Bizi Takip Edin

Avrupa

Fransa dijital özerklik için Palantir sözleşmesini feshetti

Yayınlanma

Fransa iç istihbarat teşkilatı DGSI, dijital özerklik sağlama hedefi doğrultusunda ABD merkezli Palantir şirketiyle olan sözleşmesini sonlandırarak Fransız ChapsVision ile anlaştı. Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu, kararın dijital alanda yeni stratejik bağımlılıklar oluşmasını engellemek amacıyla alındığını açıkladı.

Fransa iç istihbarat kurumu olan Genel İç Güvenlik Müdürlüğü (DGSI), dijital özerklik sağlama ve stratejik bağımlılıkların önüne geçme hedefi doğrultusunda, ABD merkezli veri analitiği şirketi Palantir ile olan sözleşmesini feshederek Fransız teknoloji firması ChapsVision ile çalışma kararı aldı.

Ülkenin en büyük teknoloji konferansı VivaTech’in açılışı öncesinde X sosyal medya hesabı üzerinden video yayımlayan Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu, bu kararın “belirli ortakların iyi niyetine bağımlı kalmamak” amacıyla alındığını kaydetti.

Lecornu, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Dijital alanda yeni stratejik bağımlılıkları kabul edemeyiz” ifadesini kullandı. Yapay zekanın önemine de değinen Bakan Lecornu, bu alanda “deneyler döneminin sona erdiğini” vurguladı.

Sözleşme aralık ayında uzatılmıştı

ABD dahil olmak üzere birçok ülkede ağırlıklı olarak devlet kurumları, istihbarat servisleri ve büyük ticari şirketlerle çalışan Palantir, 2016 yılından bu yana Fransız iç istihbaratı DGSI ile işbirliği yürütüyordu. Kurum, son olarak geçtiğimiz yılın aralık ayında ABD’li şirketle olan sözleşmesini üç yıl süreyle uzatmıştı.

Fransa’nın aldığı bu karar, Avrupa genelinde benzer güvenlik ve bağımlılık endişelerinin yaşandığı bir döneme denk geliyor. Politico’nun nisan ayında yayımladığı habere göre, Almanya Federal Meclisi İstihbarat Denetleme Komisyonu Başkanı Marc Henrichmann, Palantir yazılımlarını “Avrupalı bir muadille” değiştirmeyi planladıklarını açıklamıştı.

Bu açıklamadan bir ay sonra Almanya Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) da tercihini Fransız ChapsVision firmasından yana kullanarak şirketin ArgonOS adlı yazılımını seçtiğini duyurdu.

Peter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”

ABD’nin yapay zeka kısıtlamaları Avrupa’yı harekete geçirdi

Avrupa genelinde yerli yapay zeka teknolojilerine yönelim, ABD’nin kritik teknolojiler üzerindeki kontrolünü artırmasıyla hız kazandı.

ABD yönetimi, 13 Haziran’da Amerikan yapay zeka şirketi Anthropic’ten, en gelişmiş modelleri olan Fable 5 ve Mythos 5’e yabancı kullanıcıların erişimini engellemesini talep etti.

Bloomberg’in haberine göre, ABD’nin bu kısıtlama kararının ardından Avrupa ve Kanada, “diğer güçlerin kararlarına bağımlı kalmamak” amacıyla acil olarak kendi yapay zeka modellerini geliştirmek üzere harekete geçti.

Öte yandan, Financial Times gazetesinin haziran başında kaynaklarına dayandırarak verdiği haberde, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) siber operasyonlar yürütmek amacıyla Anthropic tarafından geliştirilen Claude Mythos modelini kullanabileceği belirtilmişti. Kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin veya İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak amacıyla kullanılabileceğini aktarmıştı.

Avrupa

Hristiyan Demokratlar, AfD ile ne yapacağını bilemiyor

Yayınlanma

Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinin ardından Hristiyan birlik partileri (CDU/CSU) zafer kazanan Almanya için Alternatif’e (AfD) karşı bir yol arıyor.

Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Başbakanı ve adı CDU liderliği için geöen Hendrik Wüst, partinin yasaklanması olasılığını araştırmayı öneriyor.

Hessen CDU ve Bavyera’daki kardeş parti CSU ise sonucun belirsiz olacağını ve sürecin çok uzun süreceğini öne sürerek bu fikri reddediyor.

Wüst’ün, AfD’nin anayasal olarak ele alınması konusunda federal ve eyalet düzeyinde bir çalışma grubu kurulması yönündeki çabası, etkili CDU’lu meslektaşları arasında bile şüpheyle karşılanıyor.

Hessen Eyalet Başbakanı Boris Rhein, “Hâlâ AfD’nin siyasi olarak marjinalleştirilmesi gerektiğine inanıyorum,” dedi.

Rhein, prensip olarak herkesin her konuyu tartışma özgürlüğüne sahip olması gerektiğini de sözlerine ekledi fakat hızlı bir çözümün mümkün olacağına inanılmaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.

Bu bağlamda CDU’lu Rhein, birkaç yıl süren ve sonuçsuz kalan son NPD (Ulusal Demokratik Parti) yasaklama davasındaki deneyimlerine atıfta bulundu.

Koçbaşı olarak AfD

Brüksel’deki Hessen Eyalet Temsilciliği’nde düzenlenen bir etkinliğin kenarında bunun her zaman akılda tutulması gerektiğini kaydetti.

O dönemde Federal Anayasa Mahkemesi hakimleri, nihayetinde NPD’nin gerçekten de anayasaya aykırı hedefler peşinde olduğu sonucuna varmıştı. 

Fakat değerlendirmelerine göre partinin bu hedefleri başarıyla gerçekleştirme potansiyeli bulunmadığı için yasaklama talebini reddetmişlerdi.

CSU lideri ve Bavyera Başbakanı Markus Söder de daha önce Rhein’ın görüşüne benzer bir görüş belirtmişti.

Söder, Münih’teki bir kabine toplantısının ardından, “AfD’nin var olmamasının tercih edilebileceğini tamamen anlıyorum fakat gerçek şu ki, anayasa hukuku çerçevesinde bir yasaklama fiilen uygulanamaz,” dedi.

Yıllarca süren hukuki süreçlerin yanı sıra, AfD’nin bir “şehit” statüsü kazanma riski de bulunduğunu belirtti. Söder, AfD’ye, politikalarının içeriği üzerinden karşı çıkılması gerektiğini savundu. 

Wüst, daha önce AfD’nin Saksonya-Anhalt’taki seçim zaferinin ardından, partinin federal ve eyalet uzmanları, anayasa hukuku akademisyenleri ve Anayasa Koruma Dairesi yetkililerinden oluşan bir grup tarafından soruşturulmasını talep etmişti.

CDU’lu, “Asıl soru, anayasa hukuku çerçevesinde devletin, en azından bazı eyaletlerde anayasaya aykırı hedefler peşinde koşan bir partiyle nasıl başa çıkması gerektiğidir,” diye açıkladı.

AfD depremi: Söder’den uyarı, Musk’tan tebrik

Ona göre soruşturma, süresi sınırlandırılmamış olmalı ve otomatik olarak partinin yasaklanması sürecine yol açmamalı.

Brüksel’de konuşan Rhein ise Saksonya-Anhalt’taki seçimlerin ardından Birliğin hedefinin, “insanları güvenlik duvarının arkasından çıkarmak ve siyasi merkeze köprüler kurmak” olması gerektiğini söyledi.

Bu, insanlarla konuşmak, endişelerini ciddiye almak ve ardından bunları çok somut politikalara dönüştürmek anlamına geliyor.

AfD ile ilgili en kritik açıklamalardan biri de CDU’lu eski Şansölye Angela Merkel’den geldi.

“CDU üyesi olarak kalbinin kan ağladığını” söyleyen Merkel, Saksonya-Anhalt seçim sonuçlarını Federal Almanya Cumhuriyeti tarihinde bir dönüm noktası olarak gördüğünü kaydetti.

Merkel, partisinin AfD ile nasıl başa çıkacağı konusunda da net bir tavır sergiledi. CDU ve Şansölye Friedrich Merz’in AfD’ye karşı kullandıkları “güvenlik duvarı” (Brandmauer) politikasına pek sıcak bakmadığını ima etti.

“Bunu ben icat etmedim, ben de pek sevmiyorum,” diyen eski Şansölye, bu sloganla kimseyi ikna edemeyeceklerini, “demokratik partilerin” AfD’ye takıntılı olmaktan vazgeçerek bunun yerine kendi projelerini açıklaması gerektiğini kaydetti.

Merkel, siyasi partilere farklı bir iletişim tarzı benimsemelerini tavsiye etti. “Demokratik partilerin” halkla daha fazla temas kurmaya çalışmasını salık veren CDU’lu siyasetçi, sosyal ağlardaki “kişiselleştirilmiş akışlar” nedeniyle artık ortak bir bilgi havuzu bulunmamasının bunu zorlaştırdığını savundu.

AfD, CDU ile ittifak kurmayı hedefliyor

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB: Aday üyeler MAGA ile ilişkisini kesmeli

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu Genişleme Sorumlusu Marta Kos, aday ülkelerin AB’ye katılabilmeleri için MAGA hareketiyle bağlarını koparmaları gerektiğini savundu.

Salı günü Brüksel’de Avrupa Politika Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen bir etkinlikte konuşan Komiser şunları söyledi:

“Gelecekteki üyelerimizin, uzun vadeli çıkarlarımıza aykırı olan başkalarına bağımlılık geliştirme riskini göze almamalıyız. Tarihte ilk kez, genişleme sürecinde rakiplerimiz var.”

AB’nin “rakiplerinin” kimler olduğu sorulduğunda Kos, “Açıkçası, Rusya bunlardan biri” diye yanıt verdi.

Buna ek olarak Kos, AB’nin Batı’dan, “Avrupa medeniyetimizin çöküşte olduğunu, ekonomimizin gerilediğini ve doğru bir demokrasiye sahip olmadığımızı bize inandırmaya çalışan MAGA ideologlarından” da baskı hissettiğini ekledi.

Bu açıklamalar, Trump yönetiminin Balkanlardaki ülkelerle siyasi ve iktisadi bağlar kurma yönündeki ısrarlı çabalarının sürdüğü bir dönemde geldi.

Geçen yıl yayınlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, AB’yi “siyasi özgürlük ve egemenliği” baltalamakla suçluyordu.

Strateji ayrıca, blok genelinde “vatansever partileri” destekleyerek “Avrupa’nın mevcut gidişatına karşı direnişi” teşvik edeceğini de belirtiyordu.

Kos, Çin’i “farklı bir durum” olarak nitelendirerek, Pekin’in, Moskova’nın Karadağ ve Batı Balkanlardaki diğer aday ülkelere karşı yürüttüğü türden “dezenformasyon kampanyalarına” girişmediğini ileri sürdü.

Bunun yerine Kos, Çin’in üyelik sonrası fayda elde etmek amacıyla aday ülkelerle iktisadi bağlar kurmaya çalıştığını söyledi:

“Çin bir şekilde aday ülkelerimize yerleşiyor; bu ülkelere girip, ülkelerin AB üyesi olmasını bekliyor çünkü bir kez AB’ye girdiklerinde şirketleri ortak pazarın bir parçası olacak. Yani bunu farklı bir şekilde yapıyorlar ve şimdilik onlardan bu tür bir dezenformasyon görmüyoruz.”

AB’ye üye adayı olan Balkanlara yönelik ABD yatırımları son aylarda hız kazandı. Trump ile bağlantılı AAFS şirketi, Bosna-Hersek’te 2 milyar avrodan fazla yatırım planlıyor.

Sırbistan, ABD ile yatırım münhasırlığı anlaşmaları imzaladı ve yeni bir hidroelektrik santrali olan Đerdap 3’ü yalnızca Amerikan şirketleriyle inşa etmeyi umuyor.

Arnavutluk, koruma altındaki bir sulak alan içinde, Donald Trump’ın kızı ve damadıyla bağlantılı bir otel projesi nedeniyle protestolarla sarsılıyor.

AB üyeliği için önde gelen adaylardan biri olarak görülen Karadağ da son aylarda ABD’li yetkililer tarafından yoğun bir şekilde ikna edilmeye çalışılıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa’dan Ukrayna’ya kış öncesinde acil Patriot savunma desteği

Yayınlanma

Avrupa ülkeleri, kış aylarında beklenen yoğun Rus bombardımanlarına karşı Ukrayna’ya kendi stoklarından ve ABD alımlarıyla Patriot füzeleri sağlama kararı aldı. İngiltere mali kaynak ayırırken Almanya acil füze sevkiyatı yapacağını duyurdu; ancak uzmanlar mevcut tedarikin Kiev’in talep ettiği 300 önleme füzesi hedefinin gerisinde kalabileceğini belirtiyor.

Avrupa ülkeleri, kış ayları öncesinde Ukrayna’ya Amerikan yapımı Patriot hava savunma sistemleri için önleme füzeleri sağlama ve bu füzeleri ABD’den satın alma konusunda uzlaştı.

Şu ana kadar somut plan açıklayan ülkeler İngiltere ve Almanya oldu.

Halihazırda Ukrayna’nın Rus balistik füzelerini vurabilecek yüzlerce önleme füzesine ihtiyacı var.

Ukrayna Savunma Temas Grubu toplantısı, yaklaşan kış koşullarının gölgesinde yapıldı.

İngiltere, ABD’den Patriot füzeleri almanın yanı sıra büyük kalibreli mühimmat ve insansız hava araçları temini için 100 milyon sterlin (yaklaşık 135 milyon dolar) tahsis ettiğini duyurdu.

Almanya ise kendi askeri stoklarından daha eski bir model olan PAC-2 füzelerini “acil olarak sevk etmeye hazır olduğunu” açıkladı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, kışı atlatabilmek için her biri yaklaşık 3 milyon dolar değerinde olan 300 adet önleme füzesine ihtiyaç duyduklarını belirtmişti.

Bloomberg’e konuşan ve hazırlıklara vakıf kaynaklar, Avrupalı müttefiklerin Ukrayna Öncelikli İhtiyaç Listesi (PURL) programı kapsamındaki planları tamamlamak üzere olduğunu ve füzelerin kış başlangıcına kadar ulaşacağını bildirdi. Bu mekanizma, Patriot sistemleri dahil gereken silahların doğrudan ABD’den tedarik edilmesini öngörüyor.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, PURL programına üye ülkelerden 10 milyar dolar kaynak aktarıldığını duyurdu. Bu miktar, Rutte’nin talep ettiği 12 milyar dolar hedefine ulaşmasa da Ukrayna’ya silah akışının kesintisiz sürmesini sağladı.

Temas grubu toplantısı öncesinde Rutte ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB ülkelerinin Ukrayna’ya ayrılan 90 milyar euroluk kredinin bir kısmını Patriot bileşenlerinin alımına tahsis etmeyi kabul ettiğini açıkladı.

İngiltere ve Almanya kesin füze adetlerini paylaşmadı.

Bununla birlikte, İran ile yaşanan çatışmalar sebebiyle ABD’nin kendi Patriot rezervlerinin de ciddi ölçüde erimesi, Zelenskiy’nin işaret ettiği 300 füze hedefine ulaşılmasını güçleştiriyor.

Sıkıntıyı kabul eden Rutte, müttefiklere seslenerek “İttifak ülkeleri daha fazla çaba göstermeli. Başka seçeneğimiz yok” dedi.

Washington’dan Moskova’ya giden heyetlerin temasları ise Kremlin’in tutumunu değiştirmedi.

The Washington Post’un Batılı yetkililere ve Rus elitlerine dayandırdığı haberine göre, CIA Direktörü John Ratcliffe’in Moskova’ya gerçekleştirdiği sürpriz ziyaret Kremlin’in tavrını daha da sertleştirdi.

Habere konuşan bir kaynak, Moskova’nın bu teması “Putin’i savaşı durdurmaya ikna etme çabası” olarak gördüğünü ve Putin’in bunu “zayıflık” şeklinde yorumladığını aktardı.

Steve Witkoff ve Jared Kushner ile yapılan görüşmelerden de sonuç çıkmadı. Putin bu görüşmede Rus ordusunun sahadaki ilerleyişini öne sürdü.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ve Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, çatışmaların hız kesmesi veya barış müzakerelerinin başlaması ihtimalini kesin bir dille reddetti.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Temas Grubu toplantısında yaptığı konuşmada, Rus ordusunun cephe hattında çok yavaş ilerlediği için Ukrayna’nın limanlarını, enerji santrallerini ve sivil altyapısını vurarak ekonomik temelini yok etmeye çalıştığını vurguladı. Pistorius müttefiklere şu çağrıyı yaptı:

“Hava sıcaklıklarının düşmesiyle Rusya’nın hava saldırılarını yeniden artırması ve yıkımın daha da büyümesi kaçınılmaz görünüyor. Kendi güvenlik gereksinimlerimiz ile Ukrayna’nın acil ihtiyaçları arasında denge kurmanın zor olduğunu biliyorum. Ancak tereddüt ettiğiniz anda lütfen Ukrayna lehine karar verin.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English