Avrupa
Almanya inovasyonda geriye gidiyor

Almanya ekonomisi, araştırma ve geliştirme harcamaları ve dolayısıyla bu harcamalardan elde edilen kârlar açısından rakiplerinin gerisinde kalıyor.
Ayrıca federal hükümet bir “yüksek teknoloji gündemi”ni desteklediğini iddia etse de, harcamalarını giderek daha fazla savunma sanayisine yöneltiyor.
Bertelsmann Vakfı adına Alman Ekonomi Enstitüsü (IW) tarafından yapılan yakın tarihli bir araştırmanın gösterdiği gibi, Almanya’nın küresel araştırma ve geliştirme harcamalarındaki payı 2008’deki yüzde 8,5’ten 2021’de yüzde 5,6’ya düştü.
Almanya’nın küresel patent başvurularındaki payı da 2000’deki yüzde 21,9’dan 2022’de sadece yüzde 15’e geriledi.
Şirketler, araştırma departmanlarını giderek daha fazla yurtdışına taşıyor. Alman sanayisi, geleceğe yönelik kilit sektörlerde artan bir baskı altında kalıyor ve özellikle Çin’e karşı zemin kaybediyor.
Araştırma bütçesi federal bütçenin yüzde 4,15’inde kalır ve küçük ve orta ölçekli işletmeler inovasyon fonlarının durgunluğundan şikayet ederken, resmi savunma bütçesi şimdiden yüzde 15’in üzerine çıkmış durumda ve kısa süre içinde ikiye katlanacak.
ABD ve Çin karşısında göreli gerileme
Bertelsmann Vakfı adına Alman Ekonomi Enstitüsü (IW) tarafından yürütülen Alman sanayisinin inovasyon gücü üzerine yapılan çalışma, endüstriyel inovasyon performansının temel göstergeleri olarak araştırma ve geliştirme harcamalarının yanı sıra patent başvurularının sayısını da ölçüyor.
Çalışma, Alman sanayisinin araştırma ve geliştirme harcamalarının hafifçe artmış olmasına rağmen, Almanya’nın uluslararası karşılaştırmada önemli ölçüde zemin kaybettiği sonucuna varıyor.
Bunun nedeni, hem ABD’nin hem de Çin’in bu alandaki harcamalarını çok daha hızlı bir oranda artırmış olması.
Sonuç olarak, Almanya’nın küresel araştırma ve geliştirme harcamalarındaki payı 2008’deki yüzde 8,5’ten 2021’de yüzde 5,6’ya düşmüş durumda.
Almanya’nın küresel patent başvurularındaki payı da 2000’deki yüzde 21,9’dan 2022’de yüzde 15’e geriledi.
İlaç, kimya, elektrik ve otomotiv sektörleri bu düşüşten özellikle etkilendi. Yalnızca Alman makine mühendisliği sektörü, patent başvuruları açısından konumunu güçlendirmeyi başardı.
Anahtar teknolojiler üzerindeki yabancı kontrolü artıyor
Çalışma, patentler ve anahtar teknolojiler üzerindeki kontrol konusunu özellikle hassas bir mesele olarak ele alıyor.
Çalışmaya göre, 2000 ile 2022 yılları arasında Almanya’da üretilen tüm uluslararası patentlerin yüzde 29’u (yaklaşık 189.000 adet) çoğunlukla ABD’li, ancak giderek artan oranda Çinli şirketler de dahil olmak üzere yabancı sermayeli şirketler tarafından başvurulmuş.
Dolayısıyla bu patentler üzerindeki kontrol, Federal Almanya Cumhuriyeti’nin dışında bulunuyor.
Buna karşılık, aynı dönemde yurtdışında başvurusu yapılan ve Alman şirketleri tarafından kontrol edilen patent sayısı sadece 102.000. Dolayısıyla net denge negatif.
Çalışma, bunun sonuçlarını açıklamak için savunma sanayisini örnek olarak gösteriyor. ABD’li Lockheed Martin şirketinden F-35 savaş uçaklarının satın alınmasına ilişkin tartışma, modern silah sistemlerinin yabancı kontrolündeki teknolojilere bağımlı olmasının potansiyel sonuçlarını açıkça ortaya koyuyor: ABD’nin onayı olmadan uçaklara yedek parça temin edilemez ve hatta uçaklar havalanamayabilir bile.
Almanya’da yurtdışından kontrol edilen patent başvurularının payı, yüzde 42 ile Hessen eyaletinde en yüksek. Buradaki başlıca faktörler, çok sayıda patente sahip olan ve Stellantis’in bir parçası olan Rüsselsheim’daki Opel fabrikaları ile Frankfurt am Main bölgesindeki ilaç endüstrisi.
Baskı altındaki önemli Alman sektörleri
Tek tek sektörlere bakıldığında, Alman ekonomisinin küresel karşılaştırmada ne kadar geride kaldığı açıkça görülüyor.
Örneğin, 2021 yılında Alman elektronik sektörü, araştırma ve geliştirme yatırımları açısından uluslararası sıralamada altıncı sırada kaldı.
Japonya, iki kat daha yüksek harcama ile beşinci sırada yer aldı.
Çin ise bu sektördeki küresel araştırma ve geliştirme harcamalarının yüzde 35’ini oluşturuyordu fakat ABD liderliğini korudu.
Makine mühendisliği alanında, Almanya’nın küresel araştırma ve geliştirme harcamalarındaki payı 2008’deki yaklaşık yüzde 13’ten 2021’de yüzde 8’in altına düştü.
Çin şu anda sektördeki küresel harcamaların yaklaşık yarısını oluştururken, ABD’nin payı yüzde 15.
Bununla birlikte, patent başvuruları açısından Alman makine mühendisliği sektörü lider konumunu korumaya devam ediyor.
Otomotiv sektöründe, Almanya’nın araştırma ve geliştirme harcamaları küresel harcamaların yaklaşık yüzde 20’sini oluşturarak üçüncü sırada yer aldı.
Çin yüzde 22’ye ulaşırken, Japonya yüzde 25 ile birinci sırada yer aldı. ABD ise yüzde 17 ile dördüncü sırada yer aldı.
Kimya endüstrisinde Almanya, küresel araştırma ve geliştirme harcamalarının yüzde 9’unu oluşturdu. ABD yüzde 15’lik bir paya sahipken, Çin yüzde 42 ile küresel eğilimleri domine etti.
İlaç endüstrisinde de Almanya, 2000’deki yüzde 13,1’lik payından düşüş göstererek şu anda sadece yüzde 4,4 ile dördüncü sırada yer alıyor.
İlk sıraları ABD, Çin ve Japonya elinde tutuyor.
Ar-Ge yerine savunma harcamaları
Federal hükümet bu eğilime karşı çalıştığını iddia ediyor. Örneğin Şansölye Friedrich Merz, Alman sanayisini desteklemeyi amaçladığı “yüksek teknoloji gündemi”nden sık sık bahsetmeyi seviyor.
Nisan ayı sonundaki Hannover Fuarında, “Federal hükümet, Almanya’nın başarılı ve yenilikçi bir iş merkezi olarak kalmasını sağlamak için elinden gelen her şeyi yapacaktır,” diye açıklamıştı.
Fakat yalnızca federal bütçedeki fon dağılımı bile Berlin’in önceliklerini farklı bir şekilde belirlediğini gösteriyor.
Toplam hacmi 525 milyar avro olan 2026 federal bütçesi, Araştırma, Teknoloji ve Uzay Bakanlığı’na 21,8 milyar avroluk bir harcama ayırıyor. Buna ek olarak, bakanlık “Altyapı Özel Fonu”ndan 1,1 milyar avro alıyor; bakanlığa göre bu fonlar, savunma sanayii için büyük önem taşıyan “özellikle Yeni Uzay sektöründeki” girişimlere yönelik.
İnovasyon harcamaları (“Özel Fon” hariç), federal bütçenin yalnızca yüzde 4,15’ini oluşturuyor.
Karşılaştırılırsa, 2026 bütçesinde Alman Silahlı Kuvvetlerine (Bundeswehr) 82,69 milyar avro ayrıldı. Buna ek olarak, Bundeswehr “Özel Fon”dan 25,51 milyar avro daha almakta olup, toplam tutar yaklaşık 108 milyar avroya ulaşıyor.
2029 yılına kadar, normal savunma bütçesinin 152 milyar avroya yükselmesi öngörülüyor.
Bundeswehr’in toplam federal bütçedeki payı (“Özel Fon” hariç) şimdiden yüzde 15,75 seviyesinde ve bu oranın hızla artması bekleniyor.
Şrketler Ar-Ge faaliyetlerini yurt dışına taşıyor
Bunun sonuçlarından biri de, denetim firması Deloitte ve Alman Sanayiciler Birliği (BDI) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, ankete katılan Alman sanayi şirketlerinin yüzde 13’ünün araştırma departmanlarını şimdiden yurt dışına taşımış olması.
Şirketlerin yüzde 35’i ise önümüzdeki üç yıl içinde bunu yapmayı planlıyor. Alman Sanayi ve Ticaret Odası’nın (DIHK) İnovasyon Raporu’na göre, Alman ekonomisinin inovasyona yönelik istekliliği 2008’den bu yana en düşük seviyede.
Bu durumun bir nedeni de, federal hükümetin (şansölyenin açıklamalarının aksine) Almanya’nın geleneksel olarak güçlü olan Mittelstand şirketlerini ihmal etmesi.
Küçük ve orta ölçekli işletmelerin ötesinde dünyada büyük ihracat pazarlarına sahip olan köklü aile işletmelerine de işaret eden Mittelstand için kilit öneme sahip finansman programları yıllardır durgunluk yaşıyor.
Özellikle, her ikisi de Ekonomi Bakanlığı tarafından yönetilen KOBİ’ler için Merkezi İnovasyon Programı (ZIM) ve KOBİ’lere yönelik Inno-Kom programı konusunda endişeler var.
Yenilikçi Şirketler Birliği (VIU), “Bu arada, büyük oyunculara daha fazla para akıyor,” diyor. Birlik Başkanı Uwe Möhring şu uyarıda bulunuyor: “Devam eden fon yeniden dağıtımı ışığında, hayatta kalmamız için hayati önem taşıyan proje finansmanının geleceği konusunda derin endişe duyuyoruz.”
Avrupa
Fransa’da okul boykotları yayılıyor

Fransa’da sınıflardaki koşulları ve öğretmen eksiklerini protesto için binlerce liseli boykot düzenliyor.
Başta başkent Paris olmak üzere Fransa genelinde yayılan okul protestoları dalgası sonucunda, dün çoğu çocuk 440 kişi gözaltına alındı ve 76 kişi yaralandı.
Gösteriler geçen hafta Paris’te başladı fakat daha sonra Dijon, Lyon, Strazburg, Lille ve Marsilya gibi şehirlere de sıçradı. Gençler okullarını günlerce ablukaya aldı.
Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilerin taleplerinden bazılarının meşru olduğunu fakat kendisini endişelendiren şeyin şiddet olduğunu belirtti. Bakan, bir gencin havai fişek ateşledikten sonra elinin bir kısmını kullanamaz hale geldiğinden bahsetti.
Geffray, kargaşayı körüklediği gerekçesiyle solcu La France Insoumise’yi (LFI – Boyun Eğmeyen Fransa) hedef gösterdi.
LFI lideri Jean-Luc Mélenchon, bakanların polise verdiği talimatlara yanıt olarak pazartesi günü X’te şu mesajı paylaştı:
“Protesto eden lise öğrencileri zararsızdır. Lecornu hükümeti sert müdahale emri vermiştir. Bu şiddet sorumsuzca bir tutumdur ve açıkça ırkçı bir alt tonu barındırmaktadır. Gençlerimize dokunmayın. Seçilmiş yetkililer ve Boyun Eğmeyen Fransa aktivistleri, elinizden geldiğince müdahale edin.”
Paris’in kuzey banliyösü Seine-Saint-Denis’in LFI’lı belediye başkanı Bally Bagayoko, protestocuları övmüştü.
Fakay Bagayoko, bir gencin, “flashball” atışları yapan çevik kuvvet polisiyle karşı karşıya kaldığı durumlarda “şiddetin meşru olabileceğini” öne sürmesi nedeniyle eleştirilere maruz kaldı.
Saint-Denis’deki Paul-Éluard lisesindeki öğrenciler, France Inter radyosuna “Kendimizi ifade etmeye çalıştığımız her seferinde göz yaşartıcı gazla karşılanıyoruz, bizi anlamaya çalışmıyorlar. Haklarımızdan bahsetmeye çalıştığımızda bize göz yaşartıcı gaz sıkıyorlar, bize vuruyorlar,” dedi.
Öğrenciler günlerdir Saint-Denis’deki liseyi ablukaya almış durumda ve okul kapısının bir kısmı yıkıldı.
Bagayoko, pazartesi günü okulun önünde protesto eden öğrencilerle dans ederken ve onlarla birlikte Marseillaise’i söylerken fotoğraflandı.
Protestoları “tamamen meşru” olarak nitelendiren başkan, düşük gelirli bölgelerin, yüksek gelirli bölgelere kıyasla daha az kaynak aldığından yakındı.
Bu durum, Paris’i de kapsayan Île-de-France bölgesinin muhafazakar başkanı Valérie Pécresse’in, Bagayoko’dan hasarın bir kısmını karşılamasını talep etmesine yol açtı.
Protestoların başlamasından bu yana yaralanan onlarca kişi arasında hem öğrenciler hem de okul personeli bulunuyor.
Lise öğrencileri birliği USL, Fransa’daki 15-18 yaş grubuna yönelik 3.700 lisenin 400’ünün abluka altına alındığını belirtti ve bugün üniversiteler de dahil olmak üzere daha fazla eylem çağrısında bulundu.
Fransız basınının çarşamba günü aktardığına göre, Strazburg’da bir okulun önünde çöp kutularına ateş açılması üzerine itfaiye ekipleri olay yerine çağrılırken, Dijon’da ise polis düzinelerce öğrenciyi dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı.
16 yaşındaki bir kız öğrenci, bir mesaj iletmeye çalıştıklarını söyledi. AFP’ye konuşan öğrenci, “Buraya sebepsiz yere her şeyi parçalamak için gelmedik. Buraya tam da eğitim sisteminin tamamen çökmüş olduğunu söylemek için geldik. Her sınıfta 34 kişiyiz ve bu hiç de uygulanabilir değil. Öğretmenler aşırı yük altında,” dedi.
USL Başkanı Ryad Rani, Fransız hükümetini “baskı” uygulamakla, polisi ise aşırı güç kullanmakla suçladı.
Bazı siyasetçiler tarafından eleştirilen protestolara yönelik polis müdahalesi konusunda soruya maruz kalan İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, müdahalenin “son derece orantılı bir şekilde gerçekleştirildiğini” ileri sürdü.
Batı Fransa’daki Bordeaux, Rennes ve Nantes ile güneydeki Marsilya’da da çocuklar ile polis arasında çatışmalar yaşandı.
Paris’in kuzeyindeki Lamartine Lisesi’nde öğrenciler, yorucu ders programlarından şikayet ettikleri pankartlar salladılar. Pankartlardan birinde şöyle yazıyordu: “Sabah 8’den akşam 6’ya. Ders saatleri uyku saatlerinden fazla.”
Hareket geçen hafta Île-de-France bölgesinde başladı. Hareket yayılmaya başladıkça, Başbakan Sébastien Lecornu, herhangi bir tırmanışın “sorumsuzca” olacağı uyarısında bulundu.
Lecornu, X üzerinden yaptığı açıklamada, Mélenchon’un müdahalesini “sorumsuz bir tırmanış” olarak nitelendirdi ve “Cumhuriyetin seçilmiş bir yetkilisinin görevi, gençleri korumak ve sükûnet çağrısında bulunmaktır. Gençlerin öfkesini partizan amaçlar için istismar etmek yanlıştır,” diye yazdı.
Ayrıca, Mélenchon’un ırkçılık suçlamasının “bir hakaret” olduğunu da ekledi.
Öğrenci birliği USL, 6 Ekim’de ülke çapında büyük bir protesto düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Salı günkü protestolar, düşük maaşlar ve çalışma koşulları gibi sorunlara karşı protesto etmek amacıyla öğretmenleri, hastane personelini ve kamu görevlilerini temsil eden sendikaların ülke çapında düzenlediği grevlerle aynı zamana denk geldi.
Nuñez, en az 200.000 kişinin katıldığı bildirilen kamu sektöründeki daha geniş çaplı protestoların çoğunlukla olaysız geçtiğini söyledi.
Avrupa
Manchester City’nin başı dertte

Bağımsız bir komisyon, Manchester City’yi, 830 milyon sterlinden fazla gizli fonu gizlemek amacıyla ticari ortaklarla “sahte sözleşmeler” düzenlemek de dahil olmak üzere, 114 başlıkta suçlu buldu.
Kulüp, herhangi bir suçu olduğunu hâlâ reddediyor ve 2 Ekim tarihine kadar temyiz başvurusunda bulunma hakkı var.
City, 2009 ile 2018 yılları arasında mali kuralları ihlal ettiği gerekçesiyle Şubat 2023’te Premier Lig tarafından yöneltilen 115 suçlamadan 114’ü konusunda suçlu bulundu.
Bağımsız heyet, para cezasından ağır puan kesintisine, ligden ihraç edilmeye veya şampiyonlukların iptal edilmesine kadar uzanan yaptırımlar konusunda henüz bir karar vermedi.
Manchester United, Liverpool ve Arsenal gibi rakip kulüplerin, bu kararın o dönemde kaçırdıkları ödül paraları ve sıralamalar açısından ne anlama gelebileceğini şimdiden değerlendirmeye başladıkları söyleniyor.
En ciddi suçlamalar ise sponsorluk gelirleri, ilişkili taraflarla yapılan ödemeler ve işletme giderleri ile ilgili muhasebe usulsüzlüklerine odaklanıyor.
40 sayfalık raporda Manchester City, “sahte” anlaşmalar, “dürüst olmayan” tanıklar ve Abu Dhabi United Group (ADUG) için “bir paravan olmaktan öteye gitmeyen” Fordham Anlaşması ile suçlanıyor.
City, ADUG’un Abu Dabili sponsorlardan gelen sponsorluk ücretlerini kısmen karşıladığı bir “Gizli Finansman Planı” uyguladı.
Sonuç olarak, kulübün mali tablolarında 2009-10 sezonundan 2017-18 sezonuna kadar Abu Dabi sponsorlarından elde edilen ticari gelirin 949,94 milyon sterlin olduğu gösterildi.
Oysa gerçekte, Abu Dabi sponsorları bu dönemde City’ye sadece 119,25 milyon sterlin ödedi; kalan 830,69 milyon sterlin ise ADUG tarafından karşılandı.
City ayrıca, gelirleri 24,5 milyon sterlin fazla, giderleri ise 49,414 milyon sterlin eksik göstermek amacıyla Fordham adlı bir üçüncü tarafı bir araç olarak kullandı.
Komisyon, “Fordham Anlaşması”ni “ADUG için bir paravan olmaktan öteye gitmeyen” bir düzenleme olarak nitelendirdi.
Bu davanın boyutu, onu İngiliz futbolunun daha önce karşılaştığı hiçbir duruma benzemiyor.
Everton, 2023-24 sezonunda kâr ve sürdürülebilirlik kurallarını tek bir kez ihlal ettiği için altı puan, Nottingham Forest ise dört puan düşürüldü.
Her iki vaka da City’ye yöneltilen 115 suçlamanın yanında nispeten sınırlı kalıyor.
Chelsea, kulübün önceki yönetim döneminde yapılan usulsüz ödemeleri fiilen ihbar ettikten sonra para cezasına çarptırıldı ve ertelenmiş bir transfer yasağı aldı; ayrıca soruşturma süreci boyunca yetkililerle işbirliği yaptı.
City ise bunların hiçbirini yapmadı. Davayı takip eden hukuk uzmanlarına göre kulüp, her bir suçlamayı reddetti ve Chelsea’nin yaptığı gibi işbirliği göstermedi.
Bu durum, yaptırımlar nihayet belirlendiğinde hoşgörü gösterilme olasılığını önemli ölçüde azaltıyor.
Premier Lig’den Richard Masters, ligin uygulanması gerektiğini düşündüğü yaptırımla ilgili sunumları denetleyecek.
Bunun ardından City’nin avukatları daha hafif bir sonuç için savunma yapabilecek.
Her iki taraf da, kararı veren aynı bağımsız heyetin huzurunda argümanlarını sunacak.
Söz konusu dönemde City’nin kazandığı şampiyonlukların elinden alınıp alınmayacağı konusu henüz netleşmedi.
Kulübün yaratmakla suçlandığı mali avantajın, sonraki on yıl boyunca İngiliz futboluna hakim olan ve 2023’teki üçlü zaferle doruğa ulaşan kadronun oluşturulmasına katkıda bulunduğu gerekçesiyle, 2009 ile 2018 arasındaki tüm sonuçların geçersiz sayılması yönünde bir görüş bulunuyor.
Buna karşılık, sahada yaşananların geriye dönük olarak iptal edilemeyeceği yönünde bir görüş de mevcut.
City’nin en görkemli döneminde kulübe antrenörlük yapan Pep Guardiola, karar açıklanmadan önce, 2023 yılında bu soruyu doğrudan ele almış ve şunları söylemişti:
“Hadi ama! Karar ne olursa olsun, o anlar bize aittir. Yaptıklarımızı bir düşünün… Sergio Aguero’nun QPR’a attığı o gol; kimse onu silemez. Bilmiyorum, Steven Gerrard’ın Anfield’da kaymasından biz mi sorumluyuz?”
2018-19 ve 2021-22 sezonlarında Liverpool takımıyla City’nin ardından ikinci sırada bitiren Jürgen Klopp, karar açıklanmadan önce, kulübün suçlu bulunması halinde bira alıp eski oyuncuları için kendi arka bahçesinde bir kutlama düzenleyeceğini söylemişti.
City taraftarları açısından bakıldığında, kulübe yakın kaynakların tarif ettiği ruh hali, davanın sürdüğü üç yıl boyunca direniş ve yorgunluk arasında gidip geldi.
Başkan Khaldoon Al Mubarak, taraftarlara ve genel müdür Ferran Soriano’ya bir mektup yazarak, bir kararın açıklandığı şu anda bile sürecin sonuçlanmasının hâlâ yıllar alabileceği konusunda uyarıda bulundu.
Bu mesaj, kulübün kendisinin de temyiz davasının hızlı bir şekilde çözüme kavuşmasını beklemediğini gösteriyor.
Everton taraftarı olan İngiltere Başbakanı Andy Burnham da topa girdi. Başbakan, Manchester City’nin Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelen sahiplerinin, kulübün Premier Lig’in mali kurallarını ihlal ettiği tespit edildikten sonra kulübü satması durumunda “gerçekten endişeleneceğini” söyledi.
Burnham, 2008 yılından bu yana kulübün sahibi olan ve Birleşik Arap Emirlikleri Başbakan Yardımcısı Şeyh Mansour bin Zayed Al Nahyan tarafından yönetilen Abu Dhabi United Group’un başarılarını övdü:
“Onları kaybetmek beni gerçekten çok endişelendirir. Modern Manchester’ın inşasında ve tabii ki Manchester City’nin bugünkü küresel güç haline gelmesinde çok büyük bir ortak oldular. Aslında City Football Group’a ve daha geniş kapsamlı sahiplik yapısına, sadece Etihad [Stadyumu] ve çevresindeki kampüse değil, aynı zamanda şehre de yatırdıkları para için teşekkür ediyorum.”
Başbakan, City’ye ceza verilmesinin Birleşik Krallık-Abu Dabi ticaret ilişkileri üzerinde önemli bir etki yaratabileceği yönündeki uyarılara rağmen, herhangi bir disiplin sürecine müdahale etmeyeceğini söyledi.
Burnham, belediye başkanı olduğu dönemde City’nin sahipleriyle kurduğu ilişkilerin “elbette” incelemeye dayanacağından emin olduğunu belirtti.
Avrupa
Papa Leo’dan Avrupa’nın silahlanmasına itiraz

Papa XIV. Leo, Avrupa’nın silahlanmasına olan itirazını yineleyerek, Ukrayna savaşında barış çabalarına destek verdi.
ABD kökenli ilk papa, Avrupa Birliği’nin kurucularından Robert Schuman’ın memleketi olan Metz’de Avrupalı liderlere hitaben yaptığı konuşmada, “Savaş geri döndü, hatta Avrupa’ya bile: Her gün sayısız sivilin hayatına mal olan yeni ve anlamsız bir katliam,” dedi.
Leo, Avrupa için bugüne kadarki en net siyasi vizyonunu ortaya koyarken, sağın bölge genelinde güç kazandığı bir dönemde entegrasyonu ve çokkültürlülüğü de övdü.
Fransızca yaptığı konuşmada Papa, Avrupalılara hukukun üstünlüğü ve ırk, renk, sınıf veya meslek ayrımı gözetmeksizin tüm insanların eşitliği dahil olmak üzere AB’nin kurucu değerlerini hatırlamaları çağrısında bulundu.
Leo’nun konuşması ayakta alkışlandı.
Leo, cuma günü başladığı dört günlük ziyaretine, Birleşmiş Milletler ve diğer çok taraflı kuruluşların krizde olduğu ve uluslararası diyaloğun bir “maskaralık” haline gelme riski taşıdığı uyarısıyla başlamıştı.
“Müzakerelerde cesaret göstermeli ve barışın daha büyük yararı için bazı tutumlarımızdan vazgeçmeye hazır olmalıyız,” diyen Leo, 1917’de Birinci Dünya Savaşı’nın kanlı günlerinde Papa XV. Benedict’in yaptığı benzer bir çağrıyı hatırlattı.
Leo ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump’ın baskısı ve Rusya tehdidi gerekçesiyle geçen yıl Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana en yüksek artışla artan Avrupa askeri harcamalarına muhalefetini yineledi.
Papa şöyle konuştu:
“Yeniden silahlanmanın çözüm olduğu yanılgısına da karşı koymalıyız. Bugün kendimize şunu sormalıyız: Dünya barışını ilerletmek için gerçekten yaratıcı çabalar gösteriyor muyuz, yoksa sadece ‘savaş dalgası ile baş etmeye’ ve hâlâ geleceğini varsaydığımız savaşlara kendimizi daha iyi hazırlamaya mı çalışıyoruz?”
Ayrıca Leo, Avrupalı liderlere kıtaya gelen göçmenleri topluma entegre etmeleri ve onlara sanki kendi aile üyeleriymiş gibi fırsatlar sunmaları çağrısında bulundu.
Liderlere sık sık göçmenlere daha insancıl davranmaları çağrısında bulunan Papa, göç için “yasal ve güvenli yollar” ve insan kaçakçılığıyla mücadeleye yönelik uluslararası işbirliği konusundaki çağrısını yineledi:
“Birini kabul etmek, onu kendi ailenin bir parçasıymış gibi entegre etmek ve ona yeteneklerini, becerilerini ve duyarlılıklarını geliştirme fırsatı sunmak demektir.”
Leo’nun konuşmasından birkaç saat önce, aralarında bir çocuğun da bulunduğu üç göçmen, Fransa’dan İngiltere’ye Manş Denizi’ni geçmeye çalışırken hayatını kaybetti.
Leo ayrıca Trump’ın ABD’deki göç karşıtı politikalarını da eleştirdi ve Avrupa’yı hukukun üstünlüğünü korumaya ve çokkültürlülüğü benimsemeye çağırdı.
Avrupa’nın Hıristiyan köklerini de vurgulayan Papa, “Avrupa, geçmişinin en iyi yönlerinden yararlanabildiği ve başkalarıyla olan karşılaşmalar yoluyla bunları yeni ve yaratıcı şekillerde yeniden şekillendirebildiği zaman gelişmiş ve ilerlemiştir,” dedi ve şöyle devam etti:
“Günümüzde bireyler ve devletler arasındaki ilişkiler giderek daha da medeniyetsiz bir hal alıyor. Sözünü tutmanın değeri göz ardı ediliyor; bunun yerine insanlar yalanlar ve aldatmacalarla övünüyor. Avrupa, geliştirmeyi ve korumayı öğrendiği başkalarına saygı sayesinde bu döngüyü kırmaya yardımcı olabilir.”
Leo daha sonra Metz’deki 13. yüzyıldan kalma Gotik katedralde binlerce yerel Katolik ile birlikte bir ayin düzenledi ve burada Avrupa’nın çokkültürlü kimliğini övdü.
Kutsal Makam’ın lideri, “Avrupa’nın geleceği tekdüzelikte değil, farklılıkların uyumunda yatıyor,” dedi.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceSuudi boru hattına saldırılar sonrası Çin’de petrol fiyatları rekor kırdı
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi3 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez











