Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman gözetleme uçağı Rusya’ya karşı İngiltere’ye konuşlanacak

Yayınlanma

Alman Silahlı Kuvvetleri, yeni P-8A Poseidon deniz devriye uçağının ilkini teslim aldı ve uçak, Kuzey Atlantik yakınlarındaki Lossiemouth’daki İngiliz hava üssünde konuşlandırılacak.

Uçak öncelikle denizaltı avında kullanılacak; Baltık Denizini ve özellikle de Rus denizaltılarını takip edeceği Kuzey Atlantik’i izlemek için görevlendirilecek.

Kuzey Atlantik’teki operasyonlar, Rusya Kuzey Filosunun tüm birimlerinin Kola Yarımadasındaki üslerinden Atlantik’e ulaşmak için bu bölgeyi geçmesi gerektiğinden özellikle önemli kabul ediliyor. Burada, Kuzey Amerika’dan Avrupa’ya giden ikmal yollarını saldırıya uğratabilirler.

Almanya, bu uçaklarla, başlangıçta planlanan Alman-Fransız MAWS deniz devriye uçağının yerini alan bir ABD ürününü satın alıyor ve bu, bağımsız bir Avrupa savunma sanayisinin oluşturulması için bir gerileme anlamına geliyor. 

Öte yandan, Kuzey Atlantik’te konuşlandırılacak denizaltılar ve savaş gemileri, Avrupa’nın sıkı işbirliği içinde, İngiltere, Norveç ve Almanya’dan çeşitli savunma şirketleri tarafından üretiliyor.

Almanya hükümeti, Haziran 2021’de P-8A Poseidon deniz devriye uçağını satın alma kararıyla, Almanya-Fransa ortak projesi olan Maritime Airborne Warfare System (MAWS) deniz devriye uçağına sırtını dönmüştü.

Bu, Berlin ve Paris’in 2017 yılında, kısmen AB ülkelerine ABD’den bağımsız kendi yüksek teknolojili silah sistemlerini sağlamak amacıyla geliştirmeye veya üretmeye karar verdikleri altı adet, ağırlıklı olarak teknolojik açıdan iddialı projeden biriydi.

Diğer beşi, şu anda başarısızlık eşiğinde olan altıncı nesil savaş uçağı (Future Combat Air System, FCAS), en son nesil bir savaş tankı (Main Ground Combat System, MGCS), geliştirilmesi zaten önemli ölçüde gecikmiş olan ve gözlemcilere göre, ciddi gecikmesi nedeniyle muhtemelen altı yıl sonra hizmete girdiği zaman tamamen eskimiş olacak olan Eurodrone idi.

Federal Almanya Cumhuriyeti, 2023 baharında, Eurocopter Tiger savaş helikopterinin ortaklaşa planlanan modernizasyonundan çekildi. Ortak bir topçu sisteminin geliştirilmesi planı 2023’te duyurulmuştu ama yıllardır bu konuda hiçbir haber alınamıyor.

Fransız-Alman deniz devriye uçağı yerine Boeing 737 temelinde geliştirilen ABD P-8A Poseidon’un satın alınması kararı, diğer nedenlerin yanı sıra, Fransız-Alman deniz devriye uçağının geliştirilmesinin çok uzun sürdüğü ve sonsuza kadar beklemek mümkün olmadığı gerekçesiyle haklı gösterildi. 

Berlin, Avrupa’nın silahlı kuvvetlerini bağımsız silah sistemleriyle donatma hedefine aykırı olan diğer ABD askeri teçhizatının satın alınmasını da benzer argümanlarla gerekçelendirdi.

Yaşlanan Tornado jetlerini “nükleer paylaşım” için 35 adet ABD F-35 jetiyle değiştirme kararı, F-35’in zaten ABD nükleer silahları için sertifikalandırılmış olması gerekçesiyle haklı gösterildi; Eurofighter bu amaçla kullanılacak olsaydı, önce sertifikalandırma sürecinden geçmesi gerekecekti, bu da çok zaman alacaktı ve ayrıca “endüstriyel sırları ABD’ye gümüş tepside sunmak” anlamına gelecekti.

Kapsamlı bir hava savunma kalkanı (Avrupa Hava Kalkanı Girişimi, ESSI) geliştirmek için Berlin, Fransız-İtalyan SAMP/T yerine ABD’nin Patriot sistemini seçmişti: Patriot sisteminin savaşta zaten test edildiği söyleniyordu.

P-8A Poseidon’un satın alınmasında başka faktörler de devreye girdi. Alman Silahlı Kuvvetlerinin deniz keşif uçağının en önemli operasyon alanlarından biri, Rus denizaltılarının Kuzey Amerika’dan Avrupa’ya giden ikmal yollarını kesmek için Kola Yarımadasındaki ana üslerinden Atlantik’e giderken geçmek zorunda oldukları deniz alanı olan Kuzey Atlantik.

Fakat Alman Donanması bu bölgede tek başına değil, komşu ülkeler Norveç ve Büyük Britanya ile yakın işbirliği içinde faaliyet gösterecek. Kuzey Atlantik’e sınırları olan Kanada gibi, bu ülkeler de P-8A Poseidon’a güveniyor.

Uçağın ortak satın alınması, ortak operasyonları kolaylaştırıyor. Ocak 2024’ten bu yana, Kuzey Atlantik’teki beş P-8A kullanıcısı –ABD, Kanada, İngiltere, Norveç ve Almanya– Deniz Devriye Uçağının Ortak Kullanımı ve Girişimlerin Ortak Tartışılması (JEDI) başlığı altında düzenli sempozyumlar düzenlemekte ve bu sempozyumlarda deniz devriye uçağının ortak kullanımı tartışılıyor ve daha da geliştiriliyor.

Ocak 2025’te bu sempozyum ilk kez İskoçya’nın Inverness kentinin kuzeydoğusundaki Lossiemouth’daki İngiliz hava üssünde gerçekleştirildi. 

Lossiemouth’u düzenli olarak kullanan ABD silahlı kuvvetleri, burada özel bir deniz destek tesisi bulunduruyor.

Ayrıca, Ekim 2024’te imzalanan Almanya-İngiltere askeri ve silahlanma işbirliği anlaşması olan Trinity House Anlaşmasına göre, Alman P-8A Poseidon uçakları, NATO ülkeleri tarafından Kuzey Atlantik’in sürekli gözetimi için Lossiemouth’ta “düzenli” olarak konuşlandırılacak. 

Almanya-İngiltere işbirliği, iki ülkenin P-8A Poseidon uçaklarının konuşlandırılması ve olası ortak görevlerinin ötesine geçiyor. Alman deniz keşif uçakları, gerektiğinde Rus denizaltılarını vurmak için ABD MK 54 torpidolarıyla donatılacak.

Ayrıca, İngiliz savunma şirketi BAE Systems tarafından üretilen İngiliz Sting Ray torpidolarının da bu uçaklar için satın alınması planlanıyor. Diğerlerinin yanı sıra, Alman Rheinmetall Grubu da BAE Systems ile giderek daha yakın bir işbirliği içinde çalışıyor.

Alman-İngiliz silah işbirliğinin planlanan genişlemesi, insansız hava araçlarının, “savaş bulutu” yeteneklerinin ve son olarak, Moskova’ya etkili bir şekilde ulaşabilecek 2.000 kilometreden fazla menzile sahip seyir füzelerinin ortak geliştirilmesini de içeriyor.

Alman-İngiliz silah işbirliği, Alman-Norveç ve İngiliz-Norveç işbirliğini de içeren bir üçgenin kenarlarından biri. Kiel ve Wismar’daki ThyssenKrupp Marine Systems (TKMS), her iki ülkenin silahlı kuvvetlerinin ortak çıkarları doğrultusunda geliştirilen ve Berlin ve Oslo tarafından satın alınan Type 212CD (Ortak Tasarım) denizaltıları inşa ediyor.

Bu, sadece maliyet tasarrufu sağlamakla kalmayıp, ortak operasyonları da kolaylaştırmayı amaçlıyor. Proje, gemi savar füzelerinin üretimi, teknelerin bakımı ve askerlerin eğitimi gibi daha geniş bir işbirliğinin parçası.

Norveç ise Birleşik Krallık’tan fırkateyn sipariş etti. Ağustos sonunda, Oslo’nun Glasgow’daki BAE Systems tersanelerinde üretilecek beş adet İngiliz Tip 26 fırkateyni satın alacağı duyuruldu. Satın alma bedeli yaklaşık 10 milyar sterlin tutarındadır.

Almanya, Fransa ve ABD’deki tersaneler de sözleşmeye ilgi göstermişti. Gözlemcilere göre, sözleşmenin Almanya yerine İngiltere’ye verilmesi, öncelikle Norveç’in tek bir ülkeye bağımlı hale gelmek istememesinden kaynaklanıyor. Öte yandan, ABD aleyhine alınan karar, Avrupa içi silah işbirliği lehine bir karar olarak görülüyor.

Avrupa

AB, Putin ile kimin görüşeceğine karar veremiyor

Yayınlanma

ABD, Ukrayna ile Rusya arasındaki görüşmelere arabuluculuk etmeye devam ederken, AB içerisinde masaya kimin oturacağı tartışması sürüyor.

Önümüzdeki hafta Abu Dabi’de ABD’nin arabuluculuğunda gerçekleştirilecek Rusya ile Ukrayna arasındaki görüşmeler, Avrupa’nın katılımı olmadan yapılacak.

Bir ilerleme kaydedileceğine dair beklent şu anda yok ama bu durum, AB’de temsil konusundaki çekişmelerini engellemedi.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, dün (5 Kasım) AB’nin “farklı yönlere doğru ilerleyen bir Avrupa izlenimi verdiğini” belirterek yeni bir tartışma konusu ekledi.

Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya yazdığı mektupta, AB’nin 27 liderinin yıl sonuna kadar bir temsilci arkasında birleşmesi gerektiğini savundu.

Rapporteur’e göre E2, E3, E5 veya CoW (İstekli Ülkeler Koalisyonu) gibi diplomatik formatların oluşturduğu bir “alfabe çorbası”, Ukrayna’nın geleceğine dair görüşmelerde ön plana çıkmak için birbiriyle yarışıyor.

Gelecek yıl seçmenlerin karşısına çıkacak olan Meloni, savaşı sona erdirmek ve kıtanın gelecekteki güvenlik mimarisini belirlemek konusunda Avrupa’nın çıkarlarını temsil etme çabalarında, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 formatının sergilediği iddialı tavra uzun süredir tepki gösteriyor.

Geçen ay İtalyan lider şöyle konuşmuştu:

“Eğer Fransa, Almanya ve Büyük Britanya, o meşhur E3 formatı kapsamında, hepimizin birlikte başarabileceğimizden daha fazlasını tek başlarına başarabileceklerini düşünüyorlarsa, o zaman en azından bunu herkesin adına, tüm tarafların resmi yetkisiyle yapmalılar.”

Bir AB diplomatı, “E3’ten bahsettiğimizde, jeopolitik nüfuzdan, askeri ve mali güçten söz ediyoruz. Bu, İtalya’nın dışlanması anlamına gelmez ama Roma açıkça masada bir koltuğu olması gerektiğini düşünüyor,” dedi.

Meloni, bir başka güçlü askeri güç olan ve Ukrayna ile sınırı paylaşan tek diğer büyük AB ülkesi olan Polonya’nın desteğine sahip. 

Fakat mevkidaşı Donald Tusk, üst düzey görüşmelerde yer almak istediği konusunda daha az açık sözlü davrandı.

Tusk perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bildiğiniz gibi, birçok farklı formatımız var. AB olarak, İstekli Koalisyon olarak net bir tutumumuz var. Bu süreçlere tam olarak dahilim,” dedi.

Gelgelelim Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski daha da açık sözlü konuştu. “En son istediğimiz şey, Batı Avrupa’nın Doğu Avrupalıları devre dışı bırakarak Rusya ile muhatap olması,” diyen Sikorski, 1930’lara ve ardından 1945’teki Yalta Konferansına atıfta bulundu:

“Doğu Avrupa ve İskandinavya’yı bu görüşmelerin dışında bırakamazsınız. Yaklaşık 120 milyon insanız. Finlandiya Rusya’ya, Norveç Rusya’ya, Baltık ülkeleri Rusya’ya ve Polonya hem Rusya’ya hem de Ukrayna’ya sınır komşusu.”

Berlin ise Almanya, Fransa ve İngiltere’nin Ukrayna’ya verilecek gelecekteki güvenlik garantilerini üstlenecek en güçlü üç askeri güç olduğu göz önüne alındığında, E3 formatının en doğal temsil grubu olduğunu savunuyor.

İtalya gibi Polonya da Varşova ve Roma’nın katılımına olanak tanıyacak E5 formatını destekliyor.

Fakat Sikorski, Putin ile görüşebilecek liderlerden oluşan başka bir kombinasyonu da gündeme getirdi: António Costa, AB dış politika şefi Kaja Kallas ve Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham.

Sikorski, Costa-Kallas ikilisinin AB antlaşmaları uyarınca bloğu temsil etme konusunda yasal yetkiye sahip olduğunu savundu.

AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas, perşembe günü Lizbon’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Başbakan Meloni ile aynı fikirdeyim; farklı seslerle konuşmamalıyız. Rusya’nın istediği bu konuların Avrupa’nın da kararını gerektirdiğini söylemek için birleşik kalmalıyız,” dedi.

AB’nin tutumundaki bölünmeleri vurgulayan tek kişi Meloni değil. Geçen hafta, Danimarka Başbakanı ve Avrupa Konseyi’nde Meloni’nin yakın müttefiki olan Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç liderlerinin Putin’e yaptığı çağrıyı sorguladı ve onların gerçekte neyi başarmayı umduklarını sordu.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, bu görüşmeyi Kiev ile tam bir koordinasyon içinde gerçekleştirilen yararlı bir adım olarak savundu.

Bir AB yetkilisine göre, ikili, Ukrayna özel temsilcisi atanması konusunu görüşmekten “büyük memnuniyet duyacak.”

Fakat bu yetkili, söz konusu çağrının Stubb ve Støre’yi bu pozisyona getirmek için “bir girişim” olmadığını vurguladı.

Her halükarda, Avrupalılar Ukrayna’ya finansman sağlamak için yeni yollar bulmaya çalışırken, savaşın bu kış sona erme ihtimali pek yok.

Donald Tusk, “Barış görüşmeleri konusunda gerçekçi olmalıyız ve Rusya’nın gerçek niyetleri konusunda çok dikkatli olmalıyız. Kış aylarında Putin’in bir anlaşmaya varmak için daha az motivasyonu olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’den vatandaşlara krizin ilk 72 saati için acil durum hazırlığı çağrısı

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, olası krizlerde devlet yardımı ulaşana kadar vatandaşların ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için acil durum çantası ve temel gıda stoku hazırlamalarını önerdi. Birlik içinde güvenlik hazırlıkları hız kazanırken Moskova yönetimi bu adımların askeri tırmanışı tetikleyeceği uyarısında bulundu.

Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının, acil durumlarda kamu hizmetleri yardım organize edene kadar ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılamaya hazır olmaları gerektiği bildirildi.

Avrupa Komisyonunun eşitlik, kriz yönetimi ve hazırlıktan sorumlu üyesi Hadja Lahbib, tavsiye niteliğindeki ve bağlayıcılığı bulunmayan yeni rehberi Avrupa Sivil Koruma Forumu kapsamında sundu.

Lahbib, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bir felaket meydana geldiğinde ilk saatler hayati önem taşıyabilir. Her Avrupalı ne yapacağını, ailesini nasıl koruyacağını ve başkalarına nasıl yardım edeceğini bilmelidir. Hazırlık evlerimizde, okullarımızda ve topluluklarımızda başlar” ifadelerini kullandı.

Brüksel yönetimi yeni tedbirlerin gerekçesini, Avrupa’nın giderek daha sık ve karmaşık krizlerle karşılaşmasıyla açıkladı.

Avrupa Komisyonu, tavsiyeler kapsamında vatandaşların temel ihtiyaç maddeleri stoklamasını ve önceden hazırlanmış acil durum çantaları bulundurmasını önerdi.

Bu önlemlerin, kamu yardımı harekete geçene kadar vatandaşların krizin ilk üç gününde temel gereksinimlerini tek başlarına karşılamalarını sağlamayı amaçladığı belirtildi.

Tavsiyeler çocukların acil durumlara hazırlanması, güvenlik önlemlerinin engelli bireyler için erişilebilir kılınması ve halkın tehditler konusunda daha iyi bilgilendirilmesi olmak üzere üç başlığı daha kapsıyor.

Avrupa Komisyonu ayrıca, AB Sivil Koruma Mekanizmasının 2001’deki kuruluş yıl dönümüne atıfla, 2027 yılından itibaren her yıl 23 Ekim tarihinin “AB Hazırlık Günü” ilan edilmesini önerdi.

Politico’nun Avrupalı diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, AB ülkeleri can kayıplarına yol açabilecek kapsamlı bir hibrit saldırı senaryosuna hazırlanıyor.

Haberde, birliğin güvenlik konularında üstleneceği rol ve NATO’nun işlevlerini mükerrer kılıp kılmadığı konusunda AB içinde görüş ayrılıklarının çıktığı aktarıldı.

Aynı habere göre, 27 AB ülkesinin büyükelçileri acil müdahale ekiplerinin konuşlandırılması ve etkilenen ülkeye AB fonlarından kaynak ayrılması başlıklarına odaklanan basına kapalı toplantılar gerçekleştirdi.

Ukrayna’daki çatışmaların 2022’de başlamasının ardından AB ve NATO, Rusya ile olası bir askeri çatışmaya yönelik hazırlıklarını artırdı.

Avrupa Komisyonunun Mart 2025’te sunduğu “Avrupa Savunması Beyaz Kitabı – Hazırlık 2030” belgesinde Rusya, Avrupa güvenliğine yönelik temel tehditlerden biri olarak tanımlandı.

Belge savunma üretiminin artırılmasını, hava ve füze savunmasının, insansız sistemlerin ve askeri hareketliliğin geliştirilmesini öngörüyor.

Estonya, Letonya ve Litvanya ise yüz binlerce sivilin tahliyesini de içeren olası bir Rusya saldırısına karşı eylem planları hazırlamaya başladı.

Bu üç ülke Mayıs 2025’te sivil savunma alanında işbirliği yapma kararı aldı.

Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Christian Freuding de Berlin’in 2029 yılına kadar veya daha erken bir tarihte bir Rus saldırısına hazırlanması gerektiğini dile getirdi.

Diğer taraftan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, eylül ayında yaptığı açıklamada Moskova’nın Avrupa ile savaşa hazırlanmadığını vurgulamıştı.

Putin, Moskova’nın bu tür planları olmadığını, Avrupa ile durumu tırmandırmak için hiçbir gerekçe ve gerçek bir neden bulunmadığını belirtti.

Avrupa ülkelerinin Rusya tehdidine ve savaşa hazırlanma gereğine dair söylemlerini “provokasyon” ve “durumun kasıtlı olarak kışkırtılması” şeklinde nitelendiren Putin, Avrupa’nın bu tutumuna tepki gösterdi.

Kremlin de AB’nin ekonomilerini silahlandırmak için devasa bütçeler harcayarak “askeri-siyasi-ekonomik bir bloğa dönüştüğünü” kaydetti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, AB ülkelerinin Rusya ile savaş riski açıklamalarının Avrupa’nın silahlanmasına yol açtığını ve bunun nihayetinde “kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete” dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Lavrov daha önce yaptığı açıklamada ise “Eğer Avrupa Rusya Federasyonu’na saldırırsa, bu tamamen farklı bir savaş olur ve çok kısa sürer” değerlendirmesini yapmıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya: ABD’nin bizi Rus gazına zorlaması “gerçeklikten kopuk”

Yayınlanma

Polonya enerji bakanı, ABD’nin Avrupa’yı daha fazla Rus gazı satın almaya zorlama girişiminin Kremlin’i güçlendireceği uyarısında bulundu.

Miłosz Motyka, “Eğer birisi Rus gazı satın alarak zaman kazanabileceğini düşünerek kendini kandırıyorsa, bu çok pahalı ve dar görüşlü bir oyun olur,” dedi.

Avrupa’da gaz fiyatlarının Ekim ayında son üç yılın en yüksek seviyesine ulaşmasıyla birlikte, kimi politikacılar Rus gazına geri dönülmesi gerektiğini savunuyor.

Örneğin Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, seçilirse Moskova’dan gaz alacağını söyledi.

Motyka’nın açıklamaları, Wall Street Journal’ın haberine göre, ABD’li temsilcilerin Ukrayna’da kısmi bir ateşkes sağlanması amacıyla bir Amerikan aracı vasıtasıyla Avrupa’ya Rus gazı satılmasını araştırdıkları ortaya çıktıktan sonra geldi.

Polonyalı bakan perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu, önce Avrupa’yı, ardından NATO’yu vuracak ve tüm bunlar Avro-Atlantik ilişkilerini sarsacak bir öneri,” dedi.

Polonya’nın Świnoujście limanında bir adet yüzer LNG terminali bulunuyor ve Gdańsk yakınlarında bir tane daha inşa ediliyor.

Her ikisi de ağırlıklı olarak ABD’den gelen süper soğutulmuş gaz ithal ediyor.

Böyle bir girişimin hem Kremlin’in gelirlerini artıracağını hem de savaşı sona erdiremeyeceğini savunan Motyka, “Avrupa’nın Rus gazına geri dönmesi halinde savaşın durdurulabileceği” iddiasının Moskova’dan gelen bir “serap” olduğunu söyledi.

2026 yılının ilk üç çeyreğinde Avrupa, 16 milyar metreküp (bcm) Rus LNG’si ithal etti. Bu ithalatın 1 Ocak 2027’den itibaren yasa ile yasaklanması öngörülüyor.

Aynı dönemde ABD’den yapılan LNG ithalatı ise 63 bcm’ye ulaştı.

Varşova’daki üst düzey yetkililere göre, Polonya yeni LNG terminallerinin yanı sıra Norveç’e boru hattıyla bağlı olduğundan, topraklarından geçen ve şu anda kapalı olan Rus Yamal boru hattı gereksiz hale geld,.

Motyka, “Enerji şantajına maruz kalmamak için çeşitli kaynaklardan ithalat yapmak istiyoruz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English