Avrupa
Avrupa ülkeleri İsrail’in Gazze’yi işgal planını kınayamadı

Avusturya, Almanya, İtalya, Norveç ve Birleşik Krallık dışişleri bakanları tarafından desteklenen dokuz ülkeden oluşan bir ortak açıklamada, İsrail’in Gazze’yi işgal etme kararının “yasal sonuçlara yol açabileceği” belirtildi.
Fransa ve Kanada’nın daha önce yaptığı “kınama” ise bu açıklamada yer almadı.
Açıklamada, Avrupa ülkeleri grubu, İsrail’in bu bölgeyi işgal etme kararını “kesinlikle reddettiklerini” belirterek, bunun “felaket niteliğindeki insani durumu daha da kötüleştireceğini” ve Hamas’ın elinde tutulan rehinelerin hayatını daha da tehlikeye atacağını ileri sürdü.
Fransa, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın da katıldığı açıklamada, “İsrail hükümetinin açıkladığı planlar, uluslararası insani hukuku ihlal etme riski taşıyor. Herhangi bir ilhak veya yerleşim genişletme girişimi uluslararası hukuku ihlal eder,” denildi.
“Bu felaket karşısında neden bu kadar yumuşak bir dil kullanılıyor?”
Almanya, İtalya ve Birleşik Krallık’ın ardından cumartesi öğleden sonra son açıklamaya katılan Fransa, cuma günü yaptığı açıklamada İsrail’in saldırı planını “şiddetle kınadığını” belirtmişti.
Geç katılan Kanada da daha önceki açıklamasında planlanan işgali “kınadığını” ilan etmişti.
Avusturya Dışişleri Bakanı Beate Meinl-Reisinger, sosyal medyada “Gazze Şeridinin toprak veya demografik statüsüne yönelik tek taraflı herhangi bir değişikliği reddediyoruz,” dedi.
İsrail’in aylarca süren bombardımanın ardından Gazze Şehrini tamamen ele geçirmeye karar verdiğini açıklamasının ardından gelen dokuz ülkenin yeni açıklaması, yeterince ileri gitmediği için eleştirildi.
Avrupa bildirisine imza atan Yeni Zelanda’nın eski başbakanı Helen Clark, “kınama” yerine “reddetme” ifadesinin tercih edilmesinin mesajın etkisini zayıflattığını savundu ve “Bu felaket karşısında neden bu kadar yumuşak bir dil kullanılıyor?” diye sordu.
Merz, CDU içinden topa tutuluyor
Cuma günü Almanya, Gazze’de kullanılma ihtimali görülen askeri ekipman ihracatını durduracağını açıklamıştı.
Bu haftanın başı itibariyle Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) içindeki birçok kişi onu bu nedenle eleştirmeye başladı.
Bu gelişme, Berlin’in mevcut savaş nedeniyle Tel Aviv’e ilk kez etkili bir şekilde yaptırım uyguladığı anlamına geliyor.
Fakat Merz’in müttefikleri, onu İsrail’i terk etmekle suçluyor ve durumu daha da kötüleştirerek, önceden kendilerine danışmadığını söylüyorlar.
Bavyera parlamentosunda CDU’nun kardeş grubu CSU’yu yöneten Alexander Hoffmann, günlük BILD gazetesine verdiği demeçte, “CSU bu karara dahil olmadı; bu kararı sorgulanabilir buluyoruz,” dedi.
Diğer milletvekilleri de sosyal medya ve televizyonda memnuniyetsizliklerini dile getirdi.
CDU’lu Federal Meclis üyesi ve dış politika uzmanı Roderich Kiesewetter de sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda bunu “ciddi bir siyasi ve stratejik hata” olarak nitelendirdi.
Kiesewetter, silah akışını durdurarak Almanya’nın “uzun süredir devam eden dostluğu ve güveni bozduğunu, Staatsräson’un ise boş ve inanılmaz bir kabuk haline geldiğini” söyledi.
Staatsräson terimi, eski Şansölye Angela Merkel tarafından ilk kez dile getirilen, İsrail’in güvenliğinin Almanya’nın ulusal çıkarlarının ayrılmaz bir parçası olduğu fikrine atıfta bulunuyor.
CDU’lu Araştırma Bakanlığı Devlet Sekreteri Matthias Hauer, bu hamlenin “felaket bir sinyal” olduğunu söyledi. Bu arada, bir başka Hıristiyan Demokrat milletvekili Carsten Müller, çevrimiçi olarak bu hamleyi “şiddetle kınadı.”
Şansölye, parti içindeki ‘İsrail yanlısı’ isyanı bastıramıyor
Cumartesi günü Merz, kabine başkanı Thorsten Frei’yi göndererek hoşnutsuzluğu yatıştırmayı umdu. Frei, dpa’ya verdiği demeçte, “Almanya’nın İsrail politikasının temel ilkelerinin değişmediğine dair hiçbir şüphe olmamalı,” dedi.
Aynı zamanda, şansölyelik ofisi, eleştirileri önlemek amacıyla ek açıklamalar içeren üç sayfalık bir belgeyi yayınladı.
Belge, günlük Welt gazetesinde yayınlandı. Bu adımın gerekçelerinden biri olan “Almanya ve Avrupa’da sosyal çatışmaları önlemek” argümanı parti içinde pek taraftar bulamadı.
Partinin işçi kanadının başkanı olan Avrupa Parlamentosu milletvekili Dennis Radtke, “Dış politika kararlarının sokaklardaki antisemitik çetelerin etkisinde kalmasına izin vermemeliyiz,” dedi.
Merz: İsrail’in kendini savunmasına yardıma devam edeceğiz
Partinin dış politika uzmanları ile Merz’in danışmanı Günter Sautter’in katılımıyla pazar günü acil bir toplantı düzenlendi.
Bu arada Merz, hem kamuoyuna hem de partiye seslenmek için radyoya çıktı.
Merz, kamu yayıncısı ARD’ye verdiği röportajda, “Almanya’nın İsrail politikasının ilkeleri değişmedi” dedi. Merz, Berlin’in “İsrail’in kendini savunmasına yardım etmeye devam edeceğini” de sözlerine ekledi.
Öte yandan Şansölye, “şu anda sadece askeri yollarla çözülmeye çalışılan bir çatışmaya silah tedarik edemeyeceklerini” savundu.
Alman siyasetçi, İsrail’in tüm bölgeyi işgal etme planlarının “yüzbinlerce sivil kurbanın ölümüne ve Gazze şehrinin tamamının tahliyesine” neden olabileceğini söyledi ve “Bu insanlar nereye gidecek?” diye sordu.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü











