Diplomasi
Birleşik Krallık ve ABD küresel yolsuzluk endeksinde tarihi seviyelere geriledi

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2025 yılı raporuna göre Birleşik Krallık ve ABD, Yolsuzluk Algı Endeksi’nde tarihlerinin en düşük seviyelerine geriledi. Demokratik kurumlardaki aşınma, siyasi bağışlar ve çıkar çatışmalarının damga vurduğu küresel tabloda, yerleşik demokrasilerin yolsuzlukla mücadelede zemin kaybettiği vurgulanıyor.
Birleşik Krallık ve ABD, küresel yolsuzluk endeksinde tarihlerinin en düşük sıralamalarına geriledi. Bu düşüş; siyasi bağışlar, “erişim karşılığı nakit” şemaları ve devletin faaliyet yürütenler ile gazetecileri hedef alması yoluyla demokratik kurumların dramatik bir şekilde erozyona uğradığını yansıtıyor.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü tarafından hazırlanan Yolsuzluk Algı Endeksi, 182 ülkeyi uzmanların ve iş dünyasının kamu sektörü yolsuzluğuna ilişkin değerlendirmelerine göre sıralıyor.
2025 yılı sıralamasında Danimarka en düşük yolsuzluk seviyesiyle zirvede yer alırken, Güney Sudan ve Somali son sırayı paylaştı.
Raporda, 50 ülkenin puanının kötüleştiği, buna karşılık sadece 31 ülkenin ilerleme kaydettiği küresel bir gerileme tespit edildi.
“Yerleşik demokrasilerde” özellikle endişe verici geri adımların görüldüğüne dikkat çeken örgüt; Donald Trump’ın başkanlık dönemindeki gelişmeler ile Epstein dosyalarından sızan bilgilerin bu bozulmayı daha da hızlandırabileceği uyarısında bulundu.
Sıralamada 2015 yılından bu yana istikrarlı bir düşüş yaşayan Britanya, bir önceki yıl 71 olan puanının 2025’te 70’e gerilmesiyle yedinci sıradan 20’nciliğe düştü.
Siyasetteki büyük paralar Britanya’daki düşüşü körüklüyor
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’ne göre bu gerileme, 2024 genel seçimlerinde yarışan her iki ana partiye yönelik endişelerden kaynaklanıyor.
Rekor düzeydeki seçim faaliyeti harcamaları, zengin destekçilere olan bağımlılığı artırdı. Muhafazakâr Parti’nin milyarder Frank Hester’dan 12 aydan kısa bir sürede 15 milyon sterlin bağış kabul etmesi bu durumun en somut örneği.
The Guardian’ın, Hester’ın ırkçı ve cinsiyetçi ifadeler kullandığını ortaya çıkarmasının ardından partiye fonları iade etmesi çağrıları yapılmıştı.
Raporda ayrıca, dünyanın en zengin insanı Elon Musk’ın Reform UK partisine 100 milyon dolar bağış yapmayı değerlendirdiğine dair iddialara da yer verildi.
İşçi Partisi ise en büyük bağışçısı Waheed Alli’ye Başbakanlık Konutu’na ayrıcalıklı erişim hakkı tanınması nedeniyle inceleme altına alındı. Parti bağışçılarının siyasi makamlara atanması da eleştirilerin odağı oldu.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü, İşçi Partisi’nin ağır toplarından Peter Mandelson’ın, pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein ile olan ilişkisine dair ifşaatlar nedeniyle Birleşik Krallık’ın “skandallara saplanıp kalma” riski taşıdığı uyarısını yaptı.
ABD yolsuzluk endeksinde tarihinin en düşük puanını aldı
ABD, Litvanya’nın gerisine düşerek 28’inci sıradan 29’uncu sıraya geriledi ve 64 puanla tarihinin en düşük seviyesine ulaştı.
Anket verileri 2025 yılı boyunca toplanmış olsa da Trump’ın ikinci başkanlık dönemindeki olayları henüz tam anlamıyla yansıtmadığı belirtiliyor.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü; kamu makamlarının sivil toplum kuruluşları ve gazeteciler gibi bağımsız sesleri hedef almak ve kısıtlamak için kullanılması, çıkar çatışmasına dayalı ve “al-ver” odaklı siyasetin normalleşmesi, savcılık kararlarının siyasallaşması ve yargı bağımsızlığını zayıflatan eylemler gibi endişe verici eğilimlere vurgu yaptı.
Yalnızca yedi ülkenin 80 ve üzeri puan alabildiği endekste Danimarka üst üste sekizinci kez liderliğini korurken; onu Finlandiya, Singapur, Yeni Zelanda, Norveç, İsveç ve İsviçre takip etti.
Küresel düzenin büyük güçler arasındaki rekabet ve uluslararası normların tehlikeli bir şekilde göz ardı edilmesi nedeniyle baskı altında olduğu uyarısında bulunan örgüt; kamu yararını korumak için dürüstlükle hareket eden ilkeli liderlere ve güçlü, bağımsız kurumlara ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.
Diplomasi
Stoltenberg: NATO, Amerika’yı güvende tutuyor

Eski NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Avrupalıların Trump’a “savunma harcamalarının arttığını göstermesini” isterken ABD’ye de “güvenlik” uyarısı yaptı.
Trump, NATO üyelerini düzenli olarak eleştirip düşük savunma harcamaları ve İran’a karşı savaşta yardım etmemeleri nedeniyle kınasa da, Stoltenberg müttefiklerin “ABD’nin güvenliğinin ittifaka bağlı olduğu” argümanını öne sürmeleri gerektiğini vurguladı.
Şu anda Norveç Maliye Bakanı olarak görev yapan Stoltenberg, WELT’in etkinliğinde şöyle konuştu:
“Zirvenin NATO içindeki birliğin güçlü bir işareti olmasını umuyorum. Farklılıklarımıza rağmen, karşı karşıya olduğumuz temel tehdit ve zorluklara karşı bir arada durabileceğimizi umuyorum.”
Stoltenberg, 2014’ten 2024’e kadar genel sekreterlik görevini yürüttü; bu dönem, Trump’ın ilk başkanlık dönemi, Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhak etmesi ve 2022’de Ukrayna savaşının başlamasını kapsıyordu.
Ortaya çıkan anlaşmazlıkların ittifak için bir “zorluk” olduğunu kabul eden eski NATO şefi, “Fakat NATO’nun güçlü bir transatlantik ittifak olarak kalabileceğine inanmaya devam ediyorum; çünkü çıkarların önemli olduğuna inanıyorum,” dedi.
Güçlü bir NATO’nun varlığının “ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarına da uygun” olduğunu savunan Stoltenberg, ABD’nin Kanada ve Avrupa ile birlikte dünya GSYİH’sinin yüzde 50’sini ve dünya askeri gücünün yüzde 50’sini oluşturduğunu söyledi.
Rusya’nın Kola Yarımadasındaki nükleer silahlarının, komşusu Norveç’ten ziyade ABD’ye yönelik olduğunu ileri süren Stoltenberg, Norveç’in denizaltılar üslerinden ayrıldıklarında bunların izlenmesine, füzeler ve uçakların kalkışları konusunda erken uyarı sağlanmasına yardımcı olduklarını hatırlattı.
Finlandiya ve diğer birçok Avrupa ülkesinde de durumun benzer olduğunu savunan Norveçli bakan, “Bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliği açısından hayati önem taşır; ABD’nin iç savunması, Avrupa-Rusya sınırında başlar,” iddiasında bulundu.
Avrupa’nın kendi savunma kapasitesine büyük yatırımlar yapmasının büyük önem taşıdığını kaydeden Stoltenberg şöyle devam etti:
“Uzun yıllar boyunca Avrupalı müttefikler tereddüt etti ve savunma harcamalarını artırmadı. Ukrayna’ya yönelik tam ölçekli işgalin ardından bu durum kökten değişti; giderek daha fazla müttefik, GSYİH’nin yüzde 3,5’ini temel savunma görevlerine ayırma yönündeki NATO hedefine ulaşıyor. Avrupa, kendi güvenliği konusunda çok daha fazla sorumluluk üstleniyor; bu da ABD’nin NATO’ya ve transatlantik bağa bağlı kalma olasılığını artırıyor. Fakat gelecekte durum böyle olmazsa, Avrupa’nın savunma kapasitelerine yatırım yapmış olmamız daha da önemli hale gelecek.”
ABD ile Avrupa arasında ticaret, iklim ve güvenlik konularında ciddi görüş ayrılıkları olduğunu ve bunun barındırdığı zorlukları kabul eden Stoltenberg, bununla birlikte Avrupa’nın transatlantik ittifakı sürdürmek ve ABD’nin Başkan Trump döneminde de taahhüdünü korumak için yapabileceği en önemli şeyin “daha fazla yatırım yapmak” olduğunu söyledi.
