Bizi Takip Edin

Avrupa

Avrupa İHA tehdidine karşı dron duvarları örüyor

Yayınlanma

Avrupa ülkeleri hava sahası ihlallerinin ardından İHA savunma sistemleri ve ortak sınır projeleri geliştirirken ABD kıtadaki özel dron taburunun faaliyetlerini sonlandırma kararı aldı. Almanya, Polonya ve Baltık ülkeleri hava savunma hatlarını güçlendirirken NATO ve AB ortak fonlarla yeni savunma kalkanları oluşturuyor.

Romanya’da 20 Ağustos gecesi Ukrayna sınırına yakın bölgede son bir ay içinde dördüncü kez bir İHA düştü.

Romanya Savunma Bakanlığı, ülke hava sahasına giren insansız hava aracının Grindu köyünün yaklaşık 4 kilometre kuzeydoğusundaki meskun olmayan bir alana düştüğünü duyurdu. Aynı gün Moldova İçişleri Bakanlığı da Ukrayna sınırına bir kilometre mesafede bir İHA enkazı bulunduğunu açıkladı.

Son bir ayda Almanya, Bulgaristan, Letonya, Romanya ve Moldova dahil olmak üzere Avrupa’da tanımlanamayan İHA’ların hava sahasını ihlal ettiği veya düştüğü en az altı vaka kayıtlara geçti. Bazı bölge ülkeleri bu olaylarda Rusya’nın parmağı olabileceğini öne sürdü.

Moldova, Crocmaz köyü yakınlarında patlayan bir askeri İHA’nın düşmesi üzerine 10 Ağustos’ta Moskova Büyükelçisini istişareler için geri çağırdı.

Moldova Savunma Bakanı Anatolie Nosatıy, 12 Ağustos’ta yaptığı açıklamada ilk verilerin İHA’nın Rus menşeili olduğunu gösterdiğini ve uzmanların enkazı incelemeyi sürdürdüğünü bildirdi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ise iddialara karşı çıkarak Moskova’nın Moldova dahil olmak üzere Ukrayna’ya komşu devletlerin hava sahası üzerinden İHA uçurmadığını ve bu tür uçuş rotaları planlamadığını belirtti.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD yönetimi, İHA harp tekniklerini geliştirmek amacıyla ocak ayında Avrupa’da kurduğu vurucu taburu lağvetme kararı aldı.

Gazeteye konuşan ve ismi açıklanmayan bir ABD ordusu yetkilisi, birliğin Almanya’da ağustos ve eylül aylarında gerçekleştirilen geniş çaplı tatbikatların ardından sonuçları komutanlığa sunacağını ve asli muharebe görevi olan hava indirme piyade taburu yapısına geri döneceğini ifade etti.

Avrupa ülkelerinin hava sahasının tanımlanamayan İHA’larca ihlal edildiği olaylar 2025 sonbaharından itibaren sıklaştı.

Yaşanan gelişmeler üzerine Avrupa Birliği, NATO’nun doğu sınırında İHA’lara karşı kolektif bir savunma mekanizması olan “dron duvarı” inşasını tartışmaya başladı.

Avrupa Komisyonu, Ekim 2025’te 2030 Savunma Hazırlığı Yol Haritası (Defence Readiness Roadmap 2030) kapsamında bu konsepti kamuoyuna sundu.

Planlama dahilinde Avrupa İnsansız Hava Aracı Savunma Girişimi (European Drone Defence Initiative) ve Doğu Nöbeti (Eastern Flank Watch) olmak üzere iki projenin hayata geçirilmesi öngörüldü.

İlk proje, AB ve Ukrayna’nın ortak bir AB – Ukrayna Dron İttifakı kurmasını hedefliyor. Bu girişimin finansmanı için G7’nin Kiev’e destek amacıyla başlattığı Olağanüstü Gelir Hızlandırma (ERA) programı çerçevesinde 6 milyar avro tutarında kredi tahsis edildi.

Doğu Nöbeti projesi kapsamında ise AB, NATO ile yakın koordinasyon içinde hibrit operasyonlar, Rus “gölge filosu” faaliyetleri ve silahlı saldırı riski dahil geniş kapsamlı tehditlere karşı yekpare bir Avrupa savunma sistemi kurmayı amaçlıyor.

Çok katmanlı gözetleme sistemleri, anti-dron teknolojileri, elektronik harp araçları ve nokta atışı vuruş sistemlerini içeren proje, Rusya ve Belarus ile olan kara ve deniz sınırları dahil AB’nin doğu sınırındaki tüm ülkelerde konuşlandırılacak. Sistemin 2028 yılı sonuna kadar operasyonel hale gelmesi planlanıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 15 Temmuz’da AB ile Ukrayna arasında ortak İHA üretimine ilişkin bir anlaşma imzalandığını açıkladı.

