Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya ekseninde Trump paniği ve AB’yi ‘bağımsız kılma’ planı

Yayınlanma

Donald Trump bugün ABD Başkanı olarak ikinci dönemine başlamaya hazırlanırken, Avrupa’nın merkezinden panik sinyalleri geliyor.

Örneğin eski Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, bir sonraki Alman hükümetini dış politikada rota değiştirmeye ve AB’yi bağımsız bir güç haline getirmeye çağırıyor.

Gabriel pazar günü Springer grubunun gazetesi Bild’e verdiği demeçte bu amaçla “Fransa, Almanya ve Polonya arasındaki güç üçgeninin” (“Weimar Üçgeni”) güçlendirilmesini talep etti.

Berlin’deki Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW) Başkanı Marcel Fratzscher gibi iktisatçılar de benzer görüşleri dile getirerek “Avrupa’nın güçlendirilmesi gerektiğini” açıkladılar ve Alman hükümeti ile Avrupa Komisyonunu Trump’ın yemin törenine “olabildiğince kötü hazırlanmakla” suçladılar.

Avusturya Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (WIFO) Direktörü Gabriel Felbermayr’a göre ise AB halihazırda çok elverişsiz bir konumda: Brüksel ekonomik olarak zayıfladı ve ABD’nin LNG’sine bağımlı hale geldi ki bu da Trump’ın eline “birkaç kötü koz” veriyor.

Alman elçisinden gizli memorandum: Anayasal düzenini yeniden tanımlayabilecek ‘maksimum yıkım’ uyarısı

Öte yandan Almanya’nın ABD Büyükelçisi Andreas Michaelis tarafından kaleme alınan gizli bir memorandum, Amerikan anayasal düzenini yeniden tanımlayabilecek bir “maksimum bozulma” gündemi konusunda uyarıda bulunuyor.

Reuters tarafından ele geçirilen ve Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock’a hitaben yazılan belgede, Trump’ın ikinci yönetiminde “demokratik normların erozyona uğramasına” ilişkin kaygılar dile getiriliyor.

Michaelis, Trump’ın vizyonunu “Kongre ve [ABD] eyaletleri pahasına gücün azami ölçüde Başkanda toplanmasına” odaklanan bir vizyon olarak tanımlıyor.

Belgeye göre, yasama organı, kolluk kuvvetleri ve medya da dahil olmak üzere kilit demokratik kurumlar, bağımsızlıklarının erozyona uğraması ve “siyasi bir kol olarak kötüye kullanılmaları” riskiyle karşı karşıya.

Notta ayrıca Michaelis’in “birlikte yönetme yetkisi” verilebileceğini iddia ettiği Büyük Teknoloji şirketlerinin katılımı da vurgulanıyor.

Michaelis, ABD Yüksek Mahkemesi’nin başkanlık yetkilerini genişleten son kararlarının Trump’ın geleneksel denge ve denetleme mekanizmalarını bypass etmesini sağlayabileceğini belirtiyor.

Belge ayrıca Trump’ın siyasi amaçlar için yasal boşluklardan yararlanma kabiliyetine ilişkin endişeleri de artırıyor. Bunlar arasında “ayaklanma” ya da “istila” durumlarında ordunun ülke içinde kullanılma ihtimali de yer alıyor ki bu da 1878 tarihli Posse Comitatus Yasasının sınırlarını zorlayabilir.

Avrupa’ya gümrük tehdidi baş ağrıtıyor

AB, Grönland üzerindeki şiddetli anlaşmazlıktan ve Alman şirketlerini yatırımlarını ABD’ye taşımaya zorlamakla tehdit eden ABD gümrük vergileri tehdidinden şimdiden ciddi zarar görebilir.

Yeni Trump yönetimindeki Washington’un bakış açısına göre, Grönland örneğinde sadece Danimarka’nın değil, bir bütün olarak AB’nin zayıflaması önem kazanıyor.

Trump’ın dış politikası özellikle Berlin ve Paris’in AB’nin yardımıyla ABD ile denk bir dünya gücü olma planlarını daha da engelleme yolunda ilerliyor.

Trump transatlantik ittifak içinde bir ağırlık kaydırma hedefi de güdüyor. AB’den gelenler de dahil olmak üzere ABD’ye yapılan tüm ithalata ek gümrük vergisi getirme planı da bunun bir uzantısı.

Alman iş dünyası yöneticileri, Trump’ın ‘çok fazla eleştirildiğini’ düşünüyor

Alman iş dünyasına yakın Köln merkezli Alman Ekonomi Enstitüsü (IW), bunun Almanya’nın ekonomik çıktısını hem 2027 hem de 2028’de yüzde 1,5’e kadar azaltacağını hesaplıyor.

500 Alman yöneticiyle yakın zamanda yapılan bir ankete göre, katılımcıların yüzde 80’i Alman ekonomisinin Trump’ın eylemlerinden zarar göreceğini söyledi. Bu oranların dağımında; yüzde 68’i “biraz”, yüzde 12’si ise “büyük zarar” göreceğini öngörüyor.

Bununla birlikte, ankete katılan iş dünyası liderlerinin yüzde 75’i Almanya’da Trump’a yönelik “çok fazla eleştiri” olduğu görüşünde.

Katılımcıların yüzde 44’ü teknoloji devi Elon Musk’ın ABD’de kuracağı yeni Devlet Verimliliği Departmanı (DOGE) ile sadece devlet personelini azaltmakla kalmayıp aynı zamanda şirketler için külfetli olan regülasyonları de azaltmasını bekliyor.

Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü (IfW) Başkanı Moritz Schularick, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, tekil şirketlerin “artık Almanya’da değil ABD’de” kârlı yatırımlar yapma fırsatına sahip olacağını belirtti ve bunun Federal Almanya Cumhuriyeti için bu “ek bir yük” getireceği uyarısında bulundu.

Avrupa’ya ‘Trump’a hazır olmama’ eleştirileri

Eski IfW Başkanı ve Avusturya İktisadi Araştırmalar Enstitüsünün (WIFO) şimdiki Direktörü Gabriel Felbermayr, AB’nin şu anda “büyümede belirgin bir zayıflıktan” muzdarip olduğunu ve bunun da onu kırılgan hale getirdiğini savundu.

Buna ek olarak, Ukrayna’daki savaş “Amerikalıların pazarlık gücünü” artırıyor ve, Rus gazının kesilmesi Amerikan LNG’sine olan bağımlılığı pekiştiriyor.

ABD, yaklaşık yüzde 20’lik payıyla Norveç’ten sonra AB’nin ikinci büyük doğal gaz tedarikçisi haline geldi. Almanya 2024 yılında doğalgazının yaklaşık yüzde 13,5’ini ABD’den ithal etti; toplam Alman talebinin yüzde 8’inin ithal edildiği Alman terminallerinin yüzde 86’sı ABD LNG’si ile dolduruldu.

Felbermayr, Trump LNG ihracat lisanslarını kısıtlamakla tehdit eder etmez, Avrupa’daki sıvılaştırılmış doğal gaz fiyatlarının yükseleceğini, ABD’dekilerin ise düşeceğini belirtiyor.

Direktöre göre Trump’ın elinde bugün sekiz yıl öncesine kıyasla “birkaç kötü koz” daha var.

ABD’ye karşı ‘tek sesli Avrupa’ çağrısı

Berlin’deki Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW) Başkanı Marcel Fratzscher de Almanya’yı Trump dönemine “sefil bir şekilde hazırlıklı” olmakla suçladı.

Fratzscher’e göre Almanya “ABD’ye kıyasla küçük bir ülke” ve eğer Avrupa ‘tek ses olarak konuşmayı başaramazsa’ bu çatışmada kaybedecek.

Berlin’in en az altı aydır ‘boş boş baktığını’ savunan başkan, Almanya’nın sadece iç politika konularıyla ilgili düşündüğünü, fakat “kendisini küresel olarak nasıl konumlandırmak istediği ile, Avrupa’yı nasıl güçlendirebileceği ile ilgili” olmadığını ileri sürdü.

Donald Trump’a karşı asgari düzeyde bir korumaya sahip olmak için bu konumlanışın ‘acilen gerekli olacağını’ belirten Fratzscher, Alman hükümetinin ya da Avrupa Komisyonunun Trump yönetimiyle olan anlaşmazlıklarda omuz omuza duracak bir “strateji” yerine, “Avrupa’da büyük bir bölünme” yaşandığını söyledi.

Avrupa’nın “kendisinin bölünmesine izin verdiğine” işaret eden DIW Başkanı, Brüksel’in, Trump’ın uzun zamandır açıkça öngörülebilen saldırılarına karşı AB düzeyinde “akıllıca bir karşı saldırı” için “ayrıntılı olarak hazırlanmak” için “gerçekten yeterli zamanı” olmasına rağmen, Trump’ın ikinci görev dönemine “olabildiğince hazırlıksız” yakalandığı eleştirisini dile getirdi.

Sigmar Gabriel’den ‘hızlı rota değişikliği’ talebi

Eski Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, Trump’ın göreve başlaması vesilesiyle hızlı bir rota değişikliği çağrısında bulunuyor.

Gabriel, Bild için kaleme aldığı ve 19 Ocak günü yayınlanan yazısında, 2017’nin başındakinden “tamamen farklı bir ABD başkanına hazırlanmak” gerektiğini söylüyor.

O zamanlar Trump’ın kötü hazırlandığını ve Washington’daki profesyonellerin onu “çabucak kontrol altına aldığını” belirten Gabriel, yeni başkanın bu kez net bir plan izlediğini altını çizdi.

Örneğin Grönland’a yönelik hamlesini, ‘ciddi talepleri daha iyi uygulayabilmek için siyasi provokasyonlara başvurma şeklindeki iyi bilinen stratejisinin bir habercisi’ olarak nitelendiren Alman siyasetçi, “Biz Avrupalıların … ABD’ye bir ortak olarak ihtiyacımız olduğu açıktır: iktisadi, siyasi ve askeri olarak,” diye yazdı.

Bu nedenle Trump ile işbirliği yapmak gerektiğini, ama aynı zamanda “her şeyden önce Avrupa’nın iktisadi, siyasi ve askeri gücü üzerinde çalışmalarını” salık veren Gabriel, AB’nin siyasi bir merkezinin olmamasını “talihsizlik” olarak nitelendirdi.

Avrupa’nın merkezi olarak hareket edebilecek Fransa-Almanya-Polonya güç üçgeninin Alman hükümeti tarafından “yıllardır suçlu bir şekilde ihmal edildiğini” öne süren Gabriel’e göre bir sonraki şansölye bu nedenle “her şeyden önce dış politikadaki gidişatı değiştirmeli.”

Gabriel bunun, “AB’yi nihayet Donald Trump tarafından da ciddiye alınan ya da sadece tanınan bir güce dönüştürmekle” ilgili olduğunu vurguladı.

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

Yayınlanma

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.

Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.

Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.

Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.

AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.

Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.

Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.

Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.

Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.

World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.

Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.

AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Yayınlanma

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.

Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.

Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.

Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.

Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.

Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.

Morawiecki bu hafta şunları söyledi:

“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”

Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.

Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.

Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.

PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.

Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.

Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.

En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.

Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.

Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.

Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.

Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.

Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.

Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.

PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.

Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.

PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.

Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”

Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English