Avrupa
Alman savunma sanayiinde ABD sermayesi korkusu

Güçlü ABD’li yatırımcıların stratejik öneme sahip Alman savunma sektöründeki girişimlere yönelik tekrarlanan yatırımları, Almanya’da bu sektördeki kilit şirketler üzerindeki kontrolün okyanus ötesine geçebileceğine dair tartışmaları alevlendiriyor.
German Foreign Policy’deki analize göre Alman hükümeti, bankalar ve sigorta şirketleri, bağımsız bir Avrupa yatırım ortamının geliştirilmesini ilerletmek için milyarlarca avroyu harekete geçirmeye çalışırken, gelecek vaat eden şirketlerin kritik büyüme aşamalarında ABD sermayesine bağımlı kalabileceğine dair endişeler artıyor.
Meselenin özünde, insansız hava aracı, yapay zeka ve havacılık-uzay girişimlerinin milyar avroluk finansman turlarını kimin finanse ettiği ve dolayısıyla kilit savunma teknolojileri üzerinde kimlerin etki kazandığı sorusu yatıyor.
Almanya’da şimdiye kadar hakim olan görüş, örneğin Peter Thiel’in Stark Defense üzerindeki etkisinin oldukça sınırlı olduğu yönündeydi.
Fakat Thiel’i çevreleyen tartışmalar, küresel rekabetin yoğunlaştığı bir ortamda Almanya’nın ABD’den daha fazla finansal bağımsızlık elde etme çabalarını vurguluyor.
Alman savunma startup’larında finansman sorunu var
Almanya’da HV Capital, Earlybird ve Project A dahil olmak üzere 24 risk sermayesi şirketi, kısa süre önce güçlerini birleştirerek “Alman Risk Sermayesi ve Büyüme Forumu”nu kurdu.
Ortak bir raporda, Almanya’nın özel yatırımlar yoluyla Alman teknoloji şirketleri ile ABD’li rakipleri arasındaki finansman açığını kapatabileceği sonucuna vardılar.
2025 yılında, Alman girişimlere ve büyüme aşamasındaki şirketlere yaklaşık 7 milyar avro aktı. Büyüme aşamasındaki şirketler, halihazırda kurulmuş ve şu anda büyüme aşamasında olan teknoloji şirketleri.
Bu 7 milyar avro, Almanya’nın gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) yalnızca yüzde 0,15’ini oluşturdu. Buna karşılık ABD’de bu oran yüzde 0,8 seviyesindeydi.
Dolayısıyla Alman ve Avrupalı şirketler, özellikle 100 milyon avroyu aşan büyük finansman turlarında sıklıkla ABD’li yatırımcılara bağımlı kalıyor.
Örneğin son beş yılda bu yatırımların yaklaşık yarısı ABD kaynaklıydı.
Risk sermayesi şirketleri on milyarlarca avro ek yatırım yapmalı
Bu nedenle Alman ve Avrupalı yatırımcılar, stratejik öneme sahip şirketler üzerindeki kontrolün giderek ABD’ye kayma riskinin arttığı konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Alman Risk Sermayesi ve Büyüme Forumu’nun raporunda, Almanya’nın iktisadi üretimine oranla ABD’deki risk sermayesi yatırım düzeyine ulaşmak için yıllık yaklaşık 30 milyar avro ek yatırım yapması gerektiği sonucuna varılıyor.
Benzer bir mali bağımsızlık düzeyine ulaşmak için, bu tutarın 15 milyar avrosunun Almanya’dan, diğer 6 milyar avrosunun ise diğer AB ülkelerinden gelmesi gerekiyor.
Bu hedefe ulaşmak amacıyla, Allianz ve Commerzbank dahil olmak üzere büyük Alman bankaları, sigorta şirketleri ve sanayi holdingleri, devlete ait KfW’nin koordinasyonu altında, 2030 yılına kadar geleceğe yönelik sektörlere toplam 12 milyar avro yatırım yapma taahhüdünde bulunmuştu.
Fakat nisan ayı itibarıyla bu tutarın yalnızca 2,3 milyar avrosu kesin olarak taahhüt edilmişti.
Yatırımcı arayan girişimler
Alman Risk Sermayesi ve Büyüme Forumu, raporunda uzun süredir devam eden bir sorunu ele alıyor.
Almanya’da startup kurulması için genellikle devlet fonları bulunuyor. Fakat genç teknoloji şirketlerinin kâr elde etmesi genellikle birkaç yıl sürüyor ve bu aşamayı atlatmak için özel yatırımcılara güveniyorlar.
Commerzbank’ın eski CEO’su ve şu anda Alman hükümetinin yatırım komiseri olan Jörg Kukies, Alman Risk Sermayesi ve Büyüme Forumu’nun raporunda şöyle yazıyor:
“Hızla büyüyen teknoloji şirketlerinin tüm büyüme aşamalarında finansman eksikliği var.”
Örneğin ABD’de, ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, mart ayında tek bir finansman turunda, tüm Avrupa girişimlerinin bir önceki yılın tamamında topladıklarının yaklaşık iki katı kadar sermaye topladı.
Üstelik şu anda, Alman startup’lara sağlanan sermayenin yüzde 34’ü ABD’li yatırımcılar tarafından karşılanıyor.
Siyasi açıdan asıl mesele, yapay zeka savunma şirketi Helsing, drone üreticisi Quantum Systems, robotik şirketi Agile Robots veya roket üreticisi Isar Aerospace gibi stratejik açıdan hassas şirketler için milyarlarca avroluk finansman turlarını kimin finanse ettiği ve dolayısıyla şu anda Almanya’nın askeri güçlenmesinde merkezi bir rol oynayan bir sektör üzerinde belirli bir etki kazanması.
Almanya’da, gelecek vaat eden yüksek teknoloji ve savunma şirketlerinin kontrolünün ABD’li yatırımcılara geçmesi konusunda endişeler artıyor.
Peter Thiel endişesi
ABD’li yatırımcıların artan etkisinin bir örneği, Palantir’in kurucusu Peter Thiel’in Almanya’da yaptığı yatırımlar.
Thiel’in risk sermayesi şirketi Founders Fund’ın Alman startup’ı Stark Defence’teki hissesi şu anda tartışma konusu.
Şirket, Almanya’nın önde gelen insansız hava aracı girişimlerinden biri ve gelecekte Alman Silahlı Kuvvetleri’ne (Bundeswehr) kamikaze insansız hava araçları tedarik etmesi planlanıyor.
Şubat ayında, Savunma Bakanı Boris Pistorius, Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Elimdeki bilginin doğru olup olmadığını bilmiyorum ama bildiğim kadarıyla çoğunluk hissedarı söz konusu değil,” demiş ve Thiel’in “hissedar olarak kilit bir rol oynamadığı” sonucuna varmıştı.
Thiel’in Stark Defence’in finansmanına katılımını ciddiye alsa da bunun “gerçek bir engel olmadığını” da kabul etmişti.
Stark Defence, Thiel’in şirket yönetim kurulunda yer almadığını açıkladı. Şirkete göre denetim kurulu tamamen Avrupalılardan oluşuyor ve tüm geliştirme ve üretim tesisleri Avrupa’da bulunuyor.
Başka şirketler de finansman turuna çıkacak
Stark Defence de tek başına bir örnek değil. Son zamanlarda, Alman otonom sistemler startup’ı Arx Robotics, potansiyel alıcıların ilgisini çektiğini bildirdi.
Şirketin son haftalarda ilgilenen birkaç tarafla görüşme yaptığı söyleniyor.
Diğer savunma girişimlerinden farklı olarak, Arx Robotics şu ana kadar nispeten az sermaye topladı: Şirkete göre sadece yaklaşık 41 milyon avro.
Yatırımcılar arasında Project A, HV Capital ve NATO İnovasyon Fonu (NIF) gibi isimler yer alıyor.
Şirketin kurucusu Marc Wietfeld, Handelsblatt gazetesine verdiği demeçte, şu ana kadar tüm yatırımcıların Avrupa’dan olduğunu belirtti.
Fakat şirket, “er ya da geç daha büyük bir finansman turu” düzenlemeyi planlıyor. Bu tur ne kadar büyük olursa, gerekli sermayeyi yalnızca Avrupa’dan toplamak o kadar zorlaşacak.
Alman-Fransız savunma fonu kuruldu
Avrupa’daki girişimlere yönelik finansmanı güçlendirmek amacıyla, Alman yatırımcı Earlybird ve Fransız yatırımcı Atlantic Vantage Point (AVP) toplam 500 milyon avroluk ortak bir fon kuruyor.
Her iki şirketin de Haziran ortasında duyurduğu üzere, fon 20 girişime her birine 25 milyon avroya kadar yatırım yapacak.
Sermaye, uzay, hava, kara ve deniz sektörlerindeki şirketlere aktarılacak ve yalnızca askeri veya çift kullanımlı teknolojileri destekleyecek.
Amaç, Almanya’dan Helsing ve Quantum Systems ya da Fransa’dan Harmattan AI gibi savunma girişimlerinin, Avrupa dışındaki yatırımcılara ihtiyaç duymadan daha büyük finansman turlarını da yönetebilmesini sağlamak.
Almanya’da yatırım krizi
Alman savunma girişimlerine yönelik daha önceki temkinli yatırım tutumu, genel bir yatırım düşüşü eğiliminin de bir parçası.
McKinsey, yakın zamanda yayınladığı bir araştırmayla, Almanya’daki net üretken yatırımın şu anda iktisadi çıktının yalnızca yüzde 0,2’sini oluşturduğunu ortaya koydu.
Bu durum, Almanya’yı 34 önde gelen sanayileşmiş ve gelişmekte olan ekonomi arasında en alt sıralara yerleştiriyor.
Örneğin Çin’de 2024 yılında net yatırım, iktisadi çıktının yüzde 23’ünü oluştururken, ABD’de bu oran yüzde 4 olarak gerçekleşti.
McKinsey’in değerlendirmesine göre, “Almanya ekonomisi […] neredeyse hiç ek üretim kapasitesi oluşturmuyor.”
Avrupa
Sol Parti’de “çete lideri” krizi

Berlin’de eyalet seçimlerini birinci sırada bitiren Sol Parti, zafer partisine katılan isimler nedeniyle kriz yaşıyor.
Partinin Federal Meclis üyesi Ferat Koçak, suç dünyasıyla olan bağlantılarına yönelik eleştirilerin ardından parlamento görevlerinden ayrılıyor.
Partinin meclisteki grup başkanı Sören Pellmann, “Ferat Koçak, tam şeffaflık sağlanana kadar bir sonraki duyuruya kadar geri çekileceğini bize bildirdi. Gelişmeleri bekleyip göreceğiz,” dedi.
Pellmann, Koçak’ın bir sonraki duyuruya kadar Federal Meclis İçişleri Komisyonu toplantılarına da katılmayacağını söyledi. Koçak ayrıca şimdilik kamuoyu önüne çıkmaktan da kaçınacak.
Pellmann, olası diğer sonuçların “daha sonra birbirimizle dayanışma içinde” tartışılacağını belirtti.
Koçak, organize suçla ilişkilendirilen Remmo aşiretinin bir üyesiyle yazışmaları nedeniyle eleştirilere maruz kaldı.
Söz konusu olay, özellikle Koçak ile aile reisi Issa Remmo’nun oğlu Firas Remmo arasındaki mesajlaşmayı içeriyor.
Koçak, “birçok kişiyle” mesajlaştığı için muhatabının kim olduğunu bilmediğini iddia etti. Issa Remmo’ya gönderdiği selamları ise “nezaket” olarak nitelendirdi.
Aynı zamanda Sol Partili milletvekili, “organize suçla bağlantılı” kişilerle temas kurmanın “hiçbir şekilde haklı gösterilemeyeceğini” belirtti.
Koçak’a yöneltilen suçlamalar, Issa Remmo’nun Berlin Eyalet Meclisi seçimlerinin yapıldığı akşam Berlin’in Neukölln semtinde düzenlenen Sol Parti’nin seçim partisine katılmış olması nedeniyle daha da ağırlaştı.
Sol Parti, Remmo’nun davet edilmediğini ve dışarı çıkarıldığını belirterek olaydan uzak durdu.
Bunun üzerine diğer partiler, Koçak’ın Bundestag’daki Sol Parti milletvekili grubundan ihraç edilmesini talep etti.
Koçak daha önce, şüpheleri gidermek ve ekibiyle istişare ederek iletişim yöntemlerini gözden geçirmek için zaman ayırmak istediğini açıklamıştı.
Bu durum, kendi partisi içinde de eleştirilere yol açtı. Örneğin, uzun süredir Federal Meclis üyesi olan ve parlamentonun eski başkan yardımcısı Petra Pau, X’te yaptığı açıklamada, “Şu anda ‘zaman ayırmak’ aslında ne anlama geliyor? Artık sorumluluk alın,” dedi ve bu durumda, “artık saflığa inanamayacağını” söyledi.
Sol Parti’nin federal genel sekreteri Janis Ehling ise şöyle konuştu:
“Bu durumda olduğu gibi, bağlantılarla ilgili en ufak bir izlenim bile partimizin itibarına zarar veriyor.”
Fakat Pau’nun aksine, Ehling, Koçak’ın iddialara yanıt vermek için zaman ayırmayı planladığını duyurmasını övdü.
Yeşiller’in milletvekili grubu başkanı Katharina Dröge de Sol Parti’nin milletvekili grubuna Koçak’ı ihraç etmeleri için çağrıda bulunmuştu.
Dröge, Sol Parti’ye “Bay Koçak’ın Sol Parti milletvekili grubunun bir parçası olmaması” yönünde tavsiyede bulunacağını söyledi.
Aynı zamanda Dröge, Koçak’a yönelik eleştirileri, partisinin Sol Parti’nin kendi saflarındaki “antisemitizmle mücadele” konusunda yeterince çaba göstermediğine dair suçlamalarıyla ilişkilendirdi.
Remmo’nun da katıldığı Neukölln seçim partisine İsrail karşıtı aktivist İbrahim İbrahim de katıldı.
Fotoğraflarda Koçak, Alman devletinin “terör örgütü” olarak sınıflandırdığı Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) mensubu olduğu öne sürülen İbrahim ile görülüyor.
Dröge, Koçak’ın “terörizmi yücelten, İsrail Devleti’nin varlığını sorgulayan ve “antisemitik olaylarla” tanınan kişilere yakınlığı nedeniyle” defalarca dikkat çektiğini söyledi.
Ondan önce, Yeşiller’den birkaç önde gelen siyasetçi, Sol Parti’nin “antisemitik” görüşlere sahip parti üyelerini ihraç etmesini talep etmişti.
Bu talepte bulunanlar arasında Yeşiller’in Avrupa işlerinden sorumlu politikacısı Sergey Lagodinsky ve Federal Meclis Başkan Yardımcısı Omid Nouripour da yer alıyordu.
Baden-Württemberg Eyalet Başbakanı Cem Özdemir (Yeşiller) ise Sol Parti “antisemitizmden” kesin bir şekilde uzaklaşmadığı sürece kendi partisini bu parti ile koalisyon kurmaması konusunda uyardı.
Bu mesele, iki eyalette eyalet hükümetlerinin kurulmasını zorlaştıracak gibi görünüyor: Hem Mecklenburg-Batı Pomeranya’da hem de Berlin’de yapılan eyalet seçimlerinin ardından Yeşiller, SPD ve Sol Parti arasında görüşmeler sürüyor.
Mecklenburg-Batı Pomeranya’da hedef SPD liderliğindeki, Berlin’de ise hedef Sol liderliğindeki bir koalisyon.
Sol Parti, tabanındaki Filistin yanlısı aktivistlerin “antisemitizme ya da İsrail’e karşı nefrete” kaydığı yönündeki suçlamaları reddetti.
Sol Parti’nin baş adayı Elif Eralp, “Şiddet ve terörizmi kutlamak kesinlikle kabul edilemez. Yahudilerin –tıpkı Müslümanlar, queer bireyler ve şehrimizdeki herkes gibi– kendilerini güvende hissedebilmelerini sağlamak için elimden gelen her şeyi yapacağım,” dedi.
Avrupa
Kallas, Kızıldeniz görevi için daha fazla savaş gemisi istedi

Kaja Kallas, AB’nin Kızıldeniz’deki deniz taşımacılığını korumaya yönelik deniz misyonunun genişletilmesini istedi.
Gemilerinin sayısını 10’un üzerine çıkarmak zorunda kalacağını belirten AB dış politika şefi, pazartesi günü yaptığı açıklamada, şu anda bölgede o kadar çok gemi bulunmadığını da ekledi.
AB’nin Aspides misyonu, deniz taşımacılığını Yemen direnişinin misillemelerinden korumak amacıyla 2024 yılında başlatılmıştı.
Diplomatlar, şu anda altı savaş gemisinin görev yaptığını belirtiyorlar.
Kallas, Birleşmiş Milletler’de düzenlenen dünya liderlerinin yıllık toplantısının kenarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Aspides uygulamaya konulduğunda, en az 10 gemiye ihtiyaç olduğu belirtilmişti. Bence şu anda durum daha da ciddi,” dedi.
Ensarullah (Husiler) milisleri son haftalarda Kızıldeniz kıyılarında hızlı ilerlemeler kaydetti.
Bu durum, ABD-İran savaşı nedeniyle trafiğin zaten azaldığı Hürmüz Boğazı’nı da içeren bölgedeki güzergâhları daha da karmaşık hale getirdi.
Aspides misyonunun kilit ülkelerinden biri olan İtalya, geçen perşembe günü kendi gemileri için bölgede bir deniz misyonu hazırladığını duyurdu ve AB’nin yeni krize yanıt vermesini bekleyemeyeceğini belirtti.
Kallas, Husi saldırılarının Avrupa’nın çıkarlarını etkilediğini ve küresel ekonomiye yansıdığını belirtti:
“AB’nin Aspides operasyonu, bölgedeki güvenliğe ve küresel deniz taşımacılığına hayati bir katkı sağlıyor; fakat operasyona, bölgedeki artan tehdit düzeyiyle başa çıkabilmek için daha fazla deniz ve hava gücü gerekiyor.”
Kallas, 19 Eylül’de AB’nin 27 üye ülkesine bir mektup göndererek katkılarınızı artırmalarını istedi.
Mektupta, konunun yaklaşan savunma ve dışişleri bakanları toplantılarında ele alınacağını belirtti ve şunları söyledi:
“Şu anda da gelişmeye devam eden bu durum, tedarik zincirlerimize yansımalarıyla Avrupa’nın çıkarlarını şimdiden etkiliyor ve zaten artan yakıt fiyatlarından darbe almış ekonomilerimizi destekleme kabiliyetimizi de olumsuz etkileyebilir. Şu an için Husiler yalnızca Suudi Arabistan’la bağlantılı hedefleri vuracaklarını belirtse de, Boğaz’dan geçen gemilere yönelik eylemleri konusunda belirsizlik var. Her halükarda, artık deniz taşımacılığına zarar verme potansiyeli açısından daha avantajlı bir konumdalar.”
Avrupa
AfD lideri Weidel: Sol Parti zenginleri vuracak

Almanya için Alternatif (AfD) lideri Alice Weidel, Die Linke’nin (Sol Parti) “zenginleri vuracağını, kapitalistleri mülksüzleştireceğini” öne sürdü.
Berlin ve Mecklenburg-Batı Pomeranya’da seçimlerin yapıldığı pazar günü ZDF televizyonunda canlı yayına katılan AfD lideri, Berlin seçimleriyle ilgili konuştu.
Weidel, Sol Parti’nin Berlin’de “CDU’nun ‘güvenlik duvarı’ politikası yüzünden en güçlü unsur haline geldiğini” savundu.
Daha sonra Weidel, Sol Parti’nin “mülksüzleştirmeyi, zenginleri vurmayı, kira tavanları yoluyla kapitalistlere baskı uygulamayı, başka bir deyişle planlı sosyalizmin unsurlarını uygulamayı” istediğini ileri sürdü.
ZDF sunucusu Shakuntala Banerjee şaşkın göründü ve bu iddianın yeniden “doğrulanması” gerektiğini açıklayarak, “‘Zenginleri vurmak istiyor’ mu?” diye sordu.
Aslında Weidel, 2020’de Sol Parti’nin düzenlediği bir etkinlikte Berlinli üye Sandra L.’nin sözlerine işaret ediyor gibi görünüyor. O dönemde, sözlerinin yer aldığı bir video internette yayıldı.
Olay, Kassel’de düzenlenen bir parti strateji konferansında yaşandı. Tartışma aslında enerji politikası üzerindeyken Sol Partili şöyle dedi: “Enerji dönüşümü, devrimden sonra da gereklidir. Ve zenginlerin yüzde birini vursak bile, yine de evlerimizi ısıtmak isteyeceğiz.”
O sırada orada bulunan Sol Parti’nin o dönemki eşbaşkanı Bernd Riexinger, zorla çalıştırma konusunda bir şaka yaparak, “Sadece şunu eklemek istedim: Onları vurmayız; onları yararlı işler yapmaya zorlarız,” cevabını vermişti.
Daha sonra Sandra L., dpa’ya yaptığı açıklamada sözlerini geri çekmiş ve “Bu, siyasi görüşlerimle tamamen çelişiyor; insanlara yönelik şiddetten tiksiniyorum,” demişti.
Riexinger de daha sonra bu yorumu “hemen ve kesin bir şekilde reddetmediği” için pişmanlığını dile getirmişti.
Sol Parti’nin hiçbir seçim bildirgesinde zenginlerin veya süper zenginlerin “idam edilmesi” çağrısı yer almıyor. Parti, hukukun üstünlüğüne ve “özgür demokratik temel düzene” bağlı olduğunu söylüyor.
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya1 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Asya2 hafta önceİran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı
Avrupa1 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi








