmanlar, Alman sanayisinin “savunma harcamalarında bir artış” yapabileceğini söylüyor ve eğer artış bunun çok üzerinde olursa, ki Berlin’in hedefi bu, kapasitelerin savunma ile ilgili diğer sektörlerden kaydırılması gerekecek.
Bu kayış ise halihazırda başlamış durumda. Örneğin, Fransız-Alman tank üreticisi KNDS, Görlitz’de Fransız Alstom şirketinden bir demiryolu fabrikası devralacağını açıkladı.
Rheinmetall Osnabrück’teki Volkswagen fabrikasını da satın almayı düşünüyor. Aynı şirket ayrıca, şu anda sivil kullanım için araç parçalarının üretildiği Neuss ve Berlin’deki tesislerini gelecekte askeri ekipman üretimi için kullanacağını açıkladı.
Savunma sektöründeki işçi sayısı artıyor
Uzun vadede, savunma sanayiinde gerekli personel artışını sağlamak da zor olabilir. Sektördeki doğrudan ve dolaylı çalışan sayısı değişkenlik gösteriyor.
Köln’deki Alman Ekonomi Enstitüsü’nde (IW) savunma uzmanı olan Klaus-Heiner Röhl, Rheinmetall, KNDS, TKMS [ThyssenKrupp Marine Systems] ve Diehl gibi nihai üreticilerin şu anda Almanya’da yaklaşık 60.000 çalışanı olduğunu tahmin ediyor; tedarikçiler dahil edildiğinde ise bu sayı yaklaşık 150.000’e çıkıyor.
Sektördeki çalışan sayısı zaten önemli ölçüde artıyor. Örneğin Rheinmetall, 2023’ün başında yaklaşık 26.000 çalışanı olduğunu bildirmişti; bugün 32.000 personeli var ve 2027’ye kadar en az 40.000 olması bekleniyor.
Diehl Defence 2023’te 3.800’ün biraz altında olan çalışan sayısını 2025’in başında yaklaşık 4.500’e çıkardı. Hensoldt aynı dönemde 6.600’den az olan çalışan sayısını 8.400’e çıkardı ve bu yıl en az 1.000 kişiyi daha işe almayı planlıyor.
Zırhlı vites kutuları üreten Renk şirketinin 2022 yılı sonunda yaklaşık 3.300 çalışanı vardı; bugün ise 4.000.
Alman iktisatçı: Sanayinin askerileşmesi felakete giden yoldur
Otomobil üreticileri silah üreticisi haline geliyor
Ukrayna savaşının başlamasından sadece bir yıl sonra, Mart 2023’te bir “yetenek avcısı”, savunma sektörünün halk nezdindeki kabulünün arttığına, başvuranlar arasında ilgisinin yükseldiğine işaret ediyordu.
Buna ek olarak, iş platformu Indeed’den bir uzman yakın zamanda Berlin’de planlanan büyük savunma harcamalarının “işveren cazibesini artırdığını” ileri sürdü; ona göre artık silah endüstrisindeki işler krize dayanıklı olarak kabul ediliyor.
Savunma şirketleri uzun zamandır rekor sayıda başvuru bildiriyor. Tüm bunlara rağmen içeridekiler şüpheci. İşe alım danışmanlığı şirketi Heinrich und Coll’dan bir uzman, “yüz binlerce ek pozisyonun” doldurulması gerekeceğini söylüyor ve başvuru yapan herkesin uzmanlık becerileri açısından uygun olmadığını ekliyor.
Rheinmetall veya Hensoldt gibi savunma şirketlerinin otomotiv şirketleri ve tedarikçileriyle, bu şirketler tarafından işten çıkarılan personeli işe alacaklarına dair anlaşmalara varmış olmaları yardımcı olabilir fakat bunun bile sorunu tamamen çözemeyeceği teslim ediliyor.
Kalifiye göçmen işçi meselesi
Öte yandan Alman silah sanayiinin personel sorunu henüz çözülmüş değil.
Rusya, Çin, İran, Suriye ve Afganistan gibi ülkelerin vatandaşlarının kökenleri nedeniyle Alman savunma şirketlerinde çalışmalarına izin verilmiyor.
Bu durum mültecilerin yanı sıra Almanya’da diğer sektörlerdeki kalifiye eleman ve diğer işçi açığını kapatmaya yardımcı olan belli başlı menşe ülkelerden gelen işçi göçmenleri de dışlıyor.
Bu nedenle sektörde geliştirme ve üretim çıktısındaki artışın mevcut personelle yönetilebileceğinden kuşku duyuluyor.
Avrupa
Airbus ve Leonardo, SpaceX’e rakip olacak bir Avrupa uzay şirketi istiyor

Airbus ve Leonardo’nun CEO’ları, Elon Musk’ın SpaceX’i gibi küresel rakiplerle rekabet edebilmek için konsolidasyonun hayati önem taşıdığını öne sürdü.
İki CEO, Thales ile planladıkları Avrupa çapındaki uzay sektörü birleşmesinin Brüksel tarafından onaylanması için baskı yapıyorlar.
Leonardo’nun kısa süre önce atanan CEO’su Lorenzo Mariani, FT’ye verdiği demeçte şunları söyledi:
“İşbirliği olmadan, Avrupa endüstrileri asla kritik kütleye ulaşamayacak ve sadece Amerikan şirketlerine değil, piyasaya yeni giren diğer birçok oyuncuya da alternatif olarak gerçek anlamda dünya çapında liderler olma kapasitesine sahip olamayacak.”
Avrupalı havacılık grubu ile Fransız ve İtalyan şirketler arasında, kod adı Bromo olan ve geçen yıl ekim ayında imzalanan anlaşma, uydu üretiminden uzay sistemleri ve hizmetlerine kadar uzanan faaliyetleri bir araya getirecek.
Anlaşma, Avrupa uydu pazarındaki rekabeti azaltabileceğinden endişe duyan Almanya’nın OHB ve İspanya’nın Indra Space gibi diğer Avrupalı oyuncuların eleştirilerine maruz kaldı.
Rheinmetall, Alman ordusuna Starlink benzeri bir hizmet sağlayacak
Bu yorumlar, şirketlerin Avrupa rekabet otoritelerine resmi başvuruda bulunmaya çok yakın oldukları bir dönemde geldi.
Birliğin antitröst denetleyicisi olan Avrupa Komisyonu, küresel pazarda rekabet edebilmek için kurumsal ölçeğin faydalarına daha fazla vurgu yapabilen yeni birleşme kılavuzlarını kısa süre önce yayınladı.
Bu uzay sektöründeki birleşme, Brüksel’de yeni birleşme politikasının ilk test vakalarından biri olarak görülüyor.
Avrupa hükümetleri, keşif, istihbarat ve iletişim amaçlı uydu filoları kurarak ABD’ye olan bağımlılıklarını sona erdirmeye çalıştıklarından, Brüksel uzay sektöründe Avrupa’nın egemenliğinin artırılmasına da daha fazla önem veriyor.
Avrupa Uzay Komiseri Andrius Kubilius, geçen ay birleşmeyi destekleyen açıklamalarda bulundu.
Önerilen birleşme, Avrupa uzay endüstrisinin ABD’li ve Çinli rakiplerinden gelen artan baskıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleşiyor.
Avrupalı uydu üreticileri, SpaceX’in Starlink projesinin hızlı genişlemesinin yol açtığı uydu talebindeki devrime uyum sağlamakta zorlanıyor.
Mariani ve Airbus CEO’su Guillaume Faury, rekabet gücünü korumanın tek yolunun ölçek olduğunu savundu.
Faury, Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yetkinliklerimiz, becerilerimiz ve teknolojilerimiz var fakat ölçek konusunda yetersiz kalıyoruz,” dedi.
Airbus CEO’su, ABD ve Çin’deki yatırım seviyelerinin çok daha yüksek olduğuna ve şirketlerin SpaceX dahil “çok büyük rakiplerin bulunduğu küresel bir pazarla” karşı karşıya olduğuna dikkat çekti.
Faury, konsolidasyon olmazsa Avrupa’nın “Şampiyonlar Ligi’nden alt liglere” düşme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.
Bu siyasi sinyaller, her iki yöneticiyi de Brüksel’den düzenleyici onay almayı başarma konusunda iyimser kılıyor.
Mariani şöyle konuştu:
“Sonuç konusunda iyimserim çünkü bence herkes bunun, Avrupa’nın uzaydaki varlığı ve önemi açısından hayati bir adım olduğunu biliyor. Uzay, büyüyen ve çok hızlı gelişen bir sektör. ABD’de… [ve] dünya çapında ilginç gelişmeler gördük. Avrupa’nın yapabileceği en az şey, gerçekten güçlerini birleştirmek.”
Brüksel ziyareti sırasında Faury, “Bromo’da başarılı olmanın stratejik önemine dair iyi bir anlayış olduğunu” vurguladı; özellikle de uzay segmentinin giderek daha fazla askeri ve savunma niteliği kazanması, bu alanda konsolidasyona ihtiyaç duyulması ve tipik olarak Avrupa’nın egemenliğinin söz konusu olması nedeniyle.
OHB, birleşmeye itiraz etmek için yasal işlem başlatabileceği konusunda uyarıda bulunmuştu.
Pazartesi günü büyüme hedeflerini finanse etmek üzere 510 milyon avroya kadar kaynak yaratmak amacıyla yeni hisse ihraç edeceğini duyuran Alman uydu üreticisi, anlaşmanın piyasa gücünün aşırı derecede tek elde toplanmasına yol açabileceğini savunuyor.
Mariani ise, özellikle sektöre yönelik kamu ve özel yatırımların artmasıyla birlikte, daha güçlü bir Avrupa liderinin daha geniş bir ekosisteme fayda sağlayacağını düşünüyor:
“Tüm tedarik zincirini geliştirmenin tek yolu, bu lideri oluşturmaktır. Bu lideri oluşturursak, Avrupa tedarik zinciri de desteklenecek ve korunacaktır. Aksi takdirde, tedarik zincirini koruyamayız.”
Avrupa
Ukrayna için AB üyelik müzakerelerinde büyük engeller

İngiliz gazetesi The Telegraph, gelecekteki sınırlarının belirsizliği ve yüksek yeniden inşa maliyetleri nedeniyle Ukrayna’yı AB’ye üyelik sürecindeki en karmaşık aday ülke olarak tanımladı. Brüksel yönetimi resmi katılım müzakerelerini başlatmış olsa da üye ülkelerin hukukun üstünlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi alanlardaki endişeleri nedeniyle hızlandırılmış üyelik seçeneğine karşı çıkıyor.
The Telegraph gazetesinde yayımlanan analize göre, Avrupa Birliği (AB) üyeliğine aday ülkeler arasında Ukrayna, en fazla zorluk ve karmaşa yaratan ülke olarak öne çıkıyor.
Gazete, bu durumun temel nedenlerinden biri olarak ülkenin gelecekteki sınırlarına ilişkin belirsizliği gösteriyor.
Buna karşın AB, Kiev ile resmi katılım müzakerelerinin başlatılmasına onay vererek bunu tarihi nitelikte bir adım olarak tanımladı.
Ancak The Telegraph, Brüksel’in Ukrayna için hızlandırılmış bir üyelik sürecini kesin bir dille reddettiğini hatırlattı.
Daha önce prosedürün kolaylaştırılması yönünde tartışmalar yürütülmüş olsa da üye ülkelerin çoğunluğu mevcut kurallarda herhangi bir istisna tanınmasına karşı çıktı.
Gazeteye konuşan Avrupalı bir diplomat, hızlandırılmış üyelik gibi bir adımın, yeni devletlerin birliğe ancak tüm yükümlülükleri yerine getirdikten sonra kabul edilebileceği yönündeki temel ilkeyi yıkacağını belirtti.
Diplomat, üye ülkelerin Ukrayna ile ilgili hukukun üstünlüğü, yolsuzlukla mücadele ve oligarkların nüfuzu gibi konularda endişelerinin devam ettiğini kaydetti.
The Telegraph’ın aktardığı bilgilere göre, yaşanan zorluklar sadece devam eden çatışmalarla sınırlı kalmıyor. Ukrayna, AB’ye katılım başvurusunda bulunan en büyük aday ülkelerden biri konumunda.
Ülkenin birliğe katılması, AB içindeki oy dengelerini değiştirebileceği gibi, tarımsal destek kurallarının yeniden gözden geçirilmesini ve savaş sonrası yaklaşık 445 milyar sterlin olarak tahmin edilen yeniden inşa maliyetlerinin karşılanması için ciddi miktarda harcama yapılmasını gerektirebilir.
Diğer taraftan, Ukrayna’nın üyeliği için AB üyesi 27 ülkenin tamamının oy birliği gerekiyor. Müzakerelerin tamamlanmasının ardından her üye ülkenin anlaşmayı onaylaması şart koşuluyor.
Macaristan da dahil olmak üzere bazı ülkelerde bu konunun referanduma götürülebileceği belirtiliyor.
Üye ülkeler arasında görüş ayrılıkları
Ukrayna, AB’ye resmi üyelik başvurusunu 2022 yılında yapmış ve aynı yılın haziran ayında AB liderleri tarafından ülkeye adaylık statüsü verilmişti.
Aynı dönemde benzer bir statü Moldova’ya da tanınmıştı. Haziran 2024’te ise AB, Kiev ile katılım müzakerelerini resmen başlattı.
Altı tematik kümede toplanan 33 müzakere başlığından oluşan bu süreçte aday ülkenin, mevzuatını Avrupa müktesebatıyla uyumlu hale getirmesi, gerekli reformları uygulaması ve tüm üye devletlerin onayını alması gerekiyor.
Brüksel, yakın zamana kadar Ukrayna ve Moldova’nın üyelik başvurularını paralel olarak yürütüyordu. Ancak Euronews’in haziran ayında aktardığı habere göre AB, ilk müzakere kümesinin açılmasının ardından iki ülkenin müzakere süreçlerini birbirinden ayırmaya hazırlanıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, müzakerelerin başlamasıyla birlikte her ülkenin kendi yükümlülüklerini yerine getirmekten sorumlu olduğunu ve sürecin ilerlemesinin reform sonuçlarına bağlı kalacağını ifade etti.
Ukrayna’nın üyeliği konusu, AB içinde fikir ayrılıklarına yol açmaya devam ediyor. Macaristan, müzakerelerin hızlandırılmasına defalarca karşı çıkmış ve Kiev’e destek niteliğindeki belgeleri engellemişti.
Politico’nun haberine göre Budapeşte, haziran ayında Ukrayna ve Moldova’nın başvurularının ilerlemesi için gerekli olan Avrupa Konseyi mektubunu desteklemeyi reddeden tek AB ülkesi oldu.
Rusya ise AB’yi askeri değil ekonomik bir birlik olarak gördüğü için Ukrayna’nın üyeliğine karşı çıkmadığını defalarca açıkladı.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Şubat 2025’te yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın AB’ye olası üyeliğini bu ülkenin egemen hakkı olarak değerlendirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de daha sonra yaptığı açıklamada, AB’ye katılma kararının Ukrayna’nın meşru seçimi olduğunu belirtmişti.
Avrupa
AB ülkelerinden Özbekistan, Ruanda ve Uganda’da göçmen merkezleri kurma hazırlığı

Avrupa Birliği üyesi bir grup ülke, sığınma talebi reddedilen kişileri göndermek amacıyla Özbekistan, Ruanda ve Uganda ile ortaklık kurma seçeneklerini değerlendiriyor. Birliğin sığınmacıların sınır dışı merkezlerini blok dışına taşıma girişimine Danimarka, Avusturya, Yunanistan, Almanya ve Hollanda öncülük ediyor.
Avrupa Birliği (AB) üyesi bir grup ülke, sığınma talebi reddedilen kişileri göndermek amacıyla Özbekistan ve Ruanda gibi ülkelerde merkezler kurma olasılığını değerlendiriyor.
Politico’ya konuşan üç Avrupalı diplomat, söz konusu planın detaylarını paylaştı. Haziran ayında yazılan ve gazetenin ulaştığı mektuba göre, 27 AB üyesi ülkenin yarısından fazlası, birlik sınırları dışında bu tür merkezlerin kurulması için hızlı adımlar atılması çağrısında bulundu. Birlik içinde hazırlıkların bu yıl içinde tamamlanması hedefleniyor.
Bu adım, AB üyesi ülkelerin hükümetlerine, birlik sınırları içinde kalma hakkı reddedilen göçmenler için sınır dışı merkezleri kurma yetkisi veren yasanın kabul edilmesinin ardından gündeme geldi.
İlgili düzenlemeye göre, hükümetlerin bu önlemleri bağımsız olarak ve ancak hedef ülkelerin insan hakları ile uluslararası hukuk normlarına uyması şartıyla hayata geçirmesi gerekiyor.
Girişime Danimarka, Avusturya, Yunanistan, Almanya ve Hollanda öncülük ediyor.
Daha önce Politico kaynakları, olası ortaklar arasında Özbekistan’ın yanı sıra Kazakistan’ın da adını anmıştı ancak Kazakistan son değerlendirmelerde yer almadı.
Konuyla ilgilenen gruptaki ülkelerden birine mensup üst düzey bir Avrupalı yetkili, üzerinde durulan bir diğer ülkenin ise Uganda olduğunu belirtti.
Yetkili; Mısır ve Libya gibi birliğe coğrafi olarak yakın olan devletlerin, göçmen kaçakçılığı riskine yönelik endişeler nedeniyle değerlendirme dışı bırakıldığını aktardı.
Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, AB’deki yasa onaylanmadan önce yaptığı açıklamada, “Hedefimiz, bu yapıların kurulmasına yönelik ilk anlaşmaları 2026 yılında imzalamak ve buraların 2027 yılı itibarıyla faaliyete geçmesini sağlamaktır” ifadelerini kullanmıştı.
Yurt dışı göçmen merkezleri planının öncülerinden olan Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ise Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, bu merkezlerin kurulması için Avrupa Komisyonundan finansman sağlama çalışmalarının sürdüğünü belirtti.
Frederiksen, projenin Avrupa Komisyonu desteğiyle bir “gönüllüler koalisyonu” grubu tarafından yürütüldüğünü kaydederek şu ifadeleri kullandı:
“2026-2027 yıllarında, Avrupa dışında ilk geri gönderme merkezini göreceğiz. Bunu önümüzdeki bir yıl içinde başarabileceğimizi düşünüyorum.”
Politico, Avrupa Komisyonunun bu müzakereleri doğrudan kendisinin yürütmediğine dikkat çekti.
AB, küresel altyapı programı Global Gateway kapsamında Ruanda’yı aktif olarak destekliyor ve bu ülkeye yüz milyonlarca avro fon sağlıyor.
Bu doğrultuda, 2023 yılında Ruanda için 900 milyon avroluk bir yatırım planı açıklanmıştı. Birlik ayrıca Özbekistan’a da 119 milyon avro tutarında hibe desteği tahsis etmişti.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4
Dünya Basını6 gün önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak











