Bizi Takip Edin

Diplomasi

Avrupa, Ukrayna’daki çözümde rol kapmaya çalışıyor

Yayınlanma

Avrupa Birliği (AB), Ukrayna’daki ihtilafın çözümünde daha aktif bir rol oynamak amacıyla Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un girişimiyle bir araya geldi. Zirvede, olası bir Avrupa barış gücü konuşlandırılması ve AB’nin müzakerelerdeki konumu ele alındı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Suudi Arabistan’da düzenlenen ABD-Rusya görüşmeleri öncesinde, 17 Şubat akşamı Paris’te Ukrayna konusunda “acil” bir Avrupa Birliği (AB) zirvesi düzenledi. Zirvenin amacı, çatışmanın çözümüne yönelik bir tutum belirlemekti.

Macron’un yanı sıra Almanya, İngiltere, İtalya, Polonya, İspanya, Hollanda ve Danimarka hükümet başkanları, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Elysee Sarayı’nda bir araya geldi.

BFMTV‘ye göre Macron, toplantıdan önce ABD Başkanı Donald Trump’ı arayarak “yaklaşık 20 dakika” süren bir görüşme yaptı.

Ursula von der Leyen, X hesabından Avrupa’nın güvenliğinin “bir dönüm noktasında” olduğunu belirterek, “Bu Ukrayna ile ilgili ama bizi de ilgilendiriyor. Kendimize acilen çeki düzen vermemiz gerekiyor. Savunmamızda bir sıçramaya ihtiyacımız var,” ifadelerini kullandı.

Avrupa Konseyi Başkanı Costa ise Paris’teki zirveyi, AB’nin “merkezi bir rol” oynayacağı “bir sürecin başlangıcı” olarak nitelendirdi.

Costa, “Avrupa’da barış ve güvenliğe kendini adamış” tüm ortakların Fransa’nın başkentinde olacağını da sözlerine ekledi.

Financial Times‘a göre Costa, AB üyelerinin Rusya ile güvenlik mimarisinin hatlarını tartışmaları gerektiğini ve “yeni mimarinin geliştirilmesinde kilit oyuncular olmaları gerektiğini” söyledi.

Costa, Rusya’dan gelen tehdidin özellikle Baltık ülkelerini ilgilendirdiğini vurguladı.

Diğer yandan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 17 Şubat öğleden sonra yaptığı açıklamada, Ukrayna konusunda müzakere masasında Avrupa’nın “ne yapması gerektiğinin” kendisi için net olmadığını ifade etti.

Lavrov, “Eğer çatışmanın bu şekilde dondurulması konusunda bazı sinsi fikirler ortaya atacaklarsa ve kendileri de geleneklerine, ahlaklarına ve alışkanlıklarına göre savaşın devamını düşünüyorlarsa, o zaman neden onları oraya davet edelim?” şeklinde konuştu.

Lavrov ayrıca, Avrupalıların 2014 yılında eski Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç ile Maydan liderleri arasında arabuluculuk yaparak olumlu bir rol oynama “şansına” sahip olduklarını hatırlattı.

Paris’teki zirvenin katılımcılarının ilk açıklamaları, Washington Post gazetesinin haberiyle aynı zamana denk geldi. Haberde, Avrupalıların Ukrayna’daki “barış gücü birliği” planının son versiyonunun 30 bin asker anlamına geldiği belirtiliyordu.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Kiev’e NATO’nun yerine “barış gücü” gönderilmesini bizzat talep etti: 22 Ocak’ta Davos forumunda 200 bin ve 13 Şubat’ta Münih konferansından önce 100 bin.

Zelenskiy, 17 Şubat’ta Ukrayna’da böyle bir birliğin “tekrarlanan saldırganlık durumunda Rusya ile savaşacak” “birleşik bir Avrupa ordusu yaratmanın ilk adımı olabileceğini” söyledi.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ise 16 Şubat’ta LCI‘ye verdiği demeçte, “kalıcı barışı” sağlamak için “üç büyük Avrupa ordusu” olan Fransız, İngiliz ve Polonya birliklerinin konuşlandırılmasına ilişkin görüşmelerin halihazırda devam ettiğini ifade etti.

Ancak sadece İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Ukrayna’ya asker göndermeye hazır olduğunu söyledi. Starmer’ın önümüzdeki hafta Trump ile görüşmeyi planladığı da belirtildi.

Bununla beraber Polonya Başbakanı Donald Tusk, Varşova’nın Ukrayna’ya “asker göndermeyi düşünmediğini” söylerken, Slovakya Başbakanı Robert Fico da aynı görüşü paylaştı. Alman hükümeti konuyu “erken” bulurken, Başbakan Olaf Scholz, Ukrayna’nın “barış yapıldığı takdirde tekrar saldırıya uğramaması için çok güçlü bir orduya ihtiyacı olduğunu” dile getirdi.

Riyad’daki ABD-Rusya müzakerelerinden ilk sonuçlar

ABD’den AB’ye asker gönderme çağrısı

Reuters‘ın 16 Şubat’taki haberine göre, Washington, AB ülkelerine Ukrayna’ya asker gönderme istekleri konusunda bir anket yaptı.

Bloomberg ise Trump’ın Ukrayna özel temsilcisi Keith Kellogg’un şubat ayında bu ülkelerden Kiev’e hangi garantileri vermeye hazır olduklarını ve Rusya’nın askerlere “saldırması” halinde nasıl tepki vereceklerini açıklamalarını isteyeceğini yazdı.

Zelenskiy, Kellogg’un 20 Şubat’ta Ukrayna’yı ziyaret edeceğini de duyurdu. Avrupa Komisyonu üyelerinin de 24 Şubat’ta Kiev’i ziyaret edeceği belirtildi.

NATO Askeri Komitesi Başkanı Giuseppe Cavo Dragone, Bloomberg‘e Avrupa’daki ABD birliklerinin azaltılmasını kabul ettiğini söyledi.

Dragone’ye göre bu, Amerika’nın NATO taahhütlerinden vazgeçmesi anlamına gelmiyor, ancak 100 bin ABD askerinin bir kısmının geri çekilmesi “Pasifik’teki taahhütleri” nedeniyle mümkün.

Rusya, Batı’nın 1997’den sonra NATO’ya katılan Doğu Avrupa ülkelerindeki askerlerini 2021-2022 kışında geri çekmesini talep etmişti. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, o dönemde ittifaka “toparlanıp 1997 sınırlarına geri dönmelerini” tavsiye etmişti.

AB, enerji fiyatlarını düşürmek için uzun vadeli LNG sözleşmelerine yöneliyor

‘Jeopolitik uyanış’

Rusya Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Enstitüsünde kıdemli araştırmacı olan Yegor Sergeyev, Vedomosti gazetesine verdiği demeçte AB’nin Ukrayna’da askeri bir misyon için yeterli kaynağa sahip olmadığını belirtti.

Ancak analist, mevcut koşullarda, Avrupa kurumlarına AB’nin “jeopolitik uyanışı” ile ilgili duygular hakim olduğu için bu tür adımların potansiyelini küçümsememek gerektiği konusunda uyardı.

Sergeyev, Paris’teki zirvenin AB için gerekli olduğunu düşünüyor: AB, üyelerinin kamuoylarının gözünde Ukrayna’daki çözümden kopmuş gibi görünüyor.

Uzmana göre toplantı, Brüksel’in bu durumdan memnun olmadığını göstermeli. Sergeyev, etkinliğin ortak adımlar atmak gibi pratik hedefleri olabileceğini ancak potansiyelinin az olduğunu söyledi.

Sergeyev, Ukrayna’daki çatışmanın AB’nin entegrasyon girişimlerine ilave öznellik ve teşvikler kazandırdığını ve ülkelerin iç siyasetinde bir faktör haline geldiğini anımsattı.

Ukrayna’yı desteklemeyi reddetmenin, birliğin politikasının bütünlüğünü ihlal edeceğini ve zayıflığı olarak algılanabileceğini kaydeden Sergeyev, “AB, Ukrayna’nın varlığından vazgeçmek için çok şeyi tehlikeye attı,” diye konuştu.

Ulusal Araştırma Üniversitesi Ekonomi Yüksek Okulu Merkez Komitesi’nin önde gelen uzmanlarından Yuliya Semke ise Münih Güvenlik Konferansı’nın sonuçlarını ve ABD’nin oradaki eleştirilerini izleyen Avrupalıların, güvenliklerinin kendi güçleri tarafından sağlanacağını anlamaları gerektiğini söyledi.

Semke, Macron’un kendisini “Avrupa’nın lideri” olarak kanıtlamaya çalıştığını belirtti.

Semke’ye göre Macron, kendisini Trump’ın konuşabileceği bir kişi olarak gösteriyor ve toplantıyı AB’yi müzakerelerden dışlamanın mümkün olmadığının bir işareti olarak tanıtıyor.

Semke, müzakerelerin Avrupalılar olmadan gerçekleşmesinin pek mümkün olmadığını ancak onlara somut adımlar önerilmesi gerektiğini vurguladı.

Semke, “Avrupa’nın Ukrayna’yı yardım etmek veya etmemek gibi bir seçeneği yok. Tek sorun bunun hacmi,” diyerek sözlerini tamamladı.

Batı basını, ABD-Rusya müzakerelerini nasıl değerlendirdi?

Diplomasi

G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

Yayınlanma

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.

“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.

Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.

Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.

Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.

Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.

Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.

Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.

On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.

Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.

Greer şöyle konuştu:

“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.

Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.

ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.

Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya. 

Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.

Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.

Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.

Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.

Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.

Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).

Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor. 

Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.

CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.

Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.

Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.

İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.

Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.

Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.

Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.

Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.

Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.

Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.

Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.

İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.

17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.

Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.

Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.

Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.

South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.

14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.

Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

Yayınlanma

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.

POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.

Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.

Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.

Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.

Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.

Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.

Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.

Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.

NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.

İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”

Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.

Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.

Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:

“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”

NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.

Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.

Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.

Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.

Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.

“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.

Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English