Diplomasi
Avrupa’nın gözünde Türkiye’nin anı: Von der Leyen’in Suriye krizi ortasında yüksek riskli ziyareti

Ahmetcan Uzlaşık – Brüksel
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in 17 Aralık’ta Türkiye’ye yapacağı ziyaret, Beşar Esad rejiminin uzun gölgesinden çıkmaya başlayan Suriye için kritik bir döneme denk geliyor. Suriye, eşi benzeri görülmemiş siyasi değişimlerle karşı karşıya kalırken, von der Leyen’in Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapacağı görüşmeler yalnızca acil insani krizi ele almakla kalmayacak, aynı zamanda bölgedeki AB-Türkiye iş birliğinin geleceğini de şekillendirecek.
Esad rejiminin çöküşü, Suriye’de yeni bir döneme dair umutları artırmış olsa da, bu geçiş süreci hem riskler hem de belirsizlikler barındırıyor. Ziyareti öncesinde bir açıklama yapan Ursula von der Leyen, Suriye halkına yönelik AB desteğinin devam etmesinin önemine vurgu yaparak, “Esad rejiminin çöküşü, Suriye halkı için yeni bir umut sunuyor. Ancak bu değişim anı aynı zamanda riskler barındırıyor ve zorluklar getiriyor. Sahadaki durum bu kadar belirsizken, Suriye halkına yardımımız her zamankinden daha önemli” dedi.
Von der Leyen: “Hayati Yardım Sağlama Konusunda Kararlıyız”
Avrupa Birliği, Suriye’deki devam eden çatışma ve siyasi çalkantılardan etkilenenlerin acil ihtiyaçlarını karşılamak için hızlı bir şekilde harekete geçti. Komisyon, Dubai’deki stoklarından Türkiye’ye 50 ton sağlık malzemesi taşınmasını içeren yeni bir İnsani Hava Köprüsü operasyonunun başlatıldığını duyurdu. Bu malzemeler daha sonra artan sağlık krizini hafifletmek için kuzey Suriye’ye taşınacak. Ayrıca, 46 ton barınma ve eğitim malzemesi de teslim edilecek ve AB’nin 2024 yılı için toplam insani yardım fonu 163 milyon avroya ulaşacak.
“Travma kitleri, tıbbi malzemeler ve 60.000’den fazla Suriyeliye gıda paketleri gibi hayati yardımlar sağlamaya kararlıyız,” dedi von der Leyen 13 Aralık’ta. AB’nin genişleyen insani yardım çabaları, durumun aciliyetini yansıtıyor. Ancak, bu müdahalenin ölçeğine rağmen, Suriye’ye uygulanan birçok yaptırımın devam etmesi nedeniyle bu çabaların uzun vadeli etkinliği konusunda sorular gündemde kalmaya devam ediyor.
“Türkiye, Suriye konusunda eşitler arasında birinci derecede bir ortak olacaktır.”
Von der Leyen’in ziyareti, AB’nin aday ülkesi olan Türkiye’nin bölgedeki jeopolitik öneminin arttığı bir döneme denk geliyor. Uzun süre Esad’a karşı muhalif güçleri destekleyen Türkiye, Batı’da artık Suriye iç savaşının kazananlarından biri olarak gösteriliyor.
Suriye’den kaçan 4 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye, çatışmadan en doğrudan etkilenen ülkelerden biri olurken, Avrupa siyasetçilerinin gözünde Ankara’yı göç akışının kilit bir bekçisi olarak önemli bir konuma taşıdı. Von der Leyen, Erdoğan ile yapacağı görüşmeye hazırlanırken, odağın muhtemelen mülteci krizini yönetmek, Suriye’deki azınlıkların korunmasını sağlamak ve yeni bir iç çatışmaya yol açabilecek daha fazla istikrarsızlığı önlemek için AB-Türkiye iş birliğini güçlendirmeye yönelik olması bekleniyor.
“Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasını ve tüm halkının, özellikle de azınlıkların haklarının korunmasını sağlamak için birlikte çalışmalıyız,” dedi von der Leyen 13 Aralık’ta.
ECDPM’de (Avrupa Kalkınma Politikası Yönetimi Merkezi) Yardımcı Direktör Sophie Desmidt, Türkiye’nin AB stratejisindeki merkezi rolüne dikkat çekti. Desmidt, “Türkiye, AB için Suriye ile ilgili konularda eşitler arasında birinci derecede bir ortak olacak ve von der Leyen bu noktayı ziyaretinde vurgulayacak,” dedi. Ayrıca, Türkiye’nin göç krizi sırasındaki hayati rolü göz önüne alındığında, konumunu daha fazla AB desteği elde etmek için kullanma olasılığını da öne çıkardı. Desmidt, “ABD liderliği, Trump göreve başlayana kadar ‘topal ördek’ durumunda ve Trump’ın engelleyici mi yoksa bir güç simsarı mı olacağı henüz belli değil. Erdoğan’ın İran karşısında liderliğini pekiştirmek istediğini düşünüyorum, ki bu da AB’nin işine yarıyor,” diye ekledi.
Kaja Kallas: AB’nin diplomasideki yeni yüzünün zorluğu
Eski Estonya Başbakanı Kaja Kallas, 1 Aralık’ta Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi olarak göreve başladı.
AB’nin yeni Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın son açıklamaları, von der Leyen’in ziyaretine yeni bir bağlam kazandırıyor. Kallas, Suriye’nin devam eden istikrarsızlığı ışığında bölgedeki istikrarı sağlamaya yönelik AB’nin kararlılığını vurguladı. 8 Aralık’ta attığı bir tweet’te, “Önceliğimiz, bölgede güvenliği sağlamaktır. Suriye ve bölgede tüm yapıcı ortaklarla çalışacağım,” dedi.
14 Aralık’ta Kallas, Suriye’nin siyasi geçiş sürecine yönelik AB desteğini vurgulayarak, “Suriye umut verici ancak belirsiz bir gelecekle karşı karşıya. Bu yüzden Akabe’de hepimiz önemli prensiplerde anlaştık: istikrar, egemenlik, toprak bütünlüğü, ancak aynı zamanda azınlıklara saygı, kurumların inşası ve Suriye’deki tüm grupları kapsayan hükümet birliği,” ifadelerini kullandı.
16 Aralık’ta ilk Dışişleri Konseyi Toplantısı’na katılmadan önce, Kallas, “Avrupalı üst düzey bir diplomat” atayarak, Şam’a gidip yeni hükümet ve halkla temas kuracağını duyurdu.
Kallas ayrıca, Suriye’nin yeni liderliği kapsayıcı bir hükümet kurar ve kadınların ve azınlıkların haklarına saygı gösterirse, bloğun Suriye’ye yönelik yaptırımları hafifletebileceğini belirtti. Dışişleri Konseyi toplantısının ardından birçok AB dışişleri bakanının, Suriye’den Rus etkisini, özellikle askeri üsleri, ortadan kaldırmasını talep ettiğini de ifade etti.
“AB liderliği, göç baskısının azalmasını istiyor”
Desmidt, Almanya ve Fransa’daki siyasi krizin liderlik sorunu bağlamında olası etkileri hakkında şunları söyledi: “Şimdilik bu bir zorluk olacak, ancak Almanya seçimlerinin sonucuna bağlı olarak işler nispeten hızlı ilerleyebilir. Bana göre, Komisyon, Parlamento ve AB üye devletlerinin liderleri de dahil olmak üzere AB liderliği genel olarak, Suriye’ye verilen desteğin bir sonucu olarak görmek istedikleri sonuç konusunda büyük ölçüde hemfikir: AB üzerindeki göç baskısının azalması.”
Desmidt, ortak bir AB eylemine katkı sağlayabilecek diğer aktörlere de dikkat çekerek, üye devletleri ortak bir pozisyon etrafında harekete geçirme görevi üstlenecek olan yeni Konsey Başkanı António Costa ile Akdeniz’den sorumlu yeni Komiser Dubravka Šuica’yı örnek gösterdi. Kaja Kallas’ın ise bunun kendi önceliği olduğunu göstermesi gerektiğini belirtti, çünkü Kallas’ın profilinin Ukrayna ve Rusya konusunda güçlü olduğunu söyledi. Desmidt, “Hafta sonu harekete geçerek Ürdün’e seyahat edip ABD, Türkiye ve Arap devletlerinden temsilcilerle görüşmesi bunun bir göstergesi,” diye ekledi.
“Siyaset eninde sonunda ahlaki çerçevelerin önüne geçecektir”
Desmidt bu görüşü destekleyerek, erken bir ayrılmaya karşı uyarıda bulundu. “AB, birçok kez insan hakları ve demokrasi vurgusunu pratikte terk ettiği için eleştirildi ve AB dışındaki birçok ortak tarafından çifte standartlarla hareket ettiği, bazı rejimlere karşı sert bir tutum sergilerken, çıkarların söz konusu olduğu durumlarda diğerlerine karşı daha hoşgörülü olduğu şeklinde görüldü,” dedi.
Desmidt, “Siyaset eninde sonunda ahlaki çerçevelerin önüne geçecektir, ancak AB duruşu ve çıkarları konusunda net olmalıdır. Şu anda Suriye’nin geçiş hükümetiyle angajmanı kapatmak, AB’nin yapıcı ve etkili bir şekilde hareket etme alanını da kapatacaktır,” diye ekledi. Desmidt, Afganistan ile paralellikler kurarak, AB’nin liderlik ile halkı desteklemek için ilkesel ancak pragmatik bir yaklaşım benimsediğini hatırlattı.
Geleceğe bakıldığında, AB hassas bir denge testiyle karşı karşıya. Suriyeli mültecilerin olası geri dönüşü ve yeniden yapılanma ihtiyacı, AB’nin bölgeye olan bağlılığını sınayacak. Avrupa Komisyonu, Suriye’nin altyapısının yeniden inşasını finanse etmeye devam edeceğini taahhüt etti, ancak von der Leyen’in de kabul ettiği gibi, bu, Türkiye dahil tüm bölgesel aktörlerin iş birliğini gerektirecek.
“Suriye’nin yeniden inşası önemli kaynaklar gerektirecek ve AB, üzerine düşeni yapmaya hazır,” dedi von der Leyen. “Ancak, siyasi geçişin kapsayıcı ve sürdürülebilir olmasını sağlamak için bölgesel ortaklarımızla birlikte çalışmamız şart.”
Desmidt, bütçe kısıtlamalarının ve Avrupa’da aşırı sağ partilerin yükselişinin bu çabaları daha da karmaşık hale getirebileceğini belirtti. “AB, yeniden yapılanmanın maliyetini tek başına üstlenmeyecek. Körfez ülkeleri gibi bölgedeki ortakların da devreye girmesi gerekecek. İdeal olarak, AB’nin rolü, bölgesel olarak sahiplenilen ve Suriye’nin uzun vadeli yeniden inşasının yolunu açan saygılı ve yenilikçi iç ve dış politika çözümlerine öncelik veren bir süreci koordine etmek ve desteklemek olmalıdır,” diye ekledi.
Desmidt, uluslararası bağışçı konferansları, Dünya Bankası ve Asya ile İslam Kalkınma Bankaları ile ortak yeniden yapılanma fonları ve bölgesel bir barış süreci ve planı gibi destek için olası yolları da açıkladı. Ayrıca, Suriye için bir AB Özel Temsilcisi atanması olasılığını da önerdi.
Son olarak şunları söyledi: “Korkum şu ki, Orta Doğu ve Ukrayna dışındaki diğer çatışma bölgeleri, özellikle Afrika, çıkarlar ve fonların yeniden tahsis edilmesinden zarar görecek. Şu anda, göçmenlerin geri dönüşü ve AB üzerindeki göç baskısının hafifletilmesi, örneğin Sudan veya Sahel’den daha yüksek bir siyasi öncelik listesinde yer alıyor.”
“Türkiye’nin Avrupa’daki Önemi Şüphesiz Artmıştır”
Brüksel’de kıdemli misafir araştırmacı olan Dr. Kadri Taştan, Suriye’nin dönüşümü ışığında Türkiye’nin stratejik konumunu vurgulayarak Türkiye perspektifini sundu.
“Türkiye’nin önemi Avrupa’nın gözünde şüphesiz artmıştır,” diyen Taştan, Ankara’nın Beşar Esad rejiminin düşüşünün imkânsız göründüğü dönemlerde bile Suriye’deki muhalif gruplara verdiği tutarlı desteğe dikkat çekti.
Dr. Taştan’a göre, bu kararlı destek, Suriye’nin önemli bir dönüşüm geçirdiği bu dönemde Türkiye’yi özellikle avantajlı bir konuma taşıdı. “Kısa vadede Türkiye, özellikle muhalif güçlerle olan köklü ilişkileri göz önüne alındığında, bu yeni yapı içinde en etkili ve kazançlı ülke konumundadır,” diye açıkladı.
Güvenlik ve Göç, AB-Türkiye İş Birliğinin Temel Taşlarıdır
AB ve Türkiye arasındaki olası iş birliği alanları hakkında sorulan bir soruya yanıt veren Dr. Kadri Taştan, iki ana odak noktası belirledi: güvenlik ve göç. “AB ve Türkiye arasındaki iş birliği, güvenlik—özellikle terörle mücadele—ve göç konularına odaklanacaktır,” dedi. Bu iki alanın ortak çabalar için net fırsatlar sunduğunu belirten Dr. Taştan, Avrupa’nın Suriye’nin yeniden inşasına önemli ölçüde katkıda bulunma kapasitesine dair şüphelerini dile getirdi.
“Avrupalıların yeniden yapılanma için kayda değer bir destek sağlayabileceğini düşünmüyorum. Avrupa’daki siyasi ortam buna uygun değil,” diye ekledi ve AB’nin önde gelen ülkelerinin karşı karşıya olduğu mevcut zorluklara dikkat çekti. “Avrupa’nın iki lokomotif ülkesi önemli siyasi istikrarsızlıklarla mücadele ediyor ve popülist hareketlerin yükselişi büyük ölçekli taahhütleri zorlaştırıyor.”
Dr. Taştan, göç ve mültecilerin geri dönüş programlarının AB-Türkiye iş birliğinin temel taşlarından biri haline gelebileceğini vurguladı. AB’nin bu programları finanse etmek ve uygulamak için sivil toplum kuruluşlarını kullanabileceğini belirtti.
“AB, bu girişimleri Türkiye üzerinden finanse edebilir ve sivil toplum kuruluşları gibi aktörleri kullanarak göçün etkin yönetimini ve mültecilerin güvenli dönüşünü sağlayabilir,” diye ekledi.
Son Ziyaret, Oturma Düzeni Üzerindeki Tartışmalara Neden Olmuştu
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Türkiye’ye yapacağı yaklaşan ziyarete hazırlanırken, ünlü “sofagate” olayı hâlâ hafızalarda taze. 2021 yılındaki ziyaretinde, von der Leyen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AB Konsey Başkanı Charles Michel ile yapılan toplantıda kendisine bir sandalye verilmemesi nedeniyle küresel çapta eleştiriler ve cinsiyetçilik suçlamaları gündeme gelmişti.
İkili, en son Kasım 2024’ün başında Budapeşte’de gerçekleşen Avrupa Siyasi Topluluğu (EPC) Zirvesi sırasında bir araya gelmişti.
Ursula von der Leyen Ankara’ya doğru yola çıkarken, Suriye’nin kırılgan geçiş sürecinde hem AB hem de Türkiye için riskler yüksek. Ziyaret, insani yardım, göç iş birliği ve jeopolitik stratejiyi dengeleyerek AB-Türkiye ilişkilerini yeniden tanımlamak için kritik bir anı temsil ediyor.
Diplomasi
NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.
NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.
Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.
Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.
Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.
Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.
Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.
Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.
Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.
Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor
Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.
The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.
Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.
Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.
Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.
AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.
Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.
Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.
Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum












