Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman savunma sanayiinde ABD sermayesi korkusu

Yayınlanma

Güçlü ABD’li yatırımcıların stratejik öneme sahip Alman savunma sektöründeki girişimlere yönelik tekrarlanan yatırımları, Almanya’da bu sektördeki kilit şirketler üzerindeki kontrolün okyanus ötesine geçebileceğine dair tartışmaları alevlendiriyor.

German Foreign Policy’deki analize göre Alman hükümeti, bankalar ve sigorta şirketleri, bağımsız bir Avrupa yatırım ortamının geliştirilmesini ilerletmek için milyarlarca avroyu harekete geçirmeye çalışırken, gelecek vaat eden şirketlerin kritik büyüme aşamalarında ABD sermayesine bağımlı kalabileceğine dair endişeler artıyor.

Meselenin özünde, insansız hava aracı, yapay zeka ve havacılık-uzay girişimlerinin milyar avroluk finansman turlarını kimin finanse ettiği ve dolayısıyla kilit savunma teknolojileri üzerinde kimlerin etki kazandığı sorusu yatıyor.

Almanya’da şimdiye kadar hakim olan görüş, örneğin Peter Thiel’in Stark Defense üzerindeki etkisinin oldukça sınırlı olduğu yönündeydi. 

Fakat Thiel’i çevreleyen tartışmalar, küresel rekabetin yoğunlaştığı bir ortamda Almanya’nın ABD’den daha fazla finansal bağımsızlık elde etme çabalarını vurguluyor.

Alman savunma startup’larında finansman sorunu var

Almanya’da HV Capital, Earlybird ve Project A dahil olmak üzere 24 risk sermayesi şirketi, kısa süre önce güçlerini birleştirerek “Alman Risk Sermayesi ve Büyüme Forumu”nu kurdu.

Ortak bir raporda, Almanya’nın özel yatırımlar yoluyla Alman teknoloji şirketleri ile ABD’li rakipleri arasındaki finansman açığını kapatabileceği sonucuna vardılar.

2025 yılında, Alman girişimlere ve büyüme aşamasındaki şirketlere yaklaşık 7 milyar avro aktı. Büyüme aşamasındaki şirketler, halihazırda kurulmuş ve şu anda büyüme aşamasında olan teknoloji şirketleri.

Bu 7 milyar avro, Almanya’nın gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) yalnızca yüzde 0,15’ini oluşturdu. Buna karşılık ABD’de bu oran yüzde 0,8 seviyesindeydi.

Dolayısıyla Alman ve Avrupalı şirketler, özellikle 100 milyon avroyu aşan büyük finansman turlarında sıklıkla ABD’li yatırımcılara bağımlı kalıyor.

Örneğin son beş yılda bu yatırımların yaklaşık yarısı ABD kaynaklıydı.

Risk sermayesi şirketleri on milyarlarca avro ek yatırım yapmalı

Bu nedenle Alman ve Avrupalı yatırımcılar, stratejik öneme sahip şirketler üzerindeki kontrolün giderek ABD’ye kayma riskinin arttığı konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Alman Risk Sermayesi ve Büyüme Forumu’nun raporunda, Almanya’nın iktisadi üretimine oranla ABD’deki risk sermayesi yatırım düzeyine ulaşmak için yıllık yaklaşık 30 milyar avro ek yatırım yapması gerektiği sonucuna varılıyor.

Benzer bir mali bağımsızlık düzeyine ulaşmak için, bu tutarın 15 milyar avrosunun Almanya’dan, diğer 6 milyar avrosunun ise diğer AB ülkelerinden gelmesi gerekiyor.

Bu hedefe ulaşmak amacıyla, Allianz ve Commerzbank dahil olmak üzere büyük Alman bankaları, sigorta şirketleri ve sanayi holdingleri, devlete ait KfW’nin koordinasyonu altında, 2030 yılına kadar geleceğe yönelik sektörlere toplam 12 milyar avro yatırım yapma taahhüdünde bulunmuştu. 

Fakat nisan ayı itibarıyla bu tutarın yalnızca 2,3 milyar avrosu kesin olarak taahhüt edilmişti.

Yatırımcı arayan girişimler

Alman Risk Sermayesi ve Büyüme Forumu, raporunda uzun süredir devam eden bir sorunu ele alıyor.

Almanya’da startup kurulması için genellikle devlet fonları bulunuyor. Fakat genç teknoloji şirketlerinin kâr elde etmesi genellikle birkaç yıl sürüyor ve bu aşamayı atlatmak için özel yatırımcılara güveniyorlar.

Commerzbank’ın eski CEO’su ve şu anda Alman hükümetinin yatırım komiseri olan Jörg Kukies, Alman Risk Sermayesi ve Büyüme Forumu’nun raporunda şöyle yazıyor:

“Hızla büyüyen teknoloji şirketlerinin tüm büyüme aşamalarında finansman eksikliği var.”

Örneğin ABD’de, ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, mart ayında tek bir finansman turunda, tüm Avrupa girişimlerinin bir önceki yılın tamamında topladıklarının yaklaşık iki katı kadar sermaye topladı.

Üstelik şu anda, Alman startup’lara sağlanan sermayenin yüzde 34’ü ABD’li yatırımcılar tarafından karşılanıyor.

Siyasi açıdan asıl mesele, yapay zeka savunma şirketi Helsing, drone üreticisi Quantum Systems, robotik şirketi Agile Robots veya roket üreticisi Isar Aerospace gibi stratejik açıdan hassas şirketler için milyarlarca avroluk finansman turlarını kimin finanse ettiği ve dolayısıyla şu anda Almanya’nın askeri güçlenmesinde merkezi bir rol oynayan bir sektör üzerinde belirli bir etki kazanması.

Almanya’da, gelecek vaat eden yüksek teknoloji ve savunma şirketlerinin kontrolünün ABD’li yatırımcılara geçmesi konusunda endişeler artıyor.

Peter Thiel endişesi

ABD’li yatırımcıların artan etkisinin bir örneği, Palantir’in kurucusu Peter Thiel’in Almanya’da yaptığı yatırımlar.

Thiel’in risk sermayesi şirketi Founders Fund’ın Alman startup’ı Stark Defence’teki hissesi şu anda tartışma konusu.

Şirket, Almanya’nın önde gelen insansız hava aracı girişimlerinden biri ve gelecekte Alman Silahlı Kuvvetleri’ne (Bundeswehr) kamikaze insansız hava araçları tedarik etmesi planlanıyor.

Şubat ayında, Savunma Bakanı Boris Pistorius, Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Elimdeki bilginin doğru olup olmadığını bilmiyorum ama bildiğim kadarıyla çoğunluk hissedarı söz konusu değil,” demiş ve Thiel’in “hissedar olarak kilit bir rol oynamadığı” sonucuna varmıştı.

Thiel’in Stark Defence’in finansmanına katılımını ciddiye alsa da bunun “gerçek bir engel olmadığını” da kabul etmişti.

Stark Defence, Thiel’in şirket yönetim kurulunda yer almadığını açıkladı. Şirkete göre denetim kurulu tamamen Avrupalılardan oluşuyor ve tüm geliştirme ve üretim tesisleri Avrupa’da bulunuyor.

Başka şirketler de finansman turuna çıkacak

Stark Defence de tek başına bir örnek değil. Son zamanlarda, Alman otonom sistemler startup’ı Arx Robotics, potansiyel alıcıların ilgisini çektiğini bildirdi.

Şirketin son haftalarda ilgilenen birkaç tarafla görüşme yaptığı söyleniyor.

Diğer savunma girişimlerinden farklı olarak, Arx Robotics şu ana kadar nispeten az sermaye topladı: Şirkete göre sadece yaklaşık 41 milyon avro.

Yatırımcılar arasında Project A, HV Capital ve NATO İnovasyon Fonu (NIF) gibi isimler yer alıyor.

Şirketin kurucusu Marc Wietfeld, Handelsblatt gazetesine verdiği demeçte, şu ana kadar tüm yatırımcıların Avrupa’dan olduğunu belirtti. 

Fakat şirket, “er ya da geç daha büyük bir finansman turu” düzenlemeyi planlıyor. Bu tur ne kadar büyük olursa, gerekli sermayeyi yalnızca Avrupa’dan toplamak o kadar zorlaşacak.

Alman-Fransız savunma fonu kuruldu

Avrupa’daki girişimlere yönelik finansmanı güçlendirmek amacıyla, Alman yatırımcı Earlybird ve Fransız yatırımcı Atlantic Vantage Point (AVP) toplam 500 milyon avroluk ortak bir fon kuruyor.

Her iki şirketin de Haziran ortasında duyurduğu üzere, fon 20 girişime her birine 25 milyon avroya kadar yatırım yapacak.

Sermaye, uzay, hava, kara ve deniz sektörlerindeki şirketlere aktarılacak ve yalnızca askeri veya çift kullanımlı teknolojileri destekleyecek.

Amaç, Almanya’dan Helsing ve Quantum Systems ya da Fransa’dan Harmattan AI gibi savunma girişimlerinin, Avrupa dışındaki yatırımcılara ihtiyaç duymadan daha büyük finansman turlarını da yönetebilmesini sağlamak.

Almanya’da yatırım krizi

Alman savunma girişimlerine yönelik daha önceki temkinli yatırım tutumu, genel bir yatırım düşüşü eğiliminin de bir parçası.

McKinsey, yakın zamanda yayınladığı bir araştırmayla, Almanya’daki net üretken yatırımın şu anda iktisadi çıktının yalnızca yüzde 0,2’sini oluşturduğunu ortaya koydu.

Bu durum, Almanya’yı 34 önde gelen sanayileşmiş ve gelişmekte olan ekonomi arasında en alt sıralara yerleştiriyor.

Örneğin Çin’de 2024 yılında net yatırım, iktisadi çıktının yüzde 23’ünü oluştururken, ABD’de bu oran yüzde 4 olarak gerçekleşti.

McKinsey’in değerlendirmesine göre, “Almanya ekonomisi […] neredeyse hiç ek üretim kapasitesi oluşturmuyor.”

Avrupa

Avrupa’da “sola yasak” çağrıları yükseliyor

Yayınlanma

Başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerinde yayılan gençlik eylemleri, sağ partilerin ve hükümetlerin “yasak” çağrılarını yükseltmesine vesile oluyor.

Örneğin Fransa’da Senato Başkanı Gérard Larcher ve cumhurbaşkanlığı adayı Bruno Retailleau (Les Républicains – LR) gibi sağcı-muhafazakar siyasetçiler artık La France insoumise (Boyun Eğmeyen Fransa – LFI) partisinin yasaklanmasını açıkça talep ediyorlar.

Marine Le Pen’in liderlik ettiği Rassemblement National (Ulusal Birlik – RN) partisinden Avrupa Parlamentosu Üyesi Matthieu Valet ise 24–25 Ekim tarihlerinde Orléans’ta düzenlenen parti kongresinde, “Tüm antifaşist örgütleri feshedeceğiz,” dedi.

Anketler, Nisan 2027’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde RN adayı Marine Le Pen’in oyların başında olduğunu oybirliğiyle gösteriyor.

İspanya’da ise yükselen sağcı parti Vox, Aralık 2025’te antifaşist hareketle bağlantılı örgütleri feshedecek bir yasa tasarısını Parlamento’ya sunmuştu.

Vox’un son anketlerdeki oy oranı yüzde 19 ve parti, 29 Kasım’daki seçimlerin ardından muhafazakâr Partido Popular (Halk Partisi – PP) ile koalisyon kurarak hükümete katılmayı umuyor.

Bu durumda İspanya’da antifaşist örgütlerin yasaklanması mümkün hale gelebilir.

Şu anda, protesto gösterileriyle bağlantılı şiddet eylemleri, sol örgütleri yasaklama tehdidinde bulunmak için giderek daha fazla kullanılıyor.

Belçika da buna bir örnek teşkil ediyor. İçişleri Bakanı Bernard Quintin, geçen yıldan beri “ulusal güvenliği veya hukukun üstünlüğünün temellerini” tehdit eden örgütleri yasaklamaya çalışıyor.

Bu bağlamda, hükümet yetkilileri “Antifa”yı örnek gösteriyor. 2025 sonbaharında bile, Quintin’in partisi Mouvement Reformateur’ün (Reform Hareketi – MR) başkanı Georges-Louis Bouchez, açıkça “Antifa’nın feshedilmesi” çağrısında bulunmuştu.

Bu yılın Ekim ayı başında Belçika’nın Liège kentinde öğrenci protestolarının kenarlarında mülke zarar verme olayları meydana geldiğinde, Quintin, bu örgütleri yasaklama planları ışığında bir kez daha “Antifa türü” örgütlere işaret etmişti. 

Haziran ayında, Savunma Bakanı Theo Francken (Nieuw-Vlaamse Alliantie – Yeni Flaman İttifakı) de Brüksel’deki protestoların kenarlarında meydana gelen mülke hasar olaylarının ardından, herhangi bir kanıt sunmadan muhalefetteki Belçika İşçi Partisi’nin (PTB-PVDA) sorumlu olduğunu iddia etmişti.

PTB-PVDA, hükümetin militarizasyon ve sosyal kesinti politikasına karşı Belçika’da ivme kazanan protestoları destekliyor.

Anketlere göre, parti şu anda ülke genelinde yüzde 23 oy oranıyla ikinci en güçlü parti konumunda ve Brüksel başkent bölgesinde yüzde 26 ile en güçlü parti konumunda.

CDU, öğrenci eylemlerine karşı ordunun kullanılmasını istedi

Almanya’da ise Die Linke’nin (Sol Parti) yasaklanması olasılığı etkili ana akım gazete Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinde gündeme getirildi.

Gazetenin yakın tarihli bir başyazısında şu soru soruldu: “Die Linke’yi neden yasaklamayalım?”

Öte yandan şu anda gençlik gösterilerinin yasaklanması tartışılıyor. Belçika örneğinde olduğu gibi, barışçıl gösterilerin kenarlarında meydana gelen münferit şiddet olayları gerekçe olarak gösteriliyor ve sonuç olarak protestoların tamamı itibarsızlaştırılıyor.

Federal İçişleri Bakanı Dobrindt, “sol gruplara” karşı sadece kanıt sunmadan genel suçlamalarda bulunmakla kalmıyor; aynı zamanda, mülke zarar verme vakalarını da “göçmen topluluğundan çıkan kışkırtıcılar”a atfediyor.

Hessen Eyaleti İçişleri Bakanı Roman Poseck de, cumartesi günü saldırı suçlamasıyla gözaltına alınanların “ağırlıklı olarak Alman vatandaşları” olduğunu kabul etti ama yine de bunların “ağırlıklı olarak göçmen kökenli” olduğunu iddia etti.

Dolayısıyla bu açıklamalar, şiddetin sorumluluğunu bir yandan solculara, diğer yandan da Alman kökenli olmayan kişilere atfediyor.

Dobrindt yönetimindeki Federal İçişleri Bakanlığı’ndan bir temsilci de, Beyaz Saray Politikadan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller’ın antifaşistleri (“Antifa”) genel olarak terörizmle eşdeğer gördüğü ve onları “medeniyetin düşmanları” olarak sınıflandırdığı konferansa katılmıştı.

Çevrimiçi portal Frag den Staat’ın araştırmasına göre, bu temsilci Kamu Güvenliği Dairesi Başkanı Christian Klos’tu.

Klos’un, “Aşırı Sol Terörizmin Tehdit Manzarası” konulu bir “sabah paneli” kapsamında Washington’da yer aldığı bildirildi.

Orada ne söylediği ise belirsiz: Frag den Staat, Federal İçişleri Bakanlığının, sunumla ilgili birkaç hazırlık belgesini, gizli olarak sınıflandırıldıklarını gerekçe göstererek yayınlamayı reddettiğini aktardı.

Fakat İçişleri Bakanlığı’nın Mayıs ayında ABD’de “ilgili uzmanlık birimi düzeyinde” iki yetkiliyle bir hazırlık çalıştayına katıldığı artık biliniyor.

Buna ek olarak, federal hükümet Ekim ayı başında Washington konferansının devamı niteliğinde bir etkinliğin bu sonbaharda düzenleneceğini doğruladı.

Etkinliğin odak noktası, “çeşitli ülkelerden güvenlik ve kolluk kuvvetleri arasında profesyonel deneyim paylaşımı” olacak ve özellikle “şiddet içeren sol aşırılıkçılık alanındaki tezahürler, gelişmeler ve zorluklar” üzerinde durulacak.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 16 Temmuz’da Kuzey ve Güney Amerika, Avrupa ve Asya’nın bazı bölgelerinden 60’tan fazla ülkenin temsilcilerinin katılımıyla bir konferans düzenlemişti.

Konferansın odak noktası, “aşırı sol siyasi terörizmin uluslararası çapta yeniden canlanması”ydı.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun yanı sıra, Stephen Miller de konferansın gidişatını belirlemişti.

Miller yaptığı bir konuşmada, solcuların “temelde kıskançlık, nefret ve haset tarafından yönlendirildiğini” iddia etmiş; ayrıca antifaşist gösterilerde kimsenin “normal bir insan gibi” görünmediğini de eklemişti.

Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, yıllardır sol örgütlere yönelik baskılarda önemli bir rol oynuyor.

2011 ve 2012 yıllarında CSU Genel Sekreteri olarak görev yaparken, söylemleri kendi partisi içinde bile şaşkınlığa yol açmıştı.

Örneğin Ağustos 2011’de yetkililerden “Die Linke’yi yasaklama işlemlerinin başlatılıp başlatılmayacağının incelenmesini” talep etmişti.

Ocak 2012’de ise “orta vadede [Die Linke partisini] yasaklama işlemlerini de başlatmak için her türlü çabayı göstermemiz gerektiğini düşündüğünü” belirtmişti.

O dönemde CSU’nun Federal Meclis’teki eyalet meclis grubu başkanı Gerda Hasselfeldt şaşkınlığını şöyle dile getirmişti: “Şu anda Die Linke’yi yasaklama işlemleri için bir gerekçe görmüyorum.”

Federal İçişleri Bakanı olarak göreve başladıktan sonra bile Dobrindt, dikkat çekici söylemleriyle öne çıkmaya devam etti.

Haziran 2025’te Federal Anayasa Koruma Dairesi’nin raporunun sunumu sırasında, farklı ölçeklere sahip grafikler göstererek Almanya’daki “aşırı solcuların” sayısının aşırı sağcıların sayısından daha fazla olduğunu ima etti.

Aralık 2025’te ise “solcu aşırılık yanlılarının” yabancı güçler adına “casusluk veya sabotaj” faaliyetlerinde bulunabileceğini öne sürdü.

Okumaya Devam Et

Avrupa

IEA: AB’deki stok açığı, küresel gaz fiyatlarını yükseltebilir

Yayınlanma

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), kış sezonu öncesinde Avrupa’daki gaz depolama seviyelerinin son on yılın en düşük seviyesinde olması nedeniyle küresel gaz piyasasının “2027’nin ilerleyen dönemlerine kadar” sıkışık kalabileceğini belirtti.

IEA, “2026 Küresel Doğal Gaz Güvenliği İncelemesi” raporunu sunarken, düşük stok seviyelerinin, özellikle beklenenden daha soğuk bir kış yaşanması durumunda, Avrupa’nın en yüksek talebi karşılamak için küresel sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tedarikine olan bağımlılığını artıracağını belirtti.

Raporda, “Ortalamadan daha soğuk hava koşulları ve Hürmüz Boğazı üzerinden sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) akışındaki kesintilerin devam etmesi durumunda, AB’nin gaz depolama seviyeleri Mart 2027 sonuna kadar çalışma kapasitesinin %10’unun altına düşebilir,” denildi.

Düşük stok seviyeleri, mevcut az sayıdaki esnek LNG kargoları için sınırlı depolama seçeneklerine sahip Asya ve Güney Amerika ülkeleriyle rekabeti şiddetlendirebilir ve bu kış fiyatlar üzerinde baskı yaratabilir.

IEA, “Avrupa’daki düşük depolama seviyeleri, 2027 yazına kadar stokları yenilemek için gaz enjeksiyon ihtiyacını da önemli ölçüde artırabilir; bu da küresel piyasadaki sıkışıklığı önümüzdeki yıla kadar uzatabilir,” dedi.

Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatılması, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelen arzı 60 milyar metreküpten fazla azalttığı için, Asya ve Avrupa fiyatları şimdiden 2022-23 gaz arz krizinden bu yana en yüksek seviyelerine ulaşmış durumda.

Raporda, özellikle Kuzey Amerika’dan gelen LNG arzındaki artış ve daha esnek ticaret düzenlemelerinin Hürmüz arz şokunun etkisini sınırlamaya yardımcı olduğu belirtildi.

Raporda, küresel LNG arzının 2026 yılında 2025’e kıyasla rekor düzeyde %3, yani yaklaşık 20 milyar metreküp azalacağı öngörülüyor.

Küresel gaz talebinin, Orta Doğu’daki talep kaybı, Avrupa’daki endüstriyel gaz tüketiminin azalması ve Asya’daki birçok ülkede enerji sektöründe gazdan kömüre geçiş nedeniyle yaklaşık %1,5, yani 65 milyar metreküpe yakın bir oranda düşmesi bekleniyor.

IEA, “Bu bulgular, küresel piyasalar daha esnek hale gelse bile, gaz arz güvenliği konusunda uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesinin önemini vurgulamaktadır,” dedi.

AB’nin kış öncesi yeraltı gaz depolarını en az %90 oranında doldurması bekleniyordu.

Fakat devam eden kriz nedeniyle bu şartın gevşetilmesi sonucunda, 1 Kasım itibariyle ortalama doluluk oranı sadece %74,6 olarak gerçekleşti.

Bu durumun başlıca nedeni, Almanya ve Hollanda’daki stokların normalin altında olmasıydı.

IEA, bu mevsim için stok seviyesinin 2013’ten bu yana en düşük seviyede olması nedeniyle AB’nin özellikle LNG sevkiyatlarına bağımlı hale geldiğini belirtti.

Özellikle soğuk bir kış yaşanması durumunda, Mart ayına gelindiğinde AB depolarının doluluk oranı %10’un altına düşebilir ve bu da bloğu “ek soğuk dalgaları, teknik arızalar veya diğer tedarik kesintileri” karşısında riskli bir duruma sokabilir.

Fakat Paris merkezli enerji güvenliği ajansı, sorunların kışın ötesine de uzayabileceğini ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB Komisyonu, yeni yasa tasarılarını azaltarak uygulamaya odaklanacak

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, sağcı liderlerin ve merkez sağın baskısıyla yeni yasa tasarılarını azaltarak kabul edilmiş kuralların uygulanmasına odaklanma kararı aldı. Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in ekibi bürokratlara çalışmaları yavaşlatma talimatı verdi.

Avrupa Komisyonu, gelecek yıla ait yıllık çalışma programında yeni yasa tasarılarının sayısını azaltarak kabul edilmiş mevcut kuralların uygulanmasına odaklanmayı planlıyor.

Rapporteur portalının haberine göre bu yönelim, çarşamba günü kamuoyuna açıklanacak çalışma programında resmiyet kazanacak.

Haberde, Brüksel kaynaklı yasal düzenleme akışını durdurmak isteyen sağcı ulusal liderlerin yanı sıra Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in kendi siyasi ailesinden gelen baskıların bu kararda etkili olduğu kaydedildi.

Komisyonun böylelikle ağırlığı yeni tasarılar hazırlamak yerine yürürlükteki mevzuatın hayata geçirilmesine vereceği belirtildi.

Komiserlerin özel kalemlerine yavaşlama talimatı verildi

Aktarılan bilgilere göre Von der Leyen’in ekibi, 27 Ekim’de Avrupa Birliği (AB) komiserlerinin özel kalem müdürlerine yeni yasa hazırlıklarını yavaşlatma talimatı iletti.

Avrupa mevzuatının sadeleştirilmesini savunan AB’nin ekonomiden sorumlu komiseri Valdis Dombrovskis de bu girişime destek verdi.

Düzenlemelerin kapsamı konusunda ise kurum içinde tam bir görüş birliği sağlanamadı. Bazı yetkililer yeni yasa tasarılarına yönelik eksiksiz bir moratoryum uygulanmasını talep ederken, kendi projelerinden vazgeçmek istemeyen diğer yetkililer bu yaklaşıma karşı çıktı.

Portala konuşan bir yetkili, Komisyon içindeki bu durumu “kurumsal atalet” olarak niteledi.

Von der Leyen için siyasi miras arayışı

Açıklanacak çalışma programı, görev süresi bakımından Von der Leyen’in Komisyon başkanlığındaki sondan bir önceki programı olacak.

Rapporteur’a konuşan kaynaklardan biri, Komisyon Başkanı’nın siyasi mirası açısından yalnızca yeni girişimler sunmanın değil, bunları uygulamaya geçirmenin de önem taşıdığına işaret etti.

Von der Leyen, eylül ayında birliğin 2027 yılına kadarki önceliklerini açıklamıştı. Bu hedefler arasında Avrupa ekonomisinin rekabet gücünün artırılması, güvenlik ve savunmanın güçlendirilmesi ile demokrasinin korunması yer alıyordu.

Komisyon Başkanı yıllık konuşmasında ayrıca üçüncü ülkelerle ortaklık yaklaşımlarının gözden geçirilmesi ve yeni bir AB güvenlik stratejisi hazırlanması gerektiğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English