Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman sanayicilerden hükümete yine sert eleştiriler

Yayınlanma

Almanya’nın iktisadi gerilemesinin vurduğu ana sektörlerden olan Alman sanayisinin temsilcilerinden, Berlin’deki trafik lambası koalisyonuna sert eleştiriler gelmeye devam ediyor.

Alman Sanayi Federasyonu (BDI) Başkanı Siegfried Russwurm, Financial Times’a (FT) verdiği mülakatta, Alman hükümetinin enerji politikalarını ‘kesinlikle toksik’ olarak nitelendirdi.

Russwurm ayrıca, Almanya’nın iklim politikalarının ‘bildiği diğer tüm ülkelerden daha dogmatik’ olduğunu savundu.

BDI lideri ayrıca, Berlin’in nükleer enerji ve kömürü aşamalı olarak bırakma ve yenilenebilir enerjiye geçme kararının, Avrupa’nın en büyük ekonomisindeki işletmeleri diğer sanayileşmiş ülkelerdekilere göre dezavantajlı hale getirdiğini söyledi.

Russwurm, “Bugün hiç kimse enerji arzımızın yedi yıl içinde nasıl görüneceğini kesin olarak söyleyemez ve bu yüzden hiç kimse o zaman Almanya’da enerji fiyatlarının ne kadar yüksek olacağını söyleyemez. Yatırım kararları vermek zorunda olan şirketler için bu kesinlikle toksik,” dedi.

Alman sanayicilerden hükümete sert ‘enerji geçişi’ çıkışı: ‘Tuhaf ve utanç verici’

Trafik lambası koalisyonu topun ağzında

Almanya’nın gayri safi yurtiçi hasılası geçen yıl yüzde 0,3 küçüldü ve ihracat aralık ayında yüzde 4,6 düştü. OECD Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Almanya ekonomisinin 2024’te sadece yüzde 1,1 büyüyeceğini ve bunun OECD ortalaması olan yüzde 3’ten çok daha düşük bir oran olacağını söyledi.

Önde gelen bir düşünce kuruluşu olan Ifo Enstitüsü’nün başkanı Clemens Fuest, “Almanya’daki siyasi belirsizlik göstergeleri, Brexit sırasında İngiltere’de olduğu kadar yüksek olduğunu gösteriyor,” dedi.

Fuest, “Bu, gerçek bir ekonomik stratejiye sahip olmayan bir hükümete sahip olduğumuz gerçeğiyle ilgili. Ekonomi ve maliye bakanlıkları arasında tam bir anlaşmazlık var ve bu, hem kısa hem de uzun vadede ekonomi için risk teşkil ediyor,” ifadelerini kullandı.

İklim politikaları ‘dogmatik’

Sanayi temsilcileri uzun süredir hükümetin iklim politikalarından şikayet ediyorlar ve çok iddialı olduklarını söylüyorlar. Almanya, 2045 yılına kadar karbon nötrlüğüne ulaşmayı ve 2021’de yüzde 41 olan elektrik tüketiminin yüzde 80’ini 2030 yılına kadar rüzgar ve güneş enerjisinden elde etmeyi planlıyor.

Russwurm, bunun ‘çok dogmatik’ olduğunu düşünüyor. BDI lideri, “Son yüzde 10’un inanılmaz derecede pahalı olacağı açıkken yüzde 100’lük bir hedefin peşindeyiz,” dedi.

Russwurm, iş dünyasının yeşil dönüşümü desteklediğini, fakat bakanların şirketlere ‘rüzgar esmediğinde ve güneş parlamadığında ne olacağını’ açıklayamadığını söyledi. Russwurm, “Güvenilir rezerv kapasitesini nasıl ve ne zaman oluşturabileceğimiz konusunda hâlâ netliğimiz yok,” uyarısını yaptı.

Yetkililer, rüzgar türbinleri veya güneş panelleri için yeterli yedek kapasite sağlayacak bir hareket olan hidrojene geçebilecek yeni gazla çalışan elektrik santralleri inşa etmek ve sübvanse etmek için pazartesi günü kabul edilen yeni bir stratejiye işaret ederek bu eleştiriyi reddediyor.

Fakat bunun kısa vadede enerji sorununu çözmeyeceğini öne sürenler var. Russwurm, Fransa’da aynı sektörde çalışan şirketlerin ‘elektrik için Almanya’dakinin yarısı kadar ödediğini’ söyledi.

Alman ekonomisi: Avrupa’nın iktisadi motoru dağılıyor mu?

Sanayicilerin ‘bürokrasi’ eleştirileri artıyor

Sermaye gruplarına göre enerji politikası, hükümetin başarısız olduğu alanlardan sadece biri.

Şirketler ayrıca artan vergi yükünden, hantal izin prosedürlerinden ve hâlâ ‘analog çağda’ sıkışıp kalmış bir kamu idaresinden şikayet ediyor.

BDI lideri, “Bürokrasimiz çok mükemmeliyetçi; gerçekten bir yük olan geleneksel bir yaklaşıma takılıp kaldı,” dedi.

Diğer sermaye liderleri de benzer şekilde eleştirel. Almanya’nın ana patron örgütü BDA’nın başkanı Rainer Dulger, geçen ay yaptığı açıklamada, iş dünyasının hükümete ‘güvenini kaybettiğini’ söylemişti.

Gazetecilere verdiği demeçte, Scholz ve bakanlarının sadece iş dünyasını ‘dinliyormuş gibi yaptıklarını’ ve ‘ekonomik koşullarda önemli bir iyileşme’ sağlayamadıklarını savunan Dulger, “Rahatlama yok, öngörülebilirlik yok, güven yok,” demişti.

‘Yatırımlar Almanya dışına kayıyor’ uyarısı

Sonuç olarak, Russwurm, artan sayıda şirketin Almanya’dan ziyade yurtdışında yatırım yapmak istediğini söyledi ve Biden yönetiminin dönüm noktası niteliğindeki Enflasyonu Düşürme Yasası’nın (IRA) yeşil enerjiye ve temiz teknolojiye yatırım yapan şirketler için cömert sübvansiyonlar sunduğu ABD örneğini verdi.

Russwurm, “Şirketler, uzun vadeli planlama yapmanın giderek daha zor olduğunu söylüyorlar. Bu koşullar altında Almanya’ya yatırım yapmaya devam etme konusunda büyük şüpheleri var. Koşullar başka yerlerde daha iyi. Ve yurtdışına gidiyorlar,” ded.

Avrupa

Fransa’da okul boykotları yayılıyor

Yayınlanma

Fransa’da sınıflardaki koşulları ve öğretmen eksiklerini protesto için binlerce liseli boykot düzenliyor.

Başta başkent Paris olmak üzere Fransa genelinde yayılan okul protestoları dalgası sonucunda, dün çoğu çocuk 440 kişi gözaltına alındı ve 76 kişi yaralandı.

Gösteriler geçen hafta Paris’te başladı fakat daha sonra Dijon, Lyon, Strazburg, Lille ve Marsilya gibi şehirlere de sıçradı. Gençler okullarını günlerce ablukaya aldı.

Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilerin taleplerinden bazılarının meşru olduğunu fakat kendisini endişelendiren şeyin şiddet olduğunu belirtti. Bakan, bir gencin havai fişek ateşledikten sonra elinin bir kısmını kullanamaz hale geldiğinden bahsetti.

Geffray, kargaşayı körüklediği gerekçesiyle solcu La France Insoumise’yi (LFI – Boyun Eğmeyen Fransa) hedef gösterdi.

LFI lideri Jean-Luc Mélenchon, bakanların polise verdiği talimatlara yanıt olarak pazartesi günü X’te şu mesajı paylaştı:

“Protesto eden lise öğrencileri zararsızdır. Lecornu hükümeti sert müdahale emri vermiştir. Bu şiddet sorumsuzca bir tutumdur ve açıkça ırkçı bir alt tonu barındırmaktadır. Gençlerimize dokunmayın. Seçilmiş yetkililer ve Boyun Eğmeyen Fransa aktivistleri, elinizden geldiğince müdahale edin.”

Paris’in kuzey banliyösü Seine-Saint-Denis’in LFI’lı belediye başkanı Bally Bagayoko, protestocuları övmüştü.

Fakay Bagayoko, bir gencin, “flashball” atışları yapan çevik kuvvet polisiyle karşı karşıya kaldığı durumlarda “şiddetin meşru olabileceğini” öne sürmesi nedeniyle eleştirilere maruz kaldı.

Saint-Denis’deki Paul-Éluard lisesindeki öğrenciler, France Inter radyosuna “Kendimizi ifade etmeye çalıştığımız her seferinde göz yaşartıcı gazla karşılanıyoruz, bizi anlamaya çalışmıyorlar. Haklarımızdan bahsetmeye çalıştığımızda bize göz yaşartıcı gaz sıkıyorlar, bize vuruyorlar,” dedi.

Öğrenciler günlerdir Saint-Denis’deki liseyi ablukaya almış durumda ve okul kapısının bir kısmı yıkıldı.

Bagayoko, pazartesi günü okulun önünde protesto eden öğrencilerle dans ederken ve onlarla birlikte Marseillaise’i söylerken fotoğraflandı.

Protestoları “tamamen meşru” olarak nitelendiren başkan, düşük gelirli bölgelerin, yüksek gelirli bölgelere kıyasla daha az kaynak aldığından yakındı.

Bu durum, Paris’i de kapsayan Île-de-France bölgesinin muhafazakar başkanı Valérie Pécresse’in, Bagayoko’dan hasarın bir kısmını karşılamasını talep etmesine yol açtı.

Protestoların başlamasından bu yana yaralanan onlarca kişi arasında hem öğrenciler hem de okul personeli bulunuyor.

Lise öğrencileri birliği USL, Fransa’daki 15-18 yaş grubuna yönelik 3.700 lisenin 400’ünün abluka altına alındığını belirtti ve bugün üniversiteler de dahil olmak üzere daha fazla eylem çağrısında bulundu.

Fransız basınının çarşamba günü aktardığına göre, Strazburg’da bir okulun önünde çöp kutularına ateş açılması üzerine itfaiye ekipleri olay yerine çağrılırken, Dijon’da ise polis düzinelerce öğrenciyi dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı.

16 yaşındaki bir kız öğrenci, bir mesaj iletmeye çalıştıklarını söyledi. AFP’ye konuşan öğrenci, “Buraya sebepsiz yere her şeyi parçalamak için gelmedik. Buraya tam da eğitim sisteminin tamamen çökmüş olduğunu söylemek için geldik. Her sınıfta 34 kişiyiz ve bu hiç de uygulanabilir değil. Öğretmenler aşırı yük altında,” dedi.

USL Başkanı Ryad Rani, Fransız hükümetini “baskı” uygulamakla, polisi ise aşırı güç kullanmakla suçladı.

Bazı siyasetçiler tarafından eleştirilen protestolara yönelik polis müdahalesi konusunda soruya maruz kalan İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, müdahalenin “son derece orantılı bir şekilde gerçekleştirildiğini” ileri sürdü.

Batı Fransa’daki Bordeaux, Rennes ve Nantes ile güneydeki Marsilya’da da çocuklar ile polis arasında çatışmalar yaşandı.

Paris’in kuzeyindeki Lamartine Lisesi’nde öğrenciler, yorucu ders programlarından şikayet ettikleri pankartlar salladılar. Pankartlardan birinde şöyle yazıyordu: “Sabah 8’den akşam 6’ya. Ders saatleri uyku saatlerinden fazla.”

Hareket geçen hafta Île-de-France bölgesinde başladı. Hareket yayılmaya başladıkça, Başbakan Sébastien Lecornu, herhangi bir tırmanışın “sorumsuzca” olacağı uyarısında bulundu.

Lecornu, X üzerinden yaptığı açıklamada, Mélenchon’un müdahalesini “sorumsuz bir tırmanış” olarak nitelendirdi ve “Cumhuriyetin seçilmiş bir yetkilisinin görevi, gençleri korumak ve sükûnet çağrısında bulunmaktır. Gençlerin öfkesini partizan amaçlar için istismar etmek yanlıştır,” diye yazdı.

Ayrıca, Mélenchon’un ırkçılık suçlamasının “bir hakaret” olduğunu da ekledi.

Öğrenci birliği USL, 6 Ekim’de ülke çapında büyük bir protesto düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Salı günkü protestolar, düşük maaşlar ve çalışma koşulları gibi sorunlara karşı protesto etmek amacıyla öğretmenleri, hastane personelini ve kamu görevlilerini temsil eden sendikaların ülke çapında düzenlediği grevlerle aynı zamana denk geldi.

Nuñez, en az 200.000 kişinin katıldığı bildirilen kamu sektöründeki daha geniş çaplı protestoların çoğunlukla olaysız geçtiğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Manchester City’nin başı dertte

Yayınlanma

Bağımsız bir komisyon, Manchester City’yi, 830 milyon sterlinden fazla gizli fonu gizlemek amacıyla ticari ortaklarla “sahte sözleşmeler” düzenlemek de dahil olmak üzere, 114 başlıkta suçlu buldu.

Kulüp, herhangi bir suçu olduğunu hâlâ reddediyor ve 2 Ekim tarihine kadar temyiz başvurusunda bulunma hakkı var.

City, 2009 ile 2018 yılları arasında mali kuralları ihlal ettiği gerekçesiyle Şubat 2023’te Premier Lig tarafından yöneltilen 115 suçlamadan 114’ü konusunda suçlu bulundu.

Bağımsız heyet, para cezasından ağır puan kesintisine, ligden ihraç edilmeye veya şampiyonlukların iptal edilmesine kadar uzanan yaptırımlar konusunda henüz bir karar vermedi.

Manchester United, Liverpool ve Arsenal gibi rakip kulüplerin, bu kararın o dönemde kaçırdıkları ödül paraları ve sıralamalar açısından ne anlama gelebileceğini şimdiden değerlendirmeye başladıkları söyleniyor.

En ciddi suçlamalar ise sponsorluk gelirleri, ilişkili taraflarla yapılan ödemeler ve işletme giderleri ile ilgili muhasebe usulsüzlüklerine odaklanıyor.

40 sayfalık raporda Manchester City, “sahte” anlaşmalar, “dürüst olmayan” tanıklar ve Abu Dhabi United Group (ADUG) için “bir paravan olmaktan öteye gitmeyen” Fordham Anlaşması ile suçlanıyor.

City, ADUG’un Abu Dabili sponsorlardan gelen sponsorluk ücretlerini kısmen karşıladığı bir “Gizli Finansman Planı” uyguladı.

Sonuç olarak, kulübün mali tablolarında 2009-10 sezonundan 2017-18 sezonuna kadar Abu Dabi sponsorlarından elde edilen ticari gelirin 949,94 milyon sterlin olduğu gösterildi.

Oysa gerçekte, Abu Dabi sponsorları bu dönemde City’ye sadece 119,25 milyon sterlin ödedi; kalan 830,69 milyon sterlin ise ADUG tarafından karşılandı.

City ayrıca, gelirleri 24,5 milyon sterlin fazla, giderleri ise 49,414 milyon sterlin eksik göstermek amacıyla Fordham adlı bir üçüncü tarafı bir araç olarak kullandı.

Komisyon, “Fordham Anlaşması”ni “ADUG için bir paravan olmaktan öteye gitmeyen” bir düzenleme olarak nitelendirdi.

Bu davanın boyutu, onu İngiliz futbolunun daha önce karşılaştığı hiçbir duruma benzemiyor.

Everton, 2023-24 sezonunda kâr ve sürdürülebilirlik kurallarını tek bir kez ihlal ettiği için altı puan, Nottingham Forest ise dört puan düşürüldü.

Her iki vaka da City’ye yöneltilen 115 suçlamanın yanında nispeten sınırlı kalıyor.

Chelsea, kulübün önceki yönetim döneminde yapılan usulsüz ödemeleri fiilen ihbar ettikten sonra para cezasına çarptırıldı ve ertelenmiş bir transfer yasağı aldı; ayrıca soruşturma süreci boyunca yetkililerle işbirliği yaptı.

City ise bunların hiçbirini yapmadı. Davayı takip eden hukuk uzmanlarına göre kulüp, her bir suçlamayı reddetti ve Chelsea’nin yaptığı gibi işbirliği göstermedi.

Bu durum, yaptırımlar nihayet belirlendiğinde hoşgörü gösterilme olasılığını önemli ölçüde azaltıyor.

Premier Lig’den Richard Masters, ligin uygulanması gerektiğini düşündüğü yaptırımla ilgili sunumları denetleyecek.

Bunun ardından City’nin avukatları daha hafif bir sonuç için savunma yapabilecek.

Her iki taraf da, kararı veren aynı bağımsız heyetin huzurunda argümanlarını sunacak.

Söz konusu dönemde City’nin kazandığı şampiyonlukların elinden alınıp alınmayacağı konusu henüz netleşmedi.

Kulübün yaratmakla suçlandığı mali avantajın, sonraki on yıl boyunca İngiliz futboluna hakim olan ve 2023’teki üçlü zaferle doruğa ulaşan kadronun oluşturulmasına katkıda bulunduğu gerekçesiyle, 2009 ile 2018 arasındaki tüm sonuçların geçersiz sayılması yönünde bir görüş bulunuyor.

Buna karşılık, sahada yaşananların geriye dönük olarak iptal edilemeyeceği yönünde bir görüş de mevcut.

City’nin en görkemli döneminde kulübe antrenörlük yapan Pep Guardiola, karar açıklanmadan önce, 2023 yılında bu soruyu doğrudan ele almış ve şunları söylemişti:

“Hadi ama! Karar ne olursa olsun, o anlar bize aittir. Yaptıklarımızı bir düşünün… Sergio Aguero’nun QPR’a attığı o gol; kimse onu silemez. Bilmiyorum, Steven Gerrard’ın Anfield’da kaymasından biz mi sorumluyuz?”

2018-19 ve 2021-22 sezonlarında Liverpool takımıyla City’nin ardından ikinci sırada bitiren Jürgen Klopp, karar açıklanmadan önce, kulübün suçlu bulunması halinde bira alıp eski oyuncuları için kendi arka bahçesinde bir kutlama düzenleyeceğini söylemişti.

City taraftarları açısından bakıldığında, kulübe yakın kaynakların tarif ettiği ruh hali, davanın sürdüğü üç yıl boyunca direniş ve yorgunluk arasında gidip geldi.

Başkan Khaldoon Al Mubarak, taraftarlara ve genel müdür Ferran Soriano’ya bir mektup yazarak, bir kararın açıklandığı şu anda bile sürecin sonuçlanmasının hâlâ yıllar alabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Bu mesaj, kulübün kendisinin de temyiz davasının hızlı bir şekilde çözüme kavuşmasını beklemediğini gösteriyor.

Everton taraftarı olan İngiltere Başbakanı Andy Burnham da topa girdi. Başbakan, Manchester City’nin Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelen sahiplerinin, kulübün Premier Lig’in mali kurallarını ihlal ettiği tespit edildikten sonra kulübü satması durumunda “gerçekten endişeleneceğini” söyledi.

Burnham, 2008 yılından bu yana kulübün sahibi olan ve Birleşik Arap Emirlikleri Başbakan Yardımcısı Şeyh Mansour bin Zayed Al Nahyan tarafından yönetilen Abu Dhabi United Group’un başarılarını övdü:

“Onları kaybetmek beni gerçekten çok endişelendirir. Modern Manchester’ın inşasında ve tabii ki Manchester City’nin bugünkü küresel güç haline gelmesinde çok büyük bir ortak oldular. Aslında City Football Group’a ve daha geniş kapsamlı sahiplik yapısına, sadece Etihad [Stadyumu] ve çevresindeki kampüse değil, aynı zamanda şehre de yatırdıkları para için teşekkür ediyorum.”

Başbakan, City’ye ceza verilmesinin Birleşik Krallık-Abu Dabi ticaret ilişkileri üzerinde önemli bir etki yaratabileceği yönündeki uyarılara rağmen, herhangi bir disiplin sürecine müdahale etmeyeceğini söyledi.

Burnham, belediye başkanı olduğu dönemde City’nin sahipleriyle kurduğu ilişkilerin “elbette” incelemeye dayanacağından emin olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Papa Leo’dan Avrupa’nın silahlanmasına itiraz

Yayınlanma

Papa XIV. Leo, Avrupa’nın silahlanmasına olan itirazını yineleyerek, Ukrayna savaşında barış çabalarına destek verdi.

ABD kökenli ilk papa, Avrupa Birliği’nin kurucularından Robert Schuman’ın memleketi olan Metz’de Avrupalı liderlere hitaben yaptığı konuşmada, “Savaş geri döndü, hatta Avrupa’ya bile: Her gün sayısız sivilin hayatına mal olan yeni ve anlamsız bir katliam,” dedi.

Leo, Avrupa için bugüne kadarki en net siyasi vizyonunu ortaya koyarken, sağın bölge genelinde güç kazandığı bir dönemde entegrasyonu ve çokkültürlülüğü de övdü.

Fransızca yaptığı konuşmada Papa, Avrupalılara hukukun üstünlüğü ve ırk, renk, sınıf veya meslek ayrımı gözetmeksizin tüm insanların eşitliği dahil olmak üzere AB’nin kurucu değerlerini hatırlamaları çağrısında bulundu.

Leo’nun konuşması ayakta alkışlandı.

Leo, cuma günü başladığı dört günlük ziyaretine, Birleşmiş Milletler ve diğer çok taraflı kuruluşların krizde olduğu ve uluslararası diyaloğun bir “maskaralık” haline gelme riski taşıdığı uyarısıyla başlamıştı.

Kıyamete beş kala – 2: Kiliseler savaşı

“Müzakerelerde cesaret göstermeli ve barışın daha büyük yararı için bazı tutumlarımızdan vazgeçmeye hazır olmalıyız,” diyen Leo, 1917’de Birinci Dünya Savaşı’nın kanlı günlerinde Papa XV. Benedict’in yaptığı benzer bir çağrıyı hatırlattı.

Leo ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump’ın baskısı ve Rusya tehdidi gerekçesiyle geçen yıl Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana en yüksek artışla artan Avrupa askeri harcamalarına muhalefetini yineledi.

Papa şöyle konuştu:

“Yeniden silahlanmanın çözüm olduğu yanılgısına da karşı koymalıyız. Bugün kendimize şunu sormalıyız: Dünya barışını ilerletmek için gerçekten yaratıcı çabalar gösteriyor muyuz, yoksa sadece ‘savaş dalgası ile baş etmeye’ ve hâlâ geleceğini varsaydığımız savaşlara kendimizi daha iyi hazırlamaya mı çalışıyoruz?”

Ayrıca Leo, Avrupalı liderlere kıtaya gelen göçmenleri topluma entegre etmeleri ve onlara sanki kendi aile üyeleriymiş gibi fırsatlar sunmaları çağrısında bulundu.

Liderlere sık sık göçmenlere daha insancıl davranmaları çağrısında bulunan Papa, göç için “yasal ve güvenli yollar” ve insan kaçakçılığıyla mücadeleye yönelik uluslararası işbirliği konusundaki çağrısını yineledi:

“Birini kabul etmek, onu kendi ailenin bir parçasıymış gibi entegre etmek ve ona yeteneklerini, becerilerini ve duyarlılıklarını geliştirme fırsatı sunmak demektir.”

Leo’nun konuşmasından birkaç saat önce, aralarında bir çocuğun da bulunduğu üç ⁠göçmen, Fransa’dan İngiltere’ye Manş Denizi’ni geçmeye çalışırken hayatını kaybetti.

Thiel ödül aldı, yine Papa ve ÇKP’ye çattı

Leo ayrıca Trump’ın ABD’deki göç karşıtı politikalarını da eleştirdi ve Avrupa’yı hukukun üstünlüğünü korumaya ve çokkültürlülüğü benimsemeye çağırdı.

Avrupa’nın Hıristiyan köklerini de vurgulayan Papa, “Avrupa, geçmişinin en iyi yönlerinden yararlanabildiği ve başkalarıyla olan karşılaşmalar yoluyla bunları yeni ve yaratıcı şekillerde yeniden şekillendirebildiği zaman gelişmiş ve ilerlemiştir,” dedi ve şöyle devam etti:

“Günümüzde bireyler ve devletler arasındaki ilişkiler giderek daha da medeniyetsiz bir hal alıyor. Sözünü tutmanın değeri göz ardı ediliyor; bunun yerine insanlar yalanlar ve aldatmacalarla övünüyor. Avrupa, geliştirmeyi ve korumayı öğrendiği başkalarına saygı sayesinde bu döngüyü kırmaya yardımcı olabilir.”

Leo daha sonra Metz’deki 13. yüzyıldan kalma Gotik katedralde binlerce yerel Katolik ile birlikte bir ayin düzenledi ve burada Avrupa’nın çokkültürlü kimliğini övdü.

Kutsal Makam’ın lideri, “Avrupa’nın geleceği tekdüzelikte değil, farklılıkların uyumunda yatıyor,” dedi.

Papa Leo: Kilise, güncel olaylara seyirci kalamaz

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English