Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman patronlar Merz’in planını yetersiz buldu

Yayınlanma

Alman şirket yöneticileri, Şansölye Friedrich Merz’in 10 milyar avroluk vergi indirimlerinin, ülkenin durgun ekonomisini canlandırmak için yeterli olmayabileceği endişesini dile getirdiler.

Merz’in koalisyon hükümeti geçen perşembe günü, ekonomiyi canlandırmak ve seçmenler arasında artan hoşnutsuzlukla mücadele etmek amacıyla, orta sınıfa yönelik vergi indirimleri, işgücü piyasası reformları, daha sıkı hastalık izni kuralları ve bürokrasiyi azaltmaya yönelik girişimler içeren bir dizi önlemi açıkladı.

Financial Times’a (FT) göre yöneticiler bu adımları olumlu karşıladılar fakat bu önlemlerin, iş dünyası liderlerinin ülkenin “kayıp on yıl” riskiyle karşı karşıya olduğu yönündeki endişelerini gidermek için yeterli olmadığı konusunda uyarıda bulundular.

Piyasa değeri açısından Almanya’nın en büyük şirketi olan Siemens’in CEO’su Roland Busch, reform paketinin “büyüme ve rekabet gücünü yeniden kazanma yolunda önemli bir adım” olduğunu fakat “daha fazla önlemin alınması gerekeceğini” belirtti.

Busch, yasal sosyal güvenlik primleri ve diğer sosyal yardımlar gibi ücret dışı işgücü maliyetlerini “Almanya için önemli bir rekabet dezavantajı” olarak nitelendirdi.

Ayrıca, esnekliği artırmak amacıyla bazı şirketlerin günlük sınırlardan haftalık sınırlara geçmek istediği ülkenin azami çalışma süresi kuralları konusunda da endişelerini dile getirdi.

10 milyar avroluk vergi indirimi, 2025 yılında Almanya’nın GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 0,21’ine denk geliyor.

Bu rakam, Merz’in koalisyonundaki partilerin Nisan ayında tartıştığı 27 milyar avroya varan vergi indirimlerinin yarısından az.

Alman yazılım grubu TeamViewer’ın CEO’su Oliver Steil, “Bu önlemlerin bir etki yaratacak kadar büyük olup olmadığından emin değilim. Fakat olumlu bir sinyal veriyorlar,” dedi.

Almanya’nın en büyük şirketlerinden bazılarının yöneticileri, özel görüşmelerinde daha az diplomatik davrandılar.

Bir yönetici, ülkedeki işletmelerin “değişim talep ettiklerini ya da tepkilerini yükselttiklerini” belirtti.

Diğerleri ise şirketlerin yurt içindeki planlı yatırımlarını iptal ettiklerini, iç pazardan uzaklaşarak çeşitlilik sağlamak amacıyla ABD’de şirket satın aldıklarını ya da genel merkezlerini yurt dışına taşımayı düşündüklerini söyledi.

Yerli ilaç üreticisi Boehringer Ingelheim, geçen ay sağlık reformlarını ve bütçe kesintilerini gerekçe göstererek, 2030 yılına kadar Almanya’da planladığı 900 milyon avroluk altyapı ve laboratuvar yatırımlarını iptal etti.

Avrupa’nın en büyük çevrimiçi moda perakendecisi Zalando ise ocak ayında, lojistik ağını rasyonelleştirme ve maliyetleri düşürme çabalarının bir parçası olarak, Erfurt’taki lojistik merkezini kapatma planlarını duyurdu. Bu karar yaklaşık 2.700 çalışanı etkileyecek.

Merz, paketi açıkladığında bunu “Almanya için iyi bir gün” olarak nitelendirirken, “her şeyi çözecek tek bir ‘Büyük Patlama’ çözümü olmadığını” da kabul etti.

Merz’in Hıristiyan Demokratları ile Sosyal Demokratlardan oluşan iktidar koalisyonu, düşen destek oranları, zayıf iş dünyası güveni ve sağcı Almanya için Alternatif’e (AfD) verilen desteğin artması karşısında baskı altında bulunuyor.

Geçen ay koalisyon, çalışanların maaşlarının bir kısmını sermaye piyasalarına yatıracak İsveç tarzı bir kamu emeklilik fonunu da onayladı.

Almanya’nın en büyük ikinci bankası Commerzbank’ın CEO’su Bettina Orlopp, “Benim için bu, paketteki en önemli reform,” dedi ve özel konut inşaatını teşvik etmek amacıyla alınan ipotek kredisi önlemlerini de övdü.

Orlopp, “Almanya’da büyümeyi daha da artırmak için hâlâ yapılacak çok şey var ama bu iki nokta gerçekten olumlu,” dedi.

Reform paketi, 2020’nin başlarında pandeminin başlamasından bu yana fiilen büyümeyi durdurmuş olan ekonomiyi canlandırmak için Merz’in en son çabası.

Enflasyona göre düzeltildiğinde, GSYİH, ekonomistlerin eşi benzeri görülmemiş bir durgunluk dönemi olarak nitelendirdiği bu dönemde 2019 seviyesinde seyrediyor.

Berlin’in milyarlarca avroluk, borçla finanse edilen yatırım hamlesine rağmen, İran savaşının başlamasından bu yana enerji fiyatlarındaki keskin artışın Avrupa’nın en büyük ekonomisini vurması nedeniyle, 2026 yılının büyümedeki yükselişin başlangıcı olacağına dair umutlar suya düştü.

Alman ekonomisinin geleneksel güçlü olduğu imalat sektöründe durum daha da kötü. Bundesbank verilerine göre, sanayi üretimi 2017’nin sonlarında zirveye ulaşmıştı ve şu anda on yıl öncesine göre yüzde 9 daha düşük seviyede bulunuyor.

Son zamanlarda ortaya çıkan haberler, Alman yönetim kurullarındaki karamsar havayı daha da artırdı.

Geçen ay ortaya çıkan Volkswagen’in 100.000 kişiye kadar işten çıkarma planı, küresel şirket tarihindeki en büyük işten çıkarma programlarından biri olacakken, uzun süredir beklenen Alman-Fransız tank üreticisi KNDS’nin halka arzı, sektöre yönelik yatırımcı hevesinin azalması nedeniyle geçen hafta ertelendi.

Büyük çaplı işten çıkarmalar ve sektördeki gerilemeler, Berlin’in harekete geçmesi yönündeki baskıyı artırıyor.

Birçok yönetici, ekonomiyi canlandırmaya yönelik önceki adımların sonuçsuz kalması veya uygulamaya geçirilmesinin yavaş olması nedeniyle Merz’in reformlarının hızla hayata geçirilmesinin hayati önem taşıdığını belirtti.

Heidelberg Materials CEO’su Dominik von Achten, konut inşaatını teşvik etme ve bürokrasiyi azaltma adımlarını överek, “Gerçekten bir şeyler değiştirmemiz gerekiyor ve bunu, insanlar farkı hissedecekleri noktaya kadar hayata geçirmeliyiz. Hız ve uygulama kilit öneme sahip olacak,” dedi.

Almanya’nın en büyük inşaat malzemeleri şirketinin patronu olan von Achten, geçen hafta açıklanan önlemlerden önce, demiryolu, otoyol ve köprü projelerinin tamamlanmasının çok uzun sürdüğünü belirtti ve “Bütçede para var, ancak altyapı iyileştirmeleri henüz hayata geçirilemedi,” dedi.

Almanya’nın başlıca sanayi lobi örgütü BDI’nın başkanı Tanja Gönner, geçen hafta gelir vergisi reformunun kurumsal yatırımları canlandıramayacağını ve bu önlemlerin “büyümeye güçlü bir ivme kazandırmadığını” belirtti.

Alman şirketleri, ABD’li varlık yönetimi şirketi BlackRock’un Almanya biriminin eski başkanının iş dünyasına daha dostane bir yaklaşım sergileyeceği algısı nedeniyle, Merz’in Mayıs 2025’te liderliği devralmasından bu yana Berlin’deki lobi faaliyetlerini yoğunlaştırdı.

Siemens, Deutsche Bank ve Volkswagen dahil 60’tan fazla Alman şirketi, Temmuz 2025’te “Made for Germany” girişimine katıldı ve ülkeye daha fazla yatırım çekmek için toplu olarak yüz milyarlarca avro yatırım yapma sözü verdi.

136 üyeye ulaşan girişimin bir sözcüsü, grubun bu yılın ilerleyen dönemlerinde, 2028 yılına kadar taahhüt edilen 800 milyar avrodan fazla yatırımı da içeren ilerleme durumunu değerlendireceğini belirtti.

Bazı yöneticiler, geçen haftaki açıklamanın, büyümeyi yeniden canlandırma, kitlesel işten çıkarmaları önleme ve “aşırı sağı” püskürtme yönündeki baskının, değişimi tetikleyecek kadar güçlü olduğunu gösterdiğini söyledi.

Berlin’in kriz zamanında bürokratik engelleri aşıp harekete geçebildiğinin bir örneği olarak, Alman hükümetinin 2022’de Kuzey Denizi’nde 200 gün içinde bir sıvılaştırılmış doğalgaz terminali inşa etmesini gösterdiler.

TeamViewer’ın başkanı Steil, “Koalisyon ortakları nihayet kırmızı çizgileri aşmaya ve bir ekip olarak bir araya gelip zor kararlar almaya ve uzlaşmaya hazır görünüyor,” dedi.

Avrupa

Burnham: Moskova’nın tehditleri Kiev’e desteğimizi değiştirmeyecek

Yayınlanma

Andy Burnham, Rusya’nın İngiliz yapımı insansız hava araçlarının saldırılarının ardından misilleme tehdidinde bulunmasının ardından, Birleşik Krallık’ın “Ukrayna’yı %100 desteklemeye” devam edeceğini söyledi.

Rusya’nın Birleşik Krallık Büyükelçiliği pazartesi günü yaptığı açıklamada, Birleşik Krallık’ın Ukrayna çatışmasını kasten tırmandırdığını ve bu çatışmaya ne kadar derinlemesine dahil olursa, “ödeyeceği bedelin o kadar yüksek olacağını” belirtti.

Salı günü Wolverhampton’a yaptığı ziyaret sırasında Moskova’nın tehdidine ilişkin tepkisi sorulan Burnham, şunları söyledi:

“Bu, Birleşik Krallık’ın uzun süredir yapacağını söylediği şeyi yapmasıdır; yani Vladimir Putin’in önderlik ettiği bu yasadışı savaşa karşı Ukrayna’yı yüzde 100 desteklemektir. Ukrayna’nın kendini savunabilmesi için destek sağlıyoruz ve bu, önceki başbakanlar tarafından da bu çatışma boyunca Birleşik Krallık’ın tutumu olmuştur. Benim için de durum aynıdır. Biz sadece iyi gün dostu değiliz. Ukrayna’nın ihtiyaç duyduğu anda yanında olacağız ve bu değişmeyecek.”

İngiliz şirketleri tarafından üretilen insansız hava araçlarının kullanımı, Ukrayna’nın “derin vuruş” kampanyasının bir parçası.

Fakat Ukrayna’nın Rusya’da İngiliz yapımı teçhizat kullanması ilk kez olmuyor; ülke uzun süredir Storm Shadow füzelerini kullanıyor.

Kiev, bu yıl saldırılarını yoğunlaştırdı; uzun menzilli füzeler ve insansız hava aracı sürüleri, giderek artan bir şekilde Rusya’nın askeri sanayi tesislerini ve enerji tesislerini hedef alıyor.

Ayrıca, Rusya’nın en büyük çevrimiçi perakendecisi Wildberries’in büyük depolarını da vurdu. Bu saldırılar, milyarlarca pound değerindeki malların yanmasına neden oldu.

Rusya’nın Birleşik Krallık Büyükelçiliği yaptığı açıklamada, haberlerin “Londra’nın Ukrayna krizini kasıtlı olarak tırmandırmayı tercih ettiğini” doğruladığını belirterek, İngiltere’yi “Rusya’yı çevreleyip vekiller aracılığıyla ona azami zarar vermeye çalışmakla” suçladı.

Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı sözcüsü ise şunları söyledi:

“İngiltere, Ukrayna ile omuz omuza duruyor ve Putin’in yasadışı işgaline karşı Ukrayna’nın kendini savunması için ihtiyaç duyduğu teçhizatı sağlamaya kararlıyız. Rusya, bu hükümetin Ukrayna’da ve Birleşik Krallık ile müttefiklerimize yönelik Rus saldırganlığına karşı durma kararlılığından hiç şüphe duymamalıdır.”

Rusya’nın iç kesimlerine defalarca yapılan saldırılar, Moskova’yı hava savunma sistemlerini daha geniş bir alana yaymaya zorladı.

Rusya Savunma Bakanlığı cumartesi günü yaptığı açıklamada, 19 Rus bölgesi ile Karadeniz, Azak Denizi ve Kırım üzerinde 598 Ukrayna insansız hava aracını düşürdüğünü belirtti.

Yetkililer pazartesi günü, Ukrayna’nın Rusya’ya yönelik uzun menzilli saldırılarında gece boyunca yedi kişinin öldüğünü, Rus güçlerinin saldırıları sonucu ise Ukrayna’da beş sivilin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bölge valisinin açıklamasına göre, salı günü Rusya’nın füze saldırıları, Ukrayna’nın kuzeydoğusundaki Harkov bölgesindeki bir köyde 10 kişinin ölümüne ve sekiz kişinin yaralanmasına neden oldu.

Fire Point firmasının ürettiği Flamingo seyir füzesi ve FP-1 uzun menzilli sabit kanatlı insansız hava aracı dahil olmak üzere, büyük ölçüde yerli teknolojilerin hızlı gelişimi, Ukrayna’nın sınırından 1.500 mil (2.400 km) uzaklıktaki depoları, petrol rafinerilerini, limanları ve askeri tesisleri bombalamasına olanak sağladı.

Ukrayna, Moskova’nın sıkça kullandığı yüksek hızlı balistik füzelere sahip olmasa da, büyük insansız hava araçları ve seyir füzeleri kullanarak artık savaşın başından beri Rusya’nın sahip olduğu derin vuruş kabiliyetine neredeyse denk bir seviyeye ulaşabilmiştir.

Aynı zamanda, her iki tarafın hava savunma sistemleri de neredeyse tükenme noktasına gelmiş durumda; bu durum sivil kayıpların artmasına yol açarken, çatışmanın doğrudan cephe hatlarının ötesindeki etkisinin kış aylarında daha da artacağına dair endişeleri de beraberinde getiriyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya’da şirket kapanmaları 10 yılın en yüksek seviyesine çıktı

Yayınlanma

Almanya’da 2025 yılında yaklaşık 190 bin şirket faaliyetini durdurarak son on yıldan uzun sürenin en yüksek seviyesine ulaştı. ZEW ve Creditreform verilerine göre kapanışlarda yüksek maliyetler, nitelikli iş gücü açığı ve işletmeleri devralacak halef bulunamaması belirleyici oldu. Kapanan şirketlerin yalnızca sekizde birinin iflas gerekçesiyle faaliyetine son verdiği kaydedildi.

Almanya’da 2025 yılında yaklaşık 190 bin şirket kapandı. Bloomberg’in ZEW Enstitüsü ve Creditreform verilerine dayandırdığı habere göre bu rakam, bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 10’luk bir artışa işaret ediyor ve son on yılı aşkın sürenin en yüksek seviyesi olma özelliği taşıyor.

Veriler, faaliyetini sonlandıran her sekiz şirketten yalnızca birinin ödeme güçlüğü ve iflas nedeniyle kapandığını gösteriyor.

Uzmanlar ve şirketler kapanışların başlıca nedenleri arasında nitelikli personel eksikliğini, yüksek maliyetleri, demografik dönüşümü ve işletmeleri devralacak halef bulunamamasını sıralıyor.

ZEW araştırmacısı Sandra Gottschalk, giderek daha fazla işletme sahibinin emeklilik yaşına geldiğini ve işlerini devredecek kimseyi bulamadığını belirtti.

Gottschalk, bu sorunun devir meselesi yaşanmadığı takdirde faaliyetini sürdürebilecek “yaşayabilir” işletmeleri de doğrudan etkilediğini kaydetti.

Almanya’da 2025 yılında yaklaşık 11 bin sanayi kuruluşu kapandı. Kapanış dalgası sanayiyle sınırlı kalmayıp diğer sektörlere de yayıldı. Otelcilik ve sağlık sektörlerindeki şirket kapanışları yüzde 10’un üzerinde arttı.

Creditreform temsilcisi Patrik-Ludwig Hantzsch, kamuoyunun dikkatini daha az çeken küçük ve orta ölçekli işletmelerin toplam kapanış sayısının önemli bir bölümünü oluşturduğunu ifade etti.

Haziran ayı başında CDU/CSU ve SPD’den oluşan iktidar koalisyonu, ekonomik büyümeyi ve istihdamı canlandırmak amacıyla yaklaşık 30 maddelik bir teşvik paketi üzerinde uzlaştı.

Söz konusu plan; vergi yükünün azaltılmasını, çocuk yardımlarının artırılmasını, sosyal yardımlar ile emeklilik sisteminin reforme edilmesini ve istihdamı artırıcı adımları içeriyor.

Hükümet ayrıca iş dünyası üzerindeki bürokratik yükü hafifletmeyi hedefliyor. Plan doğrultusunda otomotiv, kimya, ilaç, makine imalatı, batarya ve yarı iletken üretimi ile yapay zeka geliştirme gibi kilit sektörlerin desteklenmesi amaçlanıyor.

Bu önlem paketinin yürürlüğe girmesi için Federal Meclis (Bundestag) tarafından onaylanması gerekiyor.

Almanya ekonomisi, 2023 yılındaki yüzde 0,3’lük daralmanın ardından 2024 yılında da yüzde 0,2 küçüldü. Bu dönemde imalat sektöründeki brüt katma değer yüzde 3, inşaat sektöründe yüzde 3,8, ihracat ise yüzde 0,8 geriledi. Bloomberg, cari yılın ağustos ayı itibarıyla Alman ekonomisinin toparlanma işaretleri verdiğini değerlendiriyor.

Uzmanlar, Almanya ekonomisindeki güçlükleri nüfusun yaşlanmasıyla da ilişkilendiriyor. Almanya’da 65 yaş üstü nüfusun oranı 2023 yılında yüzde 22,8’e ulaştı.

Avrupa Komisyonu tahminlerine göre bu oranın 2030 yılına kadar yaklaşık yüzde 25’e yükselmesi bekleniyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AfD ile MAGA arasındaki dans tüm Alman sağını memnun etmiyor

Yayınlanma

Almanya için Alternatif (AfD) ile Trump destekçilerinden oluşan MAGA arasındaki ittifak, Alman sağındaki tüm figürler açısından olumlu bir şey değil.

Örneğin Financial Times’a (FT) konuşan Alman Yeni Sağı’nın genç isimlerinden Benedikt Kaiser bu ilişkiden pek memnun değil. AfD milletvekili Robert Teske ile birlikte çalışan Kaiser, partideki MAGA “hayranları” hakkında sert eleştirilerde bulunuyor.

Kaiser, “Her şey gerçekten sıradan bir şekilde başlıyor. Şapkalardan hoşlanıyorlar: ‘Make America Great Again’, ‘Make Germany Great Again’. Onlar hayranlar ve hayranlar da hayran gibi davranırlar,” diyor.

Partide çok sayıda Trump hayranı var. Ancak Doğu Almanya’da kök salmış en radikal kanadının birçok üyesi, uzun zamandır ABD’ye karşı derin bir şüpheyle yaklaşıyor. Kamuoyunun Washington’a karşı tutumu kötüleştikçe, bu üyelerin sesleri daha da yükseliyor.

Kaiser, yılın başından bu yana Trump’ın yurtdışı müdahalelerini sıraladı ve bazı parti mensuplarının tepkilerini alaycı bir şekilde taklit ederek şöyle konuştu:

“Maduro mu? Bravo! İran mı? Bravo! Grönland mı? Bravo! Sonuçlarını hiç düşünmediler. Bunun Almanya’ya ve Avrupa’ya yansımaları olacağı gerçeğini göz önünde bulundurmadılar.”

Kaiser, İran savaşının, AfD’ye Washington’a fazla yakınlaşmanın riskleri konusunda uyarıda bulunan kendisi gibi isimleri haklı çıkardığını söyledi.

Sağcı yazar, “Kendini ‘MAGA’nın bir uzantısı’ olarak gören Alman sağındaki bu grubun yanıldığı artık kanıtlandı,” diyor.

Parti, Trump’a karşı giderek kötüleşen kamuoyu havasıyla yüzleşmek zorunda kaldı. İran savaşı, zaten Alman sanayisini cezalandırıcı gümrük vergileri uygulayan, önemsiz vize ihlalleri nedeniyle Avrupalı vatandaşları gözaltına alan ve defalarca Grönland’ı ilhak etmekle tehdit eden başkan hakkındaki endişeleri daha da artırdı.

AfD, özellikle doğu eyaletlerinde yapılacak iki önemli seçime hazırlanırken, parti içindeki çatışan akımlar arasında denge kurmak zorunda kaldı.

Parti yönetimi son aylarda milletvekillerinden, kamuoyuna yansıyan ilişkilerini biraz hafifletmelerini istedi.

Üst düzey bir AfD yetkilisi, “İran, Trump’ın kamuoyundaki imajına zarar verdi. Hâlâ temas var, ancak eskisi kadar yoğun değil,” dedi.

2013 yılında Avro Bölgesi krizine tepki olarak kurulan parti, marjinal bir hareket olmaktan çıkıp ulusal anketlerde başı çeken bir partiye dönüştü.

Fakat parti, savaş sonrası dönemde alınan önlemler kapsamında, koalisyon kurmayı veya işbirliği yapmayı reddeden Almanya’nın ana akım partileri tarafından hâlâ dışlanıyor.

Bu durum, AfD’nin Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi’nden gelen ilgiden neden bu kadar gurur duyduğunu ve enerji kazandığını açıklamaya yardımcı oluyor.

Birçok AfD üyesi, Ocak 2025’te Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden büyük keyif aldı. Bir grup üst düzey parti yetkilisi, Trump’ın göreve başlama töreni için Washington’a gitti.

Bunların arasında, AfD başkan yardımcısı Beatrix von Storch da vardı. Storch, geziyle ilgili olarak “Washington kırmızıya büründü. Harika,” demişti.

Geçen yıl AfD’nin ikinci sırada yer aldığı Almanya parlamento seçimlerinden önceki haftalarda, partinin MAGA ile bağları daha da derinleşti.

AfD’nin eş başkanı Alice Weidel, Elon Musk’ın sosyal medya platformu X’te düzenlenen canlı bir etkinliğe katıldı.

Ayrıca Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile bir araya geldi.

Vance, Avrupa liderlerini aşırı sağ ile işbirliğine karşı kurulan “güvenlik duvarını” yıkmaya çağırarak şok etmişti.

AfD, son on yılda giderek radikalleşti ve Holokost’u önemsiz gösteren, Nazi dönemi sloganlarıyla flört eden sert çizgideki isimlere yer verdi.

Parti, kitlesel sınır dışı etmeleri benimsedi ki bunun için genellikle “tersine göç” terimini kullanıyor.

Sadık bir Hıristiyan ve Hitler’in bakanlarından birinin torunu olan von Storch için, Trump’ın ikinci dönemi göç, aile politikası, sosyal medya düzenlemesi ve “anti-woke” gündemi konusunda bir rehber niteliğinde.

Von Storch, “AfD’nin Amerika’nın yaptığı her şeyi yüceltmesi gerekmese de… aynı dalga boyundayız. O da bizim istediğimiz gündemi takip ediyor,” diyor.

Trump ile uyum, siyasi koruma konusunda da umutlar doğurdu. Geçen yıl Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı AfD’yi aşırı sağcı olarak sınıflandırdığında ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio bunu “kılık değiştirmiş tiranlık” olarak nitelendirmiş ve yetkilileri kararlarından vazgeçmeye çağırmıştı.

MAGA’ya şüpheyle yaklaşan Kaiser bile, olası bir yasaktan “korunmanın” ABD ile bağlar kurmanın avantajlarından biri olduğunu kabul ediyor.

AfD’nin temaslarının çoğu, partinin dış politikasından sorumlu, puro ve burbon içen milletvekili Markus Frohnmaier aracılığıyla yürütülüyor.

Frohnmaier, “Uzun bir süre boyunca partinin odak noktası Doğu Avrupa, Rusya ve Çin’di. Dış politika sözcüsü olduktan sonra… ABD ile temaslara daha fazla ağırlık vermek istedim,” diyor.

Geçtiğimiz yıl boyunca, Avrupa’daki ifade özgürlüğü kısıtlamalarının önde gelen ABD’li eleştirmenlerinden biri haline gelen Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Sarah Rogers ve Avrupa’daki aşırı sağ ile bağlar kurmak konusunda aktif rol oynayan ABD’li Kongre Üyesi Anna Paulina Luna ile bir araya geldi.

Aralık ayında Frohnmaier, Forte’nin New York Genç Cumhuriyetçiler grubu tarafından düzenlenen bir etkinlikte ödül aldı.

Bu etkinlikte katılımcılar, Almanya milli marşının tabu sayılan orijinal ilk kıtasını (Deutschland, Deutschland über alles – Almanya, her şeyden önce Almanya) seslendirdiler.

O ve von Storch, birkaç ay sonra Forte’nin Berlin ziyaretini ve Trump’ın eski sosyal medya stratejistlerinden biri için Federal Meclis’te düzenlenen bir etkinliği organize ettiler.

Bu bağlantıların ne kadar derin olduğu bazen belirsiz. Frohnmaier’in ilk temasları arasında, daha sonra Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. için çalışan eski bir Amerikalı stajyer de yer alırken, Weidel ise ABD’li milyarderle kendisi başarılı bir şekilde iletişime geçemeyince 24 yaşındaki bir influencer aracılığıyla Musk’a ulaştı.

Mevcut bağlar soğumuş olsa da Frohnmaier bunu kabul etmekte isteksiz. Ortakların “her konuda aynı fikirde olmaları gerekmediğini” söyleyen AfD’li, yılın geri kalanında ABD’yi ziyaret etme planı olmadığını da ekledi.

Bunun yerine Haziran ayında, Vladimir Putin’in en önemli ekonomi forumu için St. Petersburg’a gitti ve burada Gazprom başkanı ve Putin’in bir başka önemli danışmanıyla görüşmeler yaptı. Ayrıca Hindistan’a da bir gezi planlıyor.

Frohnmaier’in bu temkinli tavrı, AfD içindeki alışılmadık konumunu yansıtıyor: ABD ile güçlü ticari bağları olan bir bölgeden gelen bir milletvekili, aynı zamanda partinin en aşırı kanadıyla da bağlantıları olan bir isim.

Trump’ın şubat sonunda İran’a hava saldırıları düzenlemesinin ardından Frohnmaier, bu saldırıların “cerrahi hassasiyetini ve net hedefini” övdü ama daha geniş çaplı bir çatışmanın tehlikelerine karşı uyarıda bulundu.

Parti içindeki bazı isimler, eylül ayında Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern gibi doğu eyaletlerinde yapılacak seçimlerin ardından daha görünür temasların yeniden başlayacağına inanıyor.

Diğerleri ise, Trump’ın müdahaleci dış politikası konusunda kendi içinde bölünmüş olan MAGA’daki kargaşanın, özellikle de daha izolasyonist ve küreselleşme karşıtı Vance’in bir sonraki Cumhuriyetçi aday olması durumunda, AfD için bu uyum sürecini nihayetinde daha az karmaşık hale getirebileceğine inanıyor.

Kaiser gibi isimlerin etkisinin “abartılmaması” konusunda uyarıda bulunan Von Storch, ABD’li meslektaşlarla “canlı” iletişimin perde arkasında devam ettiğini söyledi.

İkili arasındaki ilişkiye yakın bir kaynağa göre, Weidel hâlâ Musk’a düzenli olarak mesaj gönderiyor.

AfD’nin eş başkanı Tino Chrupalla, Amerika’nın 250. kuruluş yıldönümünü kutlamak üzere Berlin’de düzenlenen ve ABD Büyükelçiliği’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen bir partiye katıldı.

AfD yetkilileri, ABD’nin diplomatik etkinliklerine de davet ediliyor.

Daha alt düzeyde de girişimler var; bunlardan biri, AfD’nin iki Amerikalı stajyeri birkaç hafta boyunca Bundestag grubuyla birlikte vakit geçirmeleri için davet ettiği son etkinlik.

Son yıllarda Polonya ve Macaristan’da etkinlikler düzenleyen Cumhuriyetçi bir buluşma olan Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı (CPAC), gelecek yıl Almanya’da ilk konferansını düzenlemeyi planlıyor.

Almanya’daki Republicans Overseas’in başkanı George Weinberg, etkinliğin amacının Almanya’ya “mevcut Amerikan yönetiminin yankısını” taşımak olduğunu söyledi:

“Biz Brandmauer’a, yani güvenlik duvarına karşıyız. Almanların çoğunluğu muhafazakârdır.”

Weinberg ayrıca Şansölye Friedrich Merz’in Hıristiyan Demokratlarının “yumuşadığını” da ekledi.

Bazı AfD üyeleri bu fikre açık olsa da Frohnmaier bu fikri reddediyor. O, gelecek yıl bir ara dünyanın dört bir yanından benzer görüşteki politikacıları bir araya getirmek üzere kendi konferansını düzenlemek istiyor.

Onun gerekçesi, AfD ve diğer sağcı milliyetçi partilerin karşı karşıya olduğu zorluğu özetliyor: Yurt içindeki seçmenleri kendinden uzaklaştırmadan MAGA’nın uzattığı eli nasıl kabul edecekler?

Frohnmaier, “Avrupa’da bir CPAC düzenlerseniz, etkinliğin başında ABD milli marşı çalınır. Bu çok güzel bir marş. Fakat bazı kişilerde, bunun esasen… yurt dışından ithal edilmiş bir format olduğu izlenimini yaratabilir,” diyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English