Diplomasi
‘Askeri Schengen’: ABD, Rusya ile Arktik’te nasıl bir çatışmaya hazırlanıyor?

Rusya, NATO’nun doğuya genişlemesi ve Arktik bölgesindeki askeri faaliyetlerine yanıt olarak Moskova ve Leningrad askeri bölgelerini yeniden oluşturmuştu. ABD ise, Kuzey Avrupa ülkeleriyle savunma anlaşmaları yaparak ‘askeri Schengen’ adı verilen bir sistem kuruyor. Bu, F-35 savaş uçakları ve nükleer silahlar da dahil olmak üzere bölgedeki askeri varlığını artırıyor. Rusya, NATO’nun Arktik’teki faaliyetlerini ciddi bir tehdit olarak görüyor ve buna karşı kendi savunma önlemlerini güçlendiriyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yıl 26 Şubat’ta Moskova ve Leningrad askeri bölgelerinin yeniden yapılandırılmasına dair kararname imzaladı. Ardından dönemin Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, NATO’nun doğuya genişlemesi ve Rusya sınırları yakınında yeni askeri altyapı oluşturulması gibi tehditler nedeniyle bu adımların gerekli olduğunu açıkladı.
’Askeri Schengen’
Yeni askeri bölgelerin oluşturulması radikal bir önlem değil; bölgedeki mevcut duruma verilen bir yanıt. NATO, özellikle ABD öncülüğünde, Arktik’in militarizasyon sürecini neredeyse on yıldır sürdürüyor.
Bu süreç, Rusya sınırındaki askeri altyapıyı güçlendirmek ve özellikle Finlandiya ile İsveç’in NATO’ya katılımını kolaylaştırmak amacıyla başlatıldı.
Bu hedefler, siyasi ve diplomatik manevralar ile bilgi altyapısının oluşturulması yoluyla gerçekleştirildi. Sonuç olarak Finlandiya ve İsveç, NATO’nun kuzeydoğuya doğru askeri altyapısını genişletme sürecine hukuki bir temel sağlayarak ittifakın tam üyeleri haline geldi.
ABD, Arktik’teki faaliyetlerine ek hukuki gerekçeler sunmak için bölgedeki tüm ülkelerle (Danimarka, Norveç, İsveç ve Finlandiya) savunma alanında ikili ilişkiler kuruyor. Bu işbirliği anlaşmaları, ABD Silahlı Kuvvetleri’nin belirtilen ülkelerde konuşlandırılması, askeri altyapının yerleştirilmesi ve füze savunma sistemleri ile hava savunma sistemlerinin devreye alınmasını içeriyor. Böylece, “askeri Schengen” olarak adlandırılan bir sistem oluşturuluyor. Bu sistemde, silahlı kuvvetler bürokratik veya hukuki engel olmaksızın serbestçe hareket edebiliyor.
Bu mekanizma, Washington’a Kuzey Avrupa’nın geniş bir bölgesini askeri amaçlarla kullanma hakkı tanırken, bölge ülkelerinin güvenlik alanındaki egemenliğinin bir kısmı üzerinde kontrol sağlıyor.
’Barış için ortaklık’
Finlandiya’nın NATO’ya katılması, kara sınırının genişlemesi ve son yıllarda askeri altyapının aktif olarak inşa edilmesi en önemli tehdit unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.
Finlandiya ve ABD arasında savunma alanında ikili işbirliği anlaşması üzerine yapılan görüşmeler, Finlandiya’da geniş bir hava üssü ağının oluşturulmasına yol açtı.
Elde edilen bilgilere göre, Pentagon, Helsinki’nin banliyösü Kuopio’da bir Hava Kuvvetleri üssü kurmayı planlıyor. Bu üste, muhtemelen teslim edilmesi planlanan 64 adet düşük gözlemlenebilirliğe sahip beşinci nesil F-35 savaş uçağının bir kısmı konuşlandırılacak.
Havaalanı, Petrozavodsk ve St. Petersburg’a 360 km mesafede bulunuyor. Bu da F-35’lerin Rusya’nın kuzeybatı bölgesinde potansiyel olarak kullanılmasını mümkün kılıyor ve Leningrad Askeri Bölgesi ile Leningrad Deniz Üssündeki tesislere yönelik tehditler oluşturuyor.
Aynı zamanda, Laponya’da, Rovaniemi’nin banliyösünde (Rusya Federasyonu sınırına 200 km) F-35’lerin konuşlandırılması için bir havaalanı adapte ediliyor. Bu, Murmansk’taki Kuzey Filosu tesislerine yönelik tehditlerin artırılmasını amaçlıyor.
Mart 2024’te F-35’ler, 12. nesil termonükleer bomba B61’in resmi taşıyıcısı olarak sertifika aldı.
Kritik nokta
Washington için Amerikan nükleer silahlarının yerleştirildiği Avrupa ülkelerinin kaderi büyük bir öneme sahip değil. Bu durumda, bu ülkeler Rusya ve Ruslara karşı ilan edilmemiş bir topyekun savaş yolunda piyon olarak kullanılıyor.
13 Temmuz 2023’te ABD Başkanı Joe Biden, Helsinki’deki başkanlık sarayında Finlandiya’nın siyasi tarihine geçecek sözler söyledi: “Finliler şunu bilmeli: ABD, Finlandiya’ya ve NATO’ya bağlı. Taahhüdümüz net. NATO topraklarının her santimini savunacağız, bu kesinlikle Finlandiya topraklarını da içeriyor.”
Benzer faaliyetler Pentagon tarafından İsveç cephesinde de yürütülüyor. ABD ve İsveç arasındaki askeri işbirliği anlaşması, Amerikan silahlı kuvvetlerine 17 İsveç üssü, tesisi ve askeri bölgesini kullanma hakkı tanıyor.
Taktik nükleer silahları göz ardı etsek bile, İsveçlilerin RBS-15 gemi savar füzesine sahip olduğunu unutmamak gerekiyor. Şu anda Mk4 versiyonuna modernize ediliyor. Bu füze, 1000 km’yi aşabilen bir menzile sahip. Başlangıçta gemi savar olarak tasarlanmış olsa da, çeşitli hedeflere karşı kullanılabilir. Füze, aktif radar arayıcı başlığına sahip ve ayrıca kızılötesi başlıkla donatılabilir. Ana rota boyunca GPS sinyalleriyle düzeltme yapılarak ataletsel rehberleme sağlanıyor, bu da füzenin kullanım doğruluğunu artırıyor.
ABD’nin makro bölgede hakimiyet kurma planlarının ciddiyeti, düzenli olarak yapılan askeri tatbikatlarla da gösteriliyor.
Şubat ayında NATO himayesinde “Barış için Ortaklık” programı kapsamında Nordic Response 2024 Arktik askeri tatbikatları düzenlendi.
Bu tatbikatlara 13 NATO ülkesinden 20 binden fazla asker, 50 savaş gemisi (fırkateyn, denizaltı, korvet, uçak gemisi) ve 110’dan fazla hava aracı (F-35 savaş uçakları, çeşitli helikopterler ve İHA’lar) katıldı. Tatbikatlarda çeşitli senaryolar ve senaryo varyantları çalışıldı.
Önemli bir faktör, özel operasyon kuvvetlerinin ve özel kuvvetlerin altyapı tesislerine yönelik potansiyel sabotajlar için aktif olarak kullanılmasıydı. Özellikle, hareket halindeki deniz platformlarına helikopterlerden iniş tatbikatları yapıldı.
Bu, Rusya’nın nükleer buzkıranlarının veya diğer büyük deniz taşıtlarının ele geçirilmesi veya saldırıya uğraması gibi senaryoların potansiyel olarak üzerinde durulduğunu gösteriyor.
İsveç ve Norveç’in rolü
İsveç, bölgesel bir teknoloji lideri olarak Arktik yönünde kullanılabilecek ek silah üretimini sağlıyor. Aslında, bu askeri ürünlerin tamamı, sert Arktik iklim koşulları için optimize edilmiş taktiksel ve teknik özelliklere sahip. Bu çok önemli bir nokta.
Norveç ise dünyanın önde gelen otonom su üstü ve su altı sistemleri üreticilerinden biri. Özellikle Kongsberg ve yan kuruluşu Kongsberg Defence & Aerospace bu alanda faaliyet gösteriyor. Şubat ayında ABD Donanması, büyük bir otonom insansız su altı aracı olan HUGIN’in üretimi için bir sözleşme imzaladı. Bu araç, 2200 km’yi aşan bir mesafede ve 6.000 metre derinlikte faaliyet gösterebiliyor. Bu tür cihazlar, Arktik bölgesindeki Rus altyapısına yönelik sabotajlar ve saldırılar için kullanılabilir.
Özellikle, Kuzey Denizi Rotası’nın lojistiğini felç etmek, liman altyapısına saldırmak ve nükleer buzkıran filosuna eşlik eden gaz taşıyıcılarına yönelik hedefli saldırılar düzenlemek için kullanılabilir.
Arktik bölgesini değerlendirirken, Baltık Denizi’ndeki durumu da bir bütün olarak ele almak gerekiyor. Bugün Baltık, ABD ve NATO ülkelerinin büyük ölçekli manevralar yaptığı potansiyel bir çatışma alanı.
Örneğin, Leningrad Deniz Üssü’nün kapatılması tehdidi, Kaliningrad ile Baltık Filosu arasındaki iletişimi felç edebilir. Bu nedenle Rusya, bu tehditlere karşı tüm önlemleri alıyor ve potansiyel düşman güçlerini imha etmek için çalışıyor.
Rusya vs. NATO
Ancak, NATO’nun zayıf yönlerine de dikkat etmek gerekiyor. ABD Kuzey Komutanlığı’nın başkanı, Amerika’nın bu alanda Rusya’nın gerisinde kaldığını kabul etti.
Rusya’nın şu anda yaklaşık 40 buzkıranı var, ancak ABD’nin elinde sadece üç buzkıran bulunuyor ve bunlardan sadece biri faal durumda. Bu, Arktik bölgesindeki herhangi bir operasyon veya misyonun yürütülmesi açısından önemli bir dezavantaj oluşturuyor.
ABD, hava kuvvetlerine ve yüksek hassasiyetli silahlara, özellikle de F-35’in taşıyıcısı olduğu taktik nükleer silahlara güveniyor.
Bu silahlarla Rusya’nın ana askeri altyapısına, sanayi tesislerine ve hava savunma sistemlerine kitlesel saldırılar düzenlemeyi planlıyor.
ABD, hipersonik silahlar, özellikle de deniz tabanlı sistemler konusunda da geride kalıyor. Rusya’nın Kuzey Filosundaki kruvazörler, Zirkon gibi hipersonik silahlarla donatılmış durumda. Bu, ABD için şu anda aşılması zor bir güç oluşturuyor. Ancak, buna karşı koymak için sistemler geliştiriyorlar.
Savaşın doğası da değişiyor. İntihar dronları, su üstü ve su altı araçlarının kitlesel kullanımı, özellikle Norveç’in savunma sanayisinin uzmanlık alanı olan zorlu buz koşullarında operasyon yapabilen sistemler, ciddi bir meydan okuma oluşturuyor. Kongsberg, başlangıçta su altı mayınlarını imha etmek için tasarlanan intihar dronları geliştirdi. Fakat bu dronlar, gemileri ve deniz araçlarını imha etmek için de kullanılabilir. Bu dronlar, önemli mesafeleri aşabilme kabiliyetine sahip. Bu nedenle, Karadeniz’deki benzer sistemlerle mücadele deneyimi göz önüne alındığında, Rus filosu için belirli bir tehdit oluşturuyor.
Batılı ülkeler, özel operasyon kuvvetlerinin de dahil olduğu misyonlarını desteklemek için M270 gibi çok namlulu roket sistemlerini kullanmayı planlıyor.
Şubat ayındaki tatbikatlarda, bu sistemlerin büyük mesafelerden birlikleri koruma yetenekleri test edildi. Bu sistemler, 300 km’yi aşan menzile sahip ATACMS füzeleri de dahil olmak üzere çeşitli füzelerle donatılmış durumda. Bu destek sistemi oldukça güçlüdür ve bu nedenle bu altyapının tamamı devreye alınıyor.
Lockheed Martin, daha önce Baltık ülkelerine önemli miktarda HIMARS sistemi tedarik etmişti. Bu nedenle, yerel bir etki değil de tüm cepheye yönelik bir saldırı düşünüldüğünde, hava savunma sistemleri üzerindeki yük çok yüksek olacak.
Bu nedenle, yeni tümenler ve tugaylar oluşturularak bu saldırıları önlemek ve karşılık vermek için eşdeğer bir potansiyel sağlanıyor.
Bu çatışmanın başlama olasılığı, tüm belgeler, tedarik süreçleri ve NATO ile ABD’nin askeri komutanlarının kamuya yaptığı açıklamalar göz önüne alındığında, 2030 yılı ve sonrası için planlanıyor. Fakat, mevcut durumun yüksek dinamizmi, çatışmanın tırmanması ve gerilimin artması göz önüne alındığında, bu sürenin önümüzdeki 2 ila 3 yıl içinde gerçekleşebileceği tahmin ediliyor.
Diplomasi
Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.
Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.
Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.
Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.
Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.
“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.
Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.
Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.
Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.
Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.
Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.
Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.
Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.
Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.
Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.
Diplomasi
Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.
Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.
Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.
Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.
Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.
Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.
Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.
Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.
Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.
AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.
Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.
Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.
Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.
Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.
Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.
Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.
Diplomasi
Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.
İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.
ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.
ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.
The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.
ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.
Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.
OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.
Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









