Avrupa
Almanya’da CDU-SPD koalisyonu çatırdıyor

Almanya’da SPD’li Çalışma Bakanı Bärbel Bas’ın istifasının ardından koalisyon ortakları SPD ile CDU arasındaki kavga şiddetlendi.
Yeni Çalışma Bakanı Alexander Schweitzer bugün (14 Ekim) yemin edecek. Fakat SPD’nin, selefi Bärbel Bas’ın CDU/CSU tarafından görevinden zorla uzaklaştırıldığı yönündeki suçlaması üzerine CDU/CSU ile SPD arasındaki gerginlik devam ediyor.
BILD’in haberine göre, SPD lideri Lars Klingbeil, SPD milletvekili grubu toplantısında eleştirilerini yineleyerek, CDU/CSU’nun Bärbel Bas’ın ailesinde yaşanan vefat karşısında yeterince anlayış göstermediğini belirtti ve şunları söyledi:
“Geçen yaz, [CDU’lu Ekonomi Bakanı] Katherina Reiche hastalandığında, onu veya bakanlığını eleştirmekten açıkça kaçındık; şimdi de Bärbel Bas ve bakanlığına karşı aynı saygının gösterilmesini isterdik.”
Reiche, geçen yaz tıbbi işlemler nedeniyle görevinden geçici olarak uzaklaşmıştı. Bas ise üvey kızının ciddi bir hastalığın ardından vefat etmesi nedeniyle görevinden muaf tutulmuştu.
Bu süre zarfında, CDU/CSU içinden, hâlâ tamamlanmamış ve acilen beklenen yasa tasarıları (emeklilik reformu ile ilgili olanlar dahil) konusunda bazı eleştiriler gelmişti.
Fakat BILD’in verdiği bilgiye göre, Şansölye Friedrich Merz, CDU/CSU parlamento grubu toplantısında parti arkadaşlarının yönelttiği suçlamaları “haksız” olarak nitelendirerek kesin bir dille reddetti.
Aslında Klingbeil ve Mecklenburg-Batı Pomeranya Eyaleti Başbakanı Manuela Schwesig, pazartesi günü CDU/CSU liderliğinin Bas’a yönelik aşırı sert eleştirilerde bulunduğu iddiasıyla ilgili olarak zaten şiddetle şikayet etmişti.
Klingbeil pazartesi günü Berlin’de yaptığı açıklamada, Bas’ın “kişisel acı ve keder yaşadığı bir dönemde siyasi saldırılara maruz kaldığını” söyledi ve “Bu yakışıksız bir durumdur ve ülkemizde hiç kimse buna katlanmak zorunda kalmamalıdır,” dedi.
Schwesig de Bas’a yöneltilen eleştirileri “insanlık dışı ve düşüncesiz” olarak nitelendirdi.
CDU/CSU içinde pek çok kişi, SPD’yi, Birlik’i bir bütün olarak zor durumda bırakmak ve Bas’ın bakan olarak tartışmalı sicilinden dikkati başka yöne çekmek için ortak bir çaba içinde olmakla suçluyor.
CDU Federal Meclis üyesi Christoph Ploß, Rheinische Post gazetesine yaptığı açıklamada Schwesig’in suçlamalarını “çirkin bir faul” olarak nitelendirdi ve şunları talep etti: “Bayan Schwesig, yolunu tamamen kaybettiğinin farkına varmalı ve özür dilemelidir.”
CDU milletvekili Tilman Kuban da, Schwesig’in kendisinin de Bas’ın Merz ile birlikte sunduğu emeklilik reformunu sert bir şekilde eleştirdiğini hatırlattı ve X üzerinden “sevgili Sosyal Demokratlar”a şöyle yazdı: “Bir yandan Bas’a siz kendiniz saldırıp, sonra da istifası için CDU’yu suçlayamazsınız.”
Fakat Şansölye Merz, tüm bu süreç boyunca, hatta Federal İşverenler Birliği’nde yaptığı konuşma sırasında bile soğukkanlılığını korudu ve bunun yerine durumu şu şekilde soğukkanlılıkla özetledi:
“Bu bakanlık emeklilik reformundan sorumludur; bu bakanlık işgücü piyasası reformundan sorumludur; ve bu konularla ilgili olarak 1 Temmuz’da üzerinde anlaştığımız tüm yasa tekliflerinden sorumludur. Emeklilik sigortası reformu tekliflerini 22 Haziran’da aldık. Bugün 13 Ekim.”
BILD’e göre SPD içinde bazıları, şansölyenin bu açıklamasını “alaycı bir iğneleme” olarak algıladı.
Avrupa
İngiliz futbol kulüplerinin yarısından fazlası iflas riskiyle karşı karşıya

İngiltere’de profesyonel futbol kulüplerinin büyük bölümü mali açıdan sürdürülemez bir yapıyla karşı karşıya. Bağımsız Futbol Düzenleme Kurumunun raporuna göre kulüplerin yüzde 94’ü zarar ederken yüzde 66’sı dış finansman olmadan 90 günden fazla ayakta kalamıyor
İngiltere’de profesyonel futbol kulüplerinin büyük bölümü ciddi mali sorunlarla karşı karşıya. İngiliz Bağımsız Futbol Düzenleme Kurumu (IFR), kulüplerin yarısından fazlasının teknik açıdan ödeme güçlüğü yaşadığını ortaya koyarken mevcut mali yapının değişmemesi halinde futbol sektörünü ağır bir krizin beklediği uyarısında bulundu.
IFR’nin yayımladığı “Oyunun Durumu” başlıklı rapora göre İngiliz futbol kulüpleri 1992’den bu yana ülke ekonomisinden 10 kat daha hızlı büyüdü. Ancak en üst düzey beş ligdeki kulüplerin yüzde 94’ü, 2025/26 sezonunu zararla kapattı.
2025 yılında İngiltere’de kabul edilen Futbol Yönetimi Yasası uyarınca kurulan IFR, Avrupa Süper Ligi girişimi ve kulüplerdeki mali usulsüzlüklerin ardından futbolun mali denetimini güçlendirmek amacıyla oluşturuldu. Kurum, Manchester City hakkındaki mali usulsüzlük iddialarına ilişkin soruşturmalarda da rol üstleniyor.
Kulüplerin üçte ikisi dış finansman olmadan ayakta kalamıyor
Rapora göre Premier Lig kulüplerinin yüzde 20’si, İngiltere Futbol Ligi (EFL) bünyesindeki ikinci, üçüncü ve dördüncü ligler ile beşinci, altıncı ve yedinci kademeleri kapsayan Ulusal Lig sistemindeki kulüplerin ise yüzde 60’ı teknik açıdan ödeme güçlüğü yaşıyor.
EFL ve Ulusal Lig kapsamındaki 17 kulüp, futbolcularına hiç maaş ödemese bile zarar etmekten kurtulamıyor. Bu liglerdeki kulüplerin yüzde 60’ından fazlasının mali yükümlülükleri, bilançolarında kayıtlı varlıklarının değerini aşıyor.
Kulüplerin yüzde 66’sı, yeni sahiplerinden finansman desteği alamamaları halinde 90 günden fazla faaliyetlerini sürdüremeyeceklerini bildirdi. Bu süreyi 30 günün altında gösteren kulüplerin oranı yüzde 29’a ulaşırken kulüplerin yüzde 68’inin mevcut sahiplerinin ayrılması ihtimaline karşı hazırlanmış herhangi bir eylem planı yok.
Futbolcu maaşları kulüplerin gelirlerini tüketiyor
İngiliz futbolunda mali sorunları derinleştiren başlıca etkenlerden biri, futbolcu ücretlerindeki artış. Rapora göre 2021’den bu yana bütün liglerde maaş harcamaları belirgin biçimde yükseldi.
Maaş giderlerinin gelirlere oranı Premier Lig’de ortalama yüzde 33, ikinci kademe Championship’te yüzde 32, üçüncü ligde yüzde 71, dördüncü ligde ise yüzde 63 düzeyinde.
Alt liglerdeki 20 kulüp, gelirlerinin yüzde 80’inden fazlasını futbolcu maaşlarına harcadı. Üçüncü ligde mücadele eden iki kulüpte ise maaş giderleri toplam gelirin tamamına ulaştı.
EFL kulüplerinin ankete katılan sahiplerinin yüzde 94’ü, harcamaların daha sıkı denetlenmesini destekledi. Kulüp sahipleri, İngiliz futbolunun karşı karşıya olduğu en büyük sorunun futbolcu maaşları olduğunu belirtti.
Bazı kulüpler, mali düzenlemelere uyum sağlamak amacıyla kadın futbol takımlarını, otellerini ve diğer varlıklarını satmaya yöneldi. Ancak IFR’ye göre bu satışlar, kulüplerin yapısal mali sorunlarını çözmüyor.
Transfer borçları 3,3 milyar sterline ulaştı
Raporda, transfer harcamalarından kaynaklanan net borçların giderek arttığına da dikkat çekildi. Transfer bedellerinin ertelenerek ödenmesi ve gelecekteki transfer gelirlerinin teminat gösterilerek bugünden finansmana dönüştürülmesi, kulüplerin mali çöküş riskini artırıyor.
2020/21 sezonunda 55 milyon sterlin düzeyindeki transfer finansmanı, 2024/25 sezonunda 779 milyon sterline yükseldi. Böylece söz konusu finansman hacmi dört sezonda 14 kattan fazla arttı.
Bugüne kadar gelecekte elde edilmesi beklenen yaklaşık 1,2 milyar sterlinlik transfer geliri önceden nakde çevrildi. Bu tutar, 2020/21 sezonundaki seviyenin yaklaşık 22 katına karşılık geliyor.
İngiliz futbolunda transfer sözleşmelerinden kaynaklanan ödeme yükümlülükleri, transferlerden elde edilen gelirlerin 3,3 katına ulaştı. Kulüpler 2025/26 sezonunda 4,8 milyar sterlinlik transfer ödemesi yükümlülüğü ve 1,5 milyar sterlinlik transfer geliri bildirdi. Böylece net transfer borcu yaklaşık 3,3 milyar sterlin olarak hesaplandı.
Premier Lig’de gelir uçurumu giderek büyüyor
İngiliz futbol kulüplerinin 2025/26 sezonundaki toplam geliri 9 milyar sterline ulaşmasına rağmen bu kaynağın büyük bölümü Premier Lig’de toplandı. Üst düzey kulüplerin Avrupa kupalarından elde ettiği gelirler de aradaki farkı büyüttü.
İngiliz takımları, UEFA Şampiyonlar Ligi’nin lig aşamasına katılımlarından ortalama 80 milyon sterlin gelir elde ediyor. Chelsea ise 2025 FIFA Kulüpler Dünya Kupası’nı kazanarak 84 milyon sterlinden fazla gelir sağladı.
Premier Lig’in en yüksek gelirli altı kulübü ile diğer takımları arasındaki fark son otuz yılda belirgin biçimde açıldı. 1992/93 sezonunda en yüksek gelirli altı kulübün ortalama geliri diğer kulüplerinkinden 9,4 milyon sterlin fazlayken bu fark 2024/25 sezonunda 421 milyon sterline yükseldi.
Premier Lig gelirlerinin yüzde 56’sı en yüksek gelirli altı kulübe giderken kalan 14 takım toplam gelirin yüzde 44’ünü paylaşıyor.
Üst lig ile alt ligler arasındaki eşitsizlik de büyüyor. Premier Lig’deki bir kulübün ortalama geliri, Championship’te mücadele eden bir kulübün gelirinin sekiz katını aşıyor. Bu oran 1992/93 sezonunda 2,7 düzeyindeydi.
Premier Lig ile EFL arasında, üst lig gelirlerinin futbol piramidinin diğer kademeleriyle daha geniş ölçekte paylaşılmasını sağlayacak yeni finansman düzenlemesi konusunda yıllardır süren görüşmelerden henüz anlaşma çıkmadı.
Raporda, Premier Lig’den Championship’e düşen kulüplere yapılan mali destek ödemeleri de eleştirildi. IFR’ye göre mevcut sistem, Championship kulüplerini mali imkanlarının üzerinde harcama yapmaya yöneltiyor ve futbolcu maaşlarındaki enflasyonu körüklüyor.
Düzenleyici kurum müdahale yetkisini kullanabileceği uyarısı yaptı
IFR, mali denetimlerin sıkılaştırılması ve hukuki süreçlerin artmasının kulüplerin maliyetlerini yükseltebileceğini, bunun da İngiliz futbolunun yatırımcılar açısından cazibesini azaltabileceğini belirtti.
Kurum, kulüplere mevcut sahiplerinin finansman desteğini kesmesi ihtimaline karşı güvenilir eylem planları hazırlama çağrısında bulundu. Ligler arasındaki gelir paylaşımının yeniden düzenlenmesini, kulüplerin zararlarının azaltılmasını ve alt ligler için uzun vadeli kalkınma stratejisi geliştirilmesini istedi.
IFR, gerekli değişikliklerin futbolun kendi kurumları arasında uzlaşmayla gerçekleştirilememesi halinde düzenleyici yetkilerini kullanabileceğini de hatırlattı.
Kurum, “Futbol kendi içinde çözüm üretemezse” sonraki adımları değerlendireceğini ve uzun vadeli değişimi sağlamak amacıyla “elindeki bütün yetkileri kullanmaktan çekinmeyeceğini” açıkladı.
Avrupa
Mélenchon: Biz unutulmuşların, aşağılanmışların sesiyiz

Fransa’da cumhurbaşkanı adayı Jean-Luc Mélenchon, seçim kampanyasına “sesini duyuramayanların, aşağılanmışların” sesi olma iddiasıyla devam ediyor.
Pazar günü Clermont-Ferrand’da bir spor salonunda yaptığı mitingden önce içeri giremeyen yüzlerce destekçisine dışarıda seslenen Fransız siyasetçi şunları söyledi:
“Biz, unutulmuşların, sesini duyuramayanların, aşağılanmışların kampıyız ve biz bu kadar güçlü olduğumuzda, bu güç aramızdaki en güçsüzlere de yansıyor… belki o yalnızlıkta, belki o mutsuzlukta, belki de o katılım arzusunda.”
Rapporteur’e göre bu, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Fransa’nın siyasi manzarasında giderek daha merkezi bir yer edinen bir duyguya, yani yalnızlığa yönelik alışılmadık derecede doğrudan bir çağrıydı.
OECD’nin verilerine göre, 2018 ile 2022 yılları arasında Fransa, yalnızlıkta en keskin artışlardan birini kaydetti.
Paris Sciences Po araştırma merkezi CEFIVOP’tan siyaset bilimci Bruno Cautrès, Rapporteur’e verdiği demeçte, Fransa’nın aynı zamanda başkalarına duyulan güvenin en düşük olduğu AB ülkelerinden biri olduğunu belirtti.
Cautrès, tıpkı Robert D. Putnam’ın Bowling Alone adlı denemesinde dile getirdiği ABD’de olduğu gibi, sosyal izolasyonun Fransızların günümüzdeki hoşnutsuzluğunu anlamak için güçlü bir mercek olduğunu ekledi.
Ona göre yalnızlık sadece içe kapanma veya ilgisizliğe yol açmakla kalmaz, aynı zamanda anlam kaybına, kin duygusuna ve suçlayacak birini arama eğilimine de yol açabilir:
“İnsanlar, idari retorikten ziyade, aidiyet gibi daha temel, neredeyse antropolojik kaygılarla yeniden bağlantı kurmalarını sağlayan siyasi anlatılara çekiliyor.”
Bu durum, Mélenchon ve partisi Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI), kendilerini terk edilmiş hisseden seçmenlere de hitap eden sağcı Ulusal Birlik (RN) ile doğrudan rekabet içine sokuyor.
Gelgelelim her ikisi de aidiyetin nerede bulunabileceği konusunda birbirinden çok farklı hikayeler anlatıyor.
Marine Le Pen, geçmişe nostaljiyle bakarak koruma, Fransız cumhuriyetçi kimliği etrafında ulusal uyum ve devlet aracılığıyla yeniden tesis edilecek düzen vaat ediyor.
Onunki, Fransa’da derin kökleri olan ve De Gaulle’e ve daha öncesine uzanan geleneksel bir milliyetçi çağrı.
Mélenchon’un yaklaşımı ise 21. yüzyılın güncel bireysel sıkıntılarını ve yabancılaşmasını siyasallaştırıyor.
O, cevabın, kendisinin “yeni Fransa” olarak adlandırdığı şeye dayanan, farklı geçmişlere sahip insanlar da dahil olmak üzere başkalarıyla kurulan bağlarda yattığını düşünüyor.
Ayrıca, Martinikli şair ve sömürgecilik karşıtı aktivist Edouard Glissant’a da atıfta bulunuyor. Glissant’ın “kreolizasyon” kavramı, tek bir kök olduğu şeklindeki Batı düşüncesini reddederek “ilişkisel kimliği” savunuyor.
Mélenchon’un stratejisinin temel unsurlarından biri, belirli bir gruba, yani genç kadınlara dayanıyor.
Bu yaklaşım, özellikle en yakın yardımcılarından biri olan Clémence Guetté tarafından dile getiriliyor.
Guetté’nin yakın zamanda yayımlanan Dostluk Siyaseti İçin başlıklı makalesi, kocası ya da çocuğu olmayan bir hayatın başarısız bir hayat olduğu yönündeki varsayımı sorguluyor.
Guetté şöyle yazıyor:
“Bir kadın hakkında ‘Sonunda kedileriyle baş başa kalacak’ –yani kocası ya da çocuğu olmadan– dendiğini kaç kez duydum?”
Onun savı, dostluğun ailenin yerini alması gerektiği değil; kamu politikalarının ve yasaların hâlâ çiftler ve çekirdek aile gibi dar bir modele dayandığı.
Bu durum, dostluklara, kendi seçtiğimiz ailelere, ortak yaşam alanlarına ve bakım ağlarına çok az yer bırakıyor.
Onun argümanı aynı zamanda, yetişkinliğin geleneksel dönüm noktalarının –istikrarlı bir iş, bir ev, bir çift, çocuklar– ulaşılması giderek zorlaştığı bir dünyaya da bir yanıt niteliğinde.
Guetté, “Herhangi bir sapma bir başarısızlık olarak görülüyor. Fakat birçok insan panikliyor ya da zorlanıyor,” diye yazıyor.
Mélenchon için siyasi kazanç, sağın göz ardı ettiği ama yeni demografik grupların ortaya çıkmasına neden olan seçmenlere ulaşma fırsatı.
ABD’de Morgan Stanley, 25 ila 44 yaş arası kadınların %45’inin 2030 yılına kadar bekar olacağını tahmin ediyor; bu oran 2018’de %41 idi. Fransa’da da benzer bir bekarlık eğilimi gözlemleniyor.
Guetté, solun geleneksel ailenin ötesinde dayanışma biçimlerini savunmasının “stratejik” olduğunu yazıyor:
“Fransızların dörtte biri düzenli olarak kendilerini yalnız hissettiklerini söylüyor; gençler arasında bu oran ikiden birinden fazla. İki milyon yaşlı insan sosyal olarak izole durumda ve 750.000 kişi ‘sosyal ölüm’ olarak tanımlanan bir durumda yaşıyor.”
Anket uzmanı Frédéric Dabi, kadınların sola, erkeklerin sağa kaydığı daha geniş bir cinsiyet ayrımı ortamında, yalnız ve işsiz erkeklerin RN’nin tabanının merkezinde yer aldığını belirtiyor.
Fakat Dabi, genç seçmenler arasında da bir bölünme tespit ediyor:
“İşgücüne girmekte zorlanan, ayak uydurmaya çalışan 25-30 yaş arası nesil Le Pen’in yanında yer alırken, 18-24 yaş grubu Mélenchon’da kendilerine bir lider buldu.”
Cautrès’e göre ise asıl mesele, her görüşten siyasetçinin “idari çözümlerin ötesinde” bir şeyler sunması:
“Sonuçta bir siyasetçinin görevi nedir? Elbette politika çözümleri bulmak ve bunları finanse etmek, ama aynı zamanda herkesi ortak bir hikâye etrafında bir araya getirmek.”
Avrupa
Le Pen, bütçe kesintisi önerileri ile Brüksel’de

Marine Le Pen, Brüksel’de Fransa’nın AB bütçesine yaptığı katkıları azaltmaya yönelik planlarını açıklayacak.
Fransız Ulusal Birlik (RN) partisinin cumhurbaşkanlığı adayı, kampanyasının en önemli vaatlerinden birini, bloğun önümüzdeki yedi yıllık harcama planına ilişkin müzakerelerin tam ortasına taşıyacak.
Le Pen’in ziyareti, ulusal liderlerin Avrupa Konseyi toplantısı için bir araya gelmelerinden bir gün önce gerçekleşiyor.
Bu toplantıda liderlerin, 2028-2034 dönemi için önerilen 1,8 trilyon avroluk AB bütçesi konusunda ciddi görüş ayrılıkları nedeniyle çatışmaları bekleniyor.
Rapporteur’e göre Le Pen için Brüksel gezisi, seçmenlere basit bir siyasi mesaj iletme fırsatı niteliğinde.
Ülke içinde bütçe baskısının yaşandığı bir dönemde ve ulusal bütçeyle ilgili parlamento görüşmeleri henüz başlamışken, Fransa’nın Brüksel’e daha fazla ödeme yapmayı bırakıp daha sert pazarlıklar yürütmeye başlaması gerekiyor.
RN’nin cumhurbaşkanlığı adayı, daha sonra Fransa’da Brüksel’e karşı fazla cömert olarak gösterilebilecek herhangi bir anlaşmanın siyasi maliyetini artırmaya çalışıyor ve kazanması halinde hükümetinin Fransa’nın AB’ye yaptığı ödemelerin şartlarını yeniden müzakere etmeye hazır olacağını ima ediyor.
Le Pen geçen hafta, Fransa’nın AB bütçesine yaptığı yıllık net katkıyı 5 milyar avroya düşüreceğine söz verdi.
Partisi kısa süre önce, katkılarda kesintiye başlanmasını amaçlayan ve Paris’in, Almanya gibi diğer üye devletlerinkine benzer bir düzeltme mekanizmasından veya indirimden yararlanamadan büyük bir net katkıda bulunan ülke olduğunu öne süren bir değişiklik önerisi sundu.
Le Pen, seçilmesi halinde Fransa’nın AB bütçesinin yeniden müzakeresini, artık finanse etmek istemediği Avrupa programlarında “büyük çaplı tasarruflar” yapmanın yanı sıra, kendi katkı payını yeniden değerlendirmek için kullanacağını belirtti.
Fransız siyasetçi, hükümetin, benzeri görülmemiş bir ekonomik tedirginliğin yaşandığı bir dönemde Fransız vergi mükelleflerinden giderek artan bir AB katkı payını üstlenmelerini istediğini savunuyor.
Le Pen’in bu açıklaması, İrlanda’nın AB Konseyi başkanlığı, kısıtlama isteyen ülkeler ile daha fazla ortak harcama talep eden ülkeler arasındaki çelişen talepleri uzlaştırması gereken bir paket üzerinde liderlerin onayını almaya çalışırken geldi.
Başkanlık, görüş ayrılıklarını gidermek amacıyla hafta sonu, Avrupa Komisyonu’nun ilk planının 141 milyar avro altında kalan, 1,825 trilyon avro değerinde revize edilmiş bir öneriyi dağıttı.
Le Pen’in baskısı, üye devletlerin, AB müzakerelerinin Fransa’nın 2027 seçimlerinden önce bir anlaşmaya varamaması durumunda ortaya çıkacak riskleri değerlendirmeye başladığı bir dönemde de geliyor.
AB’nin uzun vadeli bütçesi oybirliği gerektiriyor ve bütçeyi destekleyen gelir düzenlemelerinin ulusal düzeyde onaylanması gerekiyor.
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını6 gün önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Görüş1 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Diplomasi2 hafta önceTürkiye ve BM Karadeniz’de ateşkes için masaya dönüyor
Asya2 hafta önceGüney Kore’den Ukrayna’ya Kuzey Koreli esirler için özür ültimatomu












