Diplomasi
Barış Kurulu Netanyahu görüşmesi sonrası Gazze çekilme şartını değiştirdi

ABD destekli Barış Kurulu’nun açıklaması, İsrail ordusunun Gazze’den çekilme koşullarının Başbakan Binyamin Netanyahu ile yapılan görüşmenin ardından değiştirildiğine işaret etti. Yayınlanan yeni metin, Sarı Hat’ın gerisine çekilmeyi Hamas’ın tam silahsızlanması şartına bağlarken İsrail askerlerinin bölgede kalmasının önünü açık bıraktı.
ABD destekli Barış Kurulu’nun pazartesi günü yayımladığı açıklama, İsrail ordusunun Gazze’den çekilmesine ilişkin koşulların Başbakan Binyamin Netanyahu ile yapılan görüşmenin ardından değiştirilmiş olabileceğine işaret etti.
Kurul, İsrail ordusunun Sarı Hat’ın gerisine ancak Hamas’ın arabuluculara taahhüt ettiği silahsızlanma tamamlandıktan sonra çekileceğini bildirdi. Açıklamada bu koşulun hafif ve ağır silahların yanı sıra tüneller için de geçerli olduğu belirtildi.
Sarı Hat, Ekim 2025’te varılan ateşkes kapsamında Gazze’yi kabaca İsrail ile Hamas’ın kontrolündeki bölgeler arasında bölen sınırı ifade ediyor. İsrail ordusu ateşkesten sonra daha fazla alanı ele geçirerek Gazze’nin yüzde 60’tan fazlasını kontrolü altına aldı.
Açıklamadaki ‘tam çekilme’ ifadesi kaldırıldı
Times of Israel, geçen hafta adını açıklamadığı bir Barış Kurulu yetkilisine dayandırdığı haberinde, İsrail ordusunun anlaşmanın ilk aşamasında Sarı Hat’a çekilmesinin beklendiğini bildirmişti.
Barış Kurulu’nun pazartesi günü yayımladığı resmi açıklamanın ilk halinde, İsrail ordusunun “tam çekilmesinin” ancak Hamas’ın silahsızlanması tamamlandıktan sonra gerçekleşeceği belirtildi. Ancak “tam” sözcüğü birkaç dakika sonra metinden çıkarıldı.
Times of Israel’a göre ilk metin, silahsızlanma süreci devam ederken kısmi çekilmelerin yapılmasına, süreç tamamlandığında ise İsrail ordusunun bütünüyle çekilmesine imkân tanıyordu. Değiştirilen metin ise Sarı Hat’ın gerisine yönelik herhangi bir çekilmeyi silahsızlanmanın tamamlanması şartına bağladı.
Bununla birlikte “tam” sözcüğünün çıkarılması, silahsızlanma sonrasında İsrail ordusunun Gazze’den bütünüyle ayrılıp ayrılmayacağını da belirsiz bıraktı. Son metin, Hamas bütün silahlarını teslim etse bile İsrail’in Gazze’de asker bulundurmaya devam etmesinin önünü açık bırakıyor.
Bu yaklaşım, Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un geçen hafta dile getirdiği “Çekilme ile silahsızlanma eş zamanlı ilerlemeli” açıklamasından farklılık gösteriyor.
Habere göre bu değişiklik, Netanyahu hükümetinin plana onay vermesini sağlama çabasının parçası olabilir. İsrail, Hamas tamamen silahsızlandırılmadan ordunun Gazze’den çekilmesine karşı çıkıyordu. Ancak yalnızca ilk plandaki aşamalı süreci kabul eden Hamas’ın yeni koşullara nasıl yaklaşacağı belirsiz.
Barış Kurulu, Netanyahu’yla yapılan ve “yapıcı” olarak nitelendirilen görüşmenin ardından, hedefin Gazze’deki silahların tamamen devre dışı bırakılması ve “silahların hükmettiği düzenden sivil yönetime geçilmesi” olduğunu açıkladı. Kurul, bunun bir süreç içinde gerçekleştirileceğini ve ayrıntıların çalışmaların bir sonraki aşamasında belirleneceğini bildirdi.
Pazartesi günkü açıklamada İsrail’in çekilmesi için herhangi bir takvim verilmezken askeri operasyonların durdurulmasına ilişkin somut bir hükme de yer verilmedi. Kurul, planın uygulanmasında ilerleme sağlanabilmesinin tarafların üzerinde anlaşılmış çerçevedeki yükümlülüklerini yerine getirmesine bağlı olduğunu vurguladı.
Netanyahu saldırıları durdurmayı reddetti
Israel Hayom’un haberine göre Netanyahu, görüşme sırasında Mladenov’a Hamas’ın oluşturduğu tehdidin devam ettiğini ileri sürerek İsrail’in Gazze’de ateşi kesmeyeceğini ve Sarı Hat’tan çekilmeyeceğini söyledi.
İsrail yönetimi ayrıca Kahire’de yürütülen müzakerelere dahil edilmediği ve görüşlerini sunma fırsatı bulamadığı gerekçesiyle silahsızlanma planına ilişkin itirazlarını Barış Kurulu ile ABD’ye iletti.
Konu hakkında bilgi sahibi İsrailli bir yetkili, Times of Israel’a yaptığı açıklamada, İsrail’in Hamas’ın silahsızlandırılmasını denetleyecek Uluslararası Doğrulama Komitesinde Türkiye ve Katar’dan temsilcilerin bulunmasına karşı çıktığını söyledi. Haberde, her iki ülkenin de Hamas liderlerine ev sahipliği yaptığı, Türkiye-İsrail ilişkilerinin ise 7 Ekim 2023 saldırısının ardından koptuğu hatırlatıldı.
Aynı yetkili, İsrail’in Hamas’a ait silahların imha edilmek yerine yalnızca depolanmasını öngören maddeye de itiraz ettiğini söyledi.
Mladenov ise X hesabından yaptığı paylaşımda beklentileri düşürerek “Zorlu aşama şimdi başlıyor” dedi. Yürütülen çalışmanın yavaş, yorucu ve teknik bir süreç olduğunu belirtti.
Silahsızlanma planının başlangıç tarihi belirsiz
Anlaşmaya göre Hamas yönetimindeki polisin elindeki bütün silahların, Gazze’yi yönetmesi planlanan ABD destekli Filistinli teknokratlar komitesine devredilmesi öngörülüyor. Bu yapı, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi (NCAG) olarak biliniyor.
NCAG’nin silahsızlanma planının başlamasından iki hafta sonra Gazze’ye girmesi planlanıyor. İlk iki hafta içinde tarafların, silahların teslimine ilişkin her aşamanın takvimi üzerinde anlaşması gerekiyor.
Barış Kurulu, bu 14 günlük dönemin Hamas’ın planı kabul etmesinin hemen ardından başlamasını istiyordu. Ancak İsrail’in itirazları nedeniyle başlangıç tarihi belirsizliğini koruyor.
Filistinli komitenin Gazze’ye girmesi ve uluslararası güçlerin konuşlandırılmasının ardından ağır silahların devre dışı bırakılarak depolanması, askeri üretim merkezlerinin kapatılması ve tünellerin imha edilmesi sürecinin başlaması öngörülüyor.
Anlaşmaya göre bu süreç, İsrail ordusunun aşamalı olarak çekilmesiyle bağlantılı biçimde yürütülecek. Son aşamada silahlı grupların bütün silahlarını teknokratlar komitesine teslim etmesinin sekiz ay ile bir yıl sürmesi bekleniyor.
Gazze’nin yüzde 60’ından fazlası İsrail işgalinde
İsrail’in kontrolü altında bulunan bölgeler büyük ölçüde yıkılmış ve nüfustan arındırılmış durumda. Gazze’deki yaklaşık 2 milyon Filistinlinin çoğu Hamas’ın kontrolündeki kesimde yaşıyor. Yüz binlerce kişi ağır koşullardaki çadır kamplarında ve yıkılmış mahallelerde hayatını sürdürüyor.
İsrail’in 27 Ekim’de yapılacak seçimlerden önce Gazze’den önemli sayıda asker çekmesi veya başka tavizler vermesi beklenmiyor. Zorlu bir seçim mücadelesiyle karşı karşıya olan Netanyahu’nun aşırı sağcı koalisyon ortakları, Hamas üzerindeki askeri baskının sürdürülmesini ve İsrail askerlerinin Gazze’de kalmasını istiyor. Bazı koalisyon üyeleri ise bölgede Yahudi yerleşimleri kurulmasını savunuyor.
Gazze Sağlık Bakanlığına göre Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana bölgede en az 1230 kişi hayatını kaybetti. Bakanlığın açıkladığı sayı siviller ile silahlı grup mensupları arasında ayrım yapmıyor ve bağımsız olarak doğrulanmış değil. Bununla birlikte İsrail, Hamas’ın açıkladığı toplam can kaybı rakamlarını genel olarak kabul ediyor.
Ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana Gazze’de beş İsrail askeri öldürüldü.
Diplomasi
Polonya, Venezuela’dan kripto parayla petrol alırken 424 milyon dolar kaybetti

Polonya devlet enerji grubu Orlen, Venezuela’dan kripto para aracılığıyla petrol ithal etme girişimi sırasında en az 424 milyon dolar kayba uğradı. İsviçre ve Dubai üzerinden yürütülen operasyonda 230 milyon dolarlık avans aracı şirketlere teslim edilmesine rağmen sevkiyat gerçekleşmedi.
Polonya devlet enerji grubu Orlen, kripto para birimiyle yaklaşık 6 milyon varil Venezuela petrolü satın alma girişimi neticesinde en az 424 milyon dolar kaybetti.
İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times’ın yürüttüğü araştırmaya dayandırdığı haberine göre, aracılar üzerinden aktarılarak USDT cinsine çevrilen fonların ardından petrol sevkiyatı gerçekleşmedi.
Gazetenin ulaştığı verilere göre, Orlen’in İsviçre merkezli ticaret kolu Orlen Trading Switzerland (OTS), Kasım 2023’te Dubai merkezli Hannon International şirketiyle 345 milyon dolarlık Merey 16 tipi ham petrol alımı için sözleşme imzaladı.
İşlemden 25 ila 30 milyon dolar kar sağlamayı hedefleyen OTS, Dubai merkezli aracı kuruluşa 230 milyon dolar avans aktardı.
Venezuela tarafı ödemeyi sadece kripto para birimi USDT ile kabul edeceğini bildirdi. Hannon, para birimini dönüştürmek amacıyla Dubai’deki diğer aracı kuruluşlara transferler gerçekleştirdi.
Bu kuruluşlardan biri 135 milyon dolar tahsil etmesine karşın, Hannon’un verilerine göre satıcıya yalnızca 85 milyon USDT iletti. Farklı bir şirkete gönderilen 30 milyon dolar ise Venezuela’ya hiç ulaşmadı.
Hannon temsilcileri Ocak 2024’te bizzat Venezuela’ya giderek aracılara on milyonlarca USDT erişimi barındıran USB bellekler teslim etti. Bir komisyoncuya önce 60 milyon USDT, ardından 50 milyon USDT daha verildi; ancak petrol yine teslim edilmedi.
Aynı dönemde Orlen’in kiraladığı üç süpertanker, Aralık 2023’te Jose terminaline vardı ve haftalarca yükleme yapılmadan bekledi. Teslimat süresi 19 Aralık’ta dolarken, Orlen gemilerin rıhtımdaki bekleme süresi nedeniyle ilave maliyetlerle karşılaştı.
OTS, Ocak ayında Hannon ile 1 milyon varillik ham petrol için yeni bir mutabakata varmayı denedi ancak ham maddedeki kirlilik sebebiyle anlaşmadan çekildi.
Taraflar daha sonra 1 milyon varil akaryakıt sevkiyatı üzerinde anlaştı. Mart ayında Orlen’in bir gemisi, kararlaştırılan miktarın yarısını oluşturan yaklaşık 500 bin varillik yükü alabildi.
OTS, 28 Mart’ta ilk sözleşmeyi tek taraflı feshetti. Şirket içi hesaplamalara göre Hannon ile yürütülen operasyonların lojistik maliyeti 72 milyon dolara ulaştı.
Financial Times, Orlen’in Hannon’a devrettiği 230 milyon doları tahsil etmek amacıyla tahkim sürecini sürdürdüğünü aktarıyor.
Hannon, OTS’nin doğrudan işlem yapamaması nedeniyle aracı rolü üstlenerek USDT üzerinden petrol temin etmeye çalıştığını savunuyor.
Orlen ise üçüncü tarafların sürece dahil olup olmamasından bağımsız olarak, Hannon’un yükümlülüğünü yerine getirmek zorunda olduğunu belirtiyor.
Varşova Savcılığı, OTS operasyonlarının finanse edildiği 600 milyon dolarlık nakit havuzunun denetiminde ihmal olup olmadığını tespit etmek üzere Orlen’in eski yöneticileri hakkında soruşturma yürütüyor.
OTS’nin eski yöneticisi Samer Awad ve diğer eski idareciler, yöneltilen kötü yönetim suçlamalarını reddediyor.
Sözleşmenin iptalinden sonra, Orlen’in daha önce kiraladığı gemilerden biri yüksek yoğunluklu ağır Venezuela petrolünü yüklemeyi başardı.
Polonya hükümetinin tespitlerine göre Orlen’in toplam zararı en az 1,6 milyar zlotiyi (424 milyon dolar) buluyor.
Hükümet, bu meblağın nakliye, hukuk ve kötü yönetimden kaynaklanan diğer tüm harcama kalemlerini içerdiğini vurguluyor. Olay, Polonya tarihindeki en büyük şirket krizleri arasında yer alıyor.
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump Ağustos sonunda Venezuela ile bir anlaşma sağlandığını, söz konusu mutabakatın bu ülkenin 65 milyar varili aşkın petrol rezervinin ABD denetimine geçmesini öngördüğünü duyurmuştu.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise mutabakatın Washington yönetimine istikrarlı hammadde arzı ile uygun fiyatlı petrole erişim sağlayacağını; Venezuela tarafına yaklaşık 100 milyar dolarlık özel yatırım çekeceğini, binlerce yüksek ücretli istihdam yaratacağını ve ülke ekonomisinin yeniden toparlanmasını destekleyeceğini kaydetti.
Diplomasi
Pentagon raporu: İran savaşında ABD üsleri vuruldu, mühimmat stoğu eridi

ABD Savaş Bakanlığı denetim raporu, İran savaşının ilk dört ayında Amerikan ordusunun cephane darboğazı yaşadığını ve onlarca hava aracını kaybettiğini ortaya koydu. Bölgedeki diplomatik ve askeri üslerde ağır yıkım meydana gelirken, onarım harici operasyonel maliyet 33,4 milyar dolara ulaştı.
ABD Savaş Bakanlığı Genel Müfettişliği, İran ile yürütülen çatışmalara dair ilk özel denetim raporunu yayımladı. Belgede, ABD ordusuna ait mühimmat stoklarındaki erime, üslerde meydana gelen yıkım ve hava aracı kayıpları resmi verilerle kayıt altına alındı.
Savaşın başladığı 28 Şubat ile 30 Haziran arasındaki dönemi inceleyen çalışma; ABD ve İsrail öncülüğündeki askeri harekatın maliyetini, kapsamını ve operasyonel neticelerini ortaya koyuyor.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yetkilileriyle yapılan görüşmelere dayanan raporda, İran’ın Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Irak, Umman ve Ürdün’deki Amerikan üslerini hedef aldığı; yüzlerce bina ve yapıyı yıktığı veya ağır hasara uğrattığı kaydedildi.
Amerikan televizyonları NBC News ve CNN‘in aktardığı raporda, çatışmalar ilerledikçe kritik mühimmat stoklarının azaldığı ve tedarik zincirinde tıkanıklıklar yaşandığı kabul edildi.
Savaş Bakanlığının bu açığı kapatmak amacıyla tedarik ve üretim takvimlerini öne çekmeye, stratejik parça ve cephaneyi önceden depolamaya çalıştığı ifade edildi.
Savaş Bakanı Pete Hegseth, daha önce stokların kritik seviyeye indiği yönündeki iddiaları reddetmişti. ABD Başkanı Donald Trump ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, ülkesinin “tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok, üstün nitelikli silah ürettiğini” savundu ve sevkiyatın sürdüğünü dile getirdi.
Trump iki hafta önce de benzer haberlere tepki göstererek mühimmatın “neredeyse sınırsız” olduğunu öne sürmüştü.
Denetim raporuna göre çatışmaların ilk dört ayı ABD bütçesine yaklaşık 33,4 milyar dolarlık doğrudan yük getirdi. Yıkılan askeri altyapının imar masraflarını içermeyen bu faturanın 22,3 milyar dolarını harcanan mühimmat, 3,7 milyar dolarını teçhizat kaybı, 7,4 milyar dolarını ise diğer giderler oluşturdu.
NBC News temmuz ayında, iç hesaplamalara hakim yetkililere dayanarak asıl maliyetin 80 ila 100 milyar doları bulabileceğini aktarmıştı. Pentagon ise aynı dönemde harcamayı 37,5 milyar dolar olarak duyurmuş, ancak bu toplama hava araçlarının ikamesi, üslerin tamiri ve azalan cephanenin yenilenmesi dahil edilmemişti.
Resmi kayıtlarda askeri hava filosunun gördüğü zarar da detaylandırıldı. Dört adet F-15E taarruz uçağı ile bir F-35A savaş uçağının kullanılamaz hale geldiği veya ağır darbe aldığı aktarıldı.
Bir A-10 Warthog, 12 adet KC-135 yakıt ikmal uçağı ve dokuz farklı hava aracı tamamen kaybedildi. Kongre Araştırma Servisi verilerine göre haziran sonuna kadar 30’u aşkın MQ-9 insansız hava aracı da düşürüldü.
İran ve bölgedeki müttefik unsurların saldırıları, CENTCOM’un operasyon merkezlerini, personelini ve ikmal depolarını tahliye etmesine yol açtı.
CNN’in geçtiği ayrıntılara göre ordu, tıbbi tahliye helikopterlerini Irak ve Kuveyt’ten çekmek zorunda kaldı. Hava unsurlarının güvenli hatlara kaydırılmasıyla yaralı nakilleri karayoluna ve bölgedeki yerel ambulanslara devredildi.
Çatışmaların başında 20 bini aşkın askeri ve diplomatik personelin görev yeri değiştirildi; Avrupa üslerinden operasyonları desteklemek için 5 bine yakın uçuş icra edildi.
Tahribat deniz gücünü de etkiledi. İran’ın Bahreyn’deki ana ABD donanma lojistik üssünü insansız hava araçları ve balistik füzelerle vurduğu doğrulandı.
ABD Deniz Kuvvetleri Bakan Vekili Hung Cao merkezin “yerle bir edildiğini” kaydederken, ikmal operasyonları Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia Adası’na taşındı. Bu durum deniz birliklerinin lojistik döngüsünü 14 ila 18 güne çıkardı, posta dahil temel hizmetlerde aksamalar yarattı. CNN’in haberine göre istihbarat ve ordu çevreleri, personelin bölgede kalıcı olarak azaltılması seçeneğini değerlendiriyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı ile ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) müfettişlerinin katkı sunduğu veriler, diplomatik misyonlardaki fiziki hasarın 184 milyon dolar olduğunu gösterdi.
Durma noktasına gelen inşaat projelerinin yarattığı 25 milyon dolarlık fatura ile hariciyedeki zarar 208 milyon doları aştı.
Riyad Büyükelçiliği mart başında iki insansız hava aracıyla vurulurken, yerleşkede CIA operasyonlarına ayrılan birim hasar gördü.
Dubai Konsolosluğu darbe aldı; faaliyetlerini askıya alan Kuveyt Büyükelçiliği ise acil durum seviyesinde ancak haziran sonunda açılabildi.
Irak’taki tesislere 600’den fazla saldırı gerçekleştiği ve 157 milyon dolarlık hasarla en büyük faturanın bu ülkede çıktığı aktarıldı. Bölgedeki 3 bin 500 diplomatik çalışan ve ailesi zorunlu tahliye protokolüyle tahliye edildi.
Hazırlanan denetim belgesinde, harekatın ilk aşamasında İran’da bir ilkokulun hedef alınmasına değinilmedi.
Ordunun bu bombalamaya ilişkin yürüttüğü iç soruşturma henüz tamamlanmadı.
Askerlerin yıpranma payına yer vermeyen raporda, uzun süreli görevin ardından San Diego’ya dönmek üzere yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki koşullar da kapsam dışında kaldı.
Diplomasi
Avustralya, AB ile ilişkilerde Kanada’yı takip edecek

Avustralya, ABD ile giderek tırmanan bir ticaret anlaşmazlığıyla karşı karşıya kalması nedeniyle Kanada’nın AB ile daha yakın ilişkiler kurma çabalarına destek veriyor.
Wall Street Journal’ın, Kanada’nın AB’de “ortak üye” statüsünü değerlendirdiğini bildirmesinin ardından, Başbakan Mark Carney ülkesinin tam üyelikten ziyade blokla “benzersiz bir ittifak” kurmayı hedeflediğini açıklamıştı.
Avustralya Ticaret Bakanı Don Farrell da salı günü Sydney Morning Herald gazetesine verdiği demeçte, “Aynı görüşteyiz. Carney’in atacağı adımları büyük bir ilgiyle takip edeceğiz,” dedi.
Farrell, Avustralya’nın AB ile daha derin bir ilişki kurmak için aktif olarak çaba gösterip göstermediği veya bunun ne şekilde gerçekleşebileceği konusunda ayrıntılı bilgi vermedi.
Avustralya, Washington ile uzun süredir devam eden güvenlik anlaşmasına ve serbest ticaret anlaşmasına rağmen, ABD’nin ihracat ürünlerine uyguladığı gümrük vergileriyle karşı karşıya kalmasının ardından ticaretini çeşitlendirmeye çalışıyor.
WSJ’ye göre Kanada ve AB, yapay zeka, enerji, savunma ve kritik mineraller gibi kilit sektörlerdeki Kanadalı mal, hizmet ve işçilerin serbest dolaşımına izin vermeyi görüşüyor ve bu da fiilen AB sınırını kaydırmak anlamına geliyor.
Kanada, AB’ye üyeliği değil, “benzersiz bir ittifak” kurmayı hedefliyor
Görüşmeler, denizaltı kabloları, veri merkezleri, bulut depolama, uydu ağları ve enerji nakil tesisleri gibi ortak altyapı projelerini de kapsıyor.
Gazete, ismi açıklanmayan iki yetkiliye atıfta bulunarak, Carney’in Kanadalıların AB’de vizesiz olarak yaşamasına ve çalışmasına izin verilmesi konusunda AB liderleriyle, özellikle de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile düzenli olarak görüşmeler yaptığını bildirdi.
Farrell, mesafeler göz önüne alındığında fiber optik kablolar hariç olmak üzere, AB ile gelecekteki düzenlemelerde tüm seçeneklere açık olduğunu belirtti:
“Dünya, korumacılar ve serbest ticaret yanlıları olarak ikiye ayrılıyor. Son 50 yıldır Avustralya’nın refahının tamamen dünyayla olan ilişkilerimize bağlı olduğu tartışılmaz bir gerçek.”
Avustralya ve AB, sekiz yıllık müzakerelerin ardından Mart ayında bir serbest ticaret anlaşması imzaladı.
Bu anlaşma, neredeyse tüm mallardaki gümrük vergilerini kaldırdı ve AB’nin Avustralya’nın kritik minerallerine erişimini potansiyel olarak kolaylaştırdı.
Avrupa1 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa1 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa1 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya1 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Ortadoğu7 gün önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Dünya Basını2 hafta önceÇin-Mısır ortak tatbikatı, Pekin’in askeri erişiminin göstergesi
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 3: Kapitalizmin (önlenemeyen) ölümleri











