Diplomasi
Eski ABD yetkilisi Gordon’dan Avrupa’ya çağrı: Rusya’nın dondurulan varlıklarına el konulsun

Eski ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in Ulusal Güvenlik Danışmanı Philip Gordon, Financial Times’ta yayımlanan makalesinde, Avrupa’nın Rusya’nın dondurulan varlıklarına el koyarak Ukrayna’ya destek vermesi gerektiğini savundu. Gordon, Trump yönetiminin Ukrayna’ya desteği çekmesinin ardından Avrupa’nın bu adımı atmasının “tek etkili seçenek” olduğunu belirtti. Gordon, “Bu para, Ukrayna’nın kendisini savunması için gerekli araçları edinmesine ve ekonomisine can simidi olmasına yardımcı olacaktır,” ifadelerini kullandı.
Eski ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in Ulusal Güvenlik Danışmanı Philip Gordon, Financial Times gazetesinde yayımlanan köşe yazısında, Avrupa’nın Rusya’nın dondurulan varlıklarına el koymaktan başka seçeneği olmadığını savundu.
Gordon, Trump yönetiminin Ukrayna’ya desteğini çekme kararının ardından Avrupa’nın gösterdiği tepkinin takdire şayan olduğunu ve tarihi bir öneme sahip olabileceğini belirtti.
Gordon, “Avrupalı liderler, Donald Trump’ın Rusya’nın savaş hakkındaki yanlış anlatısını benimsemek, sessiz kalmak veya kendi aralarında tartışmak yerine, Kiev’e desteklerini iki katına çıkardılar, güvenlik yardımını artırma ve ‘istekliler koalisyonu’ oluşturma sözü verdiler,” ifadelerini kullandı.
‘Ukrayna’ya Avrupa kuvvetleri gönderilmesi yeterli olmayacak’
Bu adımların memnuniyet verici olduğunu ancak yeterli olmadığını öne süren Gordon, “Avrupa’nın savunma harcamalarındaki artışlar, Washington’ın Ukrayna’ya aktardığı teçhizatın yerini alacak kadar hızlı gelmeyecek. Ve Trump’ın sağlamayı reddettiği bir Amerikan desteği olmadan, Ukrayna’daki Avrupa kuvvetleri bile gelecekteki Rusya’nın saldırganlığına karşı yeterli bir caydırıcı olmayacaktır,” değerlendirmesini yaptı.
Gordon, Ukrayna’yı kurtarmak için “tek gerçekten etkili seçeneğin” Avrupa’da dondurulan 200 milyar doların üzerindeki Rus varlığına el koymak ve bu parayı Ukrayna’nın ekonomisini, ordusunu ve savunma sanayii altyapısını desteklemek için kullanmak olduğunu belirtti.
Gordon, “Bu para, Ukrayna’nın kendisini savunması için gerekli araçları edinmesine ve ekonomisine can simidi olmasına yardımcı olacaktır. Ve Avrupa’ya, savaşın adil ve kalıcı bir şekilde sona ermesi için müzakere etmesi gereken gücü verecektir,” diye yazdı.
Fransız yetkililerin, Moskova’nın gelecekteki bir ateşkes anlaşmasını ihlal etmesi durumunda Rusya’nın varlıklarına el koyma planını değerlendirdiği yönündeki haberlere değinen Gordon, şöyle devam etti:
“Fakat bu fikir, yazıldığı kağıda değecek herhangi bir ateşkesin, Ukrayna’nın gelecekteki Rus saldırganlığını caydırabilecek bir kuvvet geliştirmesini ve Rusya’nın saldırılarının üç yıl boyunca harap ettiği bir ekonomiyi yeniden inşa etme yolunu gerektireceği gerçeğini göz ardı ediyor. Özellikle Washington Ukrayna’ya mali desteği keserken, bu dondurulmuş varlıkların bir kısmını kullanmadan bunların hiçbiri mümkün olmayacaktır.”
Biden yönetiminde, Avrupa’yı bu varlıkları Ukrayna’ya devretme konusunda ikna etmek için yıllarca çalıştıklarını ama başarısız olduklarını belirten Gordon, Avrupalıların, dondurulan varlıklardan elde edilen faizle Ukrayna’ya kredi sağlama konusunda G7 anlaşmasına uyduğunu, ancak anaparanın kullanımına karşı çeşitli gerekçeler öne sürdüklerini aktardı.
Gordon, “Ancak bu argümanları o zaman ikna edici değildi ve şimdi çok daha az ikna edici,” diye ekledi.
‘Pandora’nın kutusunu açma riski abartılıyor’
Gordon, Avrupalı liderlerin seçeneklerini yeniden değerlendirirken akıllarında tutmaları gereken birkaç noktaya dikkat çekti:
— “El koymanın yasal dayanağı tartışmalı olsa da, pek çok hukuk uzmanı, Rusya’nın hukuka aykırı saldırganlığına karşı önlemler bağlamında yapıldığı sürece sağlam olduğu sonucuna varmıştır. Uzun süredir yerleşik olan ‘mahsup’ ilkesi, Ukrayna’nın Rusya’nın dondurulmuş varlıklarını geri alma talebine karşı tazminat talebini netleştirmesine izin verecektir.”
— “Rusya’nın varlıklarına Avrupa’da el konulması, Avrupalıların endişelerinin aksine, ülkeleri avro tutmaktan caydırmayacaktır; tıpkı Avrupa ve G7 ülkelerinin zaten yaptığı gibi bu varlıkları süresiz olarak dondurmanın caydırmadığı gibi. ABD, Avrupa, İngiltere ve Japonya’nın 2022’de Rusya’nın varlıklarını hareketsiz hale getirme eylemi, o zamandan beri neredeyse hiç kimseyi dolar, avro, sterlin veya yen tutmaktan caydırmadı; oysa neredeyse hiç kimse Rusya’nın bu varlıkları geri alacağına inanmıyor.”
— “Dondurulmuş varlıkların çoğunun Avrupa’da olması, avronun dolardan daha fazla risk altında olacağı anlamına gelmez. Amerikalı yetkililerin, Rusya’nın askeri müdahalesinin hemen ardından G7’yi Rusya’nın varlıklarını dondurmaya ikna etmede öncülük ettiği bir sır değil. Geçen bahar, Kongre ezici bir çoğunlukla başkana bu varlıklara Ukrayna yararına el koyma yetkisi verdi. Bugün, hiçbir potansiyel saldırgan ülke, varlıklarının ABD’de Avrupa’dan daha güvende olduğu sonucuna varmaz.”
— “İkinci Dünya Savaşı tazminatları konusundaki ‘Pandora’nın kutusunu açma’ riski abartılıyor. Polonya’daki bazı kişiler, el koymayı uzun süredir devam eden iddialarını desteklemek için kullanacak olsa da, başka hiçbir yerde bu yerleşik konuyu yeniden açma iştahı yok.”
— “Rusya, Avrupa’nın, dondurulmuş varlıklarını Ukrayna’ya devretmesi halinde orada faaliyet gösteren yabancı şirketlere misilleme yapma tehdidinde bulunmuş olsa da, artan risk minimum düzeyde. Rusya içinde hala fiziksel veya maddi olmayan varlıkları olan herhangi bir Batılı işletme ya bu iddiaları silmiştir ya da silmeleri gerekeceğini zaten anladı.”
Gordon, tüm bunların, Avrupa’nın Rusya’nın varlıklarına el koyma konusundaki endişelerini önemsiz olarak görmediğini, ancak ABD’nin Ukrayna’ya desteğinin ciddi şekilde şüpheye düştüğü bir ortamda, daha büyük tehlikenin eylemsizliğin devam etmesi olduğunu ifade etti.
Gordon, “Avrupa’nın Rusya’nın varlıklarına el koymaya yönelik kararlı adımları, çatışmadaki güç dengesini Trump’ın geçen hafta Rusya’ya yönelmesi kadar sarsacaktır; ancak bu sefer varoluşu için savaşan demokratik bir müttefikin utanç verici ihaneti yerine adalet ve özgürlük adına,” diyerek yazısını sonlandırdı.
Diplomasi
Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.
Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.
Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.
Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.
Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.
“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.
Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.
Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.
Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.
Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.
Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.
Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.
Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.
Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.
Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.
Diplomasi
Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.
Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.
Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.
Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.
Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.
Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.
Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.
Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.
Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.
AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.
Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.
Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.
Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.
Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.
Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.
Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.
Diplomasi
Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.
İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.
ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.
ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.
The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.
ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.
Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.
OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.
Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









