Avrupa
Avrupa’da kış hazırlıkları öncesi doğalgaz depoları alarm veriyor

Avrupa Birliği’nin yaklaşan kış dönemi öncesinde doğalgaz depolama tesislerindeki doluluk oranının, son 15 yılın en düşük seviyesinde kalabileceği öngörülüyor. Sektör analizleri ve küresel tedarik zincirindeki aksamalar, hem sanayi hem de hanehalkı için enerji maliyetlerinin yeniden yükselme ihtimalini artırıyor.
Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin, yaklaşan ısıtma sezonuna son 15 yılın en düşük doğalgaz rezervleriyle girme riski taşıdığı belirtiliyor.
Danışmanlık şirketi Wood Mackenzie tarafından hazırlanan ve Financial Times (FT) gazetesinde yer alan rapora göre, mevcut eğilimlerin sürmesi halinde kış dönemi öncesinde enerji piyasalarında yeni bir fiyat artışı dalgası dalgası yaşanabilir.
Analistler, genellikle nisan ayından ekim ayına kadar devam eden depolama sezonunun sonunda, Avrupa’daki yeraltı doğalgaz depolama tesislerinin ancak yüzde 76 doluluk oranına ulaşabileceğini tahmin ediyor.
Çetin geçen kış şartlarının ardından depolama tesislerindeki doluluk oranını yüzde 28 seviyesinde açan AB ülkeleri, rezervleri normal seviyelere ulaştırmakta güçlük çekiyor.
Avrupa Gaz Altyapısı (Gas Infrastructure Europe – GIE) verilerine göre, şu anki mevcut doluluk oranı yüzde 48,29 düzeyinde bulunuyor.
Haziran ayındaki kritik dolum fırsatı kaçtı
Avrupa enerji sektörü için yeraltı depolama tesislerinin doldurulmasında en yüksek hacimlerin kaydedildiği haziran ayı, bu yıl hedeflenen verimlilikte geçmedi. Sektör yetkilileri, temmuz ve ağustos aylarında mevsim normallerinin üzerindeki sıcaklıklar sebebiyle soğutma amaçlı elektrik tüketiminin artacağını, bu durumun depolara gaz aktarılmasını daha da zorlaştıracağını ifade ediyor.
Geçtiğimiz iki sert kış döneminde rezervleri büyük ölçüde tükenen Avrupa’nın, önümüzdeki kışa hazırlanabilmesi için yaklaşık 70 milyar metreküp doğalgaz depolaması gerekiyor.
Ancak haziran ayında depolama hızı artırılamadığı gibi beş yıllık ortalamanın 14,7 yüzde puan gerisine düşüldü. Sadece haziran ayının son haftasında bu açık 0,2 yüzde puan daha genişledi.
Yenilenebilir enerji kaynakları da tedarik dengesindeki açığı kapatmakta yetersiz kalıyor. WindEurope verilerine göre, rüzgar enerjisinin elektrik üretimindeki payı haziran ayında ortalama yüzde 14 seviyesinde seyretti.
Bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 15 olarak kaydedilirken, haziran ayının ikinci yarısından itibaren rüzgardan elde edilen elektrik payı yüzde 9’a kadar geriledi. Bölgede etkili olan ve mevsim normallerinin iki derece üzerinde seyreden sıcak hava dalgası da enerji talebini artıran bir diğer etken olarak öne çıkıyor.
Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı doğalgaz açığının gerisinde çok sayıda küresel jeopolitik gelişme bulunuyor. ABD ile İran arasındaki savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sevkiyatının kesintiye uğraması, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) üretim düşüşleriyle birleşerek küresel arzı daralttı.
Diğer yandan Kiev yönetiminin kararları doğrultusunda, Rus doğalgazının Ukrayna toprakları üzerinden Avrupa’ya taşındığı transit hat tamamen durduruldu. AB, kendi iç tüketiminin yanı sıra Ukrayna’daki tesislere de gaz sağlamak durumunda kalıyor.
Gazprom’un boru hattı gazındaki bu kesintiyi LNG ithalatıyla aşmaya çalışan AB ülkeleri, geçtiğimiz yıl 109 milyon ton (yaklaşık 142 milyar metreküp) LNG satın alarak ithalatını bir önceki yıla göre yüzde 28 artırmıştı.
Ancak haziran ayında LNG ithalatı, geçen yılın aynı ayına kıyasla yaklaşık yüzde 17 oranında gerileyerek son 10 ayın en düşük seviyesi olan 7,8 milyon tona düştü.
Avrupa pazarındaki arz daralmasını etkileyen bir diğer önemli unsur ise AB’nin Rusya menşeli enerji ürünlerinden tamamen vazgeçme stratejisi olarak görülüyor.
Rusya, halihazırda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yüzde 14’ünü karşılıyor.
AB Konseyi tarafından onaylanan aşamalı ambargo planına göre, Rusya’dan LNG ithalatı 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren tamamen yasaklanacak.
Rus boru hattı gazına yönelik ithalat yasağı ise 30 Eylül 2027 itibarıyla yürürlüğe girecek. Mevcut kontratlar için bir geçiş süreci öngörülürken, üye ülkelere ithal edilen doğalgazın menşe ülkesini doğrulama yükümlülüğü getirildi.
Piyasalardaki bu belirsizliklere rağmen, Avrupa’nın gösterge doğalgaz ticaret merkezi olan Hollanda menşeli TTF’de “ertesi gün” vadeli spot gaz fiyatı, mayıs ayındaki 565 dolarlık ortalamanın ardından haziran sonunda bin metreküp başına 475 dolar seviyesine geriledi.
Toplam 109 milyar metreküp aktif gaz depolama kapasitesine sahip olan Avrupa, küresel LNG pazarındaki en büyük ithalatçı konumunu koruyor.
Avrupa
Almanya ile Britanya arasındaki nükleer şemsiye görüşmeleri sürüyor

Berlin’de, Almanya ile Birleşik Krallık arasında nükleer kuvvetler konusundaki işbirliği görüşmeleri sürüyor.
Bu durum, Almanya’ya nükleer silahların kullanımında etki ve hatta belki de söz hakkı kazandırabilir.
The Telegraph gazetesinde yer alan bir habere göre ilk adım olarak, Birleşik Krallık’ın nükleer kuvvetlerine nükleer olmayan destek sağlanması konusunda görüşmeler sürüyor.
Olası destek konuları arasında, nükleer silahlı denizaltıların konuşlandırıldığı İskoçya’daki Faslane denizaltı üssüne Patriot hava savunma bataryalarının konuşlandırılması da yer alıyor.
Ayrıca, uzun vadede, Trident füzeleri gibi İngiliz nükleer kuvvetlerinin ABD menşeli bileşenleri, Alman-İngiliz silah sistemleriyle değiştirilebilir.
Bu değerlendirmeler, geçen yıldan bu yana önemli ölçüde hız kazanan ve Rheinmetall’den Helsing’e kadar Alman savunma sanayi firmalarının Birleşik Krallık’ta yaptığı kapsamlı yatırımları da içeren Alman-İngiliz savunma işbirliğinin genişlemesine dayanıyor.
Savunma çevrelerinde, tanklardan yapay zeka kontrollü insansız hava araçlarına kadar her türlü silah sisteminin üretiminde Alman-İngiliz işbirliğinin “altın çağı”ndan söz ediliyor.
Hızla gelişen Alman-İngiliz savunma işbirliği
German Foreign Policy’de yer alan analize göre, Alman-İngiliz savunma işbirliğindeki mevcut patlamanın temelleri, Birleşik Krallık’ın 31 Ocak 2020’de AB’den ayrılmasından kısa bir süre sonra atıldı.
Hazırlık çalışmalarının ardından, her iki ülkenin dışişleri bakanları ilk olarak 30 Haziran 2021’de Alman-İngiliz Dış Politika İşbirliği Ortak Niyet Beyanı’nı imzaladılar.
24 Nisan 2024’te Şansölye Olaf Scholz ile Başbakan Rishi Sunak arasında ve 24 Temmuz 2024 tarihinde her iki ülkenin savunma bakanları tarafından yapılan ve yine savunma işbirliğinin önemli ölçüde güçlendirilmesine odaklanan açıklamayı takiben, 23 Ekim 2024 tarihinde “tüm boyutlarda ortak kapasite geliştirmeye yönelik somut kilit projeleri” listeleyen ilk anlaşma olan Trinity House Anlaşması imzalandı.
Bu ikili anlaşmalar dizisi, 17 Temmuz 2025 tarihli Kensington Dostluk ve İkili İşbirliği Antlaşması ile doruğa ulaştı.
Bu antlaşma, ekonomi, araştırma ve eğitim gibi alanlarda geniş bir yelpazede işbirliği hedeflerini kapsıyordu; ayrıca, en azından dış politika ve askeri politika konularına da değiniyordu.
Ada’daki Alman savunma yatırımları artıyor
Savunma işbirliğinin genişlemesi, şu anda esas olarak Birleşik Krallık’taki Alman savunma sanayi firmalarının yatırımlarından oluşuyor ve bu yatırımlar geçen yıldan bu yana muazzam bir ivme kazandı.
Örneğin Rheinmetall, Birleşik Krallık’ta Boxer piyade savaş araçları üretiyor ve Telford’da top sistemleri ile tank top namlularının üretildiği bir “UK Gun Hall” açtı.
Alman insansız hava aracı girişimleri de Birleşik Krallık’ta fabrikalar kuruyor.
Örneğin Stark Defense, Swindon’daki yeni tesisinde, 100 kilometre mesafeden düşman tanklarının üzerine dalarak onları imha edebilenler de dahil olmak üzere her türlü insansız hava aracını üretiyor.
Şirkete göre bu yöntem, geleneksel füzelerden daha ucuz.
18 milyar avro değerlemesiyle şu anda Avrupa’nın en değerli savunma girişimi olan Helsing de Birleşik Krallık’ta yatırım yapmaya başladı.
Helsing, Plymouth’ta yapay zeka kullanılarak kontrol edilen ve düşman denizaltılarını tespit edebilen sualtı drone’ları üretiyor.
Haberlere göre, ana planlardan biri, bir tür sualtı savunma zinciri oluşturmak için bu drone’ları büyük sayılarda konuşlandırmak.
Bunun amacı, suları düşman denizaltılarının ve gemilerinin istilasına karşı korumayı mümkün kılmak.
Uzun menzilli silahlarda hedef Rusya
Bugüne kadarki en önemli Alman-İngiliz savunma projeleri arasında, düşman topraklarının derinliklerindeki hedefleri vurmayı amaçlayan uzun menzilli hassas silahların (Derin Hassas Vuruş, DPS) geliştirilmesi ve üretilmesine yönelik girişimler yer alıyor.
Şu anda odak noktası özellikle Rusya’nın derinliklerindeki hedefleri vurmaya yönelik hazırlıklar.
Trinity House Anlaşması’nın hükümlerine uygun olarak, Almanya ve Birleşik Krallık, menzili 2.000 kilometreden fazla olan çeşitli füzeler (hipersonik füzeler dahil) geliştirmeye başladı.
Bu füzelerin 2034 yılı civarında operasyonel hale gelmesi bekleniyor.
O zamandan bu yana ek programlar da başlatıldı. Ankara’daki NATO zirvesi kapsamında Londra, Almanya’nın da dahil olduğu toplam on iki NATO ülkesinin katıldığı yeni bir girişim başlattı.
Buradaki amaç da uzun menzilli hassas silahlar geliştirmek; bir seyir füzesi ve bir başka hipersonik füzeden söz ediliyor.
Uzmanlar, Almanya’nın bu program çerçevesinde de önemli bir rol oynayacağını varsayıyor.
Bu durumda da, 2030’ların başında operasyonel hazırlık aşamasına geçilmesi bekleniyor.
O zamana kadar Almanya’nın, ABD’nin uzun menzilli silahlarına bağımlı olmaktan kurtulacağı düşünülüyor.
Nükleer konularda Berlin’e söz hakkı
The Telegraph’ın bildirdiği üzere, Berlin’de giderek yakınlaşan ikili savunma işbirliğini nükleer silahlar alanındaki işbirliğini de kapsayacak şekilde genişletmek üzere görüşmeler sürüyor.
Özellikle, İngiliz nükleer kuvvetlerine bir tür katkı sağlanması konusunda görüşmelerin devam ettiği bildiriliyor.
Bu, örneğin, Patriot hava savunma bataryalarıyla donatılmış Bundeswehr (Alman Silahlı Kuvvetleri) birimlerinin İskoçya’daki Faslane denizaltı üssüne konuşlandırılmasını içerebilir.
Bu üste, nükleer savaş başlıklarıyla donatılabilen Trident füzeleriyle donanmış İngiliz denizaltıları konuşlu.
İngiltere’nin nükleer kuvvetlerine konvansiyonel destek sağlama planı, genel hatlarıyla, Bundeswehr birlikleriyle Fransa’nın nükleer kuvvetlerine nükleer olmayan destek sağlama yönündeki şu anda devam eden girişime karşılık geliyor.
Resmi olarak verilen gerekçe, Avrupa nükleer güçlerini güçlendirerek, ABD ile çatışmanın daha da tırmanması durumunda bağımsız hareket edebilmelerini sağlamak.
Fakat İngiliz nükleer güçlerine ilişkin Alman planları daha da öteye gidiyor. Bu kuvvetler şimdiye kadar ABD’ye bağımlıydı: Trident füzeleri orada üretiliyor ve bakımı orada yapılıyor; ayrıca Astraea adlı yeni İngiliz savaş başlığı, ABD’nin W93 savaş başlığı programı ile birlikte geliştiriliyor.
The Telegraph’ın haberine göre bu durum Berlin’de endişe yaratıyor. Sonuçta ülke, bu koşullar altında ABD’ye olan bağımlılığından kurtulamıyor.
Bu nedenle Alman başkentinde, İngiliz nükleer programına mali katkı sağlanması ve dolayısıyla yeni silah sistemlerinin finanse edilmesi üzerinde düşünülüyor.
Örneğin, Alman tersanesi TKMS’nin İsrail için nükleer silahlarla donatılabilen denizaltılar inşa ettiği belirtiliyor.
Ayrıca, Almanya ve Birleşik Krallık’ın halihazırda hipersonik füzeler de dahil olmak üzere uzun menzilli füzeleri ortaklaşa geliştirdiği bildiriliyor.
Bu durum, artık ABD’nin Trident füzelerine bağımlı kalmamak amacıyla nükleer savaş başlığı taşıyabilen füzelerin de üretilmesine yönelik bir gelecek planını akla getiriyor.
Alman hükümetinin bakış açısına göre, bu girişimin en önemli avantajlarından biri, Almanya’ya nükleer kuvvetler ve bunların konuşlandırılması üzerinde doğrudan etki ve dolayısıyla söz hakkı kazandırması olacak.
Avrupa
Fransa’daki anket Le Pen’in her senaryoda kazanacağını gösterdi

Fransa’da yapılan yeni bir kamuoyu araştırması, aşırı sağcı Ulusal Birlik partisinin meclis grubu lideri Marine Le Pen’in 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerini her senaryoda kazanabileceğini ortaya koydu. Kamu fonlarını kötüye kullanmaktan ceza almasına rağmen önde giden Le Pen, ilk turda yüzde 34 ile yüzde 35,5 arasında oy oranına ulaşıyor.
Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisinin meclis grubu lideri Marine Le Pen’in, 2027 yılında düzenlenecek cumhurbaşkanlığı seçimlerini her senaryoda kazanacağı öngörülüyor.
BFM ve La Tribune Dimanche için kamuoyu araştırma şirketi Elabe tarafından yapılan anketin sonuçları, Le Pen’in kamu fonlarını kötüye kullanmaktan hüküm giymesine rağmen seçmen desteğini koruduğunu gösterdi.
Sonuçlara göre Le Pen, farklı senaryolara bağlı olarak ilk turda seçmenlerin yüzde 34’ü ile yüzde 35,5’inin desteğini alıyor.
Elabe’nin 26-28 Ağustos tarihleri arasında internet üzerinden gerçekleştirdiği ankete 18 yaş ve üzeri 1501 kişi katıldı. Katılımcıların 1378’ini kayıtlı seçmenlerin oluşturduğu araştırmada hata payı yüzde 1,4 ile yüzde 3,1 aralığında açıklandı.
İkinci tur senaryolarında da üstünlüğünü koruyor
İlk tur yarışında Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) hareketinin kurucusu Jean-Luc Mélenchon yüzde 14 ila yüzde 14,5 oy oranıyla ikinci sırada yer alıyor.
Merkez sol çizgideki Place Publique (Kamu Meydanı) lideri Raphaël Glucksmann ise senaryoya göre yüzde 11,5 ile yüzde 14 arasında destek buluyor.
Le Pen’in ikinci turda da her olasılıkta üstünlüğünü koruduğu görülüyor. En büyük oy farkı Mélenchon ile karşı karşıya geldiği senaryoda ortaya çıkarken, bu eşleşmede Le Pen yüzde 69,5’e karşı yüzde 30,5 oy oranına ulaşıyor.
Aşırı sağcı lider; Glucksmann ve eski Başbakan Gabriel Attal karşısında da yüzde 57’ye karşı yüzde 43 ile net bir galibiyet elde ediyor.
En dar fark ise eski Başbakan Édouard Philippe ile yarışması durumunda görülüyor; bu senaryoda Le Pen yüzde 52,5, Philippe ise yüzde 47,5 oy alıyor.
Le Pen, Fransa Anayasası’nı referandumla değiştirmeyi planlıyor
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, üst üste ikinci dönemini yürütüyor ve bu görev süresi 14 Mayıs 2027’de sona eriyor. Ülke yasalarına göre bir kişi arka arkaya ikiden fazla dönem cumhurbaşkanlığı yapamıyor.
Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunun 18 Nisan 2027’de, ikinci turunun ise 2 Mayıs’ta yapılması planlanıyor.
Cumhurbaşkanlığı yarışına katılma niyetini Le Pen’in yanı sıra eski İçişleri Bakanı Bruno Retailleau, Jean-Luc Mélenchon, Gabriel Attal, eski Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Édouard Philippe ve Raphaël Glucksmann da açıklamış bulunuyor.
Marine Le Pen, cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılacağını temmuz ayında doğrulamıştı. Daha önce aynı gün Paris İstinaf Mahkemesi, Le Pen hakkındaki nihai kararını vererek kendisini kişisel zenginleşme unsuru bulunmaksızın Avrupa Parlamentosu fonlarını amacı dışında kullanmaktan suçlu bulmuştu.
Mahkeme Le Pen’e 100 bin euro para cezası, iki yılı tecilli olmak üzere üç yıl hapis ve 30 ayı tecilli olmak üzere 45 ay seçilme hakkından men cezası verdi. Hak yoksunluğu sürelerinin 31 Mart 2025’ten itibaren hesaplanması nedeniyle Le Pen, 2027 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde resmi olarak aday olabiliyor.
Avrupa
İzlanda, AB referandumunda “Trump öcüsünü” kullanıyor

AB referandumuna hazırlanan İzlanda’da balıkçılık ve ulusal egemenlik konusundaki endişeler jeopolitik kargaşanın önüne geçtikçe “Hayır” kampanyası destekçileri güç kazanıyor.
İzlanda hükümeti başlangıçta en geç 2027’ye kadar referandum düzenleyeceğine söz vermişti fakat ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı kontrol altına alma taleplerinin durumu değiştirmesi üzerine süreci hızlandırmaya karar verdi.
Başbakan Kristrún Frostadóttir, televizyonda yayınlanan bir tartışma programında, “Son bir buçuk yıl içinde durumun büyük ölçüde değiştiği bir sır değil. ABD’nin gümrük vergilerini ticari baskı aracı ve bir silah olarak kullandığını görüyoruz,” dedi.
Frostadóttir, kampanya süresince düşük profilli bir tutum sergilemiş olsa da, seçmenleri AB üyelik müzakerelerine başlama zamanının geldiğine ikna etmek için son düzlükte çabalarını artırdı.
İzlanda, Norveç ve Lihtenştayn ile birlikte halihazırda Avrupa Ekonomik Alanı’nın (EEA) bir parçası. Bu durum, ülkeye tek pazara erişim hakkı verirken, Brüksel’de oy hakkı olmaksızın AB mevzuatının büyük bir kısmını benimsemesini gerektiriyor.
Frostadóttir, “Gerçek şu ki, EEA anlaşmasına nelerin dahil edileceğini sonsuza kadar seçip seçemeyiz,” dedi.
Son anketler, Frostadóttir’in bu iddiasında yanılabileceğini gösteriyor. Salı günü yayınlanan bir anket, Evet cephesinin az farkla önde olduğunu gösterirken, Perşembe günü yapılan son anket ise Hayır cephesinin ilk kez öne geçtiğini ortaya koydu.
Yine de yerel iş adamı Jonas Hagan Gudmundsson iyimserliğini koruyor.
Gudmundsson, “İnsanlar oy kabinine girdiklerinde, kalplerinin sesini dinleyerek oy vereceklerine ve daha büyük güçlerin etkisinde kalmayacaklarına dair iyimserim,” dedi.
Gudmundsson, İzlanda’nın AB ile mutabık kalınan şartlar üzerinden ikinci bir referandum düzenlemeden önce müzakerelere başlaması gerektiğini savunan “Yes to See” kampanyasının kurucularından biri.
İş adamı, “Şu anda ‘Evet’ diyeceklerden biriyim ama ikinci bir referanduma gidilirse o zaman ne diyeceğime henüz karar vermedim. Her şey, ne tür bir anlaşma elde edeceğimize bağlı,” dedi.
Gudmundsson için bile, Brüksel ile müzakereler tamamlandığında üyeliği destekleyebilmesi için AB balıkçılık kurallarından bir tür muafiyet sağlanması asgari şart.
Brüksel, İzlanda’nın “Evet” oyu vereceğine dair umudunu pek de gizlemiyor. Fakat Frostadóttir’in onlardan seçim kampanyasına karışmamalarını istemesinin ardından AB yetkilileri temkinli davranıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, İzlandalılar oylarını kullandıktan kısa bir süre sonra, 6 ve 7 Eylül’de komşu Grönland’da olacak.
Mart 2015’te tıkanmış müzakerelerin bir önceki turunu resmen sonlandıran İzlanda’nın eski dışişleri bakanı Gunnar Bragi Sveinsson, Perşembe günü Reykjavík’in güneşli ana meydanında düzenlenen “Hayır” kampanyası protestosuna katıldı ve dört haftalık torununu bebek arabasında gezdirdi.
Sveinsson Euractiv’e yaptığı açıklamada, “AB’nin göç ve enerji konularında izlediği yönü beğenmiyorum. AB pek çok sorunla karşı karşıya,” dedi.
Sveinsson, Frostadóttir’in “Trump kartını” kullanmasını da reddetti ve “ABD, on yıllardır iyi bir ortak olmuştur. Ve öyle olmaya da devam edecek,” dedi.
Ne Brüksel’e ne de Washington’a güvendiğini da söyleyen eski bakan, “Trump sonsuza kadar kalmayacak,” diye ekledi.
Amerika1 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Söyleşi2 hafta önceEmekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti
Görüş2 hafta önceJaponya’nın Savunma Beyaz Kitabı: Odakta Çin ve “Kapsamlı Ulusal Güç” Stratejisi Var
Dünya Basını5 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Rusya2 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Ortadoğu2 hafta önceTelegraph: İran’a karşı silahlı Kürt isyanını Erdoğan engelledi
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Trump İran konusunda kendini çıkamayacağı bir köşeye sıkıştırdı









