Bizi Takip Edin

Diplomasi

Anlaşmazlıkların damga vurduğu COP29’da yoksul ülkeler için yılda 1 trilyon dolar çağrısı yapıldı

Yayınlanma

Gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğiyle baş edebilmeleri için on yılın sonuna kadar yılda en az 1 trilyon dolara ihtiyaçları olduğunu belirten ekonomistler, Bakü’deki iklim görüşmelerinde bir finans anlaşmasına varma çabalarının diplomatik anlaşmazlıkların gölgesinde kalma riski taşıdığı konusunda uyardı.

Paranın odak noktası olduğu COP29’daki görüşmelerin başarısı, gelişmekte olan ülkelerin daha yeşil enerjiye geçişi finanse etmelerine ve aşırı hava koşullarına karşı korunmalarına yardımcı olmak için zengin ülkelerin, kalkınma kredisi veren kuruluşların ve özel sektörün her yıl ne kadar kaynak sağlaması gerektiğine dair yeni bir hedef üzerinde anlaşıp anlaşamayacaklarına göre değerlendirilecek.

Kamuoyundaki anlaşmazlıklar ve küresel siyasetteki gerilimler nedeniyle havanın bozulduğu bu zirvede bir anlaşmaya varmak özellikle zor olacak gibi görünüyor.

Donald Trump’ın başkanlık seçimlerini kazanması, ABD’nin iklim müzakerelerindeki gelecekteki rolünü şüpheye düşürürken, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki gerilim de yüzeye çıktı.

COP29 Baş Müzakerecisi Yalchin Rafiyev bir basın toplantısında “Taraflar zamanın daraldığını unutmamalı” dedi ve ekledi: “Bu değerli zamanı birbirleriyle doğrudan konuşmak ve köprü kurucu çözümler üretmeyi sahiplenmek için kullanmalılar.”

OECD mayıs ayında yaptığı açıklamada, 2025 yılında sona erecek olan yıllık 100 milyar dolarlık bir önceki finansman hedefine iki yıl gecikmeyle 2022 yılında ulaşıldığını söyledi. Bu miktarın büyük bir kısmı hibe yerine kredi şeklindeydi ve alıcı ülkeler bu durumun değişmesi gerektiğini söylüyor.

Perşembe günü, İklim Finansmanı Bağımsız Üst Düzey Uzman Grubu tarafından hazırlanan bir raporda, ülkelerin şimdi harekete geçmemesi halinde hedeflenen yıllık rakamın 2035 yılına kadar yılda en az 1.3 trilyon dolara yükselmesi gerekeceği belirtildi.

Raporda, “2030’dan önce yatırımlardaki herhangi bir eksiklik, takip eden yıllar üzerinde ek bir baskı yaratacak ve iklim istikrarına giden daha dik ve potansiyel olarak daha maliyetli bir yol oluşturacaktır” denildi.

Müzakereciler perde arkasında taslak metinler üzerinde çalışıyor, ancak şu ana kadar Birleşmiş Milletler iklim organı tarafından yayınlanan ilk aşama belgeleri masadaki çok çeşitli görüşleri yansıtıyor.

Bazı müzakereciler finansla ilgili son metnin üzerinde çalışmak için çok uzun olduğunu ve bir anlaşmayı şekillendirmek için görüşmelere başlamadan önce kısaltılmış bir versiyon beklediklerini söylediler.

2015’teki Paris Anlaşması’ndan bu yana katkıda bulunmakla yükümlü olan pek çok Batılı hükümetin daha fazla katkıda bulunma konusundaki isteksizliği göz önüne alındığında, herhangi bir anlaşmanın zorlu geçmesi muhtemeldir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin gelecekteki herhangi bir finansman anlaşmasından çekilme olasılığı ise, delegeler üzerinde gerekli fonları sağlamak için başka yollar bulma baskısını artırıyor.

Bunlar arasında, daha zengin ülkeler tarafından finanse edilen ve daha fazla kredi verebilmeleri için reform sürecinde olan Dünya Bankası gibi dünyanın çok taraflı kalkınma bankaları da yer alıyor.

En büyük on banka, iklim finansmanını 2030 yılına kadar yaklaşık %60 oranında artırarak yılda 120 milyar dolara çıkarmayı planladıklarını ve bunun en az 65 milyar dolarının da özel sektörden sağlanacağını açıkladı.

Perşembe günü Azerbaycan Bankalar Birliği Başkanı Zakir Nuriyev, ülkenin 22 bankasının Azerbaycan’ın düşük karbon ekonomisine geçişine yardımcı olacak projeleri finanse etmek için yaklaşık 1,2 milyar dolar taahhüt edeceğini söyledi.

Kavgalar damga vurdu

Pek çok küresel liderin katılmama kararı aldığı konferansa şu ana kadar birlikten çok bölünme damgasını vurdu.

Fransa İklim Bakanı Agnès Pannier-Runacher, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Fransa’yı Karayipler’deki denizaşırı topraklarda “suç işlemekle” suçlamasının ardından çarşamba günü COP29 gezisini iptal etti.

Fransa ve Azerbaycan’ın ilişkileri, Paris’in Ermenistan’a verdiği destek nedeniyle uzun süredir gergin. Paris bu yıl Bakü’yü Yeni Kaledonya’daki şiddet olaylarına karışmak ve yataklık etmekle suçladı.

Avrupa Birliği iklim komiseri Wopke Hoekstra, X’te yaptığı bir paylaşımda, “İkili anlaşmazlıklar ne olursa olsun, COP tüm tarafların gelip iklim eylemi konusunda müzakere etme özgürlüğüne sahip olduğu bir yer olmalıdır” dedi.

Bu açıklama, Aliyev’in konferansta yaptığı ve ABD ile AB’yi, fosil yakıtların başlıca tüketicileri ve üreticileri olmalarına rağmen iklim değişikliği konusunda ülkelere ders vermekle ve ikiyüzlülükle suçladığı açılış konuşmasının ardından geldi.

Bu arada perşembe günü Arjantin hükümeti müzakerecilerini COP29 görüşmelerinden geri çekti.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei daha önce küresel ısınmayı bir aldatmaca olarak nitelendirmişti. Kendisi de bir iklim değişikliği inkarcısı olan Trump ile bu hafta görüşecek.

Protestocular ‘iklim adaleti’ çağrısı yaptı

Bu sabah COP29 toplantısının yapıldığı salonun girişinde toplanan göstericiler, zengin ülkeleri Küresel Güney’de iklim değişikliğine uyum ve azaltım için verdikleri mali taahhütleri yerine getirmeye çağırdı.

COP29 müzakereleri devam ederken aktivistler, geçmiş emisyonları ele alan ve gelişmekte olan ülkelerin borçlarını derinleştirmekten kaçınan adil ve hakkaniyetli iklim finansmanına duyulan ihtiyacı vurguladı.

Aktivistler ayrıca “iklim sömürgeciliği” ve “iklim apartheid’ı” konularını vurguladılar. İklim sömürgeciliği, zengin ulusların kaynaklarını yurtdışında iklim çözümlerini uygulamak için nasıl kullandıklarını ve genellikle yerel toplulukların refahı yerine kâra öncelik verdiklerini tanımlamak için kullanılıyor. Küresel Kuzey’in Küresel Güney’de ağaçlandırma projeleri veya yenilenebilir enerji için yaptığı baskılar bazen yerli toplulukları yerlerinden ederek tarihsel eşitsizlikleri daha da kötüleştiriyor.

İklim apartheidi de, servet eşitsizliğinin iklim etkilerine karşı dayanıklılığı nasıl etkilediğini vurgulamaktadır. Kaynak zengini ülkeler iklim tehditlerine uyum sağlamak için daha iyi donanıma sahipken, toplumlarını yeniden inşa etmek ve korumak için daha az kaynağa sahip olan yoksul ülkeler iklim krizinin yükünü taşıyor. Bu eşitsizlik, Küresel Güney’de giderek daha sık ve şiddetli yoksulluğa, yerinden edilmelere ve altyapı kayıplarına yol açıyor.

Protestocular, COP29 müzakerelerinin, iklim felaketlerine uyum sağlamak veya bu felaketlerden kurtulmak için yeterli kaynağı olmayan ülkeleri desteklemek üzere “kayıp ve zarar” fonuna odaklanmasını talep ediyor. Geçen yıl bir Kayıp ve Zarar fonunun kurulması önemli bir adımdı, ancak 2033 yılına kadar ihtiyaç duyulacağı tahmin edilen 580 milyar doların çok altında, sadece yaklaşık 700 milyon dolar taahhüt edildi.

İklim adaleti savunucuları, iklim krizine yönelik bir çözümün Küresel Güney’den, yerli topluluklardan ve çevrenin ön saflardaki savunucularından gelen sesleri içermesi gerektiğinde ısrar ediyorlar.

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Yayınlanma

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.

Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.

Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.

Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.

Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.

Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.

Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.

Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.

Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.

Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.

Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.

ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.

Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.

Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.

Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.

Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English