Avrupa
Almanya, Rubio’nun Münih’teki mesajını aldı

Haftasonu Münih Güvenlik Konferansında Almanya adına konuşan yetkililer, ABD’den gelen “yük paylaşımı” çağrıları karşısında mesajı aldıklarının sinyalini verdiler.
Şansölye Friedrich Merz, cuma günü konferansın açılışında Donald Trump’ın temel pozisyonlarına açıkça karşı çıkarak, “Avrupa ile ABD arasında derin bir uçurum, bir bölünme ortaya çıktı,” dedi.
Paris İklim Anlaşmasına ve Dünya Sağlık Örgütüne bağlı kaldıklarını, gümrük tarifelerine “inanmadıklarını” söyleyen Merz, özellikle MAGA hareketinin “kültür savaşının kendilerine ait olmadığını savundu.
Ayrıca Şansölye, Berlin’in örneğin Kanada, Hindistan, Brezilya ve Arap Yarımadası ülkeleriyle “güçlü bir küresel ortaklık ağı” kurmak istediğini duyurdu. Amaç, Amerika Birleşik Devletleri’ne olan bağımlılığı azaltmak.
Münih Güvenlik Konferansından kısa bir süre önce, Merz’in yakında, eski Şansölye Angela Merkel’in 2006’daki ilk gezisinden bu yana en büyük ekonomik heyetle Çin’e seyahat edeceği de duyuruldu.
Öte yandan Merz, “yeni bir transatlantik ortaklık kurma” niyetini de açıkladı. Şansölye, Trump yönetiminin taviz vermek zorunda kalacağını varsayıyor gibi görünüyor. Ona göre, ABD bile “tek başına hareket ettiğinde kendi gücünün sınırlarına ulaşıyor.”
Demokrat Vali Newsom ile yakın ilişki
German Foreign Policy’ye göre Almanlar üçlü bir yaklaşım geliştiriyor.
Bu üçlü yaklaşım şu: Trump yönetiminden uzaklaşmak, kendi bağımsızlığını güçlendirmek için diğer ülkelerle daha yakın işbirliği arayışında olmak ve aynı zamanda bir zamanlar kazançlı olan transatlantik işbirliğini değiştirilmiş bir biçimde sürdürmek.
Bu kapsamda, Münih’te Kaliforniya’nın demokrat valisi Gavin Newsom’a gösterilen ilgi dikkate değer.
Newsom, Başkan Trump’ın önde gelen muhaliflerinden biri ve 2028’deki başkanlık seçimlerinde Demokratların adayı olma potansiyeline sahip.
Münih’te yaptığı konuşmada Trump’ın “istilacı bir tür” olduğunu, “Cumhuriyetçi Parti’yi ele geçirdiğini” ve şimdi “cumhuriyetin” onun yönetimi tarafından “gerçek zamanlı olarak yok edildiğini” savundu.
Newsom, ABD başkanının şu anda “geri çekilme” aşamasında olduğunu, ülkede popüler olmadığını ileri sürdü.
Newsom, güvenlik konferansı sırasında Merz ile de görüştü ve Çevre Bakanı Carsten Schneider ile bir araya geldi.
Schneider ile Kaliforniya Valisi, “yeşil teknolojiler, emisyonların azaltılması ve iklim değişikliğine uyum konusunda daha derin bir işbirliği” konusunda anlaştı.
Transatlantik ilişkilerle ilgili olarak Newsom’un “Boşanma bir seçenek değil” dediği aktarıldı.
Alman halkına “fedakârlığa hazır olma” talimatı
Avrupa ile ilgili olarak Merz, önceki uluslararası düzenin artık var olmadığını, “açıkça güç ve her şeyden önce büyük güç politikasıyla karakterize edilen bir döneme” girildiğini belirtti.
Bu bağlamda, ABD’nin liderlik iddiasında şu anda sorgulandığını kaydeden Şansölye, şimdi Avrupa’yı güçlendirme zamanının geldiğini söyledi.
Almanya’nın sadece siyasi, iktisadi ve teknolojik olarak değil, askeri olarak da kendini güçlendirdiğini belirten Merz, daha önce de söylediği gibi, “Bundeswehr’i mümkün olan en kısa sürede Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu” haline getirmek istiyor.
Almanya’nın gelecekte AB’yi hakimiyeti alma ihtimali ile ilgili olarak Merz, “ortaklığa dayalı liderlik” ilan etti; “hegemonik fanteziler”in kesinlikle reddedileceğini ileri sürdü.
Fakat Merz, “değişime, dönüşüme ve hatta fedakârlığa hazırlıklı olmak gerektiğini”, üstelik bunun “[gelecekte] bir gün değil, şimdi” olacağını hatırlattı.
Pistorius: Konvansiyonel kuvvetler bizden, nükleer destek ABD’den
Böylece Alman hükümeti, NATO’da Avrupa üye devletlerinin konumunu güçlendirmeye odaklanmaya devam ediyor.
Savunma Bakanı Boris Pistorius, “Avrupa, güçlü konvansiyonel kuvvetler sağlamada öncülük etmeli,” talebinde bulundu.
Buna karşılık ABD ise, “stratejik ve nükleer destek sağlamaya” devam edecek; yani başka bir deyişle, Avrupa devletlerinin henüz kendi başlarına başaramadıkları görevleri yerine getirecek.
Haberlere göre, NATO içindeki iş bölümü, Şansölye Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Rubio arasında tartışılan konulardan biriydi.
Şansölye daha önce de Berlin için NATO içinde Avrupa’yı güçlendirmenin “en önemli öncelik” olduğunu belirtmişti. Amaç, güçlü, ama her şeyden önce “kendi kendine yeten … ittifak içinde bir sütun” inşa etmek.
Merz, amacın “NATO’nun yerini alacak bir yapı” oluşturmak olmadığını vurgulasa da hükümet danışmanları, “ittifakın Avrupalılaşması”nın “B planı” ile uyumlu olacak şekilde tasarlanması gerektiğini savunuyorlar.
“B planı”, ya “Avrupalılar tarafından ittifakın kapsamlı bir şekilde devralınması” ya da “ittifak dışında bir Avrupa savunma yapısının kurulması” olabilir.
Her iki seçeneğin de Avrupa devletlerinin küresel öneme sahip bir askeri güç haline gelmesini sağlayacağına inanılıyor.
Rubio, Avrupa’dan “medeniyetine” sahip çıkmasını istedi
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında Trump’ın politikasının tüm temel unsurlarını teyit etti ve Avrupa’yı ABD yönetimine kayıtsız şartsız katılmaya çağırdı.
Rubio sadece ABD’nin Venezuela ve İran’a yaptığı saldırıları övmekle kalmadı; ayrıca, “sözde küresel düzeni halklarımızın ve devletlerimizin çıkarlarının üstünde tutmaya” devam edemeyeceklerini de açıkça belirtti.
Rubio, mevcut iklim politikasını “iklim tarikatı” [cult] olarak nitelendirdi ve ABD’nin müttefiklerinin “suçluluk ve utanç duygusuyla kendilerini kısıtlamamaları” gerektiğini söyledi.
Rubio, Washington’un “insanlık tarihinin en büyük medeniyetini” yenilemek ve “yeni bir Batı yüzyılı”yaratmak istediğini ve bu nedenle göçü reddettiğini, “medeniyetin yok edilmesine yol açan güçleri caydırmak” istediklerini söyledi.
Fakat Trump veya Başkan Yardımcısı JD Vance’in aksine Rubio hakaretlerden kaçındı ve ABD’nin sadece Avrupa’nın “geleceği” için “endişelendiğini” ve Avrupa ile işbirliğini sürdürmek istediğini söyledi.
AfD, Rubio’nun ekibiyle görüştü
İki yıllık dışlanmadan sonra tekrar konferansa davet edilen Almanya için Alternatif (AfD) de Trump yönetimi ile iyi giden ilişkileri sağlamlaştırma fırsatı buldu ve Rubio’nun ekibi ile görüştü.
AfD milletvekili Anna Rathert dpa’ya verdiği demeçte, Rubio’nun ekibiyle karşılaşmasının “tesadüfen” gerçekleştiğini söyledi ve
“Çok yapıcı, çok keyifli ve çok olumlu görüşmelerdi,” dedi.
Rathert, Rubio’nun ekibiyle yaptığı görüşmeden “görüşme ve ilişkileri derinleştirme konusunda hâlâ büyük bir ilgi olduğu” sonucuna vardığını söyledi.
Rathert, savunma odaklı görüşmeler için Münih’te bulunan Rubio’nun kendisiyle veya Cumhuriyetçi Kongre üyeleri ile herhangi bir teması olmadığını belirtti.
AfD, Başkan Donald Trump’ın göreve dönmesinden bu yana Washington ile ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor ve yönetim ile Avrupa Birliği karşıtı, göçmen karşıtı parti arasındaki temaslar Atlantik’in her iki yakasında da dikkatle izleniyor.
Konferans başkanı Wolfgang Ischinger, AfD’nin politika uzmanlarını davet etmeyi seçtiğini, bunun nedeninin kısmen partinin şu anda parlamentodaki en büyük muhalefet gücü olması olduğunu söylemişti.
Rathert’in yanı sıra milletvekilleri Rüdiger Lucassen ve Heinrich Koch da Münih’te hazır bulundu.
Geçen yıl, AfD’nin eş lideri Alice Weidel, Münih’te ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile bir araya gelmiş ama bu görüşme konferans formatı dışında gerçekleşmişti.
Weidel bu yıl konferansa katılmadı ve ABD heyetine Vance yerine Dışişleri Bakanı Marco Rubio başkanlık etti.
Rubio, Cuma günü Şansölye Friedrich Merz ile bir araya geldi.
Avrupa
Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.
Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.
Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.
Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.
Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.
Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor
Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.
Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.
Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.
Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.
Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.
Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.
Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.
Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.
Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.
İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi
Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.
Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.
Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.
LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.
Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor
St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.
Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.
Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.
Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.
Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.
Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.
Avrupa
Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.
Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.
Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.
Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.
Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.
Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.
Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.
Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.
“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”
Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.
Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.
Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.
Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.
Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.
Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.
İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar
İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.
Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.
Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.
Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.
Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.
88 milyon avroluk ganimetten düşen taç
Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.
Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.
Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.
Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.
Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.
Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.
Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.
Tarihi eserler otoparkta teslim edildi
Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.
Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.
Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.
Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.
Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.
Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.
Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.
Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
Avrupa
Avrupa uzay yarışında füze krizi yaşıyor

Avrupa ülkelerinin askeri uydu sistemlerini geliştirmesini engelleyen ve yabancı şirketlere bağımlılığı artıran en büyük etkenin düzenli fırlatma yapabilecek füze eksikliği olduğu bildirildi. Bloomberg’de yayımlanan analizde, ABD, Çin ve Rusya’nın askeri uzay teknolojilerine son beş yılda 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptığı kaydedildi.
Avrupa ülkeleri, uzay yörüngesine yeterli miktarda kendi füzelerini fırlatamadıkları için ABD, Çin ve Rusya’nın gerisinde kalıyor.
Bloomberg’de yayımlanan analizde, fırlatma kapasitesindeki bu yetersizliğin Avrupa’nın askeri uydu sistemlerini geliştirmesini zorlaştırdığı ve bölgeyi yabancı şirketlere bağımlı kıldığı aktarıldı.
Haberde, uyduların günümüzde askeri savunma sistemlerinin en kritik unsurlarından biri haline geldiği vurgulandı. Uydular; askeri birliklerin hareketlerini izleme, istihbarat toplama, seyrüsefer ve iletişim sağlama gibi kritik görevleri yerine getiriyor. Verilere göre, ABD, Çin ve Rusya son beş yılda askeri uzay teknolojilerinin geliştirilmesi süreçlerine 200 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı.
Bloomberg analizinde, Avrupa’nın bu tablodaki konumuna ilişkin şu değerlendirme yer aldı:
“Giderek kızışan bu yarışta Avrupa; çıkar çatışmaları, sınırlı ulusal bütçeler ve uzay teknolojisinin en kritik unsuru olan, her yıl yörüngeye onlarca uçuş gerçekleştirebilecek yeterli sayıda ağır taşıyıcı füzeden yoksun olması sebebiyle yer almıyor.”
Avrupa’nın ana taşıyıcı füzesi konumundaki Ariane 6, yörüngeye 22 tona kadar yük taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. Ancak sınırlı üretim kapasitesi nedeniyle yılda yalnızca yaklaşık 10 fırlatma gerçekleştirilebiliyor.
Buna karşın ABD’de 2025 yılında ayda ortalama 15’ten fazla fırlatma yapıldı ve bu uçuşların büyük bölümü SpaceX tarafından sağlandı.
Avrupa merkezli şirketler aradaki farkı kapatmak için çalışmalar yürütüyor fakat bu projeler henüz başlangıç aşamasında bulunuyor.
Örneğin Alman Isar Aerospace firması kendi füzesini yörüngeye başarılı şekilde fırlatmayı henüz başaramadı. Şirketin geliştirdiği füzenin taşıma kapasitesi Ariane 6’ya kıyasla yaklaşık 20 kat daha düşük seviyede kalıyor.
Avrupa ülkeleri, ABD’ye olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kendi uzay programlarına yönelik yatırımlarını artırıyor.
Bu kapsamda Avrupa Birliği, Starlink sistemine alternatif olması planlanan IRIS 2 adlı uydu sistemini geliştiriyor.
Almanya ise 2030 yılına kadar uzay savunma kabiliyetlerini artırmak üzere 35 milyar avro kaynak tahsis etmeyi planlıyor.
Avrupa Birliği’nin savunma ve uzaydan sorumlu komiseri Andrius Kubilius, şubat ayında yaptığı açıklamada, Avrupa’nın uzay istihbaratı ve şu anda ağırlıklı olarak ABD tarafından sağlanan diğer savunma teknolojilerinde kendi imkanlarını geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de mayıs ayında yaptığı açıklamada, bilgi paylaşımını ve erken uyarı sistemlerini geliştirmek amacıyla ulusal hava savunma sistemlerinin Copernicus ve Galileo uydu sistemleriyle entegre edilmesinin planlandığını duyurdu.
Von der Leyen, yeni nesil Avrupa savunma teknolojilerinin artırılması ve bu alandaki endüstriyel kapasitenin genişletilmesi gerektiğini vurguladı.
Aynı dönemde ABD Uzay Kuvvetleri, askeri operasyonlar için güvenli bir uydu iletişim ağı kurulması amacıyla SpaceX ile 2,29 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Bu sistemin, dünya genelindeki uydular, tespit araçları ve silah sistemleri arasında neredeyse anlık veri aktarımı sağlaması hedefliyor.
Eş zamanlı olarak Elon Musk’ın şirketi, yabancı uydu operatörlerine yeni yükümlülükler getirmeyi öngören Avrupa Birliği Uzay Yasası taslağına karşı muhalefetini dile getirdi.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi5 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika5 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş5 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor










