Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya ile Fransa, FCAS projesini kurtarabilecek mi?

Yayınlanma

Almanya ve Fransa, kaçınılmaz bir başarısızlık olarak görülen FCAS (Geleceğin Muharebe Hava Sistemi) savaş uçağı programını kurtarmak için yine erteleme yoluna gitti.

German Foreign Policy’de yer alan habere göre, Kıbrıs’ta düzenlenen AB zirvesinin ardından cuma günü yapılan açıklamada, her iki ülkenin savunma bakanlıklarının projeyi kurtarmak için adımlar atmaya yönelik yeni bir girişimde bulunmaya hazırlandığı vurgulanıyor.

Olası seçenekler hakkında herhangi bir ayrıntı açıklanmadı. 2017’de başlatılan proje, kısmen iş bölümü, teknolojiler ve kâr paylaşımı konusundaki farklılıklar nedeniyle gecikmelerle boğuşuyor.

Bunun ötesinde, projeyle ilgili anlaşmazlık, iki ülkenin oldukça farklı iki stratejik yönelimini de yansıtıyor: Almanya, NATO yapıları içindeki birlikte çalışabilirlik ve ABD sistemleriyle uyumluluk konularını ön planda tutarken, Fransa ise ABD’den bağımsız operasyonları hedefleyen bir askeri strateji izliyor.

FCAS neydi?

Almanya ve Fransa savunma bakanlıkları, FCAS programını kurtarmak için seçenekleri bir kez daha değerlendirecek.

Karar, geçen hafta Kıbrıs’ta düzenlenen AB zirvesi sırasında yapılan bir toplantıda Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından alındı.

Alman hükümeti sözcüsüne göre, her iki ülkenin savunma bakanlıklarına “çeşitli işbirliği yolları üzerinde çalışmaya devam etme ve sonraki adımlar üzerinde anlaşma” görevi verildi.

Sözcü, “Bu çalışmalar önümüzdeki haftalarda tamamlanacak” diye ekledi.

Bundan bir hafta önce, çok sayıda medya kuruluşu “son” arabuluculuk girişiminin kesin olarak başarısız olduğunu bildirmişti.

Merz’den Fransa’ya soğuk duş: FCAS projesi ihtiyacımızı karşılamıyor

FCAS, AB askeri politikasında bir dönüm noktası olarak kabul edilen 2017 yılında başlatıldı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev süresinin ardından ABD’nin NATO yükümlülüklerini yerine getirmeye devam edip etmeyeceğine dair şüpheler ışığında, Fransa ve Almanya askeri konularda AB üye ülkeleri arasında daha güçlü bir işbirliğini savundu.

Dönemin Şansölyesi Angela Merkel Mayıs 2017’de “Başkalarına tamamen güvenebileceğimiz zaman, bir anlamda sona erdi,” demiş ve “Biz Avrupalılar kaderimizi gerçekten kendi ellerimize almalıyız,” diye eklemişti.

Kısa bir süre sonra, Haziran 2017’de Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ortak ve konuşlandırılabilir bir AB askeri gücü kurulması çağrısına desteğini ifade etti.

Ayrıca, Temmuz 2017’de Élysée Sarayı’nda düzenlenen 19. Fransa-Almanya Bakanlar Konseyi toplantısında Merkel ve Macron, diğer konuların yanı sıra “yeni nesil” bir Avrupa savaş uçağı olan FCAS’ı geliştirmek üzere anlaştılar.

Ertelemelerle boğuşan Avrupa savunma projeleri

O dönemde FCAS, her iki tarafın da yakın işbirliği yapmayı kabul ettiği altı savunma projesinden biriydi.

Nisan 2018’de, bir Fransız-Alman deniz keşif uçağı olan Deniz Hava Savaş Sistemi’nin (MAWS) ortak geliştirilmesine ilişkin bir mutabakat zaptı imzaladılar.

Fakat Almanya’nın Haziran 2021’de bunun yerine ABD’li Boeing şirketi tarafından üretilen P-8A Poseidon deniz keşif uçağını satın alma kararıyla proje fiilen rafa kaldırıldı. 

Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya’nın dünyanın en gelişmiş insansız hava sistemini (UAS) sunma hedefini güttüğü bir başka proje olan Eurodrone ise sürekli gecikmelerle boğuşuyor. Yakın zamanda Fransa’nın projeden çekilme koşullarını müzakere ettiği bildirildi.

Almanya, 2023 gibi erken bir tarihte, Fransa ve İspanya ile dördüncü ortak projesi olan Tiger savaş helikopterinin ortak modernizasyonundan çekilmişti.

Dassault, FCAS projesinin ilerlemesini engelliyor

Topçu sistemlerinin ortak geliştirilmesini amaçlayan beşinci bir Alman-Fransız projesi olan Ortak Dolaylı Ateş Sistemi (CIFS), süresiz olarak ertelendi; uygulamanın, gerçekleşse bile, 2045’ten önce tamamlanması beklenmiyor.

Son olarak, her iki taraf 2017 yılında, Alman Leopard 2 ve Fransız Leclerc’in yerini alması amaçlanan bir ana muharebe tankının ortak geliştirilmesi konusunda anlaşmaya varmıştı.

Ana Kara Savaş Sistemi (MGCS) olarak bilinen proje, insanlı ve insansız araçlar, insansız hava araçları ve diğer ileri teknolojiler dahil olmak üzere çeşitli savaş sistemlerini tek bir ağda entegre edecek, yapay zeka destekli yeni nesil bir “sistemler sistemi” geliştirmeyi amaçlıyordu. 

Fakat diğer tüm projeler gibi MGCS de belirsiz bir gelecekle karşı karşıya. Yılın başında Macron, projenin devamını FCAS programının başarısına bağladı.

MGCS’yi çevreleyen belirsizlikler büyük ölçüde Almanya’nın yeni bir ana muharebe tankını bağımsız olarak geliştirme kabiliyetinden kaynaklanıyor.

Daha geçen yılın Aralık ayında, Federal Kartel Ofisi, savunma firmaları KNDS Deutschland ve Rheinmetall’in, Leopard 3 proje adını taşıyan yeni bir ana muharebe tankını ortaklaşa geliştirme planını onayladı.

Bu, resmi olarak 2045 yılına kadar geçici bir çözüm olarak kabul ediliyor; o yıl, MGCS için olası bir teslim tarihi olarak gösteriliyor. 

Fakat Leopard 2’nin ulusal düzeyde geliştirilmeye devam edilmesi, nihayetinde MGCS’yi tamamen gereksiz hale getirebilir.

FCAS projesinde Alman doktrini ile Fransız doktrini çarpışıyor

Projenin başlangıcından itibaren eşlik eden FCAS ile ilgili çatışma, programdaki teknik liderlik rolü ve proje sorumluluklarının paylaşımı konusundaki farklılıkların yanı sıra, iki ülkenin farklı stratejik yönelimlerinden kaynaklanıyor.

Almanya, NATO yapılarına entegrasyon ve birlikte çalışabilirlik konularının yanı sıra ABD sistemleriyle uyumluluk konularından güçlü bir şekilde yönlendirilen stratejik bir yaklaşım izliyor.

Öte yandan Fransa, ABD’den tamamen bağımsız olarak askeri operasyonlar yürütebilme yeteneğini hedefleyen daha bağımsız bir stratejik yönelim izliyor.

Paris için FCAS, aynı zamanda nükleer silahlarının gelecekteki hava platformu. Ayrıca, jetleri uçak gemilerinden fırlatıp bu gemilere iniş yapabilmesini istiyor.

Son olarak, anlaşmazlık FCAS’ın üçüncü ülkelere ihracatı konusunu da ilgilendiriyor; bu, programın muazzam maliyetlerini karşılamanın önemli bir yolu olarak görülüyor.

2018’den itibaren Almanya, Suudi Arabistan gibi ülkelere silah ihracatını –dolayısıyla FCAS’ı da– onaylamayı reddetti.

Berlin, Riyad’a uyguladığı silah ihracat yasağını ancak 2024 yılında, ülkeye 150 adet IRIS-T güdümlü füze ihracatını onaylayarak kaldırdı.

Almanya ile Fransa, 6. nesil savaş uçağında anlaşamıyor

SWP: FCAS, ulusal çıkarları ne kadar kenara bırakabileceğimizle ilgili

Berlin merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (Stiftung Wissenschaft und Politik – SWP), 2020’nin başlarında belirttiği gibi, FCAS programı başından beri “Avrupa’nın güvenlik politikası konusunda ne kadar işbirliği yapabileceğinin, kendi yeteneklerini ne kadar geliştirebileceğinin ve bu amaçla ulusal çıkarları ne kadar bir kenara bırakabileceğinin turnusol testi” olarak görülüyordu.

ABD’li düşünce kuruluşu Carnegie Endowment, programın başarısızlığının “Avrupa savunma işbirliğinin kırılganlığını” ortaya çıkaracağı konusunda yakın zamanda uyarıda bulundu.

Kuruluş ayrıca, her halükarda “AB düzeyindeki savunma planlamasının henüz emekleme aşamasında” olduğunu da belirtti.

Carnegie’ye göre, aynı zamanda, FCAS programının başarısızlığı, Avrupa’da maliyetli bir silahlanma yarışını tetikleyerek, yeterli bir pazar olmadan birbiriyle rekabet eden savaş uçağı programlarına yol açabilir.

Açıklamada, İngiliz-İtalyan-Japon ortaklığıyla yürütülen rakip proje GCAP’a ve Berlin’de Fransa yerine İsveç ile ortaklaşa altıncı nesil bir savaş uçağı üretme yönündeki düşüncelere atıfta bulunuluyor.

Bu durum, sadece geliştirme maliyetlerini değil, bakım ve işletme maliyetlerini de artıracak ve ortak operasyonların yürütülmesini engelleyecek.

Sonuç olarak, Avrupa güçleri arasında süregelen anlaşmazlıklar, ortak hedefin gerçekleştirilmesini sorgulanır hale getirecek.

Almanya ile Fransa arasındaki yeni nesil savaş uçağı sorunu sürüyor

Avrupa

Varşova-Kiev gerilimi iş anlaşmalarını zorlaştırabilir

Yayınlanma

Bloomberg’e göre, Polonya ile Ukrayna arasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adının verilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık, Gdansk’ta düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Tartışma, özellikle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası kapsamında planlanan ticari anlaşmalar açısından belirsizlik yaratıyor.

Bloomberg’in haberine göre, Ukrayna yönetiminin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adını vermesi nedeniyle Varşova ile Kiev arasında yaşanan anlaşmazlık, Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki ticari işbirliğini olumsuz etkileyebilir.

25 Haziran Perşembe günü başlaması planlanan iki günlük konferans, başlangıçta Polonyalı şirketlerin Rusya ile savaşın ardından Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik sözleşmeler elde etmesine yardımcı olmayı amaçlıyordu.

Ancak Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakma kararının ardından Zelenski’nin konferansa katılımı belirsizliğini koruyor.

Daha önce İsviçre, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya’nın ev sahipliği yaptığı konferansın, siyasi anlaşmazlıklara rağmen liderlerin işbirliğini sürdürme kapasitesi açısından bir sınav niteliği taşıdığı belirtildi.

Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Polonya, Ukrayna’daki en büyük onuncu yabancı yatırımcı konumunda bulunuyor.

Ukrayna ile İşbirliği Konseyi Başkanı Pawel Kowal, anlaşmazlık büyümeden önce yaptığı açıklamada, konferans sırasında enerjiden savunmaya kadar çeşitli sektörlerde onlarca sözleşmenin imzalanabileceğini söylemişti.

Bloomberg, Polonya inşaat sektörünün özellikle Ukrayna’daki altyapı projelerine yönelik sözleşmeler beklediğini aktardı. İnşaat şirketleri Budimex, Polimex-Mostostal ve AMW Sinevia işbirliği anlaşmaları yaparken, LPP, Pepco, Allegro ve PZU da Ukrayna’daki faaliyetlerini genişletiyor.

Bununla birlikte siyasi atmosferin iki ülke arasındaki ticari ilişkileri zorlaştırabileceği değerlendiriliyor. Polonya İnşaat İşverenleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Damian Kazmierczak, “Her iki tarafta da artan siyasi ihtiyat, anlaşmaların sonuçlandırılmasını daha da zorlaştıracak. Ukraynalılar bizi açık kollarla karşılamıyor” dedi.

Nawrocki geçen hafta, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe “UPA Kahramanları” unvanı verilmesi nedeniyle Zelenski’nin nişanını geri aldı.

Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, “Aşılmaması gereken sınırlar vardır” açıklamasını yaptı. Polonya Dışişleri Bakanlığı da Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasıl Bodnar’ı bakanlığa çağırdı.

Zelenski ise nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri göndererek Ukrayna’nın Polonya halkına destek ve işbirliği için minnettar olduğunu söyledi.

Buna karşılık Polonya Cumhurbaşkanlığı Ofisi Bakanı Agnieszka Endziak, “UPA Kahramanları adının Ukrayna askeri birliğine verilmesiyle bağlantılı hakarete, ödülü kurye ile geri göndererek bir yenisini ekliyor” ifadelerini kullandı.

UPA, Rusya’da aşırılık yanlısı olarak tanınan ve yasaklanan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’nün (OUN) silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, ağırlıklı olarak Batı Ukrayna’da Sovyet yönetimine karşı mücadele yürüttü.

1942 ve 1943 yıllarında OUN-UPA birlikleri Volın bölgesindeki etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi. Polonyalı tarihçiler, Volın Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin ila 100 bin arasında tahmin ediyor.

Polonya Parlamentosu 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz’u kurbanları anma günü ilan etti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

Yayınlanma

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.

Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.

Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.

Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.

Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.

Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.

POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.

Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.

Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.

En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.

Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.

Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.

Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.

Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.

İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.

Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.

Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.

Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.

Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın  milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.

Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.

PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.

Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.

Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.

Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Yayınlanma

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.

Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.

Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.

Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.

Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.

Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.

Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.

Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.

Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.

Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.

Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.

Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.

Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.

Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English