Avrupa
Almanya’da zorunlu askerlik tartışması yeniden alevlendi

Almanya’da koalisyon hükümeti, ordunun büyüklüğünü artırma çabalarının zorunlu askerlik hizmetini de içermesi gerekip gerekmediği konusunda tartışmaya başladı.
Muhafazakâr Hıristiyan Demokratlar (CDU), iktidar koalisyonu içindeki Sosyal Demokratlar (SPD) ile 27 Ağustos’ta kabineye sunulacak olan yeni askerlik tasarısı olan Askerlik Hizmetinin Modernizasyonu Yasasının şekli konusunda henüz anlaşamadı.
Şu an için Şansölye Friedrich Merz tartışmanın dışında kalıyor, fakat POLITICO’ya göre bazı üst düzey Hıristiyan Demokratlar onu da tartışmaya çekmek istiyor.
Tasarı, Savunma Bakanı Boris Pistorius’un, askere alma zorunluluğunu tamamen geri getirmeden, Alman Silahlı Kuvvetlerinin (Bundeswehr) kronik personel eksikliğini giderme girişimi. Almanya 2011’de zorunlu askerliği kaldırmıştı.
Teklif uyarınca, askerlik çağındaki tüm erkekler kayıt yaptırmak ve bir eleme sürecinden geçmek zorunda olacak ama sadece belirli sayıda kişi askere çağrılacak. Kadınlar da gönüllü olarak katılabilecek.
Hükümet, her yıl yaklaşık 5.000 gönüllü asker daha askere almayı ve bunların hizmet süresini 23 aya kadar uzatmayı planlıyor. Önemli olan nokta, zorunlu hizmetin ancak parlamentonun ayrı bir kararla onaylaması halinde yürürlüğe gireceği.
Muhafazakârlar daha sert bir yasa istiyor
Hıristiyan Demokratlar, yasayı daha da ileri götürerek, zorunlu askerlik hizmetini bir seçenek olarak içeren zorunlu hizmet yılı getirilmesini istiyor.
Bu hizmet, hastanelerde veya okullarda çalışma gibi sivil alternatiflerle birlikte sunulacak.
Ayrıca, kriz durumunda zorunlu askerlik hizmetinin başlatılması için parlamentonun oylaması şartını da reddediyorlar.
CDU dışişleri ve savunma politikası sorumlusu Norbert Röttgen, WELT’e verdiği demeçte, “Zorunlu askerlik hizmeti sadece askeri krizin tırmandığı durumlarda devreye girerse, caydırıcı olmaktan çok bir tepki aracı haline gelir. Çok geç kalınır, halkın desteğini kaybedersiniz ve asıl amacınıza ulaşamazsınız. Kriz çoktan patlak vermişken, askere alınanlar neyi başaracak?” diye sordu.
Röttgen, SPD üyesi Pistorius’u, “gönüllülüğe odaklanarak uzlaşmanın sadece bir tarafını uyguladığı” ve gönüllü sayısının yetersiz kalması durumunda zorunlu askere almaya geçmek için net hedefler veya otomatik bir mekanizma öngörmediği için eleştirdi.
Onun bu görüşüne diğer Hıristiyan Demokratlar da katılıyor. Birçok parlamento danışmanı POLITICO’ya, taslak halindeki yasanın geçmesi için gerekli siyasi desteği alabileceğinden şüpheli olduklarını söyledi.
Temmuz ayının son haftasında, her iki koalisyon grubunun üst düzey isimleri, yasa tasarısının dilini değiştirmek için nabız yoklamak amacıyla özel bir toplantı düzenledi.
Muhafazakâr tarafta Röttgen, Bundestag Savunma Komitesi Başkanı Thomas Röwekamp ve savunma çalışma grubu başkanı Thomas Erndl yer aldı.
SPD’yi temsil edenler ise Pistorius, milletvekili grubu başkan yardımcısı Siemtje Möller, bütçe milletvekili Andreas Schwarz ve savunma bakanlığı müsteşarı Nils Schmid.
Muhafazakâr taraftan iki katılımcıya göre, Pistorius, CDU’nun tasarıyı değiştirme çabalarına hayal kırıklığını göstererek, onların fikirlerini kesin bir şekilde reddetti ve Bundestag’ın tetikleme maddesini savundu.
Schwarz daha sonra POLITICO’ya verdiği demeçte, SPD’nin tutumunun, Bundeswehr’in “parlamento ordusu” olduğu ilkesine dayandığını, yani zorunlu hizmetin getirilmesine ilişkin kararın yürütme organı değil, yasama organı tarafından verilmesi gerektiğini söyledi.
Schwarz, “Bu karar parlamentonun alması gereken bir karar. Hedefler ulaşılmaz ve tehdit seviyesi yüksekse, karar parlamentoya aittir ve gerekirse yasa sıkılaştırılmalıdır,” dedi.
SPD ‘gönüllülükte’ ısrarcı
Schwarz, SPD’nin gönüllü modele odaklanmasının, insanları baştan zorlamak yerine, gerçekten hizmet etmek isteyenleri çekmekle ilgili olduğunu söyledi.
SPD’li, “Orada olmak isteyen insanları istiyoruz,” dedi ve gönüllülerin, eğitimlerini tamamlama ve daha uzun süre hizmet verme olasılığının daha yüksek olduğunu savundu.
“Zorla başlarsanız, direnç yaratırsınız,” diye ekleyen Schwarz, amacın, hizmeti “zorunlu hizmet olmadan hedeflerimize ulaşacak kadar çekici hale getirmek” olduğunu vurguladı.
Muhafazakarlâr ise tasarıyı değiştirmek için başka baskı noktaları da araştırıyor. Yasama müzakereleri hakkında bilgi sahibi iki parlamento üyesi, POLITICO’ya Röttgen’in, Merz’in sağ kolu olan Şansölye Ofisi Başkanı Thorsten Frei’ye, parlamento grubunun askerlik hizmetine ilişkin taleplerini bildiren bir e-posta gönderdiğini söyledi.
Zamanın daralması, 27 Ağustos’a kadar bir ilerleme olmazsa, muhafazakârların tasarıyı yeniden yazmak için tek şansının bu sonbaharda Bundestag’da olacağı anlamına geliyor.
O zaman yasama süreci birkaç okuma ve komite tartışmasından geçecek ve milletvekillerine nihai oylamadan önce değişiklikler ekleme yetkisi verilecek.
Röwekamp şimdiden bu senaryoya hazırlanıyor. POLITICO’nun Berlin Playbook Podcast’ine verdiği demeçte, “Hiçbir yasa Bundestag’dan geldiği şekilde çıkmaz. Bir önerimiz var ve istediğimiz değişiklikler var. Eğer bu önceden işe yaramazsa, parlamento danışmalarına gitmek zorunda kalacağız,” dedi.
Diğer bir olasılık ise, koalisyon komitesinde anlaşmazlığı çözmek. Koalisyon komitesi, her iki partinin üst düzey liderlerinden oluşan küçük bir grup olup, politika anlaşmazlıklarını çözmek için kapalı kapılar ardında toplanır.
Bu komitede alınan kararlar siyasi ağırlığa sahip ama hükümetin tamamı veya parlamentonun onayı olmadan yasal olarak bağlayıcı değil.
Avrupa
Neofaşist Kasidiaris Selanik’te miting yaptı

Gelecek yılın başlarında Yunanistan’da yapılacak seçimler öncesinde, eski Altın Şafak üyesi İlias Kasidiaris Selanik’te gövde gösterisi yaptı.
Bir anket uzmanı ve siyasi analist, Rapporteur’e verdiği demeçte, Yunanistan’daki ana akım partilerin artık neofaşistlerin yükselişini görmezden gelip seçim gününde şaşırmış gibi davranamayacağını söyledi.
Kasidiaris, 2013 yılında, üyeleri bir antifaşist müzisyeni öldüren neofaşist Altın Şafak partisinde liderlik rolü üstlendiği için aldığı 13 buçuk yıllık hapis cezasının yaklaşık yedi yılını çektikten sonra geçen ay serbest bırakılmıştı.
Yüzlerce destekçisi, çarşamba günü Selanik’te yaptığı ve “siyasi deprem” olarak nitelendirdiği konuşmaya katıldı.
Kasidiaris burada yaptığı konuşmada, “Geliyoruz ve yükselen siyasi güç biziz,” dedi.
Muhalefet partileri mitingi kınadı. PASOK sözcüsü Kostas Tsoukalas, “Nefret ve hoşgörüsüzlüğün iğrenç bir birleşimi – neo-Nazizme sıfır hoşgörü,” dedi.
Fakat siyasi analist ve anket şirketi Good Affairs’in araştırma başkanı Giorgos Trapalis’e göre bu doğru bir yaklaşım değil.
Rapporteur’e konuşan Trapalis, “Yunan partileri, gözlerini kapatıp seçim gününde bu durum sanki bir sürprizmiş gibi davranmak yerine, gerçeği kabul etmeli,” dedi.
Trapalis, Avrupa genelinde ortada duran devasa bir sorunun olduğunu fakat siyasi partilerin kendilerine uygun olduğu için seçim gününde şok olmuş gibi davranmaktan memnun göründüklerini belirtti:
“Geleneksel partiler, çalışan kesimin karşı karşıya olduğu sorunlara, özellikle de konut krizi ve göç sorununa çözüm bulmakta başarısız oldular. 22 Kasım’da yüzmeye gitmek istiyorsanız ve hava durumu sunucusu size yağmur yağacağını söylüyorsa, yağmur yağması hava durumu sunucusunun suçu değildir. Güneşlenmek istemeniz sizin suçunuzdur.”
Resmi anketlerde Kasidiaris yer almıyor. Fakat Trapalis, Kasidiaris’in seçimlere katılmayı başarsın ya da başaramasın, siyasi hareketinin seçmen tabanının mevcut olduğunu ve desteğin %5’i aşarak Yunan parlamentosunda sandalye kazanmak için gereken %3 barajını geçeceği tahmin edildiğini belirtti.
Trapalis, muhalefetin “aşırı sağ” ideolojinin kendisine değil, bu ideolojiden kaynaklanan suçlara yöneltilmesi gerektiğini savundu ve “Kasidiaris, fikirleri nedeniyle hapse atıldığını söylüyor fakat onun insanları öldüren bir örgüte üye olduğunu açıkça belirtmeliyiz,” dedi.
Şirketi tarafından yapılan bir ankete atıfta bulunarak, gençlerin üçte birinin liberal olmayan sağın sorunlarını çözebileceğine inandığını belirtti.
Anketör, “Birini ‘aşırı sağ’ olarak etiketlemek, onu havalı ve modaya uygun gösterebilir,” dedi.
Trapalis, daha geniş sağa doğru kaymanın, geleneksel olarak sosyal demokrasiyi destekleyen işçi sınıfı seçmenlerin yanı sıra, güvenlik duygusunu yitirdiğini düşünen muhafazakâr seçmenlerden kaynaklandığını belirtti.
Ana akım solun artık çözüm sunamadığını ve suçu başkalarına atmayı öğrendiğini söyledi.
Aleksis Çipras’ın liderliğindeki Yunan Sol İttifakı partisi, bir sonraki seçimde ikinci sıra için sosyalist PASOK ile rekabet ediyor.
Trapalis’e göre her iki parti de ortak düşmanı tanımakta başarısız oldu ve yıllardır, daha geniş işçi sınıfından insanlara ulaşma hedeflerini gözden kaçırdılar.
Yunanistan, 2027 ilkbaharında genel seçimlere gidecek. Üst düzey bir hükümet yetkilisi, Eylül ayında Rapporteur’e 16 Mayıs’ın muhtemel bir tarih olduğunu söylemişti.
Avrupa
Kuzey ülkelerinin Moskova temasları AB liderlerini böldü

Avrupalı liderlerin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile temas kurma yarışına girmesi, AB başkentleri arasındaki görüş ayrılıklarını tırmandırdı. Finlandiya ve Norveç liderlerinin koordinasyonsuz telefon diplomasisi İskandinavya’da tepki çekerken, Paris diyaloğu savunuyor; Berlin ve Londra ise daha mesafeli duruyor.
Avrupalı liderlerin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile temas kurma yarışına girmesi ve bazı ülkelerin bağımsız adımlar atması, Avrupa Birliği içinde derin görüş ayrılıklarını gün yüzüne çıkardı.
The Guardian gazetesinin aktardığına göre, Putin’in Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ile yaptığı telefon görüşmelerinin ardından baş gösteren gerginlik, Avrupa’nın Moskova ile ortak bir iletişim kanalı kurma çabalarını zora sokan çatlakları görünür kıldı.
Gazete, hükümetlerin yalnızca Rus liderle diyaloğun gerekliliği konusunda değil, Avrupa adına masaya kimin oturacağı hususunda da uzlaşamadığını yazdı.
Finlandiya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Rusya Programı Direktörü Arkadiy Moşes, “Tek ve yekpare bir blok gibi görünmek yerine, karşımızda bir bölünme tablosu görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Moşes, durumu “Kuzey coğrafyasının ölçülerine göre mesele oldukça ciddi” sözleriyle nitelendirdi.
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Stubb ile Støre’nin girişimini hedef alarak görüşmenin diğer Avrupa ülkeleriyle koordine edilmediğini savundu.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da telefon trafiği hakkında önceden bilgilendirilmediğini belirterek rahatsızlığını dile getirdi.
The Guardian’a ismini vermeden konuşan üst düzey bir Avrupalı diplomat, “Genel çerçevede Putin ile konuşmamız gerektiği konusunda bir mutabakat var, ancak temas kurma girişimleri tam bir kargaşayı andırmaya başladı” dedi.
Gazete, Moskova ile köprü kurmaya çalışan birden fazla Avrupalı aktör olduğuna işaret etti.
Bu yıl İngiliz, Fransız ve Alman büyükelçileri Rus yetkililerle temaslar yürütürken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un diplomatik danışmanı Moskova’yı ziyaret etti; Avrupa Birliği Konseyi Başkanı António Costa’nın ofisi de Kremlin ile doğrudan iletişimi sürdürdü.
Ukrayna’daki askeri harekatın başlamasından bu yana Putin ile telefon temasını sürdüren Lüksemburg Dışişleri Bakanı Xavier Bettel, bağımsız diplomatik girişimleri sebebiyle Avrupalı mevkidaşlarının tepkisiyle karşılaştığını açıkladı.
Bettel, bazı liderlerin bu tür müzakereleri yalnızca Fransa, Almanya veya ABD gibi büyük güçlerin yürütmesi gerektiğine inandığını ifade etti.
Geçmişte 2013 ile 2023 yılları arasında Lüksemburg Başbakanı olarak görev yapan Bettel, mayıs ayında yaptığı açıklamada “Bazı meslektaşlarım bana ‘Lüksemburg Başbakanı kim oluyor da Rusya Devlet Başkanı ve Ukrayna Devlet Başkanı ile konuşabiliyor? Siz küçücük bir ülkesiniz’ diyordu” ifadelerini kullandı.
AB ülkeleri Ukrayna’ya verilen destekte genel olarak birlik sergilese de Rusya ile diyaloğun yeniden başlatılması noktasında farklı kutuplara ayrılıyor.
Fransa, Putin ile iletişim kanalının açık tutulmasını savunurken, Almanya ve İngiltere çok daha temkinli bir hat çiziyor.
Baltık ülkeleri ile AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise en üst düzeyde yürütülecek görüşmelerin Moskova’dan taviz koparmadan üzerindeki baskıyı hafifletebileceğinden endişe ediyor.
Rusya yönetimi ise Kiev’e sağlanan askeri yardımların çatışmayı uzatmaktan başka bir işe yaramadığını savunarak bu sevkiyatlara karşı çıkıyor.
Kremlin Danışmanı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine AB liderlerinden gelen olumsuz tepkileri beklemediklerini belirtti.
Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşme konusunda ortak bir tutum bulunmadığını vurgulayan Uşakov, orada bir uyumsuzluk olduğunu dile getirdi.
Uşakov, “Biz kendi adımıza böyle bir tepki beklemiyorduk; çünkü bu görüşmenin en azından önde gelen Avrupa troykasıyla koordine edildiğini düşünüyorduk” dedi.
Kremlin Danışmanı, Avrupalı liderlerle gelecekteki temaslara ilişkin henüz somut bir takvim olmadığını da aktardı.
Uşakov, “Liderler Putin’i aramak isterse onun her zaman telefona bakacağına dair bir mutabakat vardı; Putin imkan ve vakit olduğunda ahizeyi daima kaldırır, yöneltilen bütün sorulara her zaman nazik ve ayrıntılı cevap verir” diye konuştu.
Avrupa
CDU, öğrenci eylemlerine karşı ordunun kullanılmasını istedi

Almanya’da zorunlu askerliğin yeniden getirilmesine karşı okul grevleri sürerken, CDU’dan öğrenci eylemlerine karşı ordunun kullanılması çağrısı geldi.
Ülkede bir sonraki ülke çapındaki okul grevi 20 Kasım’da yapılacak. Önceki okul grevleri gibi, bu grev de öncelikle açıkça ufukta beliren zorunlu askerlik hizmetinin yeniden getirilmesine karşı yönelik.
Ayrıca bu cumartesi günü (31 Ekim) için, lise ve üniversite öğrencilerinden oluşan koalisyonlar, Fransız öğrenci protestolarını örnek alan ama Almanya’daki kitlesel militarizasyona karşı çıkmak için daha da ileri giden yeni protestolar çağrısında bulunuyorlar.
Şu ana kadar, bir düzineden biraz az şehirde protestolar duyuruldu ve bu protestolar da artan devlet baskısı tehdidi altında.
Örneğin Hamburg’da bir polis sözcüsü “çok güçlü bir polis varlığı” olacağını, eylemcilere karşı İHA’ların da kullanılacağını duyurdu.
CDU’nun gençlik örgütü Junge Union’un (JU) Berlin-Mitte şubesi ise bir adım daha ileri giderek, lise ve üniversite öğrencilerinin gösterilerine karşı önlem olarak, “liberal düzenimizi savunmak için Bundeswehr’in [Alman Silahlı Kuvvetleri] devreye sokulmasını” talep etti.
Ayrıca Fransa’da Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) örneğinde olduğu gibi, muhafazakâr kesim içinde siyasi partilerin yasaklanmasıyla ilgili tartışmalar şu anda devam ediyor.
Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, yıllar önce CSU Genel Sekreteri olarak görev yaptığı dönemde Die Linke’nin (Sol Parti) yasaklanması olasılığını gündeme getirmişti.
Alman medyasının etkili gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung (faz) da kısa süre önce bu konuyu gündeme getirdi.
Gazete bir başyazısında açıkça şu soruyu sordu: “Neden Die Linke’yi yasaklamayalım?”
Bu durumun arka planında, Die Linke’nin Berlin Senato seçimlerindeki zaferi yatıyor. Parti çok güçlenirse, yasaklama tehlikesi baş gösteriyor.
Yazar Jasper von Altenbockum’a göre, CDU’nun AfD’ye karşı uyguladığı “güvenlik duvarı” stratejisini SPD ve Yeşiller Sol’a karşı yapmadığı için, bu parti Berlin’de istediği gibi davranabiliyor.
Partinin Berlin’deki baş adayı Elif Eralp için, “sol ve İslamcı teröre sempati besleyen, organize suçlulara ‘saygı’ duyan, göçmen ve radikal sol antisemitizmi besleyen ve kamulaştırma şeklinde antikapitalizmi uygulamak isteyen bir hareketin öncüsü” diyen yazar, şöyle devam etti:
“Sol Parti’nin retoriğine, taktiklerine ve ideolojisine, AfD’deki aşırılıkçılığa uygulanan standartların aynısı uygulanacak olsaydı, o zaman partinin yasaklanması tartışması gündeme gelirdi ve Sol Parti’nin siyasetçileri, ‘at nalı’nın diğer ucundakilerle aynı muameleye maruz kalırlardı. Ama durum hiç de öyle değil: Sol Parti’nin siyasetçileri sabah programlarının vazgeçilmez unsurları; Sol Parti’nin siyasetçileri, kimin kendisine demokrat diyebileceğini, kimin diyemeyeceğini belirliyor.”
SPD ve Yeşiller’in Berlin’de, CDU’nun Saksonya-Anhalt, Thüringen veya Saksonya’da karşı karşıya olduğu durumun aynısıyla karşı karşıya olduğunu savunan faz yazarı, Hristiyan Demokratların bir karşı strateji geliştirememesi durumunda, ya Berlin’de bir “kırmızı-yeşil” koalisyonuna ya da AfD’ye doğru bir oy kaymasına rıza göstermek zorunda kalacağını öne sürüyor.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi5 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi7 gün önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını1 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Ortadoğu2 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi












