Bizi Takip Edin

Diplomasi

Birlikte çalışma vurgusu yapan Almanya ve Çin, ikili iş anlaşmaları imzaladı

Yayınlanma

Çin Başbakanı Li Qiang salı günü Almanya’ya ziyareti sırasında Almanya Başbakanı Olaf Scholz’a Çin’in “ikili ilişkileri yeni bir düzeye taşımak, dünyaya daha fazla pozitif enerji ve istikrar aşılamak için Almanya ile çalışmaya istekli olduğunu” söyledi.

Ayrıca iki ülke arasındaki ticaret, kişiler arası bilgi alışverişi, iklim değişikliği ile mücadele ve diğer alanlarda işbirliğine vurgu yapan Li, Almanya’nın açık bir tutum sergilemesini, bağımsızlık ve özerkliğe bağlı kalmasını ve ilgili konuları uluslararası temellere dayalı olarak ele almasını umduğunu söyledi.

Salı günü Scholz ile yaptığı görüşmede Li, 51 yıl önce diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana Çin ve Almanya’nın “karşılıklı saygı ve karşılıklı yarar ruhu içinde diyalog ve iş birliğini derinleştirmeye devam ettiğini, çok yönlü bir stratejik ortaklık kurduğunu ve ortaklaşa ilerlediğini” belirtti.

Çin Başbakanı, Pekin’in Berlin ile birlikte çalışmaya ve “Çin-Almanya ilişkilerini yeni bir düzeye çıkarmaya” istekli olduğunu vurguladı.

Çin ve Almanya arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğindeki “başarıların zor kazanıldığını ve her iki ulusun insanlarına somut faydalar sağladığını” söyleyen Li, gelecekte Çin-Almanya işbirliği için yol gösterici vizyonlardan biri olarak iklim değişikliğiyle birlikte mücadele etmeyi önerdi.

Scholz ayrışmaya karşı olduğunu vurguladı

Almanya Başbakanı Scholz da, Almanya’nın “her türlü ayrışmaya” karşı olduğunu vurguladı ve “riski azaltmanın”, “de-sinicization” olmadığını açıkladı.

Yakın zamanda yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Çin’i tanımlamak için kullanılan “rakip” sözcüğünü kullanmayan Scholz, Almanya’nın, Çin ile istikrarlı ilişkiler geliştirmeye ve ikili alışveriş ve işbirliğini derinleştirmeye istekli olduğunu ifade etti.

Diğer yandan, Scholz, Alman şirketleri için “Çin pazarına erişim ve adil rekabet koşulları” konusundaki endişelerini dile getirerek, Li’yi Batılı şirketlerin Çin’de “eşit şartlara” sahip olmasını sağlamaya çağırdı.

Şansölye, “Kendimizi tek bir ortağa kapatmak istemiyoruz, bunun yerine Asya’da ve ötesinde dengeli ortaklıklar kurmak ve genişletmek istiyoruz” dedi.

Scholz ayrıca Pekin’i Ukrayna’daki “acımasız” savaşı nedeniyle Rusya üzerindeki baskısını artırmaya çağırdı ve iklim değişikliği konusunda Almanya-Çin işbirliğini artırma sözü verdi.

Scholz, açıklamasının sonunda doğrudan Li’ye hitaben “Birbirimizi iyi anlamak ