Avrupa
Alman gözetleme uçağı Rusya’ya karşı İngiltere’ye konuşlanacak

Alman Silahlı Kuvvetleri, yeni P-8A Poseidon deniz devriye uçağının ilkini teslim aldı ve uçak, Kuzey Atlantik yakınlarındaki Lossiemouth’daki İngiliz hava üssünde konuşlandırılacak.
Uçak öncelikle denizaltı avında kullanılacak; Baltık Denizini ve özellikle de Rus denizaltılarını takip edeceği Kuzey Atlantik’i izlemek için görevlendirilecek.
Kuzey Atlantik’teki operasyonlar, Rusya Kuzey Filosunun tüm birimlerinin Kola Yarımadasındaki üslerinden Atlantik’e ulaşmak için bu bölgeyi geçmesi gerektiğinden özellikle önemli kabul ediliyor. Burada, Kuzey Amerika’dan Avrupa’ya giden ikmal yollarını saldırıya uğratabilirler.
Almanya, bu uçaklarla, başlangıçta planlanan Alman-Fransız MAWS deniz devriye uçağının yerini alan bir ABD ürününü satın alıyor ve bu, bağımsız bir Avrupa savunma sanayisinin oluşturulması için bir gerileme anlamına geliyor.
Öte yandan, Kuzey Atlantik’te konuşlandırılacak denizaltılar ve savaş gemileri, Avrupa’nın sıkı işbirliği içinde, İngiltere, Norveç ve Almanya’dan çeşitli savunma şirketleri tarafından üretiliyor.
Almanya hükümeti, Haziran 2021’de P-8A Poseidon deniz devriye uçağını satın alma kararıyla, Almanya-Fransa ortak projesi olan Maritime Airborne Warfare System (MAWS) deniz devriye uçağına sırtını dönmüştü.
Bu, Berlin ve Paris’in 2017 yılında, kısmen AB ülkelerine ABD’den bağımsız kendi yüksek teknolojili silah sistemlerini sağlamak amacıyla geliştirmeye veya üretmeye karar verdikleri altı adet, ağırlıklı olarak teknolojik açıdan iddialı projeden biriydi.
Diğer beşi, şu anda başarısızlık eşiğinde olan altıncı nesil savaş uçağı (Future Combat Air System, FCAS), en son nesil bir savaş tankı (Main Ground Combat System, MGCS), geliştirilmesi zaten önemli ölçüde gecikmiş olan ve gözlemcilere göre, ciddi gecikmesi nedeniyle muhtemelen altı yıl sonra hizmete girdiği zaman tamamen eskimiş olacak olan Eurodrone idi.
Federal Almanya Cumhuriyeti, 2023 baharında, Eurocopter Tiger savaş helikopterinin ortaklaşa planlanan modernizasyonundan çekildi. Ortak bir topçu sisteminin geliştirilmesi planı 2023’te duyurulmuştu ama yıllardır bu konuda hiçbir haber alınamıyor.
Fransız-Alman deniz devriye uçağı yerine Boeing 737 temelinde geliştirilen ABD P-8A Poseidon’un satın alınması kararı, diğer nedenlerin yanı sıra, Fransız-Alman deniz devriye uçağının geliştirilmesinin çok uzun sürdüğü ve sonsuza kadar beklemek mümkün olmadığı gerekçesiyle haklı gösterildi.
Berlin, Avrupa’nın silahlı kuvvetlerini bağımsız silah sistemleriyle donatma hedefine aykırı olan diğer ABD askeri teçhizatının satın alınmasını da benzer argümanlarla gerekçelendirdi.
Yaşlanan Tornado jetlerini “nükleer paylaşım” için 35 adet ABD F-35 jetiyle değiştirme kararı, F-35’in zaten ABD nükleer silahları için sertifikalandırılmış olması gerekçesiyle haklı gösterildi; Eurofighter bu amaçla kullanılacak olsaydı, önce sertifikalandırma sürecinden geçmesi gerekecekti, bu da çok zaman alacaktı ve ayrıca “endüstriyel sırları ABD’ye gümüş tepside sunmak” anlamına gelecekti.
Kapsamlı bir hava savunma kalkanı (Avrupa Hava Kalkanı Girişimi, ESSI) geliştirmek için Berlin, Fransız-İtalyan SAMP/T yerine ABD’nin Patriot sistemini seçmişti: Patriot sisteminin savaşta zaten test edildiği söyleniyordu.
P-8A Poseidon’un satın alınmasında başka faktörler de devreye girdi. Alman Silahlı Kuvvetlerinin deniz keşif uçağının en önemli operasyon alanlarından biri, Rus denizaltılarının Kuzey Amerika’dan Avrupa’ya giden ikmal yollarını kesmek için Kola Yarımadasındaki ana üslerinden Atlantik’e giderken geçmek zorunda oldukları deniz alanı olan Kuzey Atlantik.
Fakat Alman Donanması bu bölgede tek başına değil, komşu ülkeler Norveç ve Büyük Britanya ile yakın işbirliği içinde faaliyet gösterecek. Kuzey Atlantik’e sınırları olan Kanada gibi, bu ülkeler de P-8A Poseidon’a güveniyor.
Uçağın ortak satın alınması, ortak operasyonları kolaylaştırıyor. Ocak 2024’ten bu yana, Kuzey Atlantik’teki beş P-8A kullanıcısı –ABD, Kanada, İngiltere, Norveç ve Almanya– Deniz Devriye Uçağının Ortak Kullanımı ve Girişimlerin Ortak Tartışılması (JEDI) başlığı altında düzenli sempozyumlar düzenlemekte ve bu sempozyumlarda deniz devriye uçağının ortak kullanımı tartışılıyor ve daha da geliştiriliyor.
Ocak 2025’te bu sempozyum ilk kez İskoçya’nın Inverness kentinin kuzeydoğusundaki Lossiemouth’daki İngiliz hava üssünde gerçekleştirildi.
Lossiemouth’u düzenli olarak kullanan ABD silahlı kuvvetleri, burada özel bir deniz destek tesisi bulunduruyor.
Ayrıca, Ekim 2024’te imzalanan Almanya-İngiltere askeri ve silahlanma işbirliği anlaşması olan Trinity House Anlaşmasına göre, Alman P-8A Poseidon uçakları, NATO ülkeleri tarafından Kuzey Atlantik’in sürekli gözetimi için Lossiemouth’ta “düzenli” olarak konuşlandırılacak.
Almanya-İngiltere işbirliği, iki ülkenin P-8A Poseidon uçaklarının konuşlandırılması ve olası ortak görevlerinin ötesine geçiyor. Alman deniz keşif uçakları, gerektiğinde Rus denizaltılarını vurmak için ABD MK 54 torpidolarıyla donatılacak.
Ayrıca, İngiliz savunma şirketi BAE Systems tarafından üretilen İngiliz Sting Ray torpidolarının da bu uçaklar için satın alınması planlanıyor. Diğerlerinin yanı sıra, Alman Rheinmetall Grubu da BAE Systems ile giderek daha yakın bir işbirliği içinde çalışıyor.
Alman-İngiliz silah işbirliğinin planlanan genişlemesi, insansız hava araçlarının, “savaş bulutu” yeteneklerinin ve son olarak, Moskova’ya etkili bir şekilde ulaşabilecek 2.000 kilometreden fazla menzile sahip seyir füzelerinin ortak geliştirilmesini de içeriyor.
Alman-İngiliz silah işbirliği, Alman-Norveç ve İngiliz-Norveç işbirliğini de içeren bir üçgenin kenarlarından biri. Kiel ve Wismar’daki ThyssenKrupp Marine Systems (TKMS), her iki ülkenin silahlı kuvvetlerinin ortak çıkarları doğrultusunda geliştirilen ve Berlin ve Oslo tarafından satın alınan Type 212CD (Ortak Tasarım) denizaltıları inşa ediyor.
Bu, sadece maliyet tasarrufu sağlamakla kalmayıp, ortak operasyonları da kolaylaştırmayı amaçlıyor. Proje, gemi savar füzelerinin üretimi, teknelerin bakımı ve askerlerin eğitimi gibi daha geniş bir işbirliğinin parçası.
Norveç ise Birleşik Krallık’tan fırkateyn sipariş etti. Ağustos sonunda, Oslo’nun Glasgow’daki BAE Systems tersanelerinde üretilecek beş adet İngiliz Tip 26 fırkateyni satın alacağı duyuruldu. Satın alma bedeli yaklaşık 10 milyar sterlin tutarındadır.
Almanya, Fransa ve ABD’deki tersaneler de sözleşmeye ilgi göstermişti. Gözlemcilere göre, sözleşmenin Almanya yerine İngiltere’ye verilmesi, öncelikle Norveç’in tek bir ülkeye bağımlı hale gelmek istememesinden kaynaklanıyor. Öte yandan, ABD aleyhine alınan karar, Avrupa içi silah işbirliği lehine bir karar olarak görülüyor.
Avrupa
Çin’in ihracat gücü ve değer kaybeden yuan Avrupa’yı zorluyor

Çin, gümrük tarifesi gerilimlerine ve enerji sıkıntılarına rağmen bu yıl da 1 trilyon doların üzerinde ticaret fazlası verme yolunda ilerlerken, değerinin altında kalan yuan üzerindeki tartışmalar yeniden alevleniyor. Ülkenin elektrikli araç ihracatındaki hızlı yükseliş Alman otomotiv devi Volkswagen gibi üreticileri ciddi istihdam kesintilerine zorluyor.
Çin’in ihracat lokomotifi, gümrük tarifesi gerilimlerini ve enerji sıkıntılarını geride bırakarak bu yıl da 1 trilyon doların üzerinde yeni bir ticaret fazlasına doğru ilerlerken, değerinin altında kalmaya devam eden yuanı yeniden küresel tartışmaların odağına taşıyor.
Dünyanın gözü ABD üzerindeki gelişmelerde kalmaya devam etse de en büyük ikinci ekonomi hızla büyümeyi sürdürüyor.
Ülkenin küresel piyasalardaki etkisi, Washington kaynaklı her gelişme kadar derin ve yaygın hissediliyor.
Pandemiden bu yana yaşanan jeopolitik gerilimler, Çin’deki konut krizi, demografik gerileme ve Washington ile yürütülen ikili ticaret savaşları, bazı çevrelerin halen yüzyılın en büyük ekonomik şoku olarak nitelendirdiği gerçeği gölgelemeye yetmedi.
Çin ekonomisi, küresel ölçekte yankı uyandıran güçlü veriler açıklamaya devam ediyor.
Çin Gümrük Genel Müdürlüğü tarafından salı günü açıklanan verilere göre, haziran ayı ihracatı dolar bazında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 27 artış göstererek son dört ayın en güçlü performansını kaydetti ve mayıs ayındaki artış hızını geride bıraktı.
Yapay zeka sektöründeki hareketliliğin çip ve teknoloji ekipmanı ticaretine yansımasıyla ithalat da beklentileri aşarak yıllık yüzde 36 artışla son beş yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
Çin’in ticaret fazlası mayıs ayındaki 105 milyar dolar seviyesinden haziranda 126 milyar dolara yükseldi. Yılın ilk yarısındaki toplam dış ticaret fazlası, ithalatın ihracata kıyasla birkaç aydır daha hızlı büyümesine rağmen 576 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
Bu rakam geçen yılın aynı döneminde 586 milyar dolar olarak kayıtlara geçmişti. Mevcut tablo, geçen yıl elde edilen 1,19 trilyon dolarlık rekor ticaret fazlasının bu yıl da yakalanabileceğine işaret ediyor.
Söz konusu büyüme yalnızca Çin’in kritik bileşenlerdeki ABD kısıtlamalarını aşmak için kendi teknoloji ekosistemini kurmaya çalıştığı yapay zeka yarışı ve teknoloji mücadelesiyle sınırlı kalmıyor.
Ülkede elektrikli araç satışlarının hız kazanmasıyla, Çin tarihinde ilk kez tek bir ayda 1 milyon adetten fazla otomobil ihraç edildi.
Geçen yılın başındaki aylık ihracat hacmini neredeyse ikiye katlayan bu artışın büyük kısmı Avrupa, Latin Amerika ve Ortadoğu pazarları tarafından absorbe edildi.
Alman otomotiv sektöründe zorlu dönem
Reuters köşe yazarı Mike Dolan’ın değerlendirmesine göre Çin’in hızla artan otomobil ihracatı en çok Avrupalı üreticileri etkiliyor.
Alman otomotiv devi Volkswagen, yoğun rekabet ve transatlantik ticaret gerilimlerine ayak uydurabilmek adına yaklaşık 50 bin kişilik ek istihdam kesintisine gidebileceğini duyurdu.
Bu açıklama, şirketin önümüzdeki yıllarda iş gücünü 100 bin kişi azaltmayı planladığı yönündeki raporları da doğrular nitelikte oldu.
Alman üreticiler aynı zamanda Çin’in durgun seyreden iç pazarında da satış yapmakta zorlanıyor. BMW, geçen ay Çin’e yapılan ihracattaki düşüş nedeniyle beklenmedik bir kâr uyarısında bulunmuştu.
Bu durum, euro bölgesi ve özellikle Almanya üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Batıda ABD tarifeleri, doğuda ise Çin ithalatı arasında sıkışan bölge ekonomisi, aynı zamanda Ortadoğu’daki gerilimlerin tetiklediği enerji fiyatlarındaki yeni artış eğilimiyle de mücadele ediyor.
Hem ekonomik hem de siyasi açıdan karmaşık olan bu sorunun kolay bir çözümü bulunmuyor. Avrupa, Çin’in batarya teknolojisine ihtiyaç duyarken, kendi yüksek teknoloji endüstrilerini korumakta geç kaldığını düşünüyor ve otomotiv sektörünün geleceğinden endişe ediyor. Avrupalı politika yapıcılar, döviz kurlarını ancak yeni yeni sorunun ve potansiyel çözümün bir parçası olarak değerlendirmeye başlıyor.
Yuanın serbest dalgalanması gündemde
Avrupa’daki en önemli tartışma konularından birini döviz kuru oluşturuyor. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, şubat ayındaki Pekin ziyaretinde bu konuyu gündeme getirmiş ve bu hafta yaptığı açıklamada, değerinin oldukça altında kalan yuanın rekabet şartlarını bozduğunu yinelemişti.
Merz, yuanın değer kazanmasının Çin’in daha sert ticari yaptırımlarla karşılaşmasını engelleyebileceğini savundu.
Merz pazartesi günü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Çin ile diyaloğu bir çözüme doğru yönlendirmeye çalışıyoruz. Bu, Çin’i sermaye piyasalarındaki rekabet çerçevesinde kendi para biriminin serbestçe dalgalanmasına izin vermesi konusunda ikna etme girişimidir.”
Yuan bu yıl hem euro hem de dolar karşısında bir miktar değer kazandı. Ancak Avrupa’nın Çin ile olan ticaret açığı iki katından fazla artmasına rağmen, euro/yuan kuru on yıl öncesine göre daha yüksek bir seviyede bulunuyor. Bazı ekonomistler, pandemiden sonra üretici fiyat enflasyonunda yaşanan farklılıklar nedeniyle euronun reel anlamda salgın öncesine göre yüzde 40’a yakın değer kazandığını tahmin ediyor.
Deutsche Bank stratejisti Shreyas Gopal tarafından hazırlanan bir analiz, Avrupa’nın bir “Çin Şoku 2.0” süreciyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Çeşitli değerleme modellerini kullanan Gopal, yuanın bu yıl euro karşısında yüzde 5 değer kazanmasına rağmen halen yüzde 15 oranında düşük değerli olduğunu belirtiyor. Bu seviyenin en son 2005-2008 dönemindeki uç noktalarda görüldüğünü ve bu durumun yükünü en çok Almanya’nın çektiğini ekliyor.
Gopal, “Modellerimizin neredeyse tamamı, yuanın euro karşısındaki düşük değerinin, varsayımsal bir Alman markı karşısında çok daha belirgin olduğunu gösteriyor” değerlendirmesini yapıyor.
Küresel piyasaların odağı Wall Street, Silicon Valley ve Washington’daki gelişmelere odaklanmış olsa da Çin’in ihracata dayalı devlet destekli ekonomik modeli, yüzyılın en güçlü küresel ekonomik güçlerinden biri olmaya devam ediyor.
Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü ekonomisti Arvind Subramanian, sıkı düzenlemeler ve döviz kontrolleriyle desteklenen bu modelin, orta ölçekli güçlerin ekonomik beklentilerini aşındıran üçüncü bir Çin şokuna yol açtığını savunuyor.
Subramanian, Project Syndicate için kaleme aldığı makalede, “Küresel lider olan ABD’yi kendi gücünü sorgular hale getirmek ve aynı zamanda Avrupa’nın en büyük gücü Almanya’yı ekonomik olarak sarsmak, tarihte benzeri az görülen bir gelişmedir. Çin’in bu ekonomi modeli, bu milenyumda dünyayı değiştirmek adına ABD’deki ekonomik gelişmelerden veya Fed politikalarından daha büyük bir etki yarattı” ifadelerine yer verdi.
Döviz kurları bu küresel dengeyi tek başına değiştirmek için küçük bir araç gibi görünse de çözümün önemli bir parçası olarak kabul ediliyor.
Bu noktada Avrupa, son dönemde nadir görülen bir biçimde, ABD Başkanı Donald Trump ile aynı fikirde birleşiyor.
Avrupa
Deutsche Bank’ın Frankfurt ofisinde polis araması

Almanya’nın Frankfurt kentindeki Deutsche Bank ofisinde savcılık talimatıyla polis tarafından arama gerçekleştirildi. Arama işlemi, yerel mahkemenin geçen ay düzenlediği arama kararı doğrultusunda bankanın Taunusanlage bölgesindeki şubesinde yapıldı. Frankfurt Başsavcılığı, soruşturmanın selameti gerekçesiyle operasyonun içeriğine dair detaylı bilgi paylaşmadı.
Almanya’nın Frankfurt kentindeki Deutsche Bank ofisinde polis tarafından arama gerçekleştirildi.
N-tv televizyon kanalının savcılık yetkililerine dayandırdığı haberine göre operasyon, yerel mahkemenin geçen ay çıkardığı arama kararı doğrultusunda bankanın Taunusanlage bölgesindeki şubesinde yapıldı.
Savcılık yetkilileri, soruşturmanın gidişatını korumak amacıyla şu aşamada olaya ilişkin daha fazla ayrıntı açıklanamayacağını bildirdi.
Ocak ayındaki kara para aklama aramaları
Almanya Federal Kriminal Dairesi (BKA) ekipleri, bu yılın ocak ayında da Deutsche Bank’ın Frankfurt’taki genel merkezinde ve Berlin’deki şubesinde aramalar yapmıştı.
Savcılık o dönemde yapılan aramaları, kara para aklama şüphesiyle bankanın bazı çalışanları ile kimliği henüz belirlenemeyen kişilere yönelik yürütülen bir soruşturmayla gerekçelendirmişti.
Der Spiegel gazetesinin haberine göre savcılık, bankanın geçmişte kara para aklama amacıyla kullanıldığından şüphelenilen yabancı şirketlerle ticari ilişkiler yürüttüğünü kaydetmişti.
Frankfurt Bölge Mahkemesinin kararıyla yapılan bu operasyonun, Süddeutsche Zeitung gazetesine göre 2013 ile 2018 yılları arasında gerçekleştirilen para transferlerini kapsadığı belirtilmişti.
Aramaların ardından açıklama yapan Deutsche Bank sözcüsü, bankanın savcılıkla tam bir işbirliği içinde olduğunu duyurmuştu.
Bu gelişmelerin ardından Deutsche Bank hisseleri yaklaşık yüzde 3 değer kaybetmişti.
Deutsche Bank, şüpheli kara para aklama vakalarını yetkililere geç bildirdiği gerekçesiyle son yıllarda defalarca para cezasına çarptırıldı.
Bu gecikmeler sebebiyle Almanya Federal Finansal Denetim Otoritesi (BaFin), soruşturma süreçlerini izlemek üzere 2018 yılından 2024 yılının sonuna kadar bankaya özel bir temsilci atamıştı.
Banka yakın dönemde, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın amcasının dahil olduğu iddia edilen para transferlerinde muhabir banka olarak rol oynadığı gerekçesiyle 7 milyon avro para cezası ödemek zorunda kalmıştı.
Süddeutsche Zeitung gazetesinin haberine göre banka yönetimi, Esad’ın amcasının hiçbir zaman doğrudan kendi müşterileri olmadığını savunmuştu.
CumCum soruşturmasının arka planı
Köln Savcılığına bağlı ekipler, polis ve vergi müfettişleriyle birlikte Ekim 2022’de de Deutsche Bank genel merkezine operasyon düzenlemişti.
Yetkililer, yabancı yatırımcıların bankalar aracılığıyla temettü vergisinden kaçınmasını sağlayan “CumCum” sistemi dahil olmak üzere kamu bütçesine zarar veren şüpheli işlemlerle ilgili delil aramıştı.
Banka temsilcileri o dönemde de yetkililerle işbirliği yaptıklarını açıklamış ancak detay vermekten kaçınmıştı.
WDR ve Süddeutsche Zeitung gazetelerinin kendi araştırmalarına dayandırdığı mart ayı haberlerine göre adli makamlar, Almanya’nın bu en büyük bankasının 2009 ile 2015 yılları arasında CumCum işlemleri vasıtasıyla devlet kasasından haksız yere yaklaşık 600 milyon avro elde edip etmediğini incelemeyi sürdürüyor.
Avrupa
Ukraynalı askerlik yükümlülerine AB korumasında yeni şart

Avrupa Birliği üyesi ülkeler, savaştan kaçan Ukraynalılar için uygulanan geçici koruma statüsünün süresini 4 Mart 2028 tarihine kadar uzatma kararı aldı. Alınan yeni kararla birlikte, Ukrayna’nın savunma ihtiyaçları gözetilerek askerlik yükümlülüğünü yerine getirmeyen yeni başvuru sahiplerine geçici koruma statüsü verilmeyecek.
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi nedeniyle ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan Ukraynalılara sağlanan geçici koruma statüsünün 4 Mart 2028 tarihine kadar uzatılması konusunda mutabakata vardı.
AB Konseyi tarafından yapılan açıklamada, söz konusu kararın AB’nin Ukrayna’ya ve halkına gerektiği sürece destek verme taahhüdünün bir parçası olduğu kaydedildi.
Koruma statüsünün bir yıl daha uzatılmasının, savaştan kaçan tüm Ukraynalılara netlik ve öngörülebilirlik sağlayacağı belirtildi.
Bununla birlikte üye ülkeler, yerinden edilmiş kişilerin korunması ihtiyacı ile Ukrayna’nın “Rusya’ya karşı kendisini savunma ihtiyacı” arasındaki dengeyi gözeterek yeni bir düzenlemeye gitti.
Buna göre geçici koruma statüsü, yalnızca Ukrayna’daki askeri yükümlülüklerine uyan kişilere verilecek.
“Ukrayna’nın meşru ihtiyaçlarına saygı duyuyoruz”
Karara ilişkin değerlendirmelerde bulunan İrlanda Adalet, İçişleri ve Göç Bakanı Jim O’Callaghan, “Ukrayna’ya yönelik desteklerinin sarsılmaz” olduğunu vurguladı. O’Callaghan, şu ifadeleri kullandı:
“Savaştan kaçan kişilere sunduğumuz koruma statüsünü bir yıl daha uzatarak Mart 2028’e kadar geçerli kılma kararı aldık. Bu adım, AB içinde güvenli bir sığınak bulan kişilere istikrar sağlayacaktır. Verdiğimiz mesaj net: Ukrayna’nın yanında durmaya devam ediyoruz. Bu desteğin bir parçası olarak, Ukrayna’nın kendisini savunabilmesini de güvence altına almak istiyoruz. Bu nedenle geçici koruma mekanizmamız, Ukrayna’nın meşru savunma ihtiyaçlarına saygı duymaktadır.”
Ukrayna’nın değişen savunma ihtiyaçlarının dikkate alındığı vurgulanan açıklamada, gelecekte geçici koruma hakkının yalnızca Ukrayna’daki askeri yükümlülüklerini yerine getiren kişilere tanınacağı belirtildi.
Bu sınırlamanın yalnızca geçici koruma için yeni başvuruda bulunacak kişileri kapsayacağı, AB ülkelerinde halihazırda bu statüden yararlanan Ukraynalıları etkilemeyeceği bildirildi.
Askerlik yükümlülüğü nasıl belgelenecek?
Uygulamada, Ukrayna’dan gelen ve geçici koruma talep eden kişilerin askeri yükümlülüklerini yerine getirdiklerini kanıtlamaları gerekecek.
Bu kanıt, Ukrayna makamları tarafından pasaporta vurulan ve ülkeden yasal yollarla çıkış yapıldığını, dolayısıyla askeri yükümlülüklerin yerine getirildiğini gösteren çıkış damgasıyla sağlanabilecek.
Başvuru sahipleri ayrıca, askeri yükümlülüklerden muaf tutulduklarını veya bu yükümlülüklere uyduklarını gösteren basılı ya da elektronik bir belgeyi de yetkililere sunabilecek.
Mart 2022’den bu yana uygulanan ve son olarak 4 Mart 2027 tarihine kadar uzatılan geçici koruma mekanizmasından, AB genelinde 4 milyondan fazla Ukraynalı sığınmacı yararlanıyor.
31 Mayıs 2026 itibarıyla AB genelinde geçici koruma kapsamında bulunan Ukraynalıların sayısı 4,38 milyon olarak kayıtlara geçti.
Geçici koruma statüsü, ülkelerine dönemeyen ve AB’ye toplu halde gelen yerinden edilmiş kişilere acil ve kolektif koruma sağlıyor.
Bu statüden yararlanan kişiler, AB genelinde oturum izni, iş gücü piyasasına ve konut imkanlarına erişim, tıbbi yardım, sosyal refah yardımları ve çocukların eğitime erişimi gibi haklardan eşit şekilde faydalanabiliyor.
AB Konseyi, geçici koruma statüsünün uzatılmasına ilişkin kararı önümüzdeki haftalarda resmi olarak kabul edecek. Karar, AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasının ertesi günü yürürlüğe girecek.
AB’nin olağanüstü durumlarda devreye soktuğu bir acil durum mekanizması olan geçici koruma yönergesi ilk olarak 2001 yılında, Batı Balkanlar’daki silahlı çatışmalar nedeniyle yaşanan büyük göç dalgasının ardından kabul edilmiş, ancak ilk kez Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi üzerine etkinleştirilmişti.
AB Konseyi, Ukrayna’daki koşulların geçici koruma statüsünün kademeli olarak sonlandırılmasına uygun hale geleceği dönem için hazırlık amacıyla Eylül 2025’te koordineli bir geçiş yaklaşımı üzerinde anlaşmıştı.
Bu yaklaşım, uygun koşulları taşıyan kişilerin istihdam, eğitim veya aile birleşimi gibi gerekçelerle daha uzun vadeli yasal oturum statülerine geçmesini öngörüyor.
Plan ayrıca, koşulların elverdiği durumlarda Ukrayna’ya sürdürülebilir bir geri dönüş ve yeniden entegrasyonun sağlanmasına yönelik tedbirleri içeriyor.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya1 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Diplomasi1 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti











