Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya’da koalisyon programı taslağı medyaya sızdırıldı

Yayınlanma

Geçtiğimiz pazar gününe kadar, federal erken seçimlerden birinci parti çıkan CDU/CSU ile üçüncü olan SPD 16 çalışma grubunda koalisyon anlaşmasını müzakere etti.

Öngörülen gizliliğe rağmen, nihai belgelerin çoğu medyaya sızdırıldı. Belgelerdeki çok sayıda değişiklik önerisi, tarafların pek çok noktada anlaşmaya varmaktan hâlâ çok uzak olduğunu gösteriyor.

Müzakere edilen politika gündemleri arasında göç; ısıtma, enerji ve iklim; zorunlu askerlik hizmeti ve askeri teçhizat; ulaşım, inşaat ve konut; vatandaşlık geliri; ve finans/maliye yer alıyor.

Göç

Göç konusu en hararetli tartışmaların yaşandığı konulardan biri. CDU lideri Friedrich Merz, göç politikasında bir dönüşümü ilan etse de SPD her yerde buna uymak istemiyor.

Almanya’nın sürekli kontrol altında tutulan sınırlarında polisin komşularıyla “koordinasyon halinde” sığınmacıları geri çevirebilmesi gerektiği konusunda bir mutabakat var ama henüz bunun ne anlama geldiği belirsiz.

Bunun yanı sıra Cezayir, Hindistan, Fas ve Tunus da hızlı bir şekilde güvenli menşe ülkeler kategorisine alınarak sığınma hakkı elde etmek daha zor hale getirilecek. Ağır suç işleyen göçmenler sınır dışı edilecek.

Bir başka net karar ise, hassas durumdaki yabancılar için yeni kabul programlarının açılmaması. Örneğin Afganlar için olduğu gibi halihazırda mevcut olanlar “mümkün olduğunca” sona erdirilecek. İkincil koruma hakkına sahip kişilerin ailelerini kendi ülkelerinden geri getirmelerine de izin verilmeyecek fakat bu durum geçici olarak tanınan mültecilerin sadece üçte birini etkileyecek.

Göç çalışma grubunun nihai raporuna göre, Suriye’deki yeni yöneticiler azınlıklara zulmediyor olsa da, “suçlular ve risk altındaki insanlardan başlayarak” Afganistan ve Suriye’ye sınır dışı edilmeleri planlanıyor.

Daha fazla insanı daha hızlı bir şekilde sınır dışı edebilmek için birkaç küçük önlem üzerinde anlaşmaya varıldı. Örneğin, sınır dışı edilmeden önce hukuki danışmanlık hizmeti kaldırılacak; oysa daha önce yasal olarak reddedilenler yasal olarak temsil edilmeye devam edebiliyordu.

Gelecekte Federal Polis de ülkeyi terk etmek zorunda kalanların kaçmasını önlemek için gözaltı talebinde bulunabilecek. Daha önce bunu sadece göçmenlik makamları yapabiliyordu.

Isıtma, enerji ve iklim

CDU/CSU, yeni hükümetin enerji politikasını “yeni bir başlangıç” olarak görmek istese de halihazırda üzerinde mutabık kalınan hususların çoğu, geçen sene çöken trafik lambası hükümetinin başlattıklarının bir devamı gibi görünüyor.

Muhtemel CDU-SPD hükümeti iklim ve enerji politikasının temel taşlarını, 2045’te iklim nötrlüğü taahhüdünü, 2038’de kömürün kullanımdan kaldırılmasını, emisyon ticaretini, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılmasını ve hidrojen kullanımını değiştirmek istemiyor.

Koalisyon hükümeti tarafından planlanan çok sayıda yeni gaz yakıtlı elektrik santralinin inşası da devam edecek. Fakat, Yeşillerin bir zamanlar istediği 2030 yılına kadar kömür ile enerji üretiminin erken aşamalı olarak durdurulması iptal edilecek.

‘Siyah-Kırmızı’ hükümet şimdi elektrik vergisi ve şebeke ücretlerini düşürerek elektriği kilovat saat başına en az beş sent kalıcı olarak daha ucuz hale getirmek istiyor. Enerji yoğun sanayi şirketleri de sanayi elektriği fiyatı ile rahatlatılacak fakat bu, devlete milyarlarca dolara mal olacak.

Elektrik şebekelerinin genişletilmesi konusunda nasıl bir yol izleneceği belirsiz. CDU/CSU, yeraltı kablolarından daha ucuz ama daha açıktaki olan yüksek gerilim hatlarının inşasına öncelik vermek istiyor. SPD ise protestoları önlemek için yeraltı kablolarını tercih ediyor.

CDU/CSU “Almanya’daki konvansiyonel gaz üretim potansiyelinden faydalanmak” istiyor ve yeni nesil nükleer santrallerle bir atılım yapmayı umuyor.

Ayrıca, uzmanların bu konuda ciddi şüpheleri olmasına rağmen, yakın zamanda kapatılan nükleer santrallerin yeniden faaliyete geçirilip geçirilemeyeceğinin hızlı bir şekilde gözden geçirilmesini istiyor. SPD bunların hiçbirini istemiyor.

Uzun süredir gündemde olan ısınma yasa tasarısı konusunda da liderleri zor saatler bekliyor gibi görünüyor. CDU/CSU yasanın açıklandığı şekliyle yürürlükten kaldırılmasını ama “ısınma sübvansiyonunun” devam etmesini istiyor. Sosyal Demokratlar ise sadece yasayı değiştirmek ve sübvansiyonu sosyal olarak kademeli hale getirmek istiyor.

İklim parası konusunda bir anlaşma olduğu açık fakat bu da muhtemelen teoride kalacak. CO₂ fiyatından elde edilen geliri vatandaşlara iade etmek istediklerini söylüyorlar fakat “bürokratik olmayan ve sosyal olarak kademelendirilmiş yardımlar ve konut ve hareketlilik için sübvansiyonlar” getirmek şartıyla. Milyarlarca yeni borca rağmen, toplu ödeme için para yok.

Zorunlu askerlik hizmeti ve Bundeswehr

Alman Silahlı Kuvvetleri’nin (Bundeswehr) geleceğine ilişkin tartışmalar da sürüyor. Dış İlişkiler ve Savunma Çalışma Grubu’nun çalışma belgesinde, Bundeswehr’in “kısa vadede, kesin ve sürdürülebilir bir şekilde” daha güçlü hale gelmesi konusunda bir mutabakat var.

Yatırımlar bir “Bundeswehr Altyapı Hızlandırma Yasası” ile hızlı bir şekilde başlatılabilecek fakat bu yasa 2022’den beri yürürlükte ve silah ve teçhizatın hızlı bir şekilde tedarik edilmesinin önündeki en büyük engel bürokrasi.

CDU/CSU bu nedenle Koblenz Tedarik Ofisi’nden bazı yetkileri almak ve bu amaçla bir ajans atamak istiyor. Ayrıca “çok yıllı bir yatırım planı” hedefliyorlar. Bunun nedeni ise, tek bir seçim döneminin silah geliştirme ve satın alma için çok kısa sayılması.

CDU/CSU ayrıca zorunlu askerlik hizmetini yeniden etkinleştirmek istiyor. SPD ise buna karşı çıkıyor ve herkes için gönüllü hizmet, ayrıca bunun başlatılması konusunda “toplum genelinde geniş bir tartışma” istiyor.

Ulaşım, inşaat ve konut

Ulaşım söz konusu olduğunda SPD ve CDU/CSU’nun anlaşamadığı tek bir nokta var: otoyollarda hız sınırı. SPD saatte 130 kilometre hız isterken, CDU/CSU herhangi bir sınırı reddediyor.

Öte yandan, Deutschlandticket’in (otobüsler ve trenler için alınan abonelik bileti) 2025’ten sonraki geleceği konusunda netlik var. CDU/CSU içinde önceden bir direnç vardı ama şimdi aboneliğin devamı konusunda anlaşma sağlandı. Fakat fiyat 2027’den itibaren “kademeli olarak ve sosyal sorumluluk bilinciyle” artacak.

Yeni koalisyon ortakları demiryolu ağını yenileme planları için özel altyapı fonundan tam olarak yararlanmayı planlıyor: SPD yatırımları artırmayı ve demiryolları için bağlayıcı, uzun vadeli bir finansman taahhüdü ile bir altyapı fonu oluşturmayı başardı.

Özel fondan gelen para aynı zamanda yoğun yüksek hızlı tren hatları için mevcut yenileme konseptine aktarılacak ve böylece ihmal edilen ikincil hatlar için bütçe fonları serbest bırakılacak.

Aynı zamanda, gelecekteki hükümet ortakları demiryolu için 5 milyar avroluk yeni bir finansman boşluğu açıyor. Şimdiye kadar karayolu ağı, kamyon geçiş ücretinden elde edilen gelirin yardımıyla demiryolu ağını çapraz finanse etmişti. Fakat gelecekte, bir ulaştırma sektöründeki finansman döngüleri kapalı kalacak ve kamyon geçiş ücreti Autobahn GmbH’ye akacak.

İklim politikası açısından hava taşımacılığı geriye gidiyor gibi görünüyor. Muhtemel yeni federal hükümet hava trafik vergisindeki artışı tersine çevirmek ve genellikle kârlı olmayan bölgesel havalimanlarını desteklemeye devam etmek istiyor.

Bununla birlikte, yerel toplu taşıma için en azından bir rahatlama var: SPD, federal hükümetin bölgeselleşme fonlarının öncelikle yerel ulaşıma akmasını sağlamayı başardı.

SPD konut konusunda da bir zafer kazandı. CDU/CSU tarafından pek sevilmeyen kira dondurma uygulaması iki yıl daha uzatılacak. 

Vatandaşlık geliri uygulaması

Koalisyon hükümeti tarafından uygulamaya konulan Vatandaşlık Gelirinin (Bürgergeld) “yeni temel gelir” olarak adlandırılması konusunda anlaşmaya varıldı.

İş bulma merkezlerine yönetim için daha fazla para verilecek. Koşullar sıkılaştırılacak. Buna göre her işsizin “iş bulmak için aktif olarak çaba göstermesi” gerektiği belirtiliyor.

Yaptırımlar “daha hızlı, daha basit ve daha az bürokratik” bir şekilde uygulanacak. Çalışmayı ısrarla reddedenlerin yardımları Karlsruhe içtihadına uygun olarak tamamen kesilecek.

Ukraynalıların da aldığı ve devletin zaman zaman yaptırım uygulamadan verdiği vatandaşlık ödeneği, geçmişte adalet konusunda hararetli tartışmalara yol açmıştı.  

Kamu maliyesi

Müzakereciler mali detaylar konusunda neredeyse hiç anlaşamadılar. CDU/CSU ve SPD, federal bütçede savunma harcamaları için borç frenini gevşeterek biraz nefes alabildi. Bununla birlikte, ek mali hareket alanı sınırlı ve her iki tarafın da uygulamak istediği pahalı seçim vaatlerinin listesi uzun.

Sonuçta Federal Anayasa Mahkemesi çarşamba günü dayanışma sürşarjının (ek vergi) yasal olduğunu ilan etti. Bu da federal hükümetin yıllık 13 milyar avroluk geliri elinde tutacağı anlamına geliyor.

Asıl anlaşmazlık noktası vergiler açısından neyin mümkün olduğu. Örneğin gelir vergisinde geniş kapsamlı indirimler için yeterli para omadığı ileri sürülüyor. SPD yüksek gelirliler üzerindeki vergi yükünü artırmak istiyor. Bu federal gelirleri arttırabilir, fakat CDU/CSU’nun vergi artışlarını kabul edip etmeyeceği şüpheli.

CDU/CSU özellikle kurumlar vergisini mevcut yüzde 30 seviyesinden yüzde 25’e düşürmek istiyor. Fakat SPD bunu sadece 2029’dan itibaren yapmaya hazır ve sadece yüzde bir puan düşürmek istiyor.

Almanya’daki yatırımların daha cazip hale getirilmesi konusunda anlaşma var. Yatırım maliyetlerinin vergiden düşülebilmesi için amortisman kurallarının iyileştirilmesi planlanıyor. 

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

Yayınlanma

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.

Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.

Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.

Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.

AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.

Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.

Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.

Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.

Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.

World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.

Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.

AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Yayınlanma

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.

Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.

Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.

Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.

Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.

Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.

Morawiecki bu hafta şunları söyledi:

“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”

Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.

Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.

Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.

PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.

Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.

Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.

En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.

Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.

Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.

Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.

Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.

Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.

Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.

PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.

Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.

PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.

Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”

Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English