Avrupa
Batı’nın Rusya’nın dondurulan varlıklarına el koyması ne kadar mümkün?

Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü, ABD’nin Ukrayna’ya desteğini kesmesiyle sonuçlandı ve Avrupalı ülkeleri Kiev’e askeri yardımı artırmak için yeni seçenekler aramaya yöneltti. Avrupa, bu açığı kapatmak için Rusya’nın bölgede dondurulan varlıklarına el koymayı düşünüyor. Tartışmalar devam ederken, bazı Avrupa ülkeleri bu varlıkların Ukrayna’yı desteklemek için kullanılmasına sıcak bakıyor.
Avrupa, Trump yönetiminin Ukrayna’ya yönelik desteğini çekmesinin ardından, Kiev’e askeri yardımı artırmak için Rusya’nın dondurulan varlıklarına el koyma seçeneğini değerlendiriyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesiyle, Amerika’nın Ukrayna’ya olan desteği tamamen değişti. Bu durum, Avrupalı ülkeleri Kiev’e askeri desteği güçlendirmek için yeni yöntemler aramaya itti.
Avrupa’nın, Amerika’nın desteğindeki açığı kapatmak için kullanabileceği mekanizmalardan biri de Rusya’nın kıtada dondurulan varlıklarına tamamen el koymak.
Rusya’nın varlıkları nerede ve ne kadar?
Rusya Merkez Bankası’nın milyarlarca dolarlık döviz rezervi bulunuyor. Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya askeri müdahalesinin ardından, bu varlıkların yaklaşık 300 milyar avroluk (322 milyar dolar) kısmı Batı’da donduruldu.
Bu dondurulan varlıkların yaklaşık 210 milyar avroluk kısmı Avrupa Birliği’nde bulunuyor. Varlıkların büyük çoğunluğu, 183 milyar avronun bulunduğu Belçika’daki Euroclear bankasında tutuluyor.
Rus devlet varlıklarının büyük bir bölümünün Avrupa topraklarında olması, bu varlıkları dondurma ve el koyma yetkisini Avrupalı ülkelere veriyor.
Bu varlıklar ne için kullanılabilir?
Savaş boyunca bu varlıkların Ukrayna’yı desteklemek için kullanılıp kullanılamayacağı tartışma konusu oldu.
Geçen yılın haziran ayında G7, Rusya’nın dondurulan varlıklarından elde edilen faiz geliriyle desteklenen 50 milyar dolarlık krediyi Ukrayna’ya verme konusunda prensipte anlaştı.
Ancak, Avrupa Birliği üye ülkeleri, hukuki ve iktisadi sonuçlarından endişe duyarak bu varlıklara tamamen el koymaktan kaçındı.
Öte yandan Bloomberg, Brüksel ile Washington arasındaki gerilimin tırmanmasıyla AB’nin daha agresif adımlar atmayı düşündüğünü bildirdi.
Bloomberg‘e konuşan kaynaklar, kurulması planlanan Uluslararası Tazminat Komisyonu’nun Rusya’dan tazminat talep edeceğini, Rusya’nın kabul etmemesi durumunda ise varlıklara tamamen el konulacağını belirtti.
Eski ABD yetkilisi Gordon’dan Avrupa’ya çağrı: Rusya’nın dondurulan varlıklarına el konulsun
Söz konusu fikri Avrupa’da kim destekliyor, kim karşı?
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ve Ekonomiden Sorumlu Komisyon Üyesi Valdis Dombrovskis dahil olmak üzere pek çok AB yetkilisi, varlıklara tamamen el konulmasını desteklediğini açıkladı.
Kallas, şubat ayı sonunda yapılan AB Dışişleri Konseyi toplantısında, varlıklara el koyma anlaşmasına varılması için çalışmaların “devam ettiğini” belirterek, “Özellikle içinde bulunduğumuz durumda, eninde sonunda hepimiz bunun bedelini vergi mükelleflerimizin ödememesi gerektiği sonucuna varacağız. Bu bedeli, Ukrayna’yı yok eden ülke, yani Rusya ödemeli,” ifadelerini kullandı.
Yine geçtiğimiz ayın sonlarına doğru, İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy, İngiliz parlamentosunun alt kanadı Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada, “Avrupa hızla harekete geçmeli ve bence varlıkları dondurmaktan el koymaya geçmeliyiz,” dedi.
Estonya ve Polonya da varlıklara el konulmasını desteklediklerini açıkladı.
Estonya Dışişleri Bakanı, ABD’nin askeri yardımı çektiği yönündeki haberlerin ardından geçen hafta yayımladığı açıklamada, Avrupa’yı daha fazla çaba göstermeye çağırdı:
“Rusya’nın dondurulan varlıklarını kullanmanın hkuki bir yolu olmadığı iddiaları asılsızdır. Geçen hafta Avrupalı ortaklarımızla, dondurulan varlıkların kullanılması için net bir çözüm sunan bir taslak paylaştım. Rusya’ya uygulanan yaptırımların uzatılması için haziran ayındaki son tarihten önce, dondurulan varlıkların kullanılması konusunda siyasi bir karar alınmalıdır.”
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IISS) Rusya ve Avrasya uzmanı Nigel Gould-Davies, CNBC‘ye yaptığı açıklamada, “Pek çok Orta Avrupa ülkesi, varlıklara el konulması fikrine sıcak bakıyor, ancak AB düzeyinde ortam bir tutum olmadığı için bunu kamuoyu önünde söylemekten çekiniyorlar,” değerlendirmesini yaptı.
Fakat Gould-Davies, bazı ülkelerin, özellikle de Almanya ve Fransa’nın “direndiğini” belirtti. Financial Times gazetesi ise her iki ülkenin de varlıklara el konulması konusunu tartışmaya açık olduğunu bildirdi.
ECB yetkilileri, Rusya’nın dondurulan varlıklarına el koyma lehinde konuşmaya başladı
Varlıklara nasıl el konulacak?
HEC Paris’te Avrupa hukuku ve ekonomisi profesörü Armin Steinbach, CNBC‘ye verdiği demeçte, teorik açıdan 27 AB üye ülkesinin oybirliğiyle Rusya’nın varlıklarına el koyma kararı alabileceğini ve “Belçika’yı varlıklara el koymakla görevlendirebileceğini” söyledi.
Steinbach, AB yaptırımlarının yenilenmeden sona ermesi durumunda, Belçika’nın ayrı olarak varlıklara el koyma yoluna gidebileceğini, fakat Belçika’nın, avro bölgesine yönelik hukuki ve iktisadi riskler konusunda uyarıda bulunduğu için bunu yapmasının pek mümkün olmadığını belirtti.
Steinbach ayrıca, Avrupa’nın Rusya’nın varlıklarına el koymasının “ahlaki açıdan zorlayıcı ancak hukuki açıdan zor” olacağını, zira Avrupa’nın Rusya’nın uluslararası hukuku ihlallerine karşı “geçici” ve “geri döndürülebilir” olması gereken karşı tedbirler almakla sınırlı olduğunu dile getirdi.
Ancak Profesör Steinbach, “Aynı zamanda, Ukrayna’nın savaşın zararlarını karşılamak için Rusya’dan tazminat talebi var. Soru şu; AB, Rusya’nın varlıklarına el koyarak Ukrayna’nın bu tazminat talebini uygulayabilir mi?” dedi.
Steinbach, Ukrayna’nın “Rusya’ya karşı tazminat talebini G7’ye devrettiği” ve G7’nin de bu talebi Kiev adına Rusya’nın varlıklarına “mahsup ederek” uygulayacağı “yaratıcı bir tekliften” bahsetti.
Steinbach, “böyle bir devrin uluslararası hukukta daha önce hiç yaşanmadığını” ve egemen varlıkların dokunulmazlığının korunması konusunun da devam ettiğini belirtti.
IISS’den Gould-Davies de, uluslararası hukukçular tarafından yapılan kapsamlı çalışmaların, el koyma konusunda “güvenli bir hukuki yol” olduğunu ve ekonomik sonuçlara ilişkin korkuların abartılı olduğunu gösterdiğini iddia etti.
Gould-Davies, “Varlıklara ilk dondurulduğunda -Rusya’nın bunlara erişimini kaybettiği an- Avrupa’nın iktisadi veya mali istikrarı üzerinde herhangi bir olumsuz etki olmadı. Rusya, bu varlıkları kalıcı ve resmi olarak kaybederse, piyasaların veya tek tek alacaklı devletlerin harekete geçeceğini düşünmek için hiçbir neden yok,” diye ekledi.
İngiltere Başsavcısı’ndan Rusya’nın dondurulan varlıklarına el konulmasına karşı uyarı
Şimdi ne olacak?
Savaşı sona erdirme görüşmeleri devam ederken ve olası sonuç hakkında netlik yokken, Avrupa, Ukrayna’ya yardım için Rusya’nın varlıklarına el konulmasının ek silah alımına izin verip vermeyeceğini veya bu fonların ülkenin yeniden inşasına yardımcı olup olmayacağını değerlendiriyor.
Quantum Strategy’de kıdemli bir yatırımcı ve stratejist olan David Roche, Rusya’nın ABD ile yaptığı görüşmelerin bir parçası olarak, ekonomisini canlandırmak için varlıkların serbest bırakılmasını ve iade edilmesini talep edeceğini dile getirdi.
Roche, 26 Şubat’ta CNBC‘ye verdiği demeçte, “(Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in (varlıkları) geri isteyeceğine şüphe yok,” diyerek, Moskova’nın, Avrupa topraklarında tutulan varlıkları geri alması için Avrupa’ya baskı yapabilecek Trump ile bir anlaşma yapmaya çalışacağını da sözlerine ekledi.
Rusya da daha önce varlıklarına el konulması halinde misillemede bulunacağını açıklamıştı.
ABD’nin desteğini çekmesi ve Avrupa’nın acilen savunma harcamalarını artırma ihtiyacının, “Rusya’nın varlıklarına el konulmasını daha da mantıklı ve acil hale getirdiğini” söyleyen Gould-Davies, “Saldırgandan neden bedava para alınmasın?” diye sordu.
AB, Rusya’nın dondurulan varlıklarına el koymanın yolunu arıyor
Avrupa
AB ülkelerinden Özbekistan, Ruanda ve Uganda’da göçmen merkezleri kurma hazırlığı

Avrupa Birliği üyesi bir grup ülke, sığınma talebi reddedilen kişileri göndermek amacıyla Özbekistan, Ruanda ve Uganda ile ortaklık kurma seçeneklerini değerlendiriyor. Birliğin sığınmacıların sınır dışı merkezlerini blok dışına taşıma girişimine Danimarka, Avusturya, Yunanistan, Almanya ve Hollanda öncülük ediyor.
Avrupa Birliği (AB) üyesi bir grup ülke, sığınma talebi reddedilen kişileri göndermek amacıyla Özbekistan ve Ruanda gibi ülkelerde merkezler kurma olasılığını değerlendiriyor.
Politico’ya konuşan üç Avrupalı diplomat, söz konusu planın detaylarını paylaştı. Haziran ayında yazılan ve gazetenin ulaştığı mektuba göre, 27 AB üyesi ülkenin yarısından fazlası, birlik sınırları dışında bu tür merkezlerin kurulması için hızlı adımlar atılması çağrısında bulundu. Birlik içinde hazırlıkların bu yıl içinde tamamlanması hedefleniyor.
Bu adım, AB üyesi ülkelerin hükümetlerine, birlik sınırları içinde kalma hakkı reddedilen göçmenler için sınır dışı merkezleri kurma yetkisi veren yasanın kabul edilmesinin ardından gündeme geldi.
İlgili düzenlemeye göre, hükümetlerin bu önlemleri bağımsız olarak ve ancak hedef ülkelerin insan hakları ile uluslararası hukuk normlarına uyması şartıyla hayata geçirmesi gerekiyor.
Girişime Danimarka, Avusturya, Yunanistan, Almanya ve Hollanda öncülük ediyor.
Daha önce Politico kaynakları, olası ortaklar arasında Özbekistan’ın yanı sıra Kazakistan’ın da adını anmıştı ancak Kazakistan son değerlendirmelerde yer almadı.
Konuyla ilgilenen gruptaki ülkelerden birine mensup üst düzey bir Avrupalı yetkili, üzerinde durulan bir diğer ülkenin ise Uganda olduğunu belirtti.
Yetkili; Mısır ve Libya gibi birliğe coğrafi olarak yakın olan devletlerin, göçmen kaçakçılığı riskine yönelik endişeler nedeniyle değerlendirme dışı bırakıldığını aktardı.
Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, AB’deki yasa onaylanmadan önce yaptığı açıklamada, “Hedefimiz, bu yapıların kurulmasına yönelik ilk anlaşmaları 2026 yılında imzalamak ve buraların 2027 yılı itibarıyla faaliyete geçmesini sağlamaktır” ifadelerini kullanmıştı.
Yurt dışı göçmen merkezleri planının öncülerinden olan Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ise Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, bu merkezlerin kurulması için Avrupa Komisyonundan finansman sağlama çalışmalarının sürdüğünü belirtti.
Frederiksen, projenin Avrupa Komisyonu desteğiyle bir “gönüllüler koalisyonu” grubu tarafından yürütüldüğünü kaydederek şu ifadeleri kullandı:
“2026-2027 yıllarında, Avrupa dışında ilk geri gönderme merkezini göreceğiz. Bunu önümüzdeki bir yıl içinde başarabileceğimizi düşünüyorum.”
Politico, Avrupa Komisyonunun bu müzakereleri doğrudan kendisinin yürütmediğine dikkat çekti.
AB, küresel altyapı programı Global Gateway kapsamında Ruanda’yı aktif olarak destekliyor ve bu ülkeye yüz milyonlarca avro fon sağlıyor.
Bu doğrultuda, 2023 yılında Ruanda için 900 milyon avroluk bir yatırım planı açıklanmıştı. Birlik ayrıca Özbekistan’a da 119 milyon avro tutarında hibe desteği tahsis etmişti.
Avrupa
Avrupa içindeki “E5” grubu konsolide oluyor

Bugün Berlin’de yapılacak “E5” toplantısı, AB içerisinde çok daha küçük bir çekirdeğin Kıta’daki karar alma mekanizmalarını üzerine alma konusunda bir test olacak.
Britanya, Fransa, İtalya ve Polonya’nın liderleri, bugün Berlin’de Friedrich Merz’in ev sahipliğinde bir araya gelecek.
Euractiv’e göre E5 zirvesi, önümüzdeki ay Türkiye’de Donald Trump’ın da katılacağı NATO zirvesi öncesinde ve diplomatlar ile yetkililere göre Ukrayna ile Rusya arasındaki ateşkes görüşmelerinin birkaç hafta içinde başlayabileceği beklentileri karşısında kritik bir dönüm noktası olarak görülüyor.
Avrupalı müttefiklerden oluşan grup, Patriot PAC-2 önleme füzeleri dahil olmak üzere Ukrayna’nın hava savunmasını güçlendirmeye yönelik adımları ve Varşova ile Kiev arasındaki sürtüşmeleri gidermeye yönelik çabaları da duyuracak.
Geçen hafta Brüksel’de düzenlenen zirvede Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan iyi haberler gelmişti.
Macron, AB liderlerine Ukrayna barış görüşmelerinde yeni bir ivme olduğunu ve Avrupa’nın müzakere masasında yer alacağını söylemişti.
Onun bu iyimserliği kısa sürede tartışmalara yol açtı. Fransa’da düzenlenen G7 zirvesinde Macron’un başkanlığında Donald Trump ile yapılan yoğun görüşmelerin ardından, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın Kremlin ile gizli bir iletişim kanalı açtığına dair haberler çıktı ve bu durum bazı AB liderlerinin eleştirilerine yol açtı.
Henüz bir müzakere masası kurulmamış olsa da, Euractiv’e göre Avrupa devlet ve hükümet başkanlarının ilgilendiği tek bir soru vardı: “Bu koltuğu E3 mü, E5 mi yoksa AB mi alacaktı?”
Diplomatların ve yetkililerin aktardıklarına göre Macron, öncelik sırasının, özellikle Fransa’nın Britanya ile birlikte liderlik ettiği “İstekli Koalisyon” aracılığıyla Ukrayna’ya yönelik askeri taahhütler de dahil olmak üzere, gelecekteki güvenlik garantilerinin sağlanmasında rol alan ülkelere ait olduğunu vurguladı.
Macron, İngilizlerin AB üyesi olmadığını ama bu ayın başlarında Başbakan Keir Starmer’ın başkanlığında Londra’da yapılan görüşmelerin zaten gösterdiği gibi masada bir koltukları olacağını belirtti.
Merz söz alarak, “E3” formatının –Britanya, Fransa ve Almanya– Ukrayna’nın tercih ettiği grup olduğunu ve ateşkes ile çözümün temelleri üzerinde müzakereler sürerken doğal olarak öncü bir rol oynayacağını belirtti.
Hem yakın tarihe hem de savaş dönemine duyarlı olan Merz, Doğu Avrupa ülkelerini –özellikle Polonya ve Baltık devletlerini– sürekli bilgilendireceğini vurguladı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, zirvedeki “oldukça uzun tartışmadan” pek etkilenmemiş görünüyordu.
Tusk şunları söyledi:
“E3 var ve yakında Polonya ile İtalya’nın Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık’a katılmasıyla bir E5 oluşacak. Peki; bir araya gelip birlikte neler yapabileceğimizi tartışacağız. Polonya –bunu tekrar edeyim– kendi katılımı olmadan yapılan hiçbir düzenlemeye saygı göstermeyecektir. Meslektaşlarımın ifadeleri ve tepkilerinden, bazılarının belki de tam olarak memnun olmadığını görebildim, fakat herkes ne demek istediğimi anladı ve herhangi bir hoş olmayan sürpriz beklemiyorum.”
İtalya’dan Giorgia Meloni tarafından “kesin bir şekilde” desteklenen Tusk’un yorumları, gelecekteki tüm müzakerelerde Avrupa’nın pozisyonunu temsil etmesi için E5 formatının öne çıkmasını sağladı.
Bu gelişmelerin dışında kalmamak için Costa ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de AB’nin sürece dahil edilmesi konusunda baskı yaptılar.
Bu durum, Brüksel’de her an su yüzüne çıkabilecek bürokratik yetki savaşlarını gözler önüne serdi.
Macron, bir noktada AB’nin temsil edilmesi gerekeceğini kabul etti; bu görev kapsamında Costa’ya, Rusya’ya yönelik yaptırımlar veya dondurulmuş Rus varlıklarına ilişkin kararlar gibi konuların verilmesi söz konusu olabilir.
Durumu daha da karmaşık hale getiren ise Tusk’un Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ile olan ilişkileri.
Bu ilişkiler, Ukraynalı milliyetçiler tarafından II. Dünya Savaşı sırasında işlenen suçlara ilişkin anlaşmazlık nedeniyle en düşük seviyeye inmiş durumda.
Zelenskiy, Rusya ile yapılacak herhangi bir müzakerede Avrupa’nın rolü konusunda son sözün Ukrayna’ya ait olacağı konusunda ısrarcı.
Ukraynalı lider, “Avrupa, müzakere formatını değerlendirecek ve çeşitli seçenekler sunacak, fakat müzakerelerde Avrupa’yı kimin temsil edeceğine Ukrayna karar verecek. Bu adil bir yaklaşım,” dedi.
Üst düzey bir AB diplomatı, çoğu Avrupa ve AB müttefikinin de kabul ettiği gibi, E3’ün doğal lider grup olacağını belirtti.
“Temel güvenlik çıkarları söz konusu olduğunda, ilgili aktörler bu garantileri sağlayabilecek devletler. E3, diğerlerine göre daha fazla yeteneğe sahip,” diyen diplomat, İngiliz ve Fransız nükleer caydırıcılığı da dahil olmak üzere askeri yeteneklere atıfta bulundu:
“İstihbarat, uzun menzilli saldırı yetenekleri: bunları herkes sağlayamaz. İtalya ve Polonya, bunun kendi başlarının üstünde gerçekleşmemesi gerektiğini söylemekte haklılar. Dolayısıyla, daha geniş çaplı güvence ve güvenlik sağlamak için E5 formatı fikri ortaya çıktı.”
Avrupa
Finlandiya savaşa karşı elitlerini askeri kampta eğitiyor

Finlandiya, aralarında üst düzey bürokratlar, akademisyenler ve iş dünyası temsilcilerinin de bulunduğu sivil elitleri, Rusya ile olası bir çatışma senaryosuna karşı askeri kamplarda eğitiyor. Üç ila dört hafta süren eğitimler kapsamında katılımcılar, normal şartlarda halka kapalı tutulan stratejik tesisleri, hükümet binalarını ziyaret ediyor ve gizli brifinglere katılıyor.
Finlandiya, bürokratlar, akademisyenler, müze müdürleri ve askeri komutanlara yönelik ulusal savunma kurslarıyla sivil ve askeri kanat arasında güçlü bağlar kuruyor.
Bloomberg’in mercek altına aldığı program, 65 yıldır yürürlükte olmasına rağmen mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha güncel ve hayati kabul ediliyor.
Ajansa değerlendirmelerde bulunan emekli Finlandiyalı General Arto Raty, Ukrayna’daki çatışmaların bu tür eğitimlerin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.
Raty, bir ülkenin ısınma, elektrik, su ve lojistik altyapısını koruyamaması halinde cephe hattının da ayakta kalamayacağını vurgulayarak, “Sorumluluk tek bir sektörün üzerinde toplanamaz” ifadesini kullandı.
Üç ila dört hafta süren eğitimler kapsamında katılımcılar, normal şartlarda halka kapalı tutulan stratejik tesisleri, hükümet binalarını ziyaret ediyor ve gizli brifinglere katılıyor.
Eğitim süresince askeri üniforma giyen, kışlalarda uyuyan ve kumanyalarla beslenen sivil yetkililer, savaş uçaklarıyla uçuşlar da dahil olmak üzere doğrudan ordu tatbikatlarında görev alıyor.
Eğitimin detaylarını paylaşması yasak olan mezunlar, özel bir derneğe üye olarak gümüş bir rozet satın alabiliyor. Defne yaprağı ve iki kılıç tasviri içeren bu rozet, ülkede bir statü sembolü olarak kabul ediliyor ve katılımcıların birbirini tanımasını sağlıyor.
Adaylar çok aşamalı seçim sürecinden geçiyor
Yılda dört kez düzenlenen bu programa davetiyeler, ülkenin en nüfuzlu isimlerine gönderiliyor. Kurumlar tarafından önerilen adaylar, çok aşamalı bir elemeye tabi tutuluyor.
Bloomberg, son dönemde sosyal medya fenomenlerinin ve blog yazarlarının da bu eğitimlere davet edilmeye başlandığını aktardı.
Programın mezunları arasında Finlandiya Başbakanı Petteri Orpo da yer alıyor. Kursu tamamladığını gösteren rozeti 2020 yılından bu yana vatanseverlik etkinliklerinde ve savunma toplantılarında takan Orpo, bu simgenin “dış politika ve güvenlik politikasındaki değişimlerin, karar alıcıları her gün nasıl sınadığını hatırlatan bir unsur” olduğunu ifade etti.
Sınır hattında artan askeri hareketlilik
Finlandiya, mayıs ayında Finlandiya Körfezi’nde “Narrow Waters 26-1” deniz tatbikatını ve ABD ile İngiltere kuvvetlerinin de katıldığı “Karelian Sword 26” (Karelian Kılıcı-26) kara tatbikatını düzenledi. Ülkede ayrıca “Northern Strike 26” adlı bir topçu tatbikatı da gerçekleştirildi.
Rusya Güvenlik Konseyi ise mayıs ayında yaptığı açıklamada, Finlandiya’nın NATO’ya üye olmasının ardından, özellikle Rusya sınırına yakın bölgelerde yürütülen askeri tatbikatların ölçeğinin ciddi biçimde genişlediğine dikkat çekmişti.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4
Dünya Basını6 gün önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak









