Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya, savaş drone’larını nereden alacağına karar veremiyor

Yayınlanma

Almanya, NATO’nun temel bir gereksinimini karşılamak üzere insansız savaş uçağı filosuna sahip olmak istese de nereden alacağına karar veremiyor.

POLITICO’ya göre Alman savunma bakanlığı içinde Avustralya yapımı bir insansız hava aracını satın almak mı, yoksa Avrupa’daki alternatifleri beklemek mi gerektiği konusundaki görüş ayrılıkları, Berlin’in 2029 yılına kadar ilk filosunu hizmete sokma hedefini tehlikeye atıyor.

Almanya, yoğun şekilde savunulan hava sahasına silah, sensör veya elektronik harp yükleri taşıyabilen, yeniden kullanılabilir, jet motorlu savaş insansız hava araçları arıyor.

Ukrayna’da yaygın olarak kullanılan küçük, tek kullanımlık insansız hava araçlarının aksine, bu araçların tekrar tekrar görev yapması ve nihayetinde Eurofighter ve F-35 gibi insanlı jetlerle birlikte operasyonlara katılması amaçlanıyor.

Alman Hava Kuvvetleri’nin şu anda bu tür bir kabiliyeti bulunmuyor. NATO, Berlin’den bu kabiliyeti 2035 yılına kadar sağlamasını bekliyor.

Fakat Almanya, Luftwaffe’nin öncelikle operasyonel deneyim kazanabilmesi için 2029 yılına kadar sınırlı bir filo oluşturmak gibi daha iddialı bir hedef belirledi.

POLITICO’nun incelediği birkaç gizli bakanlık belgesine göre, yetkililer, Avrupa projeleri olgunlaşana kadar bir geçiş çözümü olarak Boeing Avustralya’nın MQ-28 Ghost Bat’ını satın almakla, Alman ve Avrupa tasarımlarına geliştirme için daha fazla zaman tanıyacak bir ihaleyi önce düzenlemek arasında kararsız kalmış durumda.

Silahlanma Müsteşarı Jens Plötner’in bir sonraki adımlara karar vermesinden önce bakanlığın planlama ekibi tarafından hazırlanan nihai bir iç notta, 2029 hedefinin artık karşılanamayacağı sonucuna varılıyor ve hedefin ertelenmesi öneriliyor.

Bakanlığın asıl planı, rakip tasarımları eşzamanlı olarak test ederken geçici bir kapasite olarak 12 adet Boeing Avustralya MQ-28 Ghost Bat insansız hava aracını satın almak ve böylece Alman ve Avrupalı alternatiflerin olgunlaşması için daha fazla zaman tanımaktı.

Teklifi geliştiren bakanlığın inovasyon departmanındaki yetkililer, bunun 2029 hedefine ulaşmanın tek gerçekçi yolu olduğunu savundu.

Bu anlaşmazlık, on yıllardır süren yetersiz yatırımlar nedeniyle zayıflamış silahlı kuvvetlerini yeniden inşa etmeye çalışan Berlin’in karşı karşıya olduğu daha geniş bir ikilemi ortaya koyuyor.

Teklif kapsamında, Boeing ve Alman silah üreticisi Rheinmetall, MQ-28 uçağının Almanya’nın gereksinimlerine nasıl uyarlanabileceğini ve kısmen ülkede nasıl üretilebileceğini incelemek üzere anlaşmıştı.

Savunma Bakanı Boris Pistorius, mart ayında Avustralya’ya yaptığı ziyaret sırasında bu seçeneği kamuoyuna açıkça desteklemiş ve Ghost Bat’lerın satın alınmasının değerlendirildiğini belirtmişti.

Aynı zamanda Berlin, Boeing Defence Australia ve MQ-28’i; Alman girişimci Helsing ile Hensoldt ve CA-1 Europa’yı; ayrıca Airbus ile ABD’li üretici Kratos ve XQ-58 Valkyrie’yi içeren bir ihale planlamıştı.

Fakat POLITICO’nun eline geçen bir bakanlık değerlendirmesinde, mevcut uçakların hiçbirinin Almanya’nın gereksinimlerini tam olarak karşılamadığı sonucuna varıldı.

MQ-28’in, Almanya’nın istediği karaya saldırı görevini yerine getirebilmesi için bazı değişikliklere ihtiyaç duyacağı belirtildi ve tedarik kurumu başkanı, bu değişikliklerin 2029 yılına kadar tamamlanıp tamamlanamayacağını sorguladı.

Öte yandan, Almanya öncülüğündeki alternatifler de henüz yeterince olgunlaşmadı.

Bir bakanlık notuna göre, ilk filonun maliyeti yaklaşık 820 milyon avro olacak ve Rheinmetall’in katılımına rağmen endüstriyel çalışmaların büyük bir kısmı Almanya dışında gerçekleştirilecek.

Bu durum aynı zamanda siyasi bir zorluk da yarattı. Büyük askeri alımlar, Federal Meclis’in bütçe komitesinin onayını gerektiriyor ve milletvekilleri, Alman ve Avrupa sanayisini güçlendirmek için savunma harcamalarının artırılmasını giderek daha fazla talep ediyor.

Temmuz ayı başlarında üst düzey planlama, silahlanma, hava kuvvetleri ve tedarik yetkililerinin katıldığı bir toplantının ardından Platner’e sunulan nihai planlama notu, bu sıralamayı fiilen tersine çeviriyor.

Bakanlık, önce MQ-28’i satın almak yerine, herhangi bir uçak alımına karar vermeden önce ihaleyi düzenleyecek.

Notta, bu yaklaşımın kapsamlı modifikasyonlar gerektiren bir uçağa yatırım yapma riskini azaltacağı, aynı zamanda Alman ve Avrupa öncülüğündeki projelere olgunlaşmaları ve rekabet edebilmeleri için daha fazla zaman tanıyacağı belirtiliyor.

Bu durum, Almanya’nın hassas görev yazılımları üzerindeki kontrolünü elinde tutmasına da yardımcı olabilir.

Dezavantaj ise zamanlama. İhale 2027 yılına kadar başlamayacağı için, bakanlık yetkilileri, Almanya’nın hâlâ NATO’nun 2035 gereksinimini karşılamayı hedeflemesine rağmen, 2029 yılına kadar bir kazanan seçip, uçağı uyarlayıp hizmete sokmanın imkânsız olacağı sonucuna varmdı.

Yetkililer, yetenek açığının bir kısmını kapatmak için 2027’den itibaren kısmen seyir füzelerine güvenilmesini öneriyor. 

Fakat yeniden kullanılabilir savaş insansız hava araçlarının aksine, bu füzeler fırlatıldıktan sonra imha oluyor ve aynı görev yelpazesini yerine getiremiyor.

Her iki önerinin de, ileriye dönük yol haritasını belirlemesi gereken Müsteşar Plötner tarafından değerlendirilmesi bekleniyor.

Avrupa

AB, savunma politikaları için yeni grup kuruyor

Yayınlanma

AB’nin baş diplomatı Kaja Kallas, değişen ABD varlığı karşısında bloğun kendini nasıl savunabileceğini değerlendirecek, eski siyasi ve askeri liderlerden oluşan üst düzey bir grubun kurulacağını duyurdu.

İrlanda’da düzenlenen gayri resmi savunma bakanları toplantısının açılışında yaptığı açıklamada, önümüzdeki hafta faaliyete geçecek olan bu yeni yapının, Avrupa Birliği’nin yanı sıra Birleşik Krallık ve Ukrayna’dan da önde gelen isimleri içereceğini belirtti.

Kallas şöyle konuştu:

“Elbette NATO, Avrupa güvenliğimizin temel taşı olmaya devam ediyor. Aynı zamanda ABD de Avrupalı müttefiklerden kendi savunmamız konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmelerini istiyor. Neden bu siyasi ve askeri liderler? Çünkü onlar, kurumlar olarak bizim söyleyemeyeceğimiz şeyleri de söyleyebilirler.”

Kallas’ın sözcüsü, gruba kimlerin katılacağı konusunda ayrıntı vermedi.

Eski Estonya başbakanı, grubun amacının ABD’nin savunma kapasitesini taklit etmek değil, “benzersiz güçleri” kullanarak Avrupa topraklarını savunmaya odaklanmak ve aynı zamanda “Ukrayna’nın kapsamlı operasyonel deneyimini” kullanarak “geleneksel düşünceye meydan okumak” olduğunu da sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Letonya’da 12 bin NATO askerinin katıldığı Namejs tatbikatı başladı

Yayınlanma

Letonya’da 12 bin askerin katıldığı kapsamlı devlet savunma tatbikatı Namejs başladı. NATO müttefiklerinin yer aldığı ve 8 Ekim’e kadar sürecek manevralarda “Ukrayna’daki savaştan çıkarılan dersler” ile insansız hava araçlarına karşı savunma faaliyetleri ön plana çıkıyor.

Letonya’da 2 Eylül itibarıyla başlayan “Namejs” adlı kapsamlı devlet savunma tatbikatı 8 Ekim’e kadar devam edecek.

Delfi portalının haberine göre manevralarda Letonya’nın yanı sıra Kanada, ABD, Estonya ve Litvanya dahil olmak üzere diğer NATO üyesi ülkelerden toplam 12 bin asker görev alıyor.

Tatbikat, NATO’nun Çok Uluslu Kuzey Tümeni Karargahı ile müşterek olarak icra ediliyor. Manevraların planlama aşamasında güncel silahlı çatışmalardan ve Ukrayna’daki muharebelerden elde edilen tecrübeler ile dersler dikkate alındı.

Bu kapsamda özellikle insansız hava aracı sistemlerinin kullanımı ile insansız hava araçlarına karşı savunma kapasitesinin geliştirilmesine ağırlık verilecek.

Letonya’nın sınır bölgelerini de kapsayan doğu kesiminde yoğun insansız hava aracı uçuşları planlanırken, askeri unsurlar bu araçların tespiti, teşhisi ve etkisiz hale getirilmesi üzerine eğitim icra edecek.

Manevralarda Devlet Savunma Hizmeti personeli ve yedek askerler de dahil olmak üzere tüm birliklerden unsurlar görev alıyor. Askeri personel tatbikat boyunca sivil kurumlar, devlet güvenlik organları, yerel yönetimler ve işletmelerle koordinasyon ve işbirliği süreçlerini de uygulayacak.

Letonya Devlet Güvenlik Hizmeti, geçtiğimiz Temmuz ayında Ventspils kentinde yaklaşık 600 kişinin katılımıyla tarihinin en büyük terörle mücadele tatbikatı olan “Vindau 2026″yı düzenlemişti.

Söz konusu tatbikatta, senaryo gereği limana ve bir yolcu feribotuna saldıran silahlı teröristlere müdahale edilmişti.

Letonya’nın Omega ve Sigma birimleri ile Finlandiya Ulusal Ordusu’nun özel harekat taburunun yer aldığı tatbikata Estonya, Letonya, Kanada, Ukrayna ve Polonya’dan temsilciler katılmıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Deutsche Bank CEO’sundan “popülizm” uyarısı

Yayınlanma

Deutsche Bank CEO’su Christian Sewing, AfD’nin kazanmaya çok yakın olduğu Saksonya-Anhalt seçimleri öncesinde “popülizm” uyarısında bulundu.

Sewing, Frankfurt’ta Handelsblatt’ın ev sahipliğinde düzenlenen bir konferansta, Almanya için Alternatif’in (AfD) adını anmadan, “Popülist partiler basit çözümleri varmış gibi davranıyorlar. Gerçekte ise, başarılarımızın temelini oluşturan değerlerle çelişen kavramları yayıyorlar: açıklık, çeşitlilik, güçlü bir Avrupa, güvenilir kurumlar ve uluslararası işbirliği,” dedi.

Almanya’nın en büyük kredi kuruluşunun CEO’su, “aşırıcı” partilerin politika belirleme sürecinde söz sahibi olması halinde ortaya çıkacak olumsuz iktisadi sonuçlar konusunda daha önce de uyarıda bulunan şirket liderleri arasında yer alıyor.

Anketlerde önde giden AfD, ortak para birimi olarak avrodan vazgeçilmesini ve göçün sıkı bir şekilde engellenmesini savunuyor.

Sewing’in yorumları, Infineon Technologies CEO’su Jochen Hanebeck’in birkaç gün önce LinkedIn’de yayınladığı bir gönderide “sahte tartışmalar, sembolik siyaset ve popülizm” konusunda uyarıda bulunmasının ardından geldi.

Bundesbank Başkanı Joachim Nagel de Le Monde’a verdiği röportajda, avronun ortadan kaldırılması çağrısının “sorumsuzca ve son derece tehlikeli” olduğunu söyledi.

Nagel, “Almanya, tıpkı Fransa ve para birliği genelinde olduğu gibi, tek para birimi sayesinde muazzam bir refah elde etti,” dedi.

Kamu yayıncısı ARD tarafından yaptırılan en son Infratest Dimap anketine göre, 6 Eylül’deki seçimler öncesinde AfD, Saksonya-Anhalt eyaletinde %42 civarında oy alıyor.

Bu, Temmuz ayındaki ankete kıyasla bir puanlık artışa karşılık gelirken, iktidardaki Hıristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) desteği ise 2 puan düşüşle %22’ye geriledi.

Sol Parti (Die Linke), SPD ve Yeşiller, sırasıyla %11, %8 ve %6 oranlarıyla eyalet parlamentosuna girmek için yeterli oy oranına sahip olacak.

Büyük çaplı sınır dışı etmeleri savunan AfD’nin ezici bir zaferi, ülkenin İkinci Dünya Savaşı sonrası siyasi düzeniyle bir kopuşu işaret edecek.

Bu durum, halkın desteğini kazanmak için zorluklar yaşayan Şansölye Friedrich Merz’in Berlin’deki federal hükümetine özellikle ağır bir darbe vuracak.

Sewing Çarşamba günü yaptığı açıklamada şöyle devam etti:

“Böyle bir gidişatın nereye varacağını açıkça ortaya koymalıyız. İzolasyonizm, milliyetçilik ve güvensizliğin körüklenmesi sorunlarımızın hiçbirini çözmeyecek. Aksine, tüm bunlar Almanya’yı bir iş merkezi olarak zayıflatır, yatırımları ve vasıflı işçileri caydırır ve büyümeyi tehlikeye atar.”

Birkaç partinin Saksonya-Anhalt eyalet parlamentosuna girmek için gerekli %5 barajını aşamaması nedeniyle, AfD %50’nin altında bir oy oranıyla bile sandalye çoğunluğunu elde edebilir.

Eğer bu hedefe az da olsa ulaşamazsa, AfD ile işbirliği yapmayı reddeden diğer partilerin oylarına da güvenmeye çalışabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English