Ortadoğu
Arap dünyası Trump’ın Gazze planına tepkili

Arap Birliği, Körfez İşbirliği Teşkilatı (KİK), Arap Parlamentosu ve Yemen’deki Husiler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki Filistinlileri zorla yerinden etme planını reddettiğini açıkladı.
Arap Birliği’nden yapılan yazılı açıklamada, “Başkan Trump’ın bahsettiği öneri, Arap ve uluslararası toplum tarafından reddedilen ve uluslararası hukuku ihlal eden Filistinlilerin yerinden edilmesi senaryosunu teşvik etmeyi içeriyor” ifadelerine yer verildi. Söz konusu plan reddedilerek, istikrarsızlığa davetiye çıkardığına dikkat çekilen açıklamada, planın, Filistinliler ile İsrailliler arasında ve daha geniş bölgede barış ve güvenliği tesis etmenin tek yolunu temsil eden iki devletli çözüme ulaşılmasına da katkıda bulunmadığı vurgulandı.
Arap Parlamentosu
Arap Parlamentosu Başkanı Muhammed Ahmed el-Yemahi de açıklamasında, Trump’ın “uluslararası yasaları ve Filistin halkının meşru haklarını ihlal eden” açıklamalarını “kategorik olarak reddettiğini ve kınadığını vurguladı.
Filistin davasını tasfiye etmeyi veya haksız çözümler uygulamaya yönelik herhangi bir girişimin mutlak reddini teyit eden Yemahi, “Filistin halkına zorla yerinden edilmeye yönelik herhangi bir girişimin insanlığa karşı bir suç olarak kabul edildiğini” vurguladı.
Yemahi, Trump’ın açıklamalarının “adil ve kapsamlı barışa ulaşma çabalarına hizmet etmediğini, daha ziyade çatışmayı körüklediğini ve bölgedeki gerilimi artırdığını” söyledi.
Körfez İşbirliği Teşkilatı
KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ise Filistin davasında tek taraflı eylemleri reddettiklerini belirterek, konseyin, Filistin davasını ve Filistin halkının 1967’den bu yana işgal edilen tüm toprakları üzerindeki egemenliğini desteklediklerini ifade etti.
Konseyin, uluslararası meşruiyet kararlarına uygun olarak mültecilerin geri dönüşünü sağlama ve her türlü tek taraflı tedbiri reddetme konusundaki kararlı konumunu teyit eden Budeyvi, konseyin, iki devletli çözümün barış ve istikrara kalıcı bir çözüm bulmanın garantisi olduğu yönündeki tutumunu vurguladı.
Husiler
Yemen’deki Husiler de yayınladıkları açıklamada, Trump’ın Filistinliler hakkındaki planını reddettiklerini belirterek, “Trump’ın açıklamaları Filistin halkının haklarına karşı açık bir saldırıdır. Arap ve İslam ulusuna yönelik de benzeri görülmemiş bir küçümsemedir” ifadelerine yer verdi.
Açıklamada, “ABD, Gazze’ye yönelik soykırım suçlarının ilk ve doğal ortağıydı. Şimdi de zorla yerinden edilme projesinin ön saflarında yer alıyor” değerlendirmesinde bulunuldu.
Öte yandan Suudi Arabistan, Ürdün, Filistin, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile Umman’ın yanı sıra İslam İşbirliği Teşkilatı ve Hamas da Trump’ın söz konusu planını reddettikleri açıklamasında bulunmuştu.
Trump Ne Demişti?
Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile düzenlediği basın toplantısında Trump, ABD’nin Gazze’yi devralacağını, patlamamış bombaları ve yıkıntıları temizleyeceğini, Filistinlilerin ise komşu ülkelerde yeni yerleşim bölgelerine gitmesinin daha iyi olacağını savunmuştu.
Ortadoğu
BAE lideri bin Zayed, Suudi Kralı Selman’a mesaj gönderdi

Suudi Arabistan Kralı Selman, bugün (25 Ağustos) BAE-Suudi Arabistan ilişkileriyle ilgili olarak BAE lideri Şeyh Muhammed bin Zayed el-Nahyan’dan yazılı bir mesaj aldı.
BAE’nin Riyad Büyükelçisi Mater Salem Ali Marran el-Dhaheri, belgeyi Kral Selman adına teslim alan Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Velid el-Hereyci’ye sundu.
El-Dhaheri ve el-Hereyci, görüşmelerinde iki ülke arasındaki ortak çıkarları ele aldılar ve çeşitli alanlarda bu çıkarları geliştirmenin yollarını araştırdılar.
İki ülke, bölgede başta Sudan ve Yemen olmak üzere bir süredir karşı karşıya geliyor. Ayrıca BAE’nin İsrail ile yakın ilişkileri de Riyad’da kuşkuyla karşılanıyor.
Mektupta bin Zayed, 8–10 Aralık 2026 tarihleri arasında Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’de, Senegal Cumhuriyeti ile ortaklaşa düzenlenecek olan 2026 BM Su Konferansı’na katılım için resmi bir davet de gönderdi.
Ortadoğu
İsrail medyasına göre “Türkiye mesajı anladı”
İsrail medyası, Ebu Zuhur Hava Üssü’ne düzenlenen saldırının ardından Ankara’nın Suriye’deki askeri varlığını genişletme planlarını askıya aldığını savundu.
Ynet’te yer alan habere göre, üst düzey bir İsrailli yetkili, İsrail’in üsse düzenlediği saldırının ardından Ankara’nın Suriye’deki askeri varlığını genişletme planlarını askıya aldığını, Tel Aviv’in aynı zamanda Şam ile gizli diplomatik temaslar sürdürdüğünü ve hareket özgürlüğünü koruduğunu belirtti.
Üst düzey bir İsrailli yetkili Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Türkiye mesajı anladı ve bu hamleyi durdurdu fakat bunun ne kadar süreceği belirsiz,” dedi.
Yetkiliye göre, İsrail’in “kırmızı çizgi” olarak nitelendirdiği bölgede Türkiye’nin varlık kurma girişimini engellemek için yapılan diplomatik çabalar sonuçsuz kalınca, ordunun tam desteğiyle saldırı kararı alındı.
Yetkili, “Bu, alınabilecek en sert tutumdu,” dedi.
Yetkili, Türkiye’nin Ebu Zuhur bölgesine sistemler konuşlandırmayı planladığına dair haberlere de değindi.
Ankara’nın buraya tam olarak ne yerleştirmeyi amaçladığını belirtmekten kaçınan İsrailli, bunların “orada olmaması gereken gerçek ve önemli unsurlar” olduğunu söyledi.
Yetkiliye göre bu unsurlar İsrail’in hareket özgürlüğünü kısıtlayabilir ve Suriye’de bu tür bir “Türk varlığı” için bir emsal teşkil edebilirdi.
Yetkili, Türkiye’nin uzun vadede bir tehdit haline gelebileceğini ileri sürdü fakat “Yarın sabah Türkiye ile bir savaş çıkacağını sanmıyorum,” diye vurguladı.
Suriye cephesine gelindiğinde ise söz konusu yetkili, İsrail’in ülkenin güneyinde önemli ölçüde bir askeri güç yığılmasını ve Suriye hava sahasında İsrail Hava Kuvvetleri’nin hareket özgürlüğüne yönelik herhangi bir engel oluşmasını önlemeye çalıştığını belirtti.
Aynı zamanda İsrail, Suveyde bölgesindeki Dürzilerle işbirliğini sürdürmek ve eylemlerinin uluslararası meşruiyetini korumak istiyor.
Yetkili, yeni Suriye’nin İsrail’i tehlikeye atabilecek askeri kapasiteler geliştirmesine izin veremeyeceklerini vurguladı.
İsrailli, “Bir düşmanımız var. Bunun orta ve uzun vadede bir düşman olduğu bizim için açık. Bu düşmanın kapasite geliştirmesini engellemeliyiz,” dedi.
Yetkiliye göre, Tel Aviv diplomatik kanallar aracılığıyla Şam ile temas halinde ama aynı zamanda gerektiğinde askeri güç kullanmaktan da çekinmiyor.
İsrailli bu politikayı, ABD Başkanı Donald Trump’tan esinlenerek “kuantum diplomasisi” olarak nitelendirdi ve şöyle konuştu:
“Bu, ya sıfır ya da bir meselesi değil. Dünya her zaman ‘benimle misin, yoksa bana karşı mısın’ şeklinde ikiye bölünmüştü fakat Trump tüm sahada oynuyor. Herkesle işbirliği yapıyor ve herkesle savaşıyor.”
“Esad rejimi düştü ama öte yandan şimdi El Kaide var,” diyen yetkiliye göre asıl zorluk, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın uluslararası sahnede, özellikle de ABD Başkanı Donald Trump nezdinde bir konum elde etmeyi başarması.
Yetkili ayrıca, “kendisi [Şara] için çok çaba sarf eden ve bize ciddi zarar veren” ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ı eleştirdi.
Yetkiliye göre, Avrupa, kısmen Suriyeli mültecilerin geri dönüşünü sağlamak isteği nedeniyle, Şara’yı “meşrulaştırma süreci”nden geçiriyor.
Şara’nın Türkiye ile ilişkilerine gelince, kamuoyundaki desteğe rağmen, “çelişen bölgesel hırslar” nedeniyle bu ilişkinin derin bir güvene dayanmadığını savundu.
Yetkili, “[Recep Tayyip] Erdoğan Selahaddin olmak istiyor, Colani de Selahaddin olmak istiyor,” diye konuştu.
Ortadoğu
Barrack, Golan Tepeleri açıklamasından çark etti

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, İsrail’in BM kararlarını ihlal ederek Golan Tepeleri’ni hâlâ işgal ettiği yönündeki açıklamalarından geri adım attı.
Barrack, Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan ABD politikasının değişmediğini belirterek, yaptığı açıklamaların söz konusu bölgenin tarihsel durumunu yansıttığını ve BM’nin tutumunu desteklemek amacıyla yapılmadığını savundu
İsrail, 1967 Savaşı’nda Golan Tepeleri’ni Suriye’den ele geçirdi ve 1981’de burayı ilhak etti. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğu, bu bölgeyi işgal altındaki Suriye toprağı olarak kabul ediyor ve İsrail’in ilhakını tanımıyor.
2019 yılında Trump, on yıllardır süren ABD politikasını tersine çevirerek, İsrail’in bu bölge üzerindeki egemenliğini tanımıştı.
Büyükelçi, cuma günü Lübnan asıllı Avustralyalı girişimci Mario Nawfal’a verdiği mülakatta, İsrail’in söz konusu bölgeyi “hâlâ” işgal ettiğini söylemişti.
Barrack daha sonra bunun, Golan konusunda “Birleşmiş Milletler’in tutumuna bir destek değil”, bölgenin tarihsel statüsüne ilişkin bir açıklama olduğunu söyledi.
Pazar günü Associated Press’e yaptığı açıklamada, “Golan’a ilişkin ABD politikası 2019 yılında Başkan Trump tarafından belirlenmiştir ve bu politika değişmemiştir,” dedi.
Barrack, son İsrail-Hizbullah savaşının ardından İsrail güçlerinin güneyin bazı bölgelerini işgal ettiği Lübnan’da neden ilhakın gerçekleşmeyeceğini öngördüğünü açıklamayı amaçladığını ve toprak haritaları yerine müzakere yoluyla varılan anlaşmaların daha kalıcı olduğunu savunmak istediğini belirtti.
Ayrıca Golan’ı, “zorla ele geçirilen toprakların nesiller boyu ihtilaf konusu olmaya devam ettiği”ne dair bir örnek olarak gösterdiğini de ekledi.
Cuma günkü röportajda Barrack, geçen hafta başında İsrail’in Suriye’nin kuzeyindeki Ebu Zuhur hava üssüne düzenlediği saldırıları da eleştirmişti. İsrailli yetkililer, saldırıların Türkiye’nin üste varlık kurmasını engellemeyi amaçladığını belirtmişti.
Barrack’ın Golan ile ilgili açıklamaları Washington’da da tepkilere yol açtı.
Floridalı Cumhuriyetçi Senatör Rick Scott, X platformunda, büyükelçinin Trump’ın bu bölge üzerindeki İsrail egemenliğini tanıdığını “unutmuş” gibi göründüğünü yazdı.
Öte yandan Barrack, İsrail’in geri çekilmesi ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda İsrail ile Lübnan arasında devam eden müzakerelere ilişkin değerlendirmesine yöneltilen eleştirilere yanıt verdi.
Barrack, “(Müzakere) masasında iki kişinin –Hizbullah ve İran’ın– eksik olduğunu” söylemişti.
Bu sözler, Barrack’ın Tahran ve Hizbullah’ın ABD destekli müzakerelere katılması gerektiğini kastettiği yönünde spekülasyonlara yol açtı.
Pazar günü Barrack, ABD’nin Hizbullah ile müzakere etmediğini vurguladı fakat “söz konusu silahların İran tarafından tedarik edildiğini ve finanse edildiğini” belirttiğini, bunun da bu silahların akıbetine ilişkin müzakereleri zorlaştırdığını ifade etti.
Barrack, AP’ye verdiği demeçte şunları söyledi:
“Sorunun zorluğunu anlatıyordum, yeni bir müzakere masası önermiyordum. Hizbullah, yabancı terör örgütü olarak tanımlanmıştır. Biz onunla müzakere etmiyoruz ve söylediklerimin hiçbir kısmı aksini ima etmiyor.”
Ayrıca, Lübnan’ın güneyindeki Şii topluluklara Tahran’ın sağladığı mali desteğin yerini kimin alacağını sorgulayan açıklamalarını da savundu ve bu tür soruları gündeme getirmenin “kimseye bir hak tanımak anlamına gelmediğini” belirtti.
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Amerika4 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Dünya Basını1 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Görüş1 hafta önceBüyük Oyun III: Enerji ve Dolar Açlığıyla Şekillenen Yeni Dünya
Dünya Basını2 hafta önceNikkei Asia: ABD-Japonya yen müdahalesi Tokyo için bir başka yenilgi