Von der Leyen, “Ukrayna yaratıcılığa sahip, ihtiyacı olan şey ise ölçek. Birlikte bunu sağlayabiliriz; böylece Ukrayna avantajını korur, Avrupa da kendi gücünü pekiştirir” ifadelerini kullandı.

İki gün sonra resmi olarak başlatılan Dron İttifakı, Ukraynalı ve Avrupalı İHA ve karşı tedbir üreticilerini bir araya getiren bir platform olarak tasarlandı.

Girişime her iki taraftan dokuzar olmak üzere toplam 18 şirket katıldı; Avrupa kanadında yer alan firmalar arasında ORQA, Indra Group, Fincantieri ve WB Electronics/WB Group bulunuyor.

Avrupa bu süreçte ABD ile işbirliğini de derinleştirdi. WSJ’nin aktardığı bilgilere göre, Ukrayna tecrübesini incelemek amacıyla 173. Hava İndirme Tugayı bünyesinde özel bir tabur kurulması kararı Kasım 2025’te alındı.

Fikrin mimarı olan eski ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Randy George’un planı doğrultusunda, yaklaşık 600 kişilik taburdan oluşan küçük bir grup Amerikan askeri Kiev’e gizli ziyaretler düzenleyerek Ukraynalı yetkililerle bir araya geldi. Birlik ayrıca NATO muharebe eğitim sahalarında Ukraynalı İHA operatörleriyle ortak çalışmalar yürüttü.

Taburun faaliyetlerini sonlandırma kararının, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’e yakınlığıyla bilinen ABD Kara Kuvvetleri Komutan Vekili Christopher Laniwe’in etkisiyle alındığı bildirildi.

WSJ daha önce, Almanya’da nisan ve mayıs aylarında düzenlenen Combined Resolve (Müşterek Kararlılık) tatbikatında ABD birliklerinin İHA’lara karşı savunmasızlığının ortaya çıktığını, Ukraynalı dron operatörlerinin Amerikan birliklerini ve zırhlı araçlarını tespit ederek simülasyon ortamında vurduğunu aktarmıştı.

Atlantik’in iki yakası arasındaki işbirliği farklı kanallardan devam ediyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, temmuz ayında Ankara’daki Sanayi Forumu’nda İHA sistemleri ve bunlara karşı savunma araçlarının geliştirilmesini amaçlayan NATO Drone Edge girişimini duyurdu.

İttifak ülkeleri bu kapsamda beş yıl içinde 40 milyar dolardan fazla kaynak tahsis etme ve 2027 sonuna kadar eğitilmiş İHA operatörü sayısını beş katına çıkarma konusunda uzlaştı.

Rutte, “En yeni yenilikçi teknolojileri kullanıyor, transatlantik savunma sanayimize yatırım yapıyor ve Ukrayna’daki muharebelerden pratik dersler çıkarıyoruz” dedi.

Aynı dönemde Almanya, Danimarka, Finlandiya ve Norveç, Northrop Grumman tarafından ABD Donanması için geliştirilen uzun menzilli ve yüksek irtifa MQ-4C Triton İHA’larının ortak alımına yönelik niyet beyanı imzaladı.

Almanya, İHA teknolojileri ve savunması alanında en faal ülkelerden biri haline geldi. Ağustos başında Leipzig/Halle Havalimanı’nda, mühimmat taşıdığı tahmin edilen Ukrayna’ya ait bir An-24 nakliye uçağının yakınında Semtex tipi patlayıcı içeren bir İHA bulundu.

Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, ülkesinin yabancı devletlerin yürüttüğü “hibrit savaşın hedefi haline geldiğini” belirtti ancak belirli bir ülke adı vermedi. Olayla ilgili üst makamlardan başka resmi bir açıklama yapılmadı.

Bild ve Die Zeit gazeteleri, inceleme ekiplerinin İHA üzerinde bulduğu DNA izlerinin, Leipzig’deki bir DHL kargo tesisine 2024 yılında düzenlenen ve Alman müfettişlerin Rus sabotaj faaliyetleriyle ilişkilendirdiği kundaklama vakasındaki DNA örnekleriyle örtüştüğünü yazdı.

Die Zeit ayrıca emniyet birimlerinin, Berlin yönetimini Rusya’ya karşı daha fazla destek vermeye sevk etmek amacıyla operasyonun Ukrayna tarafından bir sahte bayrak eylemi olarak düzenlenmiş olabileceği ihtimali üzerinde durduğunu da aktardı.

Rusya’nın Berlin Büyükelçiliği ise olayı provokasyon olarak nitelendirerek “Alelacele kurgulanan bu provokasyonun yalnızca Kiev’in ve Avrupalı siyasi sınıfın militarist kanadının hedeflerine hizmet ettiği açıktır” açıklamasını yaptı.

Bu gelişmeler yaşanırken 18 Ağustos’ta Magdeburg-Cochstedt’teki Alman Havacılık ve Uzay Merkezi (DLR) test havaalanında İHA Savunma Teknoloji Merkezi resmi olarak açıldı.

Bilimsel çalışmaları, teknolojiyi ve güvenlik kurumlarının taleplerini bir araya getirmeyi hedefleyen yapı; İHA tespit ve engelleme sistemlerinin geliştirilmesini hızlandırmayı amaçlıyor. Merkezin bünyesinde federal polisin mobil anti-dron birimi ile federal ve eyalet makamlarının kurduğu ortak İHA koordinasyon merkezi yer alıyor.

Açılış töreninde konuşan Dobrindt, “İHA alanındaki silahlanma yarışı, teknolojik gelişmelere ayak uydurabilmek için kendi araştırma birimlerimizi kurmayı gerektiriyor” diyerek Almanya’nın Avrupa’nın ekonomik ve siyasi güvenliğindeki kilit rolü nedeniyle her gün yabancı devletlerin hibrit saldırılarına maruz kaldığını vurguladı.

Merkezin geliştirilmesi için önümüzdeki yıllarda 10 milyon avroya kadar bütçe ayrılması öngörülüyor.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, nisan ayında ülke tarihinin ilk askeri strateji belgesini sundu. Belgede Rusya’nın öngörülebilir gelecekte Avrupa için “en büyük güvenlik tehdidi” olmayı sürdüreceği kaydedildi.

Metne göre Moskova, NATO’yu zayıflatarak Avrupa güvenlik mimarisini yeniden şekillendirmeyi hedefliyor. Belgenin “Tehdit” başlıklı bölümünde, “Rusya, NATO ülkelerine yönelik askeri bir saldırının ön koşullarını oluşturuyor. Bu da aralarında Almanya’nın da bulunduğu ittifak üyesi ülkelere karşı şimdiden hibrit operasyonlar yürütülmesine yol açıyor” tespiti yer aldı.

Polonya yönetimi de hava savunma hattı çalışmalarına hız verdi. Ocak ayında doğu sınırında SAN adı verilen anti-dron duvarı projesini duyuran Varşova, 3,8 milyar avro değerindeki projeyi devlete ait Polska Grupa Zbrojeniowa, Norveçli Kongsberg ve Polonyalı özel şirket Advanced Protection Systems konsorsiyumuyla yürütüyor.

Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Cezary Tomczyk; APKWS füze fırlatıcıları, uçaksavar topçusu, makineli tüfekler ve önleyici İHA’lardan oluşan 18 özel anti-dron hava savunma bataryası konuşlandırılacağını ve çalışmaların 2028 yılına kadar tamamlanacağını duyurdu.

Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya ve Finlandiya’nın Ocak 2025’te duyurduğu Baltık Dron Duvarı girişiminin de 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması hedefleniyor.

AB ve NATO’nun doğu sınırını korumayı amaçlayan ortak proje; radar, sensör ve önleyici İHA’ların merkezi bir yönetim altında çok katmanlı tek bir ağda birleştirilmesini öngörüyor. Katılımcı ülkeler yıl sonuna kadar ağı genişleterek Rusya sınırında kesintisiz izleme sağlamayı planlıyor.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) uzmanları, AB, NATO ve doğu kanadı ülkelerinin İHA tehdidine karşı çözümler üretmek için yoğun çaba gösterdiğini ancak girişimlerin çokluğunun mükerrer çalışmalara ve projelere dahil olan ticari yapılar için belirsizliklere yol açabileceğini belirtiyor.

Hazırlanan raporda, “Girişimler arasında uyumu ve özellikle veri paylaşımı düzeyinde tutarlılığı sağlamak için daha fazla koordinasyona ihtiyaç var” denildi. Raporda ayrıca Rusya kaynaklı İHA tehdidine karşı Avrupa savunma sanayisinin kapasite artırımının hiçbir şekilde diplomatik, siyasi ve askeri adımların yerini alamayacağı vurgulandı.

Avrupa

The Times, Infantino hakkındaki ikinci maaş haberini geri çekerek özür diledi

Yayınlanma

The Times gazetesi, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun 2024 yılında Dünya Kupası organizasyon şirketinden 1,76 milyon dolarlık gizli bir ikinci maaş aldığı yönündeki haberini geri çekerek özür diledi. Gazete, İsviçre raporlama kuralları gereği harcama geri ödemelerinin maaş sayılmadığını ve Infantino’nun Miami’deki şirketle ya da gayrimenkulle bir ilgisinin olmadığını kabul etti.

İngiliz gazetesi The Times, FIFA Başkanı Gianni Infantino hakkında yayımladığı ve gizli bir “ikinci maaş” aldığını öne sürdüğü haberi yalanlayarak FIFA’dan özür diledi.

FIFA’nın X platformu üzerinden aktardığı açıklamaya göre gazete, 13 Ekim tarihli haberindeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

The Times, söz konusu haberinde bir vergi beyannamesine dayanarak Infantino’nun 2024 yılında FIFA’dan kamuoyuna açıklanmayan 1,76 milyon dolarlık ikinci bir maaş aldığını iddia etmişti.

İddiaya göre bu ödeme, 2026 Dünya Kupası’nın organizasyonunu yürütmek amacıyla FIFA bünyesinde kurulan FWC2026 adlı yapı üzerinden aktarılmıştı.

Yayımladığı tekzip metninde iddiaların gerçeğe aykırı olduğunu kaydeden gazete, ortada herhangi bir ikinci maaş olmadığını belirtti.

Açıklamada, İsviçre raporlama kuralları uyarınca harcama ve geri ödemelerin tazminat sayılmadığı, bu nedenle düzenlemelerin FIFA’nın yıllık raporunda Infantino’nun aldığı bu masraf kalemlerini göstermesini zorunlu kılmadığı açıklandı.

The Times ayrıca Infantino’nun Miami’de değerinin altında bir bedelle gayrimenkul satın almadığını ve Shadi LLC şirketiyle hiçbir bağlantısı olmadığını kabul etti.

Açıklamada, “Ne Infantino ne de ailesi, iddia ettiğimiz gibi Shadi LLC’nin yasal ya da intifa hakkı sahibi değildir ve bu şirket üzerinde herhangi bir kontrolleri yoktur. Yapılan hatalar nedeniyle Sayın Infantino ve FIFA’dan özür dileriz” ifadelerine yer verildi.

İddiayı gündeme getiren tek yayın organı The Times değildi. ABD’deki kâr amacı gütmeyen kuruluşların her yıl doldurmak zorunda olduğu 990 numaralı IRS vergi beyannamesine atıfta bulunan ESPN de benzer bir haber yayımlamıştı; bu haberde Infantino’nun 2024’te FWC2026’dan 1,72 milyon dolar aldığı öne sürülmüştü.

Gelişmelerin ardından FIFA, ağustos ayında federasyonu ve başkanını yıpratmaya yönelik koordineli girişimlere işaret ettiklerini hatırlattı.

Yapılan açıklamada, “FIFA, asılsız ve karalayıcı bilgilerin yayılmasını engellemek için medyayı sorumlu davranmaya ve tüm kaynakları titizlikle doğrulamaya çağırmaktadır. Bu olayda olduğu gibi haberler hatalı, yanıltıcı ya da tamamen gerçek dışı olduğunda FIFA bunlara doğrudan ve kararlılıkla karşı çıkmayı sürdürecektir” denildi.

Avrupa federasyonları başkanlık seçiminde desteğini çekmişti

Infantino, 2026 yazında kapsamlı yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıya kalmıştı.

Bu süreçte bazı Avrupa futbol federasyonları, yaklaşan FIFA başkanlık seçiminde Infantino’ya verdikleri desteği geri çekmişti.

Söz konusu tepkilerin gerekçeleri arasında 2026 Dünya Kupası eleme turlarındaki bir kriz yer alıyordu.

ABD Milli Takımı forveti Folarin Balogun’un cezasının kaldırılması kararı ile FIFA’nın Dünya Kupası’na ait bazı ticari hakları dış yatırımcılara satma planı yoğun eleştirilere yol açmış, federasyon bu ticari planları geri çekmek zorunda kalmıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Ukrayna’nın 70 milyar avroluk açığı için İngiltere ve Kanada devrede

Yayınlanma

Politico’nun haberine göre Avrupa Birliği, Ukrayna’nın 2027 yılındaki 70 milyar avroluk finansman açığını kapatabilmek için İngiltere ve Kanada’ya yardım desteğini artırma çağrısı yapmaya hazırlanıyor.

Avrupa Birliği, Ukrayna’nın 2027 yılında oluşacak 70 milyar avroluk finansman açığını kapatmak için İngiltere ve Kanada’yı yardımlarını artırmaya ikna etmeyi planlıyor.

Politico‘nun Avrupalı yetkililere ve diplomatlara dayandırdığı habere göre Brüksel, bu konuyu 29-30 Ekim tarihlerinde Kanada ve 20 Kasım’da İngiltere ile yapılacak zirvelerde gündeme getirmeyi hedefliyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, ay başında Brüksel’deki zirvede ülkenin 2027 yılındaki askeri harcamalarının 155 milyar avroya ulaşacağını belirterek Avrupalı liderlerden ek 70 milyar avro talep etmişti.

Brüksel yönetimi ise daha önce onaylanan 90 milyar avroluk kredinin tüm maliyetleri karşılamaya yetmediğini belirterek diğer müttefikleri devreye sokmak istiyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “Diğer ortaklarımızın çabalarını acilen artırmasına ihtiyacımız var” diyerek AB ve üye ülkelerin Ukrayna’ya sağlanan dış yardımların yüzde 80’ini üstlendiğini hatırlattı.

Birlik verilerine göre AB ve üye devletler şimdiye kadar Ukrayna’ya 231 milyar avrodan fazla kaynak aktardı.

Brüksel yardım çağrısını ticari şartlara bağlamayacak

Avrupalı yetkililer, yardım miktarını yükseltme çağrısının İngiltere ya da Kanada’ya yönelik bir eleştiri niteliği taşımadığını vurguluyor.

Gazeteye konuşan bir Avrupalı diplomat, Brüksel’in Ukrayna’ya desteği doğrudan ticaret veya savunma işbirliği koşullarıyla ilişkilendirmeyeceğini belirterek, “AB, Trump gibi hareket edip ortaklarına yönelik olumlu yaklaşımını Ukrayna’ya verecekleri katkılara açıkça bağlamayacak” dedi.

AB, Ukrayna’nın 2026-2027 yıllarındaki gereksinimlerinin yaklaşık üçte ikisini karşılamak üzere daha önce 90 milyar avroluk kredi sağlama taahhüdünde yer almıştı.

Brüksel yönetimi; Kanada, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Norveç gibi ortaklardan da 45 milyar avro toplamayı bekliyordu ancak bu kaynağın bir bölümü henüz tahsis edilmedi.

Londra yönetimi Ukrayna’ya 25 milyar sterlin taahhüt ettiğini belirtirken Kanada ise 5,4 milyar avro değerinde askeri yardım ile 8,2 milyar avroluk doğrudan mali destek sözü verdi.

Kanada Danışma Meclisi sözcüsü Catherine Séguin, ülkesinin Ukrayna’nın sarsılmaz bir destekçisi olduğunu vurgulayarak askeri, mali, insani yardım ve kalkınma desteği için yaklaşık 26 milyar Kanada doları taahhüt ettiklerini dile getirdi.

Brüksel ayrıca Japonya’ya da yardım miktarını artırması yönünde çağrı yapıyor.

Tokyo’nun tutumuna yakın bir kaynak, Japonya’nın Kiev’e yaklaşık 20 milyar dolar sağladığını ve Ukrayna’nın talebi doğrultusunda ek kaynak ayırabileceğini ifade etti.

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy, yaz aylarında yaptığı açıklamada çatışmanın başlangıcından bu yana Batı’dan yaklaşık 200 milyar dolar doğrudan bütçe finansmanı sağlandığını duyurmuştu.

Ukrayna Maliye Bakanlığı ise haziran ayı sonunda ülkenin 2026-2029 dönemindeki dış finansman ihtiyacını 145,9 milyar dolar olarak hesaplamıştı.

Maliye Bakanı Serhiy Marçenko, Batı’dan gelen desteğe rağmen ülkenin finansman ihtiyacının yüksek kalmaya devam ettiğini belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Prof. Murphy: Finansal servet odaklı sistem Avrupa’da çöküşe uğruyor

Yayınlanma

İktisatçı Prof. Richard Murphy, Fransa’da başlayan ve Avrupa geneline yayılan kitlesel protestoların anlık bir tepki değil, 1979’dan bu yana uygulanan piyasa politikalarının sonucu olduğunu belirtti. Murphy, konut krizinden nitelikli genç işsizliğine kadar genişleyen tıkanmanın üretken sermaye yerine finansal ranta öncelik verilmesinden kaynaklandığını vurguladı.

Fransa genelinde sokaklara taşan kitlesel eylemler, sokağa çıkma yasakları ve hükümetin olağanüstü hal ihtimalini tamamen dışlamayan açıklamalarıyla birlikte Avrupa genelinde yeni bir toplumsal fay hattını görünür kılıyor.

Paris sokaklarındaki öfkeyi ve kıta geneline yayılan hoşnutsuzluğu değerlendiren siyasi iktisat profesörü Richard Murphy, yayıncı Mario Nawfal ile gerçekleştirdiği mülakatta, krizin anlık bir patlama olmadığını belirtti.

Murphy, Fransa sokaklarındaki çatışmaların ardında kırk beş yıldır uygulanan ve üretken sermayeyi tahrip eden iktisadi modelin yer aldığını vurguladı.

Nawfal’ın Fransa’daki sarsıntının Avrupa’nın geri kalanı için ne anlama geldiğine dair sorusunu yanıtlayan Murphy, hükümetlerin hazırlıksız yakalandığını ifade etti.

“Fransızlar herkesten önce öfkelenir; sokak söz konusu olduğunda son derece hareketlidirler”

Fransa’nın toplumsal reflekslerine değinen Murphy, Britanya ile Fransa arasındaki yaklaşım farkını şu sözlerle aktardı: “Fransızlar herkesten önce öfkelenir; sokak söz konusu olduğunda son derece hareketlidirler. Eşim her zaman Britanya’da omuz silkip yolumuza devam ettiğimizi, Fransa’da ise birkaç kaldırım taşını söküp fırlatmaya başladıklarını söyler. Fransa’da olan tam olarak budur.”

1968 Mayıs olaylarını hatırlayacak yaşta olduğunu belirten Murphy, meselenin yalnızca Fransa sınırlarıyla çevrili kalmadığını kaydetti. Murphy, “Avrupa genelinde şu anda öfke dip dalgasının bulunmadığı neredeyse hiçbir ülke yok. Bu durumu Avrupa genelinde aşırı sağ siyasi partilerin yükselişinde açıkça görüyoruz; Fransa’da, Birleşik Krallık’ta, Almanya’da ve diğer ülkelerde bu partilere rastlıyoruz” dedi.

“Toplumun yaklaşık yüzde 25 ila 30’u ciddi şekilde geride bırakıldığını hissediyor”

Murphy, sahada gerçek insanlarla konuşarak siyasi iktisat yaptığını ve toplumdaki yabancılaşmanın son derece somut bir zemine oturduğunu anlattı. Özellikle genç kuşakların ve onların ebeveynlerinin büyük bir hayal kırıklığı yaşadığına işaret etti.

Toplumsal yapının farklı kesimlerindeki kırılmayı özetleyen Murphy, “Toplumun yaklaşık yüzde 25 ila 30’u ciddi şekilde geride bırakıldığını hissediyor. Bunların birçoğu genç, birçoğu çok çalışarak, üniversiteye giderek, borç yükünün altına girerek parlak bir geleceğe kavuşacağı vadedilen ama bu geleceğe ulaşamayan mezunlar” değerlendirmesini yaptı.

Emeklilikte huzurlu bir yaşam bekleyen ebeveynlerin de çocuklarının ellerinden alınan olanaklar yüzünden öfkeli olduğunu belirten Murphy, otuzlu yaşlardaki kuşağın ev alamadığını, yuva kuramadığını ve çocuk sahibi olmaya maddi güçlerinin yetmediğini söyledi. İspanya ve Portekiz’in yanı sıra Milano’da da sokak çatışmaları yaşandığını hatırlatan Murphy, Akdeniz kuşağından kuzeye doğru ilerleyen bir hoşnutsuzluğun şekillendiğini kaydetti.

Fransa’daki eğitim sisteminin katılığını eleştiren Murphy, okullarda öğretmen açığı bulunduğunu, binaların fiziki yetersizlikler yaşadığını ve gençlerin sistemin kendilerini yüzüstü bıraktığını doğrudan gördüklerini ifade etti. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un aksine halkın büyük kısmının katı devlet okullarında eğitim aldığını hatırlatan Murphy, gençlerin artık bu kuralları sorgulamaya başladığını aktardı: “Gençler kendileri düşünüyor ve gördükleri şeyin kendilerini yarı yolda bıraktığını söylüyorlar. Sokağa çıkıp polise taş atamayacağınız, havai fişek fırlatamayacağınız yönündeki tabu bir kez kırıldığında olaylar yayılır; nitekim Paris, Lyon, Marsilya ve Bordeaux sokaklarında yarım milyon insan var.”

“Ekonominin gerçek üretken servet yerine finansal servet birikimi için işletilmesi fikri bizi bu noktaya getirdi”

Yayıncı Nawfal’ın sistemin nerede ve ne zaman aksamaya başladığına ilişkin sorusunu yanıtlayan Murphy, sürecin başlangıç noktasını Margaret Thatcher’ın Birleşik Krallık Başbakanı olduğu Mayıs 1979 tarihine dayandırdı. Bu dönemin üniversiteden mezun olduğu tarihe denk geldiğini belirten Murphy, neoliberalizmin köklerini şu ifadelerle açıkladı:

“Margaret Thatcher ile birlikte Friedrich Hayek ve Milton Friedman’ın fikirleri geldi; ardından Ronald Reagan ile ABD’ye ve bütün Avrupa’ya yayıldı. Ekonominin gerçek üretken servet yerine finansal servet birikimi için işletilmesi fikri bizi bu noktaya getirdi. Neoliberalizm toplumda piyasaların mutlak egemen olduğunu, bireylerin faydayı azamiye çıkarmak için piyasa takaslarına katılan eşit özneler olduğunu varsayar ki bu açıkça anlamsızdır.”

Siyasi iktisadın güç ve kaynak dağılımı meselesi olduğunu hatırlatan Murphy, bu modelin servet sahiplerine daha fazla servet biriktirme gücü aktardığını söyledi. Thatcher döneminde kamu konutlarının vatandaşa satılmasının orta sınıfı konut fiyatlarına bağımlı kıldığını ancak bunun üretken bir servet yaratmadığını belirtti: “Bir evin fiyatını iki katına çıkarabilirsiniz ancak toplumda yeni bir yatak odası yaratmış olmazsınız; Birleşik Krallık’ta konut sorununun büyümesinin sebebi budur.”

Nawfal’ın hisse senedi ve varlık sahiplerinin zenginleşirken varlığı bulunmayan geniş kesimlerin güven endekslerinde tarihi düşüşler yaşadığı yönündeki verisini değerlendiren Murphy, hükümetlerin 1979 sonrasında kamusal alandan çekildiğini kaydetti. Su, elektrik, gaz ve ulaşım gibi altyapı hizmetlerinin özelleştirildiğini ancak piyasanın vaat edilen yatırımları yapmadığını anlatan Murphy, kamusal eğitimin de rantiye yapılarına teslim edildiğini söyledi.

Murphy, rant kavramını iktisadi anlamıyla tarif etti: “Buradaki rant yalnızca arazi kullanımı karşılığı ödenen para değil, bir varlığı üretken kullanıma sokmak için gereken normal getiri oranının üzerindeki her türlü fazlalıktır. Tekel karları da birer ranttır.”

“Ekonomi o kadar kötü durumda ki en iyi üniversitelerden mezun olanlar bile barista olarak çalışıyor”

Birleşik Krallık’ta nüfusun en alttaki yüzde 70’lik diliminin 12 trilyon sterlinlik toplam varlıktan neredeyse hiç pay alamadığını vurgulayan Murphy, genç işsizliği ve atıl kalan nitelikli iş gücü konusundaki gözlemlerini paylaştı.

Murphy, istihdam piyasasındaki tıkanmayı somut örneklerle ortaya koydu: “Ekonomi o kadar kötü durumda ki en iyi üniversitelerden mezun olanlar bile barista olarak çalışıyor. Ülkedeki en iyi 15 üniversiteyi kapsayan Russell Grubu mezunları bile çok geçerli alanlarda derece yapmalarına rağmen iş bulamıyor. İşverenler risk almıyor; bilişim alanında yapay zekanın insanların yerini alacağını söyleyerek alım yapmıyorlar, maliye ve muhasebede stajyer istihdam etmiyorlar.”

Kendi gençlik dönemi ile günümüz arasındaki alım gücü uçurumunu kişisel tecrübesi üzerinden anlatan Murphy, Londra’da yirmi dört yaşında mesleğe başladığı dönemi hatırlattı: “Yıllık 14 bin sterlin kazanıyordum ve Londra’nın güneyinde üç odalı bir daireyi 28 bin sterline, yani yıllık maaşımın iki katına satın alabilmiştim. Bugün aynı daire yaklaşık 500 bin sterlin değerinde ve başlangıç maaşı ancak 40 bin sterlin civarında; yani evin değeri gelirin on katından fazla bir seviyeye çıktı. Eskiden tek başıma alabildiğim bir evi bugün iki kişinin yüksek gelirle dahi alması neredeyse imkansız.”

Bu ekonomik şartlar altında Fransa’daki gençlerin sokaklara dökülmesine şaşırmadığını belirten Murphy, kendisini asıl şaşırtan hususun Britanya, Almanya ve İsveç gençliğinin henüz sokaklara çıkmaması olduğunu kaydetti.

“Siyasi sınıf bütünüyle neoliberalizme teslim olmuş durumda ve başka seçenek görmüyor”

Mevcut siyasi elitlerin Thatcher’ın meşhur formülünü benimsediğini aktaran Murphy, alternatif politikaların bilinçli şekilde dışlandığını söyledi: “Siyasi sınıf bütünüyle neoliberalizme teslim olmuş durumda ve başka seçenek görmüyor. Margaret Thatcher’ın ‘alternatif yok’ yaklaşımını sürdürüyorlar; oysa ben ‘gerçek bir alternatif var’ yaklaşımından yanayım. Ancak iktidarlar sokaktaki öfkeyi aşırı solcuların vandallığı olarak niteleyerek geçiştirmeye çalışıyor.”

Fransa’daki siyasi tabloyu değerlendiren Murphy, Marine Le Pen liderliğindeki aşırı sağın da halkın sorunlarına çare üretemeyeceğini ifade etti. Macron yönetiminin Avrupa Merkez Bankası kuralları doğrultusunda 80 milyar avroluk bütçe kesintisi planlarken Le Pen’in yıllık 140 milyar avroluk kesinti vadettiğine işaret eden Murphy, bu politikaların toplumsal yapıyı büsbütün dağıtacağını savundu.

Mevcut mali kuralların finansal servet piramidini korumak için inşa edilmiş bir kumdan kale olduğunu söyleyen Murphy, yapının bir saadet zincirine dönüştüğünü ve ABD merkezli teknoloji piyasalarındaki yapay zeka balonuyla birlikte çöküşün eşiğinde olduğunu kaydetti. Murphy, 2000 yılındaki teknoloji balonu döneminde iki şirketin finans direktörlüğünü yürüttüğünü ve Londra borsasının o dönemde yüzde 50 değer kaybettiğini hatırlatarak benzer bir sarsıntının yeniden kapıda olduğunu dile getirdi.

Murphy, finansal piyasaların birbiriyle olan karmaşık bağlarının yaratacağı riskleri anlattı: “Hedge fonlar, özel sermaye fonları ve ikincil bankacılık sistemi çökebilir; bu durum doğrudan temel bankacılık sistemini de aşağı çekebilir. Devletler domino etkisiyle batacak bankaları kurtarmak zorunda kalacak ancak bu defa paradan çok daha fazlasına, parayı nereye harcayacaklarını bilmeye ihtiyaçları var.”

“Para bir hükümet harcama yaptığı her an yeniden yaratılır”

Hükümetlerin kırk beş yıldır piyasa karşısında çaresiz olduklarını iddia ettiklerini ancak 2008 küresel krizinde İngiltere Merkez Bankası, ABD Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası aracılığıyla para basarak bankaları kurtardıklarını hatırlatan Murphy, paranın mahiyetine dair değerlendirmelerde bulundu.

Murphy, modern para teorisinin finansal yapıyı doğru açıkladığını vurguladı: “Para bir hükümet harcama yaptığı her an yeniden yaratılır. Neoliberal siyasetçiler paranın son derece kıt olduğunu ve kendilerinin bunu kontrol eden güçler olduğunu düşünmenizi istiyor ama bu doğru değil. Hükümetler parayı yaratma ve yönlendirme gücüne sahiptir; kriz anında da bunu harcamaktan başka çareleri kalmayacak.”

Birleşik Krallık siyasetinde Muhafazakar Parti, İşçi Partisi veya Liberal Demokratların hükümette bulunmasının politikaları değiştirmediğini belirten Murphy, bu tek tipleşmenin seçmenin tercih hakkını fiilen yok ettiğini ve aşırı sağı besleyen asıl zeminin bu umutsuzluk olduğunu kaydetti.

Aşırı sağ partilerin halkın ekonomik sorunlarını çözemeyeceğini, aksine daha derin bütçe kesintileri getireceğini söyleyen Murphy, piyasa ekonomisine karşı olmadığını ancak devletin düzenleyici kurallarına ihtiyaç duyulduğunu belirtti: “Kırk iki yıl yeminli mali müşavirlik yaptım, şirketler yönettim; piyasanın gücünü bilirim. Ancak kuralların olmadığı bir piyasa, Manchester City karşısına sahaya bir takımın on bir, diğerinin on üç kişiyle çıkmasına benzer; bu adaletsizliği yalnızca kamusal akıl giderebilir.”

Tasarrufların üretken yatırımlara yönlendirilmesi gerektiğini savunan Murphy, Britanya’da emeklilik fonlarına sağlanan yıllık 90 milyar sterlinlik vergi teşviklerinin atıl mevduat olarak bankalarda beklediğini, bunun yerine kamusal bir yatırım bankası aracılığıyla yeşil dönüşüm, konut inşası, ulaşım ve eğitim alanlarına doğrudan kaynak aktarılması gerektiğini belirtti.

“Sorun göçmenler değil; neoliberalizmin başarısızlıklarının faturası başkalarına kesiliyor”

Mülakatın son bölümünde Nawfal’ın göçmen nüfus ve toplumsal uyum konusundaki sorularını yanıtlayan Murphy, meselenin ekonomik bir tehdit olarak sunulmasının siyasi bir saptırma olduğunu kaydetti. Kendi ailesinin de İrlanda kökenli göçmenler olduğunu ve eşinin hekimlik, kendisinin ise mali müşavirlik ve akademisyenlik yaparak topluma değer kattığını anlattı.

Aşırı sağın ve neoliberal düzenin başarısızlıklarını örtbas etmek için hedef tahtasına göçmenleri koyduğunu söyleyen Murphy, şu değerlendirmeyi yaptı: “Sorun göçmenler değil; neoliberalizmin başarısızlıklarının faturası başkalarına kesiliyor. 2008 yılındaki ekonomik çöküş İngiltere’deki bir hastanede çalışan Eritreli bir hemşire yüzünden yaşanmadı. Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Hizmeti bünyesindeki çalışanların üçte biri birinci veya ikinci nesil göçmenlerden oluşuyor; göçmen doktorları dışlarsanız tedavi görecek sağlık personeli bulamazsınız.”

Britanya’ya yılda gelen kayıt dışı teknelerin 45 bin kişilik bir hacme sahip olduğunu ve 67 milyonluk nüfus içinde bu sayının ekonomik dengeleri bozacak bir büyüklük taşımadığını ifade eden Murphy, göçmen düşmanlığının en yoğun yaşandığı yerlerin yabancı nüfusun neredeyse hiç bulunmadığı kırsal bölgeler olduğuna dikkat çekti. Kendi yaşadığı bölgedeki tarımsal hasadın Bulgar işçiler sayesinde yapılabildiğini hatırlatan Murphy, iklim krizi, kuraklık ve kıtlık kaynaklı zorunlu göç dalgalarının önümüzdeki on yılda daha da büyüyeceğini ve küresel sistemin bu gerçekle yüzleşmek zorunda olduğunu sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English