Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD, G7’nin Rusya’nın gölge filosunu hedef alan planını veto etti

Yayınlanma

ABD, Rusya’nın petrol yaptırımlarını atlatmak için kullandığı ‘gölge filoya’ karşı G7’nin operasyonel bir grup oluşturma planını veto etti. Kanada’nın önerisi, ABD’nin çok taraflı kuruluşlardaki pozisyonunu yeniden değerlendirmesi nedeniyle reddedildi. Avrupa ülkeleri ise Baltık Denizi’nde çevresel gerekçelerle Rus tankerlerini alıkoymayı planlıyor.

Bloomberg‘in haberine göre ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, G7’nin Rusya’nın petrol yaptırımlarını atlatmak için kullandığı gölge filoya karşı operasyonel bir grup oluşturulması yönündeki planını veto etti.

Kanada’nın G7 dönem başkanlığı sırasında sunduğu bu öneri, ABD tarafından reddedildi.

Kaynaklara göre, bu durumun nedeni, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin çok taraflı kuruluşlardaki pozisyonlarını yeniden gözden geçirmesi.

G7 Dışişleri Bakanları Zirvesi, bu hafta Quebec’te yapılacak. Zirve öncesinde G7, deniz güvenliği konularında ortak bir bildiri üzerinde uzlaşmaya çalışıyor.

ABD, Çin’e yönelik ifadelerin sertleştirilmesini ve Rusya’ya yönelik söylemlerin yumuşatılmasını talep ediyor.

Washington, Kanada’nın önerisini veto etmenin yanı sıra, “yaptırımlar” kelimesinin çıkarılmasını ve “Rusya’nın savaşı sürdürme kabiliyeti” ifadesinin yerine “gelir elde etme kabiliyeti” ifadesinin kullanılmasını istedi.

G7 bildirisi, tüm üyelerin mutabakatıyla yayımlanmadığı sürece nihai hâlini almıyor.

Şubat ayında, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Japonya’nın da dâhil olduğu G7, ABD’nin Rusya’yı sert bir şekilde kınamasına karşı çıkması nedeniyle Ukrayna’nın askeri müdahalesinin üçüncü yıl dönümü vesilesiyle ortak bir bildiri yayınlayamamıştı.

Avrupa ülkeleri, Baltık Denizi’nde Rus tankerlerini alıkoymayı planlıyor

Daha önce, Avrupa ülkelerinin Baltık Denizi’nde Rusya’nın gölge filosuna ait tankerleri çevresel ihlaller veya korsanlık gerekçesiyle yakalamalarına olanak sağlayacak bir planı görüştükleri bildirilmişti.

Politico‘nun kaynaklarına göre, öneriler arasında gemileri alıkoymak için uluslararası hukuk normlarının kullanılması da bulunuyor.

Ayrıca, AB ülkeleri, şüpheli tankerleri kendi kara sularının dışında bile durdurmalarına olanak sağlayacak ulusal gereklilikler getirerek tek başlarına veya işbirliği içinde hareket edebilirler.

“Gölge filo” terimi, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı açtığı savaş nedeniyle uygulanan ve varil başına 60 dolar tavan fiyatı da içeren Batı yaptırımlarını aşmak için kullandığı eski petrol tankerlerini ifade ediyor.

AB, bu tür gemilerin aktif kullanımı nedeniyle çevresel felaket riski konusunda defalarca uyarıda bulundu.

Rus enerji kaynaklarını taşıyan tankerlerin onlarca kilometre uzunluğunda petrol lekeleri bıraktığı en az dokuz olay tespit edildi.

Aralık ayında, Kuzey Avrupa’daki 12 ülke, Rus tankerlerinde sigorta poliçelerini kontrol etme konusunda anlaştı.

Gemiler bu tür bir talep karşısında durmak zorunda olmasa da, reddedenler bir veri tabanına kaydedilecek: Bu veri tabanında yer almak, yaptırım uygulanması için bir gerekçe olabilir.

Danimarka ise denizcilik ve çevre için tehlike oluşturabilecek şüpheli gemileri denetleme talimatı verdi.

Lloyd’s List ve Kiev Ekonomi Okulu’nun tahminlerine göre, Rusya’nın gölge filosu 600’den fazla tankerden oluşuyor.

Bu tankerler, deniz yoluyla ihraç edilen petrolün yaklaşık yüzde 70’ini taşıyor. Birçoğunun ise sahipleri ve sigortaları hakkında bilgi bulunmuyor.

10 milyar dolarlık plan: Rusya’nın ‘gölge filosu’ yaptırımları nasıl atlatıyor?

Diplomasi

Avustralya, AB ile ilişkilerde Kanada’yı takip edecek

Yayınlanma

Avustralya, ABD ile giderek tırmanan bir ticaret anlaşmazlığıyla karşı karşıya kalması nedeniyle Kanada’nın AB ile daha yakın ilişkiler kurma çabalarına destek veriyor.

Wall Street Journal’ın, Kanada’nın AB’de “ortak üye” statüsünü değerlendirdiğini bildirmesinin ardından, Başbakan Mark Carney ülkesinin tam üyelikten ziyade blokla “benzersiz bir ittifak” kurmayı hedeflediğini açıklamıştı.

Avustralya Ticaret Bakanı Don Farrell da salı günü Sydney Morning Herald gazetesine verdiği demeçte, “Aynı görüşteyiz. Carney’in atacağı adımları büyük bir ilgiyle takip edeceğiz,” dedi.

Farrell, Avustralya’nın AB ile daha derin bir ilişki kurmak için aktif olarak çaba gösterip göstermediği veya bunun ne şekilde gerçekleşebileceği konusunda ayrıntılı bilgi vermedi.

Avustralya, Washington ile uzun süredir devam eden güvenlik anlaşmasına ve serbest ticaret anlaşmasına rağmen, ABD’nin ihracat ürünlerine uyguladığı gümrük vergileriyle karşı karşıya kalmasının ardından ticaretini çeşitlendirmeye çalışıyor.

WSJ’ye göre Kanada ve AB, yapay zeka, enerji, savunma ve kritik mineraller gibi kilit sektörlerdeki Kanadalı mal, hizmet ve işçilerin serbest dolaşımına izin vermeyi görüşüyor ve bu da fiilen AB sınırını kaydırmak anlamına geliyor.

Kanada, AB’ye üyeliği değil, “benzersiz bir ittifak” kurmayı hedefliyor

Görüşmeler, denizaltı kabloları, veri merkezleri, bulut depolama, uydu ağları ve enerji nakil tesisleri gibi ortak altyapı projelerini de kapsıyor.

Gazete, ismi açıklanmayan iki yetkiliye atıfta bulunarak, Carney’in Kanadalıların AB’de vizesiz olarak yaşamasına ve çalışmasına izin verilmesi konusunda AB liderleriyle, özellikle de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile düzenli olarak görüşmeler yaptığını bildirdi.

Farrell, mesafeler göz önüne alındığında fiber optik kablolar hariç olmak üzere, AB ile gelecekteki düzenlemelerde tüm seçeneklere açık olduğunu belirtti:

“Dünya, korumacılar ve serbest ticaret yanlıları olarak ikiye ayrılıyor. Son 50 yıldır Avustralya’nın refahının tamamen dünyayla olan ilişkilerimize bağlı olduğu tartışılmaz bir gerçek.”

Avustralya ve AB, sekiz yıllık müzakerelerin ardından Mart ayında bir serbest ticaret anlaşması imzaladı.

Bu anlaşma, neredeyse tüm mallardaki gümrük vergilerini kaldırdı ve AB’nin Avustralya’nın kritik minerallerine erişimini potansiyel olarak kolaylaştırdı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Suudi Arabistan, Yemen direnişine karşı İngiltere’den askeri yardım istedi

Yayınlanma

İngiliz Başbakan Andy Burnham, Suudi Arabistan yönetiminden gelen Yemen’e yönelik askeri yardım taleplerine karşılık vermeyi değerlendiriyor.

Kaynakların Bloomberg’e aktardığına göre, başbakan Suudi Arabistan’dan çeşitli diplomatik ve askeri destek talepleri aldı.

Kaynaklar, Suudi Arabistan’ın taleplerinin arasında, Ensarullah’ın (Husiler) Yemen’in Kızıldeniz kıyısı boyunca stratejik öneme sahip Bab el-Mendeb Boğazı’na doğru ilerlemesini püskürtmek için ordusuna operasyonel destek sağlanmasının yanı sıra, petrol altyapısına yönelik saldırılara karşı savunma konusunda yardımın da yer aldığını belirtti.

İran savaşının yarattığı iktisadi güçlükler nedeniyle hareket geçme baskısı altında olan Burnham, bir yandan da Birleşik Krallık kamuoyunun savaşa ezici bir çoğunlukla karşı olması nedeniyle, Donald Trump’ın İran’a karşı yürüttüğü savaşı desteklediği izlenimi uyandırmaktan da endişe duyuyor.

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Donald Trump’tan Yemen direnişine yönelik hava saldırıları düzenlemesi istediği yönünde haberler çıkmıştı.

Bin Selman, Trump’tan Husilere saldırmasını talep etti

Şu anda Birleşik Krallık, Suudi Arabistan’a yalnızca İngiliz askeri danışmanların gönderilmesini onaylamış durumda.

Bu durum, Suudi Arabistan’ın Yemen güçlerinin kıyı şeridinde yürüttüğü operasyonları durdurmak için operasyonel destek talebine rağmen gerçekleşti.

Eski Birleşik Krallık başbakanları Rishi Sunak ve Keir Starmer, Yemen direnişine karşı Suudi Arabistan’a daha kapsamlı destek sağlamıştı.

Başbakan ayrıca Birleşik Krallık yetkilileri tarafından, Bab el-Mendeb Boğazı’nın küresel deniz taşımacılığı ve ekonomi açısından hayati önem taşıdığı ve bu boğazın Husilerin eline geçmesinin önlenmesi gerektiği konusunda uyarıldı.

Pazartesi günü erken saatlerde Bloomberg, Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı petrol boru hattını kapatmasının ardından Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol sevkiyatlarının miktarını artırmaya çalıştığını bildirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Aşı parasını tahsil etmek isteyen Pfizer hava sahası gelirlerine haciz koydurdu

Yayınlanma

Amerikan ilaç şirketi Pfizer, sipariş edilen Kovid-19 aşılarını teslim almayan Polonya ve Romanya’dan 2,2 milyar doları tahsil etmek için iki ülkenin hava seyrüsefer gelirlerine haciz koydurdu. Gelirleri bloke edilen hava trafik idareleri, maaş kesintileri ve acil devlet yardımlarıyla mali darboğazı aşmaya çalışıyor.

Amerikan ilaç şirketi Pfizer, sipariş edilen ancak teslim alınmayan Kovid-19 aşıları gerekçesiyle Polonya ve Romanya’dan 2,2 milyar dolar tahsil etmeye çalışıyor.

The Wall Street Journal gazetesinin aktardığına göre şirket, söz konusu meblağı alabilmek için havayolu şirketlerinin her iki ülkenin hava sahasını kullanım karşılığında ödediği seyrüsefer ücretlerine haciz koydurdu.

Pfizer, Nisan ayında sonuçlanan davalarda, Polonya ve Romanya’yı 90 milyondan fazla aşı dozunu kapsayan tedarik sözleşmelerine uymakla yükümlü kılan mahkeme kararları elde etti.

Talebin azalması üzerine sevkiyatları kabul etmeyen iki ülke, sözleşmeleri feshetme girişimine gitmişti. Şirket, bunun karşılığında Polonya’dan 1,3 milyar euro, Romanya’dan ise 600 milyon euro talep etti.

Temmuz ayında mahkeme, şirketin hava seyrüsefer gelirlerine ihtiyati haciz koymasını onayladı. Polonya ve Romanya hava trafik kurumları bu adıma karşı itiraz yoluna gitti; temyiz duruşmalarının Ekim ve Ocak aylarında yapılması kararlaştırıldı.

Söz konusu hukuki süreci pandemi döneminde ortaya çıkan “en sıra dışı davalardan biri” olarak niteleyen The Wall Street Journal, hükümetlerle ilaç devi arasındaki ihtilafın hem siyasetçilerin hem de kamuoyunun tepkisini çektiğini yazdı.

Polonya Sağlık Bakanı, şirketin talep ettiği tutarın ülkenin yıllık kanser ilacı harcamalarına denk geldiğine dikkat çekti.

Fonların dondurulması nedeniyle hava trafik idareleri ciddi mali darboğazla karşılaştı.

Polonya Hava Seyrüsefer Hizmetleri Ajansı acil devlet desteği almak zorunda kalırken, Romanya kurumu çalışan maaşlarında yüzde 20 kesintiye gitti ve tedarikçi ödemelerini yeniden düzenledi.

Pfizer cephesi ise haciz kararını, sözleşme şartlarının yerine getirilmesini amaçlayan “ölçülü ve orantılı bir adım” olarak savundu.

Merkezi New York’ta yer alan ve ana araştırma tesisi Connecticut eyaletinin Groton kentinde konumlanan Pfizer, dünyanın en büyük biyofarmasötik üreticileri arasında gösteriliyor.

Aşı ve ilaç portföyüne sahip şirket, Rusya’daki faaliyetlerini 1992 yılından bu yana sürdürüyor.

Şirketin geliştirdiği mRNA aşısının ilk adımları, Ocak 2020’de Alman BioNTech firmasının Pfizer ve Çin merkezli Fosun Pharma ile kurduğu ortaklıkla atılmıştı.

BioNTech ve Pfizer, aynı yılın Temmuz ayında ABD dahil çeşitli ülkelerden 30 bin gönüllünün katıldığı üçüncü aşama klinik denemeleri başlattı.

Kasım 2020’deki ara analiz sonuçları, aşının ikinci dozdan yedi gün sonra Kovid-19’a karşı yüzde 90’ın üzerinde koruma sağladığını ortaya koydu.

Kas içine üç hafta arayla iki doz halinde uygulanan ve uluslararası jenerik adı “tozinameran” olan aşı, piyasaya “Comirnaty” ticari markasıyla sürüldü.

İlk büyük satın alma anlaşmaları kapsamında, dönemin ABD Başkanı Donald Trump yönetimi Pfizer ile 100 milyon doz karşılığında 1,9 milyar dolarlık sözleşme imzalamış ve buna ilave 500 milyon dozluk opsiyon eklemişti.

Japonya da aynı dönemde şirketle 120 milyon dozluk aşı tedariki için uzlaşmaya varmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English