Avrupa
Sırbistan ve Macaristan merkezli MOL’den NIS için anlaşma

Sırbistan, Rus Gazprom Neft şirketinin petrol kuruluşu NIS’teki hisselerini satması durumunda yönetimin Macar MOL Group’a geçmesini öngören bir hissedarlar anlaşması imzaladı. Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, hisse devri müzakerelerini tamamlamak için ABD’den 15 günlük ek süre beklediklerini açıkladı.
Sırbistan hükümeti, Rus Gazprom Neft şirketinin Sırbistan Petrol Endüstrisi (NIS) şirketindeki hisselerini satması ve Macaristan merkezli MOL Group’un çoğunluk hissedarı olması durumunda, şirketin gelecekteki yönetimine ilişkin bir anlaşma imzaladı.
Sırbistan Madencilik ve Enerji Bakanı Dubravka Dedovic Handanovic ile MOL Group arasında imzalanan hissedarlar anlaşması, MOL’ün çoğunluk hissesini satın alması senaryosunda geçerli olacak yönetim esaslarını belirliyor.
Republika.rs internet sitesinin haberine göre, Rus Gazprom Neft’in NIS şirketindeki yüzde 56,15’lik hissesinin satın alınmasına yönelik işlemler henüz sonuçlandırılma aşamasında bulunuyor.
Gelişmeye ilişkin açıklama yapan Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, Rus Gazprom iştiraklerinin elinde bulunan kontrol hisselerinin Macar MOL tarafından satın alınmasına yönelik müzakerelerin tamamlanabilmesi için Washington’dan NIS adına 15 günlük bir lisans uzatımı beklediklerini bildirdi.
Vucic, konuya dair yaptığı açıklamada, “Washington’dan 15 günlük bir uzatılma kararı alacağımızı tahmin ediyorum. Bugün yaptığım temaslar durumun bu şekilde gelişeceğini gösteriyor. Bu kısa bir süre ancak Rus tarafının bu anlaşmayı kabul edeceğini umuyorum” ifadelerini kullandı.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD), mülkiyet yapısındaki Rus kontrolü nedeniyle Ekim 2025’te NIS şirketine yaptırım uygulamıştı.
Bu, ortaklık yapısının değiştirilmesine yönelik her türlü işlem için ABD Hazine Bakanlığına bağlı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisinin (OFAC) onayını zorunlu kılıyor.
OFAC, ortaklık yapısının değiştirilmesine ilişkin müzakerelerin yürütülmesine izin veren ilk lisansı Aralık 2025’te NIS şirketine vermiş, bu lisansın süresi daha sonra defalarca uzatılmıştı.
Düzenleyici kurum, mayıs ayı sonunda müzakere süresini 6 Haziran’a kadar uzatmıştı. OFAC, daha önce de NIS’in ticari faaliyetlerini sürdürebilmesine yönelik iznin süresini 16 Haziran’a kadar uzatmıştı.
MOL, Ocak 2026’da NIS’in yüzde 56,15’lik hissesinin olası satın alımı için Gazprom Neft ile bir çerçeve anlaşması imzaladığını duyurmuş ve Birleşik Arap Emirlikleri merkezli ADNOC şirketinin de azınlık yatırımcısı olarak sürece katılımının görüşüldüğünü açıklamıştı.
Gazprom Neft ise mayıs ayında NIS hisseleri için ikinci bir aday bulunması ihtimalini reddetmişti.
Avrupa
Polonya, ABD’den 4 milyar dolarlık askeri finansman alacak

Polonya, ABD’nin Yabancı Askeri Finansman (FMF) programı kapsamında 4 milyar dolar (3,4 milyar avro) tutarında bir destek elde etti.
Ülke yetkilileri, bu desteğin Polonya silahlı kuvvetlerini ve NATO’nun doğu kanadını güçlendireceğini belirtiyor.
Polonyalı yetkililere göre, çarşamba günü imzalanan anlaşma, Polonya’nın altıncı FMF anlaşması olup program aracılığıyla sağlanan toplam desteği yaklaşık 20 milyar dolara (17,1 milyar avro) çıkarıyor.
FMF programı kapsamında ABD, Amerikan savunma teçhizatının satın alınmasını desteklemek için devlet destekli kredi garantileri sağlıyor.
Polonya Savunma Bakanı Władysław Kosiniak-Kamysz, bu fonun Apache saldırı helikopterleri için olanlar da dahil olmak üzere mevcut tedarik sözleşmelerinin uygulanmasını hızlandıracağını ve aynı zamanda Polonya ile ABD arasındaki stratejik ortaklığı güçlendireceğini söyledi.
Polonya Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı Magdalena Sobkowiak, “Polonya, Avrupa’daki Amerikan savunma şirketleri için bir merkez olmak istiyor ve zaten öyle,” dedi ve Varşova’nın ekipman bakım ve üretimi yapmaya ve ABD’li ortaklarla işbirliği kurmaya hazır olduğunu ekledi:
“NATO’nun doğu kanadının iyi yapılandırılmış bir savunmasının, Amerikan ekipmanı ve Amerikan desteği olmadan gerçekleştirilemeyeceğine inanıyoruz. Ortak güvenliğimiz için en uygun işbirliği modelini bulacağımıza inanıyorum.”
Sobkowiak, Avrupa’nın savunma konusunda daha fazla sorumluluk almasının ve ABD’nin desteğinin birbiriyle rekabet eden değil, birbirini tamamlayan öncelikler olduğunu savundu.
Polonya, Sobkowiak’ın FMF finansmanıyla birlikte işleyebileceğini belirttiği Avrupa için Güvenlik Eylemi (SAFE) programı da dahil olmak üzere çeşitli Avrupa girişimlerine de katılıyor.
Polonya, SAFE kapsamında yaklaşık 44 milyar avro temin etti. Bu, 150 milyar avroluk program kapsamında tek bir ülkeye ayrılan en büyük bütçe.
Ayrıca Polonyalı şirketlerden kamyonlar, tankerler ve sürükleyici mühimmat satın almak üzere onlarca anlaşma imzalandı.
Varşova, NATO içinde savunma harcamaları açısından ikinci sırada yer alıyor. Askeri ittifakın en son verilerine göre, bu yıl GSYİH’sinin %4,68’ini temel savunma harcamalarına ayırması öngörülüyor.
Bu oranla Polonya, Letonya’dan sonra ikinci sırada yer alıyor.
Avrupa
Hristiyan Demokratlar, AfD ile ne yapacağını bilemiyor

Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinin ardından Hristiyan birlik partileri (CDU/CSU) zafer kazanan Almanya için Alternatif’e (AfD) karşı bir yol arıyor.
Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Başbakanı ve adı CDU liderliği için geöen Hendrik Wüst, partinin yasaklanması olasılığını araştırmayı öneriyor.
Hessen CDU ve Bavyera’daki kardeş parti CSU ise sonucun belirsiz olacağını ve sürecin çok uzun süreceğini öne sürerek bu fikri reddediyor.
Wüst’ün, AfD’nin anayasal olarak ele alınması konusunda federal ve eyalet düzeyinde bir çalışma grubu kurulması yönündeki çabası, etkili CDU’lu meslektaşları arasında bile şüpheyle karşılanıyor.
Hessen Eyalet Başbakanı Boris Rhein, “Hâlâ AfD’nin siyasi olarak marjinalleştirilmesi gerektiğine inanıyorum,” dedi.
Rhein, prensip olarak herkesin her konuyu tartışma özgürlüğüne sahip olması gerektiğini de sözlerine ekledi fakat hızlı bir çözümün mümkün olacağına inanılmaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Bu bağlamda CDU’lu Rhein, birkaç yıl süren ve sonuçsuz kalan son NPD (Ulusal Demokratik Parti) yasaklama davasındaki deneyimlerine atıfta bulundu.
Brüksel’deki Hessen Eyalet Temsilciliği’nde düzenlenen bir etkinliğin kenarında bunun her zaman akılda tutulması gerektiğini kaydetti.
O dönemde Federal Anayasa Mahkemesi hakimleri, nihayetinde NPD’nin gerçekten de anayasaya aykırı hedefler peşinde olduğu sonucuna varmıştı.
Fakat değerlendirmelerine göre partinin bu hedefleri başarıyla gerçekleştirme potansiyeli bulunmadığı için yasaklama talebini reddetmişlerdi.
CSU lideri ve Bavyera Başbakanı Markus Söder de daha önce Rhein’ın görüşüne benzer bir görüş belirtmişti.
Söder, Münih’teki bir kabine toplantısının ardından, “AfD’nin var olmamasının tercih edilebileceğini tamamen anlıyorum fakat gerçek şu ki, anayasa hukuku çerçevesinde bir yasaklama fiilen uygulanamaz,” dedi.
Yıllarca süren hukuki süreçlerin yanı sıra, AfD’nin bir “şehit” statüsü kazanma riski de bulunduğunu belirtti. Söder, AfD’ye, politikalarının içeriği üzerinden karşı çıkılması gerektiğini savundu.
Wüst, daha önce AfD’nin Saksonya-Anhalt’taki seçim zaferinin ardından, partinin federal ve eyalet uzmanları, anayasa hukuku akademisyenleri ve Anayasa Koruma Dairesi yetkililerinden oluşan bir grup tarafından soruşturulmasını talep etmişti.
CDU’lu, “Asıl soru, anayasa hukuku çerçevesinde devletin, en azından bazı eyaletlerde anayasaya aykırı hedefler peşinde koşan bir partiyle nasıl başa çıkması gerektiğidir,” diye açıkladı.
Ona göre soruşturma, süresi sınırlandırılmamış olmalı ve otomatik olarak partinin yasaklanması sürecine yol açmamalı.
Brüksel’de konuşan Rhein ise Saksonya-Anhalt’taki seçimlerin ardından Birliğin hedefinin, “insanları güvenlik duvarının arkasından çıkarmak ve siyasi merkeze köprüler kurmak” olması gerektiğini söyledi.
Bu, insanlarla konuşmak, endişelerini ciddiye almak ve ardından bunları çok somut politikalara dönüştürmek anlamına geliyor.
AfD ile ilgili en kritik açıklamalardan biri de CDU’lu eski Şansölye Angela Merkel’den geldi.
“CDU üyesi olarak kalbinin kan ağladığını” söyleyen Merkel, Saksonya-Anhalt seçim sonuçlarını Federal Almanya Cumhuriyeti tarihinde bir dönüm noktası olarak gördüğünü kaydetti.
Merkel, partisinin AfD ile nasıl başa çıkacağı konusunda da net bir tavır sergiledi. CDU ve Şansölye Friedrich Merz’in AfD’ye karşı kullandıkları “güvenlik duvarı” (Brandmauer) politikasına pek sıcak bakmadığını ima etti.
“Bunu ben icat etmedim, ben de pek sevmiyorum,” diyen eski Şansölye, bu sloganla kimseyi ikna edemeyeceklerini, “demokratik partilerin” AfD’ye takıntılı olmaktan vazgeçerek bunun yerine kendi projelerini açıklaması gerektiğini kaydetti.
Merkel, siyasi partilere farklı bir iletişim tarzı benimsemelerini tavsiye etti. “Demokratik partilerin” halkla daha fazla temas kurmaya çalışmasını salık veren CDU’lu siyasetçi, sosyal ağlardaki “kişiselleştirilmiş akışlar” nedeniyle artık ortak bir bilgi havuzu bulunmamasının bunu zorlaştırdığını savundu.
Avrupa
AB: Aday üyeler MAGA ile ilişkisini kesmeli

Avrupa Komisyonu Genişleme Sorumlusu Marta Kos, aday ülkelerin AB’ye katılabilmeleri için MAGA hareketiyle bağlarını koparmaları gerektiğini savundu.
Salı günü Brüksel’de Avrupa Politika Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen bir etkinlikte konuşan Komiser şunları söyledi:
“Gelecekteki üyelerimizin, uzun vadeli çıkarlarımıza aykırı olan başkalarına bağımlılık geliştirme riskini göze almamalıyız. Tarihte ilk kez, genişleme sürecinde rakiplerimiz var.”
AB’nin “rakiplerinin” kimler olduğu sorulduğunda Kos, “Açıkçası, Rusya bunlardan biri” diye yanıt verdi.
Buna ek olarak Kos, AB’nin Batı’dan, “Avrupa medeniyetimizin çöküşte olduğunu, ekonomimizin gerilediğini ve doğru bir demokrasiye sahip olmadığımızı bize inandırmaya çalışan MAGA ideologlarından” da baskı hissettiğini ekledi.
Bu açıklamalar, Trump yönetiminin Balkanlardaki ülkelerle siyasi ve iktisadi bağlar kurma yönündeki ısrarlı çabalarının sürdüğü bir dönemde geldi.
Geçen yıl yayınlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, AB’yi “siyasi özgürlük ve egemenliği” baltalamakla suçluyordu.
Strateji ayrıca, blok genelinde “vatansever partileri” destekleyerek “Avrupa’nın mevcut gidişatına karşı direnişi” teşvik edeceğini de belirtiyordu.
Kos, Çin’i “farklı bir durum” olarak nitelendirerek, Pekin’in, Moskova’nın Karadağ ve Batı Balkanlardaki diğer aday ülkelere karşı yürüttüğü türden “dezenformasyon kampanyalarına” girişmediğini ileri sürdü.
Bunun yerine Kos, Çin’in üyelik sonrası fayda elde etmek amacıyla aday ülkelerle iktisadi bağlar kurmaya çalıştığını söyledi:
“Çin bir şekilde aday ülkelerimize yerleşiyor; bu ülkelere girip, ülkelerin AB üyesi olmasını bekliyor çünkü bir kez AB’ye girdiklerinde şirketleri ortak pazarın bir parçası olacak. Yani bunu farklı bir şekilde yapıyorlar ve şimdilik onlardan bu tür bir dezenformasyon görmüyoruz.”
AB’ye üye adayı olan Balkanlara yönelik ABD yatırımları son aylarda hız kazandı. Trump ile bağlantılı AAFS şirketi, Bosna-Hersek’te 2 milyar avrodan fazla yatırım planlıyor.
Sırbistan, ABD ile yatırım münhasırlığı anlaşmaları imzaladı ve yeni bir hidroelektrik santrali olan Đerdap 3’ü yalnızca Amerikan şirketleriyle inşa etmeyi umuyor.
Arnavutluk, koruma altındaki bir sulak alan içinde, Donald Trump’ın kızı ve damadıyla bağlantılı bir otel projesi nedeniyle protestolarla sarsılıyor.
AB üyeliği için önde gelen adaylardan biri olarak görülen Karadağ da son aylarda ABD’li yetkililer tarafından yoğun bir şekilde ikna edilmeye çalışılıyor.
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Avrupa2 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa1 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek










