Bizi Takip Edin

Avrupa

AfD’de Weidel’in otoritesi üç ayrı cephede sınanıyor

Yayınlanma

Almanya’da sağcı muhalefet partisi AfD’nin Kuzey Ren-Vestfalya yönetimi, eyalet listesinin yenilenmesini isteyen federal yönetime karşı ihtiyati tedbir talep etti; anlaşmazlık Alice Weidel’in parti üzerindeki denetimini tartışmaya açtı. Parti içindeki kavga, eski NPD yöneticisi Sebastian Schmidtke’ye verilen mülakatlar ve Jens Spahn tartışmasındaki eşcinsel karşıtı paylaşımlarla genişledi.

Almanya’da sağ muhalefet partisi Almanya için Alternatif’in Kuzey Ren-Vestfalya teşkilatında uzun süredir devam eden iktidar kavgası, federal parti yönetimini de doğrudan içine çeken açık bir otorite sınamasına dönüştü.

AfD’nin ülkedeki en büyük eyalet teşkilatını yöneten Martin Vincentz’in çevresindeki isimler, eş başkan Alice Weidel’e alenen karşı çıktı; eyalet yönetimi, liste seçiminin tekrarlanmasını isteyen federal yönetime karşı ihtiyati tedbir başvurusunda bulundu.

AfD içinde kanat çatışmaları, liste anlaşmazlıkları ve idari nüfuz mücadeleleri öteden beri yaşanıyordu.

Ancak Weidel’in doğrudan hedef alınması, parti içindeki yerleşik eşiğin aşılması anlamına geliyor. Kendi Baden-Württemberg teşkilatındaki ihtilafları yatıştırdıktan sonra parti üzerindeki ağırlığını tahkim eden Weidel’e karşı çıkmak, siyasi nüfuz kaybı ihtimalini de beraberinde getiriyordu.

Kuzey Ren-Vestfalya’daki eyalet yönetimi artık bu riski göze alıyor.

Ülkenin en kalabalık eyaletindeki teşkilat, AfD’nin de en geniş eyalet örgütü. Burada söz sahibi olanlar delege dağılımını, parti kongrelerini ve dolayısıyla federal düzeydeki kuvvet oranlarını etkileyebiliyor.

Bu sebeple anlaşmazlık, gelecek eyalet seçimi için hazırlanacak listenin ötesinde, Weidel’in teşkilat üzerindeki denetimine uzanıyor.

Tarafların bir yanında eyalet başkanı Martin Vincentz yer alıyor. Parti içinde nispeten mutedil çizginin temsilcisi sayılan Vincentz’in grubu, Tino Chrupalla’yla taktik bir ittifak kurdu.

Karşı tarafta Bundestag milletvekili Matthias Helferich ile AfD Genel Başkan Yardımcısı Sven Tritschler’in çevresindeki daha radikal kanat var. Bu grup Weidel’e daha yakın duruyor.

Gelecek yıl yapılacak eyalet seçimi için liste belirlenirken iki kesim doğrudan karşı karşıya geldi.

Helferich çevresi, çok sayıda adayın art arda yarışa sokulmasına dayanan örgütlü bir yöntem izledi. Parti içindeki yazışmalarda “Operation Filibuster” adı verilen plan, toplantının işleyişini aksatmayı, ardından müzakere mecburiyeti yaratarak kendi kanadından daha fazla ismi listeye yerleştirmeyi hedefliyordu.

Toplantıda karşılıklı suçlamalar ve kargaşa yaşandı; taraflar daha sonra şikayetlerde de bulundu. Liste seçiminin neticesinde Vincentz kanadı büyük ölçüde istediğini aldı. Bu grup, parti kongresindeki delegeler arasında çoğunluğu elinde tutuyordu.

Helferich çevresi ise delegelere tehdit ve baskı uygulandığını öne sürdü. Vincentz’in tarafı bu ithamları reddetti.

AfD federal yönetimi, iddiaların ardından eyalet teşkilatından aday belirleme toplantısını sona erdirmesini ve listeyi yeniden seçmesini istedi.

Weidel ile Chrupalla’nın imzasını taşıyan yazıda, “özlerinde birbiriyle örtüşen çok sayıda anlatımın” bazı delegelerin tehdit edildiğini veya ağır baskı altında bırakıldığını gösterdiği savunuldu. Federal yönetim, bu şartlarda eyalet listesinin seçime kabul edilmemesi ihtimalinin doğabileceğini ileri sürdü.

Weidel ve Chrupalla, müdahaleden önce diğer eyalet başkanlarının desteğini almak üzere telefon konferansı da düzenledi. Böylece Helferich kanadının ileri sürdüğü iddialar federal yönetimin resmi tutumuna dönüştü.

Vincentz toplantıyı sonlandırma talebini reddetti. Weidel’e gönderdiği mektupta, meselenin gerçekten “listenin hukuki güvenliğiyle mi, yoksa listenin bileşimiyle mi” ilgili olduğu sorusunun kendisini dayattığını yazdı.

İleri sürülen tehdit vakalarının ilk bölümünün şimdiden yanlış olduğunun kanıtlandığını savundu.

Eyalet yönetimi federal parti kuruluna karşı mahkemeye başvurdu

Kuzey Ren-Vestfalya yönetimi, federal parti kuruluna karşı ihtiyati tedbir talep ederek anlaşmazlığı yargıya taşıdı. Parti içindeki bir eyalet teşkilatının kendi federal yönetimine karşı mahkemeye gitmesi, AfD tarihinde benzeri görülmemiş bir safha açtı.

Tedbir talebinde, karara uyulmaması halinde 250 bin avroya kadar para cezası, bunun yerine hapis yaptırımı uygulanması istendi. Metinde hapis yaptırımının federal eş başkanlar hakkında icra edilmesi talebi de yer aldı.

Vincentz daha önce bir başka iç yazışmada Weidel’i “mafyavari aşırılıklara” göz yummakla suçlamıştı. AfD’nin kendi iç siyasetinde bu niteleme, parti liderliğine yöneltilebilecek en ağır ithamlardan biri sayılıyor.

Buna karşılık Vincentz, Welt televizyonuna verdiği demeçte anlaşmazlığın çapını küçültmeye çalıştı. “En iyi ilişkilerde bile zaman zaman bir yerlerde sürtüşme yaşanır” diyen Vincentz, “Benimle Alice arasında çatışma yok, tam tersine” sözlerini kullandı.

Ancak eyalet kongresinin sonraki bölümünde kurulan cümleler, uzlaşmacı anlatımla bağdaşmadı. Vincentz’in eyalet meclis grubundaki parlamenter işlerini yöneten ve fraksiyonun en nüfuzlu isimlerinden biri sayılan Christian Loose, salon önünde delegelere hitap ederken Weidel’i doğrudan suçladı.

Loose şöyle konuştu:

“Muhtemelen neden şu anda eyalet yönetiminden kimsenin burada durmadığını merak ediyorsunuz. Elbette şu anda barış yükümlülüğü altındalar ve Alice Weidel, burada barışı korumazlarsa sıradaki parti ihraç sürecinin geleceği tehdidinde bulunuyor. Klaus Esser ve Christian Blex’e karşı usulsüz ihraç süreçleri planlayarak eyalet yönetimimizdeki çoğunluğu değiştirmeye çalışıyorlar. Böylece 7’ye 5 olan çoğunluk 5’e 5’e inecek ve eyalet yönetimi bloke edilecek. Alice Weidel bütün eyalet yönetimini görevden almaya cesaret edemiyor, çünkü ardından 12’ye 0’lık bir sonuç çıkar. O zaman bunu açıkça gösteririz.”

Loose, Politik im Fokus adlı yayıncıya verdiği mülakatta Weidel için “Alice Merkel” ifadesini de kullandı. Angela Merkel’le özdeşleştirilmek, AfD içindeki siyasi dilde ağır bir hakaret işlevi görüyor.

Vincentz birkaç gün sonra çatışmayı yatıştırmaya yöneldi. Hafta başında Weidel ve Chrupalla’ya gönderdiği e-postaya “Sevgili Alice, sevgili Tino” diye başladı. Önceki yazışmaların aksine uzlaşmacı bir dil kurdu.

Vincentz, “Son günlerdeki karşılıklı tırmanıştan ne kadar üzüntü duyduğumu açıkça belirtmek istiyorum. Sizinle çatışmaya girmek hiçbir zaman niyetim değildi” diye yazdı.

Eyalet yönetiminin davayı geri çekmeye hazır olduğunu belirterek, bunu federal yönetimin de aynı itidalle hareket edeceğine duydukları güvene bağladı.

Ne var ki hukuki dosya kapanmadı. Federal yönetim kendi tutumunu değiştirmedi. Weidel ve Chrupalla, üyelere gönderdikleri yazıda Kuzey Ren-Vestfalya yönetiminin tavrını eleştirdi.

Vincentz’in arabuluculuk girişimini birkaç dakika içinde sona erdirdiğini öne sürdüler; anlaşmazlığın kamuoyu önünde yürütülmesine de itiraz ettiler.

Federal yönetim ayrıca eyalet teşkilatı hakkında inceleme başlatılacağını duyurdu. T-Online’dan Annika Leister’in aktardığı mahkeme kaydı ise Vincentz’in mektubundaki geri çekilme iradesinin henüz hukuki işleme dönüşmediğini gösterdi. Düsseldorf Eyalet Mahkemesi sözcüsü, “Dava halen derdest ve geri çekilmedi” dedi.

Vincentz, arabuluculuğu toplantının başında “Operation Filibuster” adlı sohbet grubunun varlığını öğrendiği için sonlandırdı. Aday belirleme toplantısını işlemez hale getirmeyi amaçlayan plan bu grupta hazırlanmıştı.

Grubu kuran isim, arabuluculukta Vincentz’in karşısında oturan Genel Başkan Yardımcısı Sven Tritschler’di.

Federal komisyon teşkilatın mali ve idari kayıtlarını inceleyecek

Federal yönetimin kuracağı komisyon, Kuzey Ren-Vestfalya teşkilatının mali kayıtlarını, yönetim kurulu kararlarını ve üyelik başvurularını inceleyecek.

Helferich kanadı, eyalet yönetiminin eleştirel isimlerin üyeliğe kabulünü geciktirdiğini, kendi çevresindekilerin başvurularını ise hızlandırdığını ileri sürüyor. Bu yolla eyalet teşkilatındaki çoğunluğun korunduğunu savunuyor.

Helferich çevresi, komisyona geniş bir dosya sunmak üzere çeşitli suçlamaları kayıt altına alıyor. Bu gruptan bir isim, komisyonun yıllardır yanlış yürüdüğünü düşündükleri işleri açığa çıkarması için gereken bütün desteği alacağını söyledi. Eyalet teşkilatında “her taşın kaldırılmak istendiğini” belirtti.

Komisyona ayrıca bütçe ayrılması planlanıyor. Böylece bağımsız mali denetçiler de görevlendirilebilecek. Heyete eski federal yönetim kurulu üyesi Roman Reusch ile federal sayman Hannes Gnauck başkanlık edecek. İki başkan da komisyona üçer üye seçebilecek.

Son parti kongresinde saymanlığa seçilen Gnauck, Weidel’in çevresindeki isimler arasında sayılıyor. Bu sebeple Vincentz kanadı, incelemenin tarafsız bir idari denetimden ziyade Weidel’in siyasi menfaatlerine hizmet edeceğinden kuşkulanıyor.

Weidel’e yakın çevreler ise komisyonun Vincentz’in görevden alınmasını sağlayabilecek malzeme tespit edeceğine dair yüksek bir güven sergiliyor.

Federal yönetim resmi olarak incelemenin amacını farklı tarif ediyor: İddiaları nesnel biçimde aydınlatmak ve eyalet listesinin hukuken geçersiz sayılmasına yol açabilecek bir itirazı önlemek.

Vincentz’in çevresi, komisyonun eyalet yönetimi üzerinde baskı kurmak ve yöneticiler aleyhine kullanılabilecek kayıtlar toplamak amacı taşıdığını düşünüyor.

Weidel ile Chrupalla, üyelere gönderdikleri yazıda çok sayıda başvuru ve ihbarın, belirlenen eyalet listesine itiraz edilmesini muhtemel hale getirdiğini savunmayı sürdürdü. Böyle bir netice, AfD’nin Kuzey Ren-Vestfalya seçimlerine katılmasını tehlikeye atabilir.

Parti, benzer bir tecrübeyi 2023’te Bremen’de yaşadı. Birbirine rakip iki grup ayrı ayrı aday listeleri sunmuş, AfD bu sebeple eyalet parlamentosu seçimine katılamamıştı. Kuzey Ren-Vestfalya içinde aynı ihtimal “Bremen 2.0” diye anılıyor.

İki taraf da rakibini bu senaryoya zemin hazırlamakla suçluyor. Ancak Bremen Almanya’nın en küçük eyaletiydi. Yeni ihtilaf, ülkenin nüfus bakımından en büyük eyaletinde ve AfD’nin en geniş teşkilatında yaşanıyor.

Weidel’in çevresindeki federal yönetim, dışarıya birlik ve iktidar kabiliyeti görüntüsü vermeye çalışırken Vincentz’e de sınırlarını göstermek istiyor.

Partinin en büyük teşkilatının federal eş başkana böylesine açık biçimde karşı çıkması, yalnızca eyalet listesinin geleceğini değil, Weidel’in bu teşkilattaki çoğunluğu denetleyip denetleyemeyeceğini de tartışmaya açıyor.

Eski NPD yöneticisi AfD siyasetçileriyle yayınlar yaptı

AfD içindeki başka tartışma, Berlin’deki aşırı sağ çevrelerle parti mensupları arasındaki temaslara uzanıyor. Şehrin Neonazi çevresinde onlarca yıldır etkin olan Sebastian Schmidtke, geçmişte NPD’nin Berlin teşkilatını yönetti ve partinin federal kurulunda görev aldı.

Kırklı yaşlarının başındaki Schmidtke, Berlin’deki seçimlerde NPD adına defalarca aday oldu; Bundestag ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de partiyi temsil etti. Kasım 2024’e kadar NPD’nin, yeni adıyla Die Heimat’ın federal genel başkan yardımcılığı görevini yürüttü.

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ile hakaret suçlarından birden fazla mahkumiyet alan Schmidtke, son yıllarda yayıncılığa yöneldi.

“Schmidtkes Welt” adlı YouTube kanalında hazırladığı videolarda AfD siyasetçileriyle mülakatlar yapıyor. AfD’nin Saksonya-Anhalt başbakan adayı Ulrich Siegmund, bu kanala beş defa konuk oldu.

AfD, NPD ile arasına resmen kesin sınır koyduğunu savunuyor. Adını Die Heimat olarak değiştiren parti, AfD’nin yaklaşık 300 teşkilatı kapsayan bağdaşmazlık listesinde yer alıyor. Bu yapılarla üyelik veya işbirliği ilişkisi, AfD üyeliğiyle bağdaşmıyor. Buna rağmen Schmidtke’yle kurulan temaslarda aynı mesafe görülmüyor.

Schmidtke, 2000’li yıllarda henüz ergenlik çağındayken Neonazi çevrelerde faaliyete başladı. Önce, Neonazi sağ içinde antikapitalist ve antisyonist çizgiyi temsil eden Kampfbund Deutscher Sozialisten adlı yapıya katıldı. Daha sonra militan Kameradschaft ağı Märkischer Heimatschutz ile Kameradschaft Tor çevresinde yer aldı.

Berlin Senatosu, Kameradschaft Tor’u 2005’te yasakladı. Senato, yapının siyasi hedeflere ulaşmak için şiddeti savunduğunu ve Nasyonal Sosyalizmle mahiyet yakınlığı taşıdığını belirtti.

Polis, Schmidtke’yi 2007’de Berlin’deki bir nöbet esnasında gözaltına aldı. O sırada üzerinde “All Jews Are Bastards” yazılı tişört vardı. Schmidtke 22 yaşındaydı. Berlin-Tiergarten Sulh Mahkemesi ertesi yıl hakaret suçundan mahkumiyet kararı verdi.

Schmidtke 2010’da NPD’ye katıldı. Daha önce bu partiyi kendisi açısından fazla ılımlı sayıyordu. Üyeliğinin hemen ardından Berlin teşkilatının başkan yardımcılığına getirildi.

NPD’nin 2011’deki gösterilerinden birinde yaptığı konuşmada şöyle dedi:

“Asıl suçlu, buraya getirilen küçük yabancı değildir. Hayır, suçu tefecilik yapan kapitalistler, küreselciler, yüksek finans, onların Yakın Doğulu başları ve özgür halkları beyinsiz, yurtsuz, kimliksiz çalışma makinelerine çevirerek dünyadaki özgür halkların sonunu getiren bütün kuklaları taşır.”

Schmidtke aynı yıl Berlin Eyalet Parlamentosu seçim kampanyasında NPD’nin “okul bahçesi CD’si” diye anılan yayınının sorumluluğunu üstlendi. Federal Gençlere Zararlı Medyayı İnceleme Kurulu CD’yi yasaklı eserler listesine aldı.

Polis kayıtlarına göre CD’deki şarkı sözleri, yabancı nüfus gruplarına karşı açıkça nefret ve şiddet çağrısı yapıyordu. Berlin-Tiergarten Sulh Mahkemesi, yayının dağıtılması sebebiyle Schmidtke’yi 2014’te halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan 10 ay hapse mahkum etti; cezanın infazını erteledi.

Federal ve eyalet düzeyindeki Anayasayı Koruma Teşkilatı raporları da Schmidtke’den defalarca söz etti. Raporlarda NPD’nin Nasyonal Sosyalist kanadının temsilcisi ve şiddete yatkın otonom milliyetçi çevrede radikalleşmiş “tescilli Neonazi” diye nitelendi. Bu değerlendirmelerden biri 2012 tarihini taşıyordu.

Schmidtke, yapılan görüşmelerden birinde artık NPD veya Die Heimat içinde görev üstlenmediğini söyledi. Temmuz başındaki federal parti kongresinde ise geçen yıl partiden ayrıldığını açıkladı.

Gerekçesini, partinin “ölmüş” olması ve orada artık hiçbir şey başaramaması şeklinde anlattı.

Ayrılığının ideolojik sebeplere dayanmadığını vurguladı. Partinin programından uzaklaşmak için de gerekçe görmediğini söyledi.

Thüringen Anayasayı Koruma Teşkilatı, 2024’te Schmidtke’nin sözde siyasi rakiplerle muhtemel şiddetli bir çatışmaya “gözle görülür biçimde hazırlandığını” kaydetti.

Schmidtke o sırada Die Heimat’nın federal başkan yardımcısıydı.

Bu suçlamayı kesin biçimde reddetti. Değerlendirmenin bütünüyle abartılı olduğunu savunarak, “Farklı düşünenlere karşı şiddet uygulamak benim gönlümden geçen bir şey değil” dedi.

Schmidtke yakın zamana kadar geçimini açık hava malzemeleri ve askeri ürünler satarak sağlıyordu. Ürünleri arasında izin gerektirmeyen kurusıkı tabancalar da vardı.

Yetkili makamlar geçen yıl bu silahları edinmesini ve ticaretini yasakladı. İdare mahkemesi, en azından acil yargılama aşamasında yasağı onadı.

Silah ticaretini bırakan Schmidtke artık kendisini gazeteci olarak tanımlıyor. AfD siyasetçilerine veya basın bürolarına doğrudan yazarak mülakat talep ediyor ve çok sayıda olumlu cevap alıyor.

Siyasi geçmişini anlatan özgeçmiş göndermediğini söyledi. “Ya beni Google’da ararlar ya da aramazlar. Berlin ve Brandenburg’dakiler genellikle kim olduğumu bilir” dedi.

Schmidtke, AfD’nin federal kongresine de gazeteci sıfatıyla akredite edildi. Parti sözcüsü bunu doğruladı. Sözcü, Schmidtke’nin faaliyetlerinin AfD tarafından bilinmediğini savundu ve “Her münferit vakada kapsamlı geçmiş incelemesi yapmak için kapasitemizin fazlasıyla aşılacağını mutlaka anlayışla karşılarsınız” dedi.

Ulrich Siegmund ile Mayıs ayında Thale’deki yurttaş buluşmasında yaptığı görüşmede ikili birbirine “sen” diye hitap etti. Siegmund, kalabalık salonu ve seçim çalışmasını anlatırken şöyle konuştu:

“Müthiş keyif veriyor. Hafta içi olmasına rağmen salon tamamen dolu, insanlar ayakta bile kaldı. Artık herkese oturacak yer veremediğimiz için bazen üzülüyorum ama bu nasıl güzel bir siyasi işaret? İnsanlar değişim istiyor, hevesliler ve bugün yine Harz’dayız. Harika, çok keyifli ve burada ne açıkça görülüyor? Burada bir atılım havası hakim ve doğru yoldayız. Tarih yazacağız.”

Schmidtke buna “Başarılar” karşılığını verdi. Siegmund da “Çok teşekkürler. Bizimle olduğunuz için memnunuz” dedi.

Schmidtke, aralarındaki “sen” hitabının yakın ilişkiden kaynaklanmadığını savundu. Aynı kuşağa ve benzer yaşlara mensup olduklarını, kendisinin rahat tavırlı biri olduğunu söyledi. Bu görüşmenin ardından federal kongrede konuştuğu kişilere daha mesafeli hitap etmeye başladı.

Schmidtke yalnızca Siegmund’la görüşmedi. Brandenburg AfD Meclis Grubu Başkanı Hans-Christoph Berndt, AfD’nin gençlik teşkilatı Generation Deutschland’ın federal başkanı Jean-Pascal Hohm, federal yönetim kurulu üyeleri ile Bundestag ve eyalet parlamentosu milletvekilleri de ona mülakat verdi. Bazı isimler yayınlarına birden çok defa katıldı.

Berlin AfD Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Torsten Weiß da Schmidtke’yle konuşan siyasetçiler arasındaydı. Weiß, Schmidtke’nin siyasi geçmişini kısa süre önce öğrendiğini söyledi. Bir gazetecinin sorularını cevaplamanın, o kişinin siyasi görüşlerini benimsemek anlamına gelmeyeceğini savundu.

Siegmund’un sözcüsü de başbakan adayının ülke çapında tanınan Neonaziyle neden defalarca görüştüğü sorusuna benzer karşılık verdi. Mülakat isteyen gazeteciler hakkında “ideolojik sınama” yapmadıklarını, mümkün olduğu ölçüde kendilerinden görüşme isteyen bütün medya kuruluşlarıyla konuştuklarını söyledi.

Ne Siegmund’un bürosu ne de diğer AfD temsilcileri Schmidtke’den açıkça uzaklaştı. NPD’yi kendi bağdaşmazlık listesinde tutan partinin, bu örgütte uzun yıllar yöneticilik yapan ve programından ayrılmadığını söyleyen Schmidtke’yle temasları böylece sürüyor.

Spahn tartışması taşıyıcı annelikten eşcinsel ailelere kaydı

Partideki üçüncü tartışma, Birlik partileri Meclis Grubu Başkanı Jens Spahn’ın istifası ve taşıyıcı annelik yoluyla dünyaya gelen çocuğu çevresinde şekillendi.

Spahn, çocuk sahibi olma arzusunu gerçekleştirmek için taşıyıcı anneye başvurduğunu kendisi duyurduktan sonra görevinden ayrıldı.

Taşıyıcı annelik Almanya’da yasak. Uygulamada kadın, başkaları adına gebeliği sürdürüyor ve doğumdan sonra çocuğu “sipariş veren ebeveynlere” teslim ediyor.

Tartışmanın merkezinde başlangıçta siyasi ahlak ve inandırıcılık vardı. Spahn’ın kamusal alanda bir ölçüyü savunurken özel hayatında başka bir ölçüyle hareket ettiği ileri sürüldü.

Almanya’daki taşıyıcı annelik yasağının haklı olup olmadığı, uygulamanın lehindeki ve aleyhindeki görüşler, yasağın yurt dışında aşılmasını sağlayan boşluklar ve varlıklı kişilerin erişebildiği imkanlar kamuoyu tartışmasının diğer başlıklarını oluşturdu.

AfD’nin bazı yönetici ve milletvekilleri, tartışmayı taşıyıcı anneliğin cinsel kimlikten bağımsız etik mahiyetinden uzaklaştırarak iki erkeğin aile kurup kuramayacağı sorusuna taşıdı.

Böylece mesele, taşıyıcı anneliğin meşruiyetinden eşcinsel erkeklerin çocuk yetiştirmesine yöneldi.

Bundestag milletvekili Matthias Moosdorf, X’teki paylaşımında herkes için evliliği “aptalca saçmalık” diye niteledi. “Bir toplumun hayatta kalması için çocukların doğması gerekir; doğması, satın alınması değil” diye yazdı.

Paylaşımın ilk bölümü taşıyıcı anneliğin şartlarından ziyade eşcinsel çiftlerin evliliğini doğrudan hedef aldı. Taşıyıcı annelik eleştirisi, herkes için evlilik uygulamasına yöneltilen itirazın taşıyıcısına dönüştü.

Aşağı Saksonya AfD milletvekili Vanessa Behrendt, “Şunu kabul edin: Erkek ve erkek çocuk sahibi olamaz. Bu kadar basit” paylaşımını yaptı.

İki erkeğin biyolojik olarak ortak çocuk sahibi olamayacağına ilişkin cümle, bağlam içinde eşcinsel erkeklerin evlat edinme, koruyucu ailelik veya kadınlarla ortak ebeveynlik gibi başka modellerle de çocuk yetiştirmemesi gerektiği yönünde okundu.

Behrendt halen halkı kin ve düşmanlığa tahrik ile hakaret suçlamalarıyla yargılanıyor. Dava, eşcinsellere karşı kullandığı ifadeleri de kapsıyor. Gökkuşağı bayrağını pedofil lobi gruplarının faaliyetlerinin işareti diye nitelediği ve LGBT bireylerinden oluşan gruba “sapkın psikopatlar” dediği ileri sürülüyor.

Bundestag milletvekili Christina Baum, Jens Spahn’a doğrudan hitap eden paylaşımında, annesinin sevgisini ve sıcaklığını hiçbir zaman yaşayamayacağını düşündüğü için çocuğa acıdığını yazdı. Ardından şu cümleleri kurdu:

“Ama sizin mutluluğunuz da yakında sona erecek, çünkü satın alınmış mutluluk uzun sürmez. Sözlerimi hatırlayacaksınız.”

Bu ifadeler yalnızca Spahn’ı veya taşıyıcı anneliği eleştirmedi; çocuğun sevgi dolu bir ailede büyüme ihtimalini de reddeden bir hüküm kurdu. Weidel, Baum’u homofobik sayıyor. İkili arasındaki husumet yalnızca bu meseleye dayanmıyor.

Thüringen milletvekili Torben Braga, yeni doğmuş çocuğu annesinden alarak iki erkeğe vermenin “insanlığa karşı suç” olduğunu yazdı.

Kavram, uluslararası hukukta sistematik öldürme, köleleştirme ve sürgün gibi fiilleri tarif ediyor; Holocaust araştırmalarıyla da bağlantı taşıyor.

Paylaşımlar farklı üsluplar kursa da tartışmayı ortak bir yönde değiştirdi. Kadın bedeninin sömürülmesi, yasağın yurt dışında aşılması, siyasi çifte standart ve inandırıcılık meselelerinin yerini eşcinsel erkeklerin ebeveynliği aldı.

Aynı siyasi tepkinin taşıyıcı anneye başvuran heteroseksüel bir çift için de gösterilip gösterilmeyeceği sorusu gündeme getirildi.

Aynı cinsiyetten evlilik içinde iki çocuk yetiştiren Alice Weidel’in bu paylaşımları nasıl değerlendirdiği de sorgulandı.

AfD içindeki bazı isimler daha sonra Spahn’ın istifasını partinin başarısı olarak sunmaya çalıştı. Saksonya-Anhalt’taki seçim kampanyasının Magdeburg’daki açılışında Dennis Hohloch, “Jens Spahn’ın gitmesini AfD’nin sağladığını” söyledi.

Spahn’a yöneltilen eleştiriler yalnızca AfD’den gelmedi. Sol çevrelerden muhafazakar kesimlere kadar geniş siyasi yelpazede itirazlar dile getirildi. İstifaya yol açan başlıca suçlama, Spahn ile eşinin ebeveyn olması değil, Almanya’daki yasağı savunurken yurt dışında taşıyıcı anneye başvurmasıydı.

AfD yasağın yurt dışında aşılmasını engellemek istiyor

AfD Bundestag Grubu, taşıyıcı annelik tartışmasını yasama çalışmalarına taşımaya hazırlanıyor.

Parti içinde, Almanya’daki yasağın yurt dışında aşılmasını önlemeyi amaçlayan birden fazla kanun tasarısı hazırlanıyor.

Torben Braga, nisan ayında meclis grubuna bu alanda çalışma yapılmasını önermişti. O sırada federal hükümetin uyuşturucuyla mücadele sorumlusu Hendrik Streeck’in de taşıyıcı anneye başvurduğu öğrenilmişti.

O günkü grup toplantısına katılanların anlatımına göre bazı milletvekilleri Streeck vakasının bütünüyle özel hayata ilişkin olduğunu ve siyasi malzeme yapılmaması gerektiğini söyledi. Grup, Spahn vakasının ardından farklı tutum benimsedi.

AfD, tasarıları yaz tatilinin hemen ardından Bundestag gündemine taşımayı planlıyor. Muhalefet partisi, böylece taşıyıcı anneliğe ilişkin kendi görüşlerini parlamentoda savunacak.

Bununla beraber tartışmanın Bundestag’da da uygulamanın etik mahiyetinden uzaklaşıp eşcinsel ebeveynliğin tümden reddine yönelip yönelmeyeceği, parti içindeki paylaşımların ardından açık kalan başlıklardan biri.

Avrupa

Fransa’nın nükleer caydırıcılık girişimine katılan ülke sayısı 10 oldu

Yayınlanma

Finlandiya, Fransa öncülüğündeki nükleer caydırıcılık girişimine katılarak resmi uygulama çalışmalarına geçen hafta başladı. Finlandiya’nın adımıyla girişime dahil olan ülke sayısı 10’a yükseldi.

Finlandiya, Fransa’nın öncülüğünde yürütülen nükleer caydırıcılık girişimine katılarak resmi düzeydeki uygulama çalışmalarına geçen hafta başladı.

Gelişmeyi duyuran Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Fransa ile kurulan bu ortaklığın kolektif caydırıcılığı güçlendireceğini söyledi.

Cumhurbaşkanlığının açıklamasına göre Stubb, “Fransa gibi bir nükleer güçle yürütülen derinlemesine görüşmeler, büyük güçlerin mevcut güvenlik ortamında eylemlerinin sonuçlarını nasıl değerlendirdiğine dair bize yeni bir anlayış da kazandırıyor.” dedi.

Stubb değerlendirmesinde ayrıca, “Bu işbirliği anlayışımızı geliştirecek ve her şeyden önce kolektif caydırıcılığımızı güçlendirecektir.” ifadelerini kullandı.

Açıklamada, gelinen aşamada işbirliğinin tam kapsamının henüz şekillenme sürecinde olduğu kaydedildi.

Helsinki yönetiminin bu konuda herhangi bir nihai adım atmadan önce farklı seçeneklerin doğuracağı sonuçları etraflıca değerlendireceği belirtildi.

Finlandiya Savunma Bakanlığı basın servisi, ülkenin Fransa öncülüğündeki nükleer caydırıcılık girişimine dahil olduğunu eylül ayında duyurmuştu.

Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen, sürecin ikili bir işbirliği formatında ilerleyeceğini ve hem Finlandiya’nın hem de genel olarak Avrupa’nın güvenliğini pekiştirmeyi hedeflediğini kaydetmişti.

Finlandiya ordusu, ekim ayında NATO’nun her yıl düzenlediği “Steadfast Noon” adlı nükleer caydırıcılık tatbikatına da katıldı.

Bakan Häkkänen tatbikata katılımlarının ülkenin ulusal hedefleriyle tam uyum sağladığını söyledi.

Häkkänen tatbikatın önemine değinerek, “Nükleer caydırıcılık tatbikatları, NATO’nun nükleer caydırıcılığının güvenilirliğini, emniyetini ve etkinliğini sağlamayı amaçlıyor.” dedi.

Bakan sözlerini, “Nükleer caydırıcılık, Finlandiya da dahil olmak üzere tüm ittifakın korunmasının en üst düzeydeki güvencesidir.” diyerek sürdürdü.

Girişime katılan ülke sayısı 10’a ulaştı

Finlandiya’nın katılımıyla birlikte, Fransa’nın önerdiği nükleer caydırıcılık girişiminde yer alan ülkelerin sayısı 10’a yükseldi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron mart ayında İngiltere, Almanya, Polonya, Hollanda, Belçika, Yunanistan, İsveç ve Danimarka’nın girişime dahil olduğunu duyurmuştu.

Sürece mayıs ayında Norveç de katılmıştı.

Rusya’nın Almanya Büyükelçisi Sergey Neçayev, mayıs ayında yaptığı açıklamada Avrupa nükleer şemsiyesini güçlendirme planlarının Rusya açısından stratejik düzeyde doğrudan bir tehdit oluşturduğunu savunmuştu.

Neçayev, bu planların Rusya’nın askeri ve siyasi planlamalarında mutlaka dikkate alınması gerektiğini söylemişti.

Moskova, söz konusu girişimlerin nükleer silahların yayılmasını önleme rejimine yönelik riskler barındırdığına da defalarca işaret etti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Özel Yetkili Büyükelçisi Andrey Belousov, mayıs ayında ABD, İngiltere ve Fransa’yı Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı hiçe sayarak nükleer kapasitelerini artırmakla suçlamıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupalı çiftçiler yeniden isyanın eşiğinde

Yayınlanma

Avrupa’daki çiftçiler, Brüksel’in üstesinden gelmekte zorlandığı yeni iktisadi baskılar nedeniyle bu sonbaharda yeniden sokaklara çıkmaya hazırlanıyor.

İtalyan çiftçiler, bu ay hızla artan yakıt maliyetlerini protesto eden nakliyecilere destek verdi. Bu protestolar sırasında kurulan barikatlar süpermarket raflarını boş bıraktı ve gıda işleme tesislerini durma noktasına getirdi.

İspanya’da ise daha düşük maliyetler, daha adil fiyatlar, bürokrasinin azaltılması ve bir sonraki Ortak Tarım Politikası’nda (CAP) değişiklikler talep eden Madrid’deki bir protesto, ölümcül bir tren kazası sonrasında iptal edildi ama yeniden planlanması bekleniyor.

Şimdi Brüksel de çiftçilerin hedefinde: Avrupa çiftçileri lobi grubu Copa-Cogeca, geçen hafta Kasım veya Aralık ayında AB başkentinde bir protesto düzenlemeyi kararlaştırdı.

Planlanan eylemler, çiftçilerin Yeşil Mutabakat ve “Tarladan Sofraya” stratejisi kapsamında AB’nin çevre planlarında değişiklik talep ettikleri 2023-24 yıllarındaki eylemleri anımsatıyor.

Bağlayıcı pestisit azaltma hedeflerine ilişkin bir öneri geri çekilirken, Doğa Restorasyon Yasası’ndaki tarım arazileriyle ilgili hükümler zayıflatıldı.

Çiftçiler ayrıca ticaret anlaşmalarına ve ulusal dizel vergilerine de karşı çıktılar.

Komisyon’un geri adım atmasına rağmen, çiftçilerin endişeleri ortadan kalkmadı; sadece şekil değiştirdi.

Dublin Trinity College’da tarım politikası alanında emeritus profesör Alan Matthews, tarım fiyatlarının nispeten yüksek olduğu önceki protestolar sırasında çiftçi gelirlerinin o kadar da önemli bir endişe kaynağı olmadığını belirtti.

Gelgelelim bugün bu konu kilit bir mesele haline geldi. Matthews, “Son 12 ayda ürün fiyatları düşerken, girdi fiyatları aynı eğilimi göstermedi,” diyerek kâr marjlarının daraldığını ifade etti.

Baskının büyük bir kısmı AB dışından geliyor. Şubat ayından bu yana, Orta Doğu’daki ABD-İsrail savaşı ve buna bağlı olarak Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, yakıt ve gübre fiyatlarının hızla yükselmesine yol açtı.

Perşembe günü, Copa-Cogeca, enerji bakanları toplantısı öncesinde artan yakıt maliyetleri konusunda yardım talep etti.

Yüksek dizel fiyatları, bazı çiftçilerin protesto gösterisi yapmak üzere traktörleriyle AB başkentine gitmelerini bile engelleyebilir.

Fakat Matthews, AB’nin “piyasa desteğine katkıda bulunacak kendi bütçesi olmadığını” belirtti. Bunun yerine, Komisyon üye devletlerin çiftçilere destek vermesine izin verdi.

Ortak Tarım Politikası’nın (CAP) tarımsal krizler için ayrılan yıllık rezervi sadece 450 milyon avro tutarında. Bu meblağ, sektörü vuran ardışık acil durumlar nedeniyle defalarca tükendi ve yeniden dolduruldu.

Copa-Cogeca ayrıca, ithal gübrelerin maliyetini artırdığı gerekçesiyle, Ocak ayında uygulamaya konulan AB’nin karbon sınır vergisini (CBAM) eleştirdi.

Komisyon, istisnai piyasa koşullarında CBAM’ın geçici olarak askıya alınmasına olanak tanıyacak ve halen müzakere aşamasında olan bir yasa tasarısı önerdi.

Mayıs ayında, temel gübrelere uygulanan gümrük vergilerini bir yıllığına askıya aldı ve Haziran ayında ise ülkelere çiftçilere yardım etmek için daha fazla esneklik sağlamak amacıyla CAP’ta değişiklikler önerdi.

Son dönemde alınan önlemlerin, yeni protestoları engelleme olasılığı düşük görünüyor.

Tarım alanında faaliyet gösteren düşünce kuruluşu Farm Europe’un genel sekreteri Luc Vernet, yüksek yakıt ve girdi maliyetleri, kuraklık ve azalan kamu desteğinin oluşturduğu “patlayıcı bir kombinasyon”dan söz ediyor.

Çiftçiler ayrıca Brüksel’in doğrudan etki edebileceği bir konuyu da hedef alıyor: 2028-2034 dönemi için CAP bütçesi.

Copa-Cogeca, Kasım ve Aralık aylarında yapılacak AB liderlerinin bütçe görüşmeleri öncesinde eylemler hazırlıyor.

Copa Başkanı Massimiliano Giansanti, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu politikanın geleceğinin “kenara çekilemeyecek kadar önemli” olduğunu belirterek, politika yapıcılarından “somut kararlar” beklediğini ekledi.

Komisyon önerisi, CAP’ın her iki ayağını tek ve daha geniş kapsamlı bir fon altında birleştirmeyi öngörüyor; mevcut CAP bütçesine ayrılan 386,6 milyar avroya kıyasla, çiftçi gelir desteği için yaklaşık 300 milyar avro ayrılması planlanıyor ama nihai rakamlar hâlâ müzakere aşamasında.

CAP ödemeleri çiftçi gelirinin büyük bir kısmını oluşturduğundan, Vernet bu yaklaşım ile AB’nin tarımsal egemenliğini koruma hedefinin arasında bir çelişki olduğunu düşünüyor.

Ona göre AB’nin tarımı “ekonomik bir çıkmazda ve politika yapıcılar bunun farkında değil gibi görünüyor.”

Buna karşın Matthews, sektördeki küçülme ve çiftlik sayısındaki azalma nedeniyle desteğin azaltılmasının haklı olduğunu savunuyor. “Gelir farkı, nüfusun geri kalanına kıyasla azaldı,” dedi.

Ayrıca, AB ülkelerinin tarım fonlarını ek desteklerle tamamlama olasılığına da dikkat çekiyor. Bu esneklik, siyasi baskıyı Brüksel’den ulusal başkentlere kaydıracak gibi görünüyor.

Matthews’a göre bütçe üzerinde anlaşmaya varıldığında, çiftçiler bakanlıkların önünde toplanacak.

Okumaya Devam Et

Avrupa

ABD, Ukrayna üzerinden Avrupa’ya Rus gazı tedariki istiyor

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD, kış öncesinde bir “enerji ateşkesi” sağlamak amacıyla Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden Avrupa’ya sevkiyatının yeniden başlaması için temaslar yürütüyor. Washington’ın planı, gazın Amerikalı bir aracı üzerinden satılmasını ve Kuzey Akım hattının kapsamlı bir barış anlaşması çerçevesinde açılabileceğini öngörüyor.

The Wall Street Journal’ın ABD’li, Avrupalı ve Ukraynalı yetkililere dayandırdığı haberine göre Washington, Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden Avrupa’ya sevkiyatının en kısa sürede yeniden başlatılması için girişim yürütüyor.

Gazete, ABD’nin bu girişiminin kış öncesinde taraflar arasında bir “enerji ateşkesi” sağlamayı amaçlayan müzakerelerin bir parçası olduğuna dikkat çekti.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklar, ABD’li müzakereciler Jared Kushner ile Steve Witkoff’un eylül ayında Moskova ve Kiev’e yaptıkları ziyaretlerde bir formül sunduklarını dile getirdi.

Masaya getirilen fikir, Rus doğalgazının ABD’li bir aracı şirket üzerinden satılmasını, böylece Avrupa yaptırımlarının etrafından dolaşılmasını ve Amerikalı yatırımcılar için karlı fırsatlar yaratılmasını öngörüyor.

Washington, kasım ayında Abu Dabi’de ABD, Rusya ve Ukrayna arasında yapılması planlanan üçlü barış müzakereleri öncesinde enerji tesislerine yönelik saldırıları durduracak daha kapsamlı bir uzlaşmaya varmayı hedefliyor.

The Wall Street Journal, Donald Trump yönetiminin, Avrupa’nın bu konuda ilk bakışta göründüğü kadar uzlaşmaz tavır sergilemeyeceği varsayımıyla hareket ettiğini yazdı.

Kuzey Akım hattının açılması daha geniş bir anlaşmanın parçası olabilir

Gazetenin aktardığına göre ABD, Kuzey Akım boru hattının olası biçimde yeniden faaliyete geçirilmesini de yalnızca Ukrayna’daki savaşı sonlandırmak için değil, Rusya ile Avrupa arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için de kapsamlı bir anlaşmanın potansiyel unsuru olarak değerlendiriyor.

Üst düzey bir ABD’li yetkili, eski Almanya Başbakanı Angela Merkel’in hatasını, Moskova için kabul edilebilir daha geniş kapsamlı bir güvenlik mutabakatına varmadan doğalgaz boru hattı projesini ilerletmesi olarak tanımladı.

Yetkili, kıta genelinde gaz fiyatlarını ciddi oranda düşürecek bu öneriye Avrupalıların ilgi gösterdiğini belirtti.

Aynı yetkili, hayata geçirilecek her türlü ekonomik mutabakatın kapsamlı bir barış anlaşmasının parçası olacağını sözlerine ekledi.

The Wall Street Journal, Kiev’in bir ateşkes anlaşması çerçevesinde doğalgaz satışına onay vermesi durumunda Avrupa’nın tutumunu değiştirmesinin daha kolay olacağını kaydetti.

Avrupa Komisyonu ise daha önce The New York Times’ın gündeme getirdiği, ABD’nin Rus doğalgazının Ukrayna üzerinden yüksek hacimlerle yeniden satın alınmasına yönelik fikrini geri çevirmişti.

Moskova tarafında ise bu konudaki tutumun değişmediği, Kremlin’in bir ateşkese değil kalıcı bir barışa ihtiyaç duyduğu daha önce duyurulmuştu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa’nın Rus enerji kaynaklarını reddederek “kendi siyasetine, sanayisine ve sosyal alanına darbe vurduğunu” söylemiş ve “Başkasına kuyu kazan kendi düşer.” atasözünü hatırlatmıştı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da Avrupalıların Rus enerjisini keserek “bindikleri dalı kestiklerini” ifade etmişti.

Peskov Avrupa’daki tabloya ilişkin, “Bunun akıllıca bir tutum olduğunu söylemek zor. Avrupa’da ekonomik durum kötüleşiyor, ekonomi durgunluk yaşıyor. Elbette Avrupa ekonomisi devasa, güçlü ve ciddi bir kapasite rezervi var; fakat aynı zamanda Alman vatandaşları konfor alanlarından çıkmaya pek alışkın değil ve şimdi tam da bunu yapmak zorunda kalıyorlar.” değerlendirmesini yaptı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English