“Başkan Trump ve birçok konudaki tutumları hakkında ne düşünürsek düşünelim, arka arkaya gelen ABD başkanları tarafından dile getirilen, Avrupa’nın daha fazla harcama yapması gerektiği ve ittifak içinde adil bir yük paylaşımına ihtiyaç olduğu yönündeki mesaj geçerlidir,” diyen Norveçli siyasetçi, bunun kendi genel sekreterlik dönemindeki ana mesajı olduğunun da altını çizdi:
“Başkan Trump’ın eleştirisi öncelikle NATO’ya yönelik değildir. NATO müttefiklerinin NATO’ya yeterince yatırım yapmamasına yönelik. Bu durum değişiyor. Bu, ABD’nin ittifaktan ayrılma riskini azaltmanın ve aynı zamanda ABD’nin Avrupa güvenliğine olan bağlılığının potansiyel olarak azalabileceği bir geleceğe hazırlıklı olmanın bir yolu.”
Ankara Zirvesinin “NATO’nun birliğinin güçlü bir göstergesi” olmasını temenni eden Stoltenberg, “Farklılıklar ve anlaşmazlıklara rağmen, karşı karşıya olduğumuz başlıca tehdit ve zorlukları ele alırken bir arada durabilmemiz ve aynı zamanda Ukrayna’ya bir destek mesajı gönderebilmemiz umuduyla,” diye ekledi.
Ukrayna konusunda da konuşan eski NATO şefi, “Ukrayna’ya ne kadar çok destek verirsek, bu savaş o kadar çabuk sona erebilir ve Ukrayna’nın Avrupa’da bağımsız ve demokratik bir ülke olarak galip geleceği bir şekilde sona erme olasılığı o kadar artar,” iddiasında bulundu.
Stoltenberg ayrıca, Ukrayna’ya yönelik operasyonun “Başkan Putin açısından stratejik bir başarısızlık olduğunu kabul etmenin de hayati önem taşıdığını” söyledi.
Bazı büyük NATO müttefiklerinin Ukrayna’nın NATO’ya üyeliğini deseklemediğini kabul eden Stoltenberg, bununla birlikte Kiev’in “NATO’ya hiç olmadığı kadar yakın” olduğunu söyledi ve “NATO müttefikleri, Ukrayna ordusuna teçhizat sağlıyor, eğitim veriyor ve onunla işbirliği yapıyor. Bence şimdi Ukrayna’ya azami desteği sağlamaya odaklanmalıyız,” dedi.
Diplomasi
Hürmüz Boğazı’nda geçici uzlaşı sonrası petrol arzı çıkmaza girdi

İran ile ABD arasındaki geçici anlaşmanın ardından Brent petrolünün varil fiyatı 73 dolara gerileyerek savaş öncesi seviyelere dönse de Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyatın yeniden başlaması küresel piyasalarda aylar sürebilecek bir belirsizliğe yol açıyor. Dünya petrol ve doğalgaz akışının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar su yolunda biriken sevkiyatların ani çıkışı, arz fazlası riskini ve lojistik tıkanıklıkları beraberinde getiriyor.
İran ile ABD arasında sağlanan geçici anlaşmanın ardından Brent petrolünün varil fiyatının 73 dolara gerilemesi, küresel enerji arzının kalbi konumundaki Basra Körfezi’nde suların durulduğu izlenimi yaratsa da gerçek çok daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor.
Küresel petrol ve doğalgaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sini sırtlayan bu dar su yolu, 100 günden fazla süren çatışmalar nedeniyle fiilen felç olmuş durumdaydı.
Dolayısıyla boğazın ulaşıma açılmasıyla birlikte sevkiyatların hızla eski düzenine kavuşmasını beklemek gerçekçi görünmüyor.
Piyasa dengeden oldukça uzak bir seyir izliyor. Normalleşme gibi sunulan mevcut durum, aslında enerji sisteminin aynı anda birden fazla cephede kendini toparlama çabasından ibaret bir manzara sunuyor.
İlk olarak, Hürmüz Boğazı’nın açılmasıyla birlikte Basra Körfezi’nde mahsur kalan onlarca tanker hızla bölgeden çıkış yapmaya başladı.
ABD Enerji Bakanı Chris Wright, boğazdaki taşıma hacminin kısa süreliğine de olsa savaş öncesi seviye olan günlük 20 milyon varili aştığını ifade etti.
Ancak gemi takip verileri, boğazdan geçen toplam gemi trafiğinin çatışma öncesindeki günlük 125 geçişlik ortalamanın hâlâ çok gerisinde kaldığını gösteriyor. Bazı gemilerin Hürmüz geçişi sırasında takip cihazlarını kapattığı göz önünde bulundurulduğunda, sevkiyat takibinin daha da zorlaştığı anlaşılıyor.
Tam hacmi ne olursa olsun, Basra Körfezi’nden çıkan ham petrolün küresel piyasalara akmaya başladığı açıkça görülüyor. Ancak körfezde biriken yüklerin tahliyesi denklemin yalnızca bir tarafını oluşturuyor.
Kıyı terminallerinde depolanan petrolün yüklenebilmesi için bölgeye çok sayıda boş tankerin girmesi gerekiyor.
Bu süreç, çatışmalar sırasında üretimini durduran petrol kuyularının ve rafinerilerin yeniden faaliyete geçebilmesi açısından kritik bir aşamayı temsil ediyor. Bölgeye yeterli sayıda boş gemi ulaşmadığı takdirde sevkiyatların düzenli bir şekilde sürdürülmesi mümkün görünmüyor.
Bu lojistik tıkanıklık, alternatif ihracat rotaları bulunmayan Bahreyn, Irak, Katar ve Kuveyt gibi üretici ülkeler için ciddi bir sorun oluşturuyor.
Enerji analiz firması Rystad Energy verilerine göre, Basra Körfezi ülkelerinde haziran ayı ortası itibarıyla günlük üretim kaybı, üç hafta önceki 11,7 milyon varil seviyesinden 9,6 milyon varile geriledi.
Mevcut projeksiyonlar, bölgedeki üretimin ancak aralık ayında savaş öncesi seviyelere dönebileceğini öngörüyor.
Geleceğe yönelik tahminleri zorlaştıran bir diğer önemli aktör ise İran olarak öne çıkıyor. ABD’nin petrol ihracatını sınırlayan yaptırımların büyük kısmını geçici olarak askıya almasıyla birlikte Tahran’ın üretimi hızla artırması bekleniyor.
Rystad verilerine göre, yaptırım gevşetmelerinin sürmesi halinde İran’ın petrol üretimi yıl sonuna kadar günlük 3,3 milyon varile ulaşarak savaş öncesi hacmini aşabilir.
Tüm bu gelişmeler, küresel piyasalara çok kısa sürede büyük miktarda ham petrol arz edileceğini gösteriyor.
Arz sıkıntısından arz fazlasına
Piyasaya sunulan petrol miktarı hızla yükselirken, bu durum zayıf bir kısa vadeli talep ile karşılaşıyor.
Asya ve Avrupa’daki rafinerilerin temmuz ve ağustos ayları için ihtiyaç duydukları ham petrolü büyük oranda tedarik etmiş olmaları, yeni gelen fazla ürünün alıcı bulmasını zorlaştırıyor.
Bu tıkanıklık nedeniyle çok sayıda tankerin açık denizde bekleyerek yüzer depolama birimi işlevi görmek zorunda kalacağı ve bunun da arz edilen hacmin bir kısmını haftalarca piyasadan uzak tutacağı değerlendiriliyor.
Tarihin en büyük arz şoklarından birini atlatan petrol piyasası, yakın zamanda tam tersi bir sorunla karşı karşıya kalabilir.
Yatırımcılar, piyasadaki kısa vadeli arz fazlası olasılığını şimdiden fiyatlandırmaya başladı.
Geçen hafta, ağustos vadeli Brent petrol sözleşmelerinin eylül vadeli sözleşmelerden daha düşük fiyattan işlem görmesiyle, 28 Şubat’tan bu yana ilk kez piyasada “kontango” yapısı oluştu.
Basra Körfezi’ndeki petrol fazlası eriyene kadar bu durumun birkaç hafta daha sürmesi beklenebilir. Ancak bu sürecin uzun soluklu olmayacağı öngörülüyor.
Sevkiyat akışı düzene girdikçe, hem Asya’da canlanan talebin karşılanması hem de çatışma döneminde küresel düzeyde eriyen stokların yeniden takviye edilmesi için çok daha büyük hacimlerde petrole ihtiyaç duyulacak.
Peki bu durum, arz ve talebin kolayca dengeleneceği anlamına mı geliyor? Veriler bu ihtimalin düşük olduğunu gösteriyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tahminlerine göre, küresel petrol arzı 2026 yılında günlük 3,9 million varil azalacak, ancak 2027 yılında yaklaşık 8 milyon varil artışla günlük 110,3 milyon varil seviyesine ulaşacak.
Buna karşın talebin çok daha yavaş toparlanacak olması, gelecek yıl günlük yaklaşık 5 milyon varillik bir arz fazlasının oluşmasına yol açabilir.
Petrol tedarik zincirindeki fiziksel yetersizlikler bu senaryonun gerçekleşmesini engelleyebilecek olsa da arz ve talep arasındaki bu büyük uyumsuzluk, piyasada uzun süreli bir dalgalanma dönemine işaret ediyor.
Süregelen güvenlik riskleri
Hürmüz Boğazı’nda güvenli seyrüseferin gelecekte ne ölçüde sağlanabileceği belirsizliğini koruyor.
ABD ile İran arasındaki geçici anlaşma, Tahran’ın Umman ile uzun vadeli bir seyrüsefer düzenlemesi üzerinde görüştüğü 60 günlük süre boyunca boğazdan engelsiz ve ücretsiz geçişi öngörüyor.
Ancak bu geçici mutabakat, teknik detayların birçoğunu yanıtsız bırakmış durumda.
Geçtiğimiz günlerde yaşanan gelişmeler bu risklerin ne kadar canlı olduğunu bir kez daha kanıtladı.
İran güçlerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçen Tayvan bandıralı bir yük gemisine ateş açması ve ABD’nin buna askeri karşılık vermesi, taraflar arasındaki kırılganlığı ortaya koyuyor.
Bu hamleler, Tahran’ın yeni kurduğu Hürmüz Boğazı Trafik Yönetim Otoritesi aracılığıyla bölgedeki denetimini kalıcı kılma çabası olarak değerlendiriliyor.
Yaşanan bu son hadisenin ardından boğazda trafik yeniden başlamış olsa da gemi sahipleri ve nakliyecilerin Basra Körfezi’ne yönelme konusunda temkinli davranacağı ve boş tankerlerini yükleme için bölgeye göndermekte acele etmeyeceği öngörülüyor.
LSEG verilerine göre, geçen hafta bölgeden ayrılan her dört tankere karşılık sadece bir tankerin tersi yönde hareket etmesi, boş gemi dönüşlerinin savaş öncesi dönemlerin çok gerisinde kaldığını belgeliyor.
Finansal piyasaların siyasi riskleri, lojistik engelleri ve bölgedeki olası yapısal değişimleri tam olarak fiyatlandırmadığı görülüyor.
Aylarca süren büyük sarsıntıların ardından enerji piyasasında dengelerin yeniden kurulmasının sancısız olması beklenmiyor ve piyasalardaki mevcut iyimserlik erken bir beklentiye işaret ediyor.
Diplomasi
Yaşar Güler: NATO, Avro-Atlantik güvenliği için eşsiz ve temel bir platform

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, NATO’nun değişen güvenlik ortamına uyum sağladığını ve ABD’nin ittifaktan ayrılmayı düşünmediğini savundu.
Önümüzdeki hafta Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Reuters’a yaptığı açıklamada Güler, zirvenin ittifakın birliği, müttefiklerin artan savunma harcamalarının değerlendirilmesi, savunma sanayii işbirliğinin güçlendirilmesi ve Ukrayna’ya verilen desteğin artırılmasına odaklanacağını belirtti.
Bakan, Ankara’nın Avrupa savunma girişimlerine dahil edilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
Türkiye, 7-8 Temmuz tarihlerinde 32 NATO liderini ve Körfez ile Asya-Pasifik bölgesinden yetkilileri ağırlayacak.
Bu toplantı, ittifak içinde yük paylaşımı, savunma harcamaları ve müttefiklerin Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yeterince katkıda bulunmadıklarına dair ABD’nin şikayetleri nedeniyle yaşanan gerginliklerin ortasında gerçekleşecek.
Güler, “NATO, Avrupa-Atlantik güvenliği ve savunması için eşsiz ve temel bir platform olmaya devam ediyor. Yaşadığımız dönemi bir kriz olarak değil, değişen güvenlik ortamına uyum sağlama süreci olarak değerlendiriyoruz,” dedi.
ABD’nin NATO’dan çekilme niyetinde olmadığını fakat Avrupa müttefiklerinin ve Kanada’nın Avrupa’nın güvenliği konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesini istediğini belirten Güler, bu sorumlulukların Ankara’yı da savunma planları ve girişimlerine dahil etmesini gerektirdiğini vurguladı.
Amerika2 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Avrupa7 gün önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Asya2 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
Dünya Basını2 hafta önceForeign Policy: İran, Vietnam’dan Daha Ağır Bir Yenilgi
Rusya2 gün önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceİran savaşı küresel güç dengelerini nasıl yeniden şekillendirdi?











