Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya’da tarih yeniden yazılıyor: Doğu’daki sınırlar ve ‘Doğu Almanları’ tekrar gündemde

Yayınlanma

Almanya’da tarih yeniden yazılıyor ve İkinci Dünya Savaşı sonrası yapılan toprak düzenlemeleri ve Alman yerleşimcilerin (Doğu Almanları) yerinden edilmesi meselesi ana akım medyada tekrar gündeme getiriliyor.

Almanya Federal Meclisi, Berlin dahil olmak üzere Almanya’nın büyük bir bölümünü kurtaran Sovyetler Birliği’nin devamcısı ülkeler arasında yer alan Rusya ve Belarus’un tüm temsilcilerini, Nazilerin teslim oluşunun 80. yıldönümü anma töreninden men etti.

Pazar günü, Rusya’nın Almanya Büyükelçisinin, Sachsenhausen ve Ravensbrück toplama kamplarında düzenlenen anma törenlerine katılması engellenmişti. Her iki toplama kampı da 1945 yılının nisan ayı sonunda Kızıl Ordu tarafından kurtarılmıştı.

Nazi Almanya’sı, Sovyetler Birliği’nin 27 milyon yurttaşını ve Belarus Sovyet Cumhuriyeti nüfusunun yaklaşık dörtte birini katletmişti. Bu ülkelerin halef devletlerinin temsilcileri artık Alman anma törenlerine davet edilmiyor.

Bunun nedeni, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı bir “saldırı savaşı” yürütmesi olarak gösteriliyor. Son yıllarda yabancı ülkeleri işgal eden birkaç ülkenin büyükelçilerinin bugün, 1999 yılında Yugoslavya’ya karşı bir saldırı savaşı başlatma kararı alan Federal Meclis’te anmaya katılması bekleniyor.

Belarus ve Rusya temsilcilerine sınır dışı tehdidi

Rusya ve Belarus büyükelçileri ile diğer resmi temsilcilerin, zaferin 80. yıldönümü törenlerine davet edilmemesi, nisan ayı başında büyük yankı uyandırmıştı.

O dönemde, Dışişleri Bakanlığından federal eyaletlere, ilçelere ve belediyelere gönderilen, “kesinlikle gizli” olarak sınıflandırılan bir belge sızdırılmıştı.

Belgede, “federal hükümet, eyaletler ve belediyeler tarafından düzenlenen anma törenlerine Rusya ve Belarus temsilcilerine davetiyeler gönderilmemesi” gerektiği belirtiliyordu.

Almanya Dışişleri Bakanlığı, bu kararı “propaganda, dezenformasyon ve tarih revizyonizmi” uyarısıyla gerekçelendirdi fakat bir hükümet sözcüsü, suçlanan ülkelerden hiçbirinin temsilcilerinin anma törenlerinde bu tür provokasyonlarda bulunduğuna dair herhangi bir örnek veremedi.

Dışişleri Bakanlığının notunda, iki ülkenin temsilcilerinin “habersizce ortaya çıkması” halinde, ilgili anma törenlerinin organizatörlerinin “kendi yerel haklarını kullanabilecekleri” belirtildi.

Böylece bakanlık, Almanya’nın savaş sonucunda benzeri görülmemiş sayıda insanın ölümüne maruz kalan ülkelerin temsilcilerini sınır dışı etme konusunda serbestlik tanıdı.

Baerbock’un direktifinde ‘delikler’

Uygulamada, eski Yeşil Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock tarafından hazırlanan direktif sadece kısmen uygulandı.

Rusya Büyükelçisi Sergey Neçayev, 16 Nisan’da Seelow Tepeleri Savaşının resmi anma törenine katılabildi. Bu savaş, Kızıl Ordu’nun Berlin’i kurtarmak için başlattığı son büyük taarruzun başlangıcıydı ve 33.000’den fazla Sovyet askeri hayatını kaybetmişti.

Neçayev, 25 Nisan 1945’te Almanya’nın kurtuluşu sırasında Sovyet ve ABD askerlerinin ilk kez el sıkıştığı Torgau’daki anma törenlerine de katıldı fakat CDU’lu Saksonya Başbakanı Michael Kretschmer, Rusya’yı Ukrayna savaşında savaş suçu işlemekle itham etti.

Neçayev ve Belaruslu mevkidaşının, 4 Mayıs’ta Sachsenhausen ve Ravensbrück toplama kamplarında düzenlenen resmi anma törenlerine katılmalarına izin verilmedi. Toplama kampları Kızıl Ordu tarafından özgürleştirilmişti.

Brandenburg Anıtları Vakfı Başkanı Axel Drecoll, Rus büyükelçinin davetinin açıkça iptal edildiğini söyledi; büyükelçi yine de gelirse, “güvenlik güçleriyle yakın işbirliği içinde yerel kurallarımızı uygulayacakları” tehdidinde bulundu.

Savaş kulübü tam kadro Bundestag’da

Rusya ve Belarus büyükelçilerinin bugün Alman Federal Meclisi’nde (Bundestag) düzenlenecek anma törenine de katılmalarına izin verilmedi.

Öte yandan Berlin’de temsil edilen diğer tüm ülkelerin büyükelçileri davet edildi. Bunlar arasında, İkinci Dünya Savaşı’nın diğer muzaffer güçlerinin temsilcileri de bulunuyor. ABD büyükelçisinin katılımı, ABD’nin 2003 yılında Irak’a işgal başlatmış olması nedeniyle engellenmiyor. Fransa ve İngiltere büyükelçileri, ülkelerinin 2011 yılında Libya’ya karşı başlattığı saldırı savaşı nedeniyle engellenmiyor.

Dahası, anma töreninin organizatörü olan Alman Federal Meclisi’nin 1999 yılında uluslararası hukuka aykırı olarak Yugoslavya’ya karşı saldırı savaşını onaylamış olduğu da biliniyor.

Tek itiraz CDU’lu eski meclis başkanından

Rusya’nın dışlanmasına yönelik eleştiriyi sadece eski Federal Meclis Başkanı ve Konrad Adenauer Vakfının şu anki başkanı Norbert Lammert (CDU) dile getirdi.

ZDF televizyonunda yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanlığının notu gibi hükümet yönergelerinin uygun olup olmadığından “emin olmadığını” söyledi.

Ona göre her halükarda, “ne kadar acı verici, baskıcı ve acımasız olursa olsun, mevcut gelişmelerden bağımsız olarak, savaş kurbanlarının” anılması gerekiyor.

Alman medyasında tarihsel revizyonizm

Rusya ve Belarus’un Berlin’in İkinci Dünya Savaşının sona ermesini anma törenlerinden dışlanması, Sovyetler Birliği’nin savaş sırasındaki ve Almanya’nın Nazi yönetiminden kurtuluşundan sonraki eylemlerini yeniden yorumlama çabalarıyla paralel gidiyor.

Son günlerde, önde gelen medya kuruluşları 8 Mayıs’ı savaşın sonu olarak değil, özellikle Doğu Avrupa’da, özellikle Polonya ve Çekoslovakya’da “Almanca konuşan nüfusun yeniden iskânı” ile ilgili olayların başlangıcı olarak görmeye başladı.

Bu yayınlarda elbette sadece “Kızıl Ordu’nun acımasızlığı”ndan söz edilmiyor. Örneğin NDR, “nihayetinde Almanya’yı Nazi teröründen kurtarmada belirleyici bir rol oynamış olsa bile” diyerek Kızıl Ordu’nun olumlu rolünü itiraf etmek zorunda kaldı.

faz, Doğu Avrupa’daki toprak düzenlemelerini masaya yatırdı

Yeniden iskân konusunda Frankfurter Allgemeine Zeitung geçen hafta, Sovyetler Birliği’nin “Büyük Rus emperyalizminin uzun geleneği” içindeki “güç politikası” planlarının büyük önem taşıdığını yazdı.

Gazete, Doğu Avrupa’nın devlet yeniden yapılanması sonucu “Polonya’nın doğu topraklarının kaybı”nın “saf tazminatı” olarak “Doğu Prusya veya Yukarı Silezya’nın yeterli olacağını” savundu.

faz’a göre Alman Reich’ının daha da doğusundaki toprakların Polonya’ya devredilmesinin nedeni, “yalnızca Stalin’in kurnazlık ve aldatmaca ile bunu başarmış olması” idi.

Regensburg Üniversitesi öğretim üyesi tarihçi Manfred Kittel, “milyonlarca insanın küçülmüş Almanya’ya sürülmesi”nin “Kremlin’e Orta Avrupa’nın kalbinde aşırı nüfuslu bir kriz bölgesi yaratma fırsatı” verdiğini iddia ediyor.

Rus planlarına göre, “doğudan sürgün edilenler, huzursuzluk ve sosyal çürümenin kaynağı” olacaktı. Tarihçiye göre, “Rus imparatorluk bağlamı“, “somut diplomatik hazırlıkların ve daha sonra sürgünlerin pratik uygulamasının merkezinde” yer alıyordu.

Kittel, “Büyük Rus emperyalizminin Hitler’den çok önce var olduğunu” ve “Hitler olmasa bile bugün de varlığını sürdürdüğünü”, Ukrayna’ya karşı devam eden “yok etme savaşı”nın bunun örneği olduğunu ekliyor.

Soğuk Savaş döneminde Batı Almanya, Alman Demokratik Cumhuriyeti ile sosyalist Polonya arasında imzalanan 1950 tarihli Zgorzelec Antlaşmasını, Almanya’nın tek yasal temsilcisinin kendisi olduğu iddiasıyla tanımamıştı.

Üstelik özellike CDU’lu siyasetçiler, savaş sonrasında Alman sınırlarının “batıya” kaydırılmasına ve III. Reich döneminde Polonya ve Baltık’a doğru yerleştirilen Alman yerleşimcilerin sürülmesine itiraz etmiş, bu konuyu sürekli gündemde tutmuştu.

Kıyamete kadar düşman: Rusya

Kittel’in “Rus-Sovyet emperyalizmi” perspektifinde, Rusya ile işbirliği ancak Rusya’nın görece zayıf olduğu dönemlerde mümkün oluyor.

1990’lar ve 2000’lerde Federal Almanya Cumhuriyeti, Moskova ile belirli bir işbirliği sayesinde Rusya’nın muazzam doğal gaz rezervlerine erişim elde etmişti fakat Rusya gücünü yeniden kazandığında, onunla çatışma kaçınılmaz olacak.

Bu, yeni Alman Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un şubat ayı başında iki Rus hicivciyle yaptığı telefon görüşmesinde Ukrayna’daki savaş hakkında söylediği sözlerle örtüşüyor.

Wadephul bu görüşmede, “Rusya ile savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Rusya bizim için sonsuza kadar düşman olarak kalacaktır,” demişti.

Avrupa

Burnham, küçük göçmen teknelerine karşı “tavizsiz” olacak

Yayınlanma

Andy Burnham, on binlerce göçmenin İspanya’nın Ceuta bölgesine girmesinin ardından küçük tekneyle geçişlerin önlenmesinde “tavizsiz” olacağına söz verdi.

Britanya Başbakanı, insan kaçakçılığı çeteleriyle mücadele için mültecilere yönelik “güvenli güzergâhlar”ın gerekli olduğunu savundu.

Dover’a yaptığı ziyaret sırasında konuşan Burnham, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’ten, geçen hafta İspanya’nın Kuzey Afrika’daki Ceuta bölgesine giren tahmini 50.000 kişinin yaklaşık %98’inin şu anda Fas’a geri gönderildiğine dair güvence aldığını söyledi.

Ne var ki, bu durum acil sorunu “büyük ölçüde” çözmüş olsa da, “Elbette Schengen bölgesi ve bu bölgeyle olan ilişkilerimiz konusunda daha geniş kapsamlı bir mesele var,” diyen Başbakan, bu konularda AB ile “düzenli bir diyalog içinde olmak istediğini” ekledi.

Güvenli güzergâhların gerekliliğini vurgulayarak bu konudaki tartışmanın tonunu değiştirmek isteyip istemediği sorulduğunda, Birleşik Krallık’ın “bu konuyu siyasi malzeme olarak kullanmak yerine sorunu ele alması” ve halkı rahatlatacak değişiklikler yapması gerektiğini söyledi:

“Halk, sınırın kontrolsüz gibi görünmesinden hoşlanmıyor. Bu kontrolü yeniden sağlamamız gerekiyor, fakat aynı zamanda gerçekten desteğe ihtiyacı olan kişilere de destek sunmamız gerekiyor. Mesele, yaklaşımı tamamen değiştirmekle ilgili ve bu konuya yönelik çok farklı bir yaklaşımın temel taşlarını yavaş ama emin adımlarla yerine koyuyoruz.”

Geçen çarşamba, bu yılın şu ana kadar Manş Denizi’ni küçük teknelerle geçenler açısından en yoğun gün oldu ve 752 kişi Birleşik Krallık’a ulaştı.

Resmi geçici rakamlara göre, bu yılın başından bu yana 14.526 kişi Birleşik Krallık’a giriş yaptı. 

Bu rakam, geçen yılın aynı döneminde kaydedilen sayının (25.436) %43 altında ve 2024’ün aynı dönemine (16.903) kıyasla %14 daha düşük.

“İlerleme kaydediliyor ancak rehavete kapılmıyoruz,” diyen Burnham, organize göç suçlarıyla mücadele eden Ulusal Suç Ajansı memurlarının sayısının 2025 yılının başından bu yana 376’dan neredeyse 800’e çıkarak iki katından fazla arttığını belirtti.

İspanya’ya göç dalgası, İtalya’da “Schengen” tepkisini yükseltti

Pazar günü açıklanan son rakamlara göre, Burnham’ın başbakan olmasından bu yana 2.000’den fazla kişi küçük teknelerle Manş Denizi’ni geçti.

İçişleri Bakanlığı verilerine göre cumartesi günü dört tekneyle 326 kişi geldi; böylece 20 Temmuz’da Keir Starmer’ın yerine geçmesinden bu yana bu sayı 2.057’ye ulaştı.

Geçen yılın aynı döneminde ise 1.962 geçiş gerçekleşmişti.

Stratford’daki Ulusal Suç Ajansı genel merkezine yaptığı ayrı bir ziyarette İçişleri Bakanı Shabana Mahmood, küçük tekneyle geçişlerin önlenmesine yönelik hükümetin çalışmalarının “meyvesini vermeye” başladığını söyledi.

Bakan, süresiz oturma izni almaya hak kazanma süresini beş yıldan 10 yıla çıkarmak da dahil olmak üzere önerilen göçmenlik önlemleri konusunda İşçi Partisi saflarında şiddetli bir muhalefetle karşı karşıya kaldı.

Fakat Mahmood, “Manş Denizi’nde insanları teknelere çeken itici faktörleri ele almak için” reformun gerekli olduğunu belirterek, “Hesaplamayı değiştirmek istiyorum. Öncelikle tekneye binip binmeme konusunda fikirlerini değiştirmelerini istiyorum,” dedi.

Mahmood, on binlerce kişinin sığınma başvuruları işleme alınmadan Fas’a geri gönderildiği Ceuta’ya yönelik akına İspanya’nın verdiği yanıtın kopyalanması yönündeki çağrıları reddetti.

Bu, Fas ile İspanya’nın kara sınırı paylaşması ve aralarında bir anlaşma olması nedeniyle mümkün olmuştu.

Mahmood, insan kaçakçılığı ve Manş Denizi’nin ortak sularının durumu “birçok açıdan daha karmaşık” hale getirdiğini söyledi.

Ceuta’ya ulaşmaya çalışırken en az 72 kişi hayatını kaybetti; bunlardan bazıları boğulurken, diğerleri sınır çitine tırmanmaya çalışırken ezilerek öldü.

Sánchez, bu büyük akını “İspanya’nın toprak bütünlüğüne bir ihlal” olarak nitelendirdi.

Perşembe gününden itibaren sadece 24 saat içinde gerçekleşen bu insan akını, 85.000 nüfuslu şehri alt üst etti, Madrid için bir siyasi kriz tetikledi ve bazı AB ülkelerinden öfkeli tepkilere yol açtı.

Bu tepkiler arasında İspanya’nın Schengen serbest dolaşım bölgesinden askıya alınması çağrıları da yer aldı.

Cumartesi günü İspanyol polisi, başkalarının sınırı aşmasını önlemek için Fas sınırı açıklarında 500 metre uzunluğunda bir yüzen bariyer kurdu. 

Fakat İspanya’nın sol hükümeti, İspanya’da yaşayan yaklaşık 500.000 göçmeni yasallaştırma planına zaten öfkeli olan sağ ve merkez sağ yönetimlerin ve muhalefetin baskısı altında kalmaya devam ediyor.

AB bakanları salı günü acil görüşmeler düzenlemeye karar verdiler. 22 AB ülkesinin liderleri, kontrolsüz sınır geçişlerinin daha da artmasını önleme gereğini gerekçe göstererek acil bir müdahale talep ettiler.

Zirve, Cumartesi günü AB üye devletlerini temsil eden yetkililer ile Frontex sınır ajansı uzmanlarının katıldığı “ciddi” bir toplantı sırasında çağrıldı.

AB liderleri, blok içindeki bölünmeleri gidermeye ve göç konusunda tek bir yaklaşımı yeniden tesis etmeye çalışıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Daimler: Savunma yatırımları olumlu yan etkiler yaratacak

Yayınlanma

Daimler Truck’ın CEO’su, savunma sektörüne daha fazla yatırım yapmanın şirketin faaliyetleri için olumlu yan etkiler yaratacağını belirtti.

CEO Karin Rådström, Financial Times’a (FT) verdiği mülakatta, otonom sürüş alanındaki yenilikler ve daha hızlı geliştirme döngüleri gibi konularda kamyon üreticisinin savunma sektöründeki ortaklarından ders alabileceğini söyledi:

“Savunma sektöründe şu anda pek çok yenilik yaşandığını görüyoruz ve bunların sivil sektöre de fayda sağlayacağına inanıyoruz.”

Alman otomotiv şirketleri, büyüme sağlamak ve bazı durumlarda araçlarına olan talebin düşmesi nedeniyle atıl kalan fabrikalarını doldurmak için giderek daha fazla silah sektörüne yöneliyor.

Daimler Truck, haziran ayında savunma ürün yelpazesini genişletmek, daha geniş bir askeri araç yelpazesi geliştirmek ve Avrupa dışına açılmak için yüzlerce milyon avro düzeyinde bir yatırım yaptığını açıklamıştı.

Şirket ayrıca, savunma sektöründen elde ettiği geliri 2028 yılına kadar 1 milyar avroya çıkarma hedefini açıkladı.

Bu, 2025 olarak belirlenen önceki hedeften iki yıl daha erken bir tarih.

Daimler Truck, geçen yıl endüstriyel faaliyetlerinde 45,9 milyar avro satış gerçekleştirdi ama ABD’nin uyguladığı yüksek gümrük vergileri ve Kuzey Amerika pazarındaki yavaşlama nedeniyle kârında düşüş yaşadı.

Rådström, şirketin savunma iş kolunun “beklediğimizden daha hızlı” geliştiğini ve savunma sektörünün geleneksel iş kollarından daha hızlı büyüdüğünü söyledi.

CEO, Daimler Truck’ın, daha küçük hacimlerde üretime alışkın geleneksel savunma sektöründeki oyuncularından daha hızlı bir şekilde üretimi ölçeklendirme kapasitesine sahip olduğunu belirtti:

“Gerçek anlamda endüstriyelleşme kapasitemiz var çünkü, bildiğiniz gibi, şu anda tüm savunma bakanlıklarının ihtiyacı olan şey daha fazla kapasite ve bunu oldukça hızlı bir şekilde elde etmek.”

Ordular, savaş alanında güvenliği artırmak için otonom kamyonları kullanmayı planlıyor.

Rådström, otonom teknolojiye sahip kamyonların çalıştırılması için daha az askeri personele ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

İşgücü talebinin azalması, yeni asker bulmanın zor olduğu uzun süren çatışmalarda da bir avantaj oluşturuyor ve işgücünün diğer alanlarda görevlendirilmesine olanak tanıyor.

Rådström, yüksek riskli çatışma bölgelerinde araçları kullanma ihtiyacının, uzaktan kumandalı sürüşün benimsenmesini ve birkaç kamyonun sürücüsü olan bir öncü aracın arkasında otonom olarak ilerlediği “konvoy sürüşü” gibi yeni özelliklerin geliştirilmesini teşvik ettiğini belirtti.

Aynı teknolojiler sivil alanda da farklı kullanım senaryolarıyla uygulanabilir. CEO, “Savunma amaçlı otonom projelerimizden edindiğimiz deneyimlerin bir kısmı, sivil alanda da geçerli,” dedi.

Kamyon taşımacılığı şirketlerinin maliyetlerinin yüzde 40’ını işgücü oluşturduğundan, otonom teknolojinin lojistik sektörünün kârlılığına katkı sağlayacağını belirtti.

“Maliyetin yüzde 40’ını ortadan kaldırabilir ve kamyonları bütün gece, 24 saat boyunca çalıştırmaya başlayabilirseniz, bu çok büyük bir avantajdır,” diyen Rådström, otonom yeteneklerin eklenmesinin sektörün karşı karşıya olduğu “en büyük değişim” olduğunu da ekledi.

Rådström’e göre şirket, önümüzdeki yıl ABD’deki belirli bölgelerde otonom sürüş yapabilen kamyonların teslimatına başlamayı hedefliyor ve “büyük çaplı piyasaya sürülme” ise 2028 için planlanıyor.

Alman kamyon grubu, otomotiv sektöründeki daha uzun geliştirme sürecine kıyasla, savunma alanındaki startup’ların yeni teknolojileri uygulamaya koyma hızından da ders alabilir.

Savaş alanı, yeni otonom teknolojiler için bir test ortamı oluşturuyor ve bu da yazılım ve donanımın hızlı bir şekilde geliştirilmesine olanak tanıyor, dedi.

Rådström, “Bu döngü, savunma sektöründe şu anda bizim normal iş yapma şeklimize kıyasla çok daha hızlı ilerliyor,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Romanya, nükleer santral soğutması için Tuna’da kontrollü patlama düzenledi

Yayınlanma

Romanya Deniz Kuvvetleri, soğutma işlemine yardımcı olmak amacıyla büyük miktarda suyu Eski Tuna Nehrine ve Cernavodă nükleer santraline yönlendirmek için kontrollü bir patlama gerçekleştirdi.

Adevărul gazetesi, bugün su akışını engelleyen büyük bir kayayı yerinden kaldırmak için yaklaşık 180 kg patlayıcı kullanıldığını bildirdi.

Savunma Bakanı Vekili Radu Miruță, operasyonu bir başarı olarak nitelendirerek, bunun santralin soğutulmasına ve nehirdeki su taşınmasına yardımcı olacağını söyledi.

Aşırı hava koşullarının devam etmesi nedeniyle Cernavodă santralinin bir noktada faaliyetlerini geçici olarak durdurmak zorunda kalabileceğini ancak santralin bir gün daha çalışmasının, patlatma maliyetinden daha değerli olduğunu belirtti.

Romanya ve Macaristan’ın karşı karşıya olduğu zorluk hakkında bir fikir vermek gerekirse, Tuna Nehri’nin su debisi Romanya’da saniyede 1.500 metreküpe düştü.

Bu rakam, temmuz ayı ortalamasının üçte birinden daha az.

Reuters’ın haberine göre, Avrupa’nın başlıca nehirlerinde kaydedilen rekor düzeyde düşük su seviyeleri, mal taşımacılığını kısıtladı, elektrik üretimini düşürdü ve şirket kârlarını azalttı.

Bu durum, kavurucu sıcaklıkların ve düzensiz yağışların iktsadi ilişkin endişeleri artırdı.

Rotterdam’ın hareketli limanından Sırbistan’daki hidroelektrik santrallerine kadar, su yolları tahıl ve petrol gibi malların taşınmasında ya da milyonlarca insanın evlerini serinletmeye çalıştığı bu dönemde çok ihtiyaç duyulan elektriğin üretilmesinde giderek daha az güvenilir bir yol haline geldi.

Emtia veri ve analiz şirketi Kpler’de enerji analisti olarak görev yapan Alessandro Armenia şunları söyledi:

“Bu durum, geçmişte gördüğümüz gibi tek bir bölgeyi değil, tüm Avrupa’yı etkiliyor. Mevcut dinamikler göz önüne alındığında, bu durum ya elektrik kesintileriyle karşılaşacağımız ya da çok daha fazla yatırım yapmamız gerektiği anlamına geliyor.”

Sırbistan’ın en büyük hidroelektrik santrali olan Djerdap 1’de üretim kapasitenin %20’sine düştü, santralin üretim müdürü Davor Maljoković, bir zamanlar geniş olan yanındaki nakliye kanalının daralarak kum ve çakıl yataklarını ortaya çıkardığını belirtti.

Su eksikliği ayrıca Sırbistan’ın Kostolac kömür santrallerindeki soğutma sistemlerini de aksattı, bu da santralleri üretimi azaltmaya zorladı.

Romanya’nın devlet nükleer enerji üreticisi Nuclearelectrica da aynı nedenden ötürü bu hafta başında iki reaktöründen birini kapatmak zorunda kaldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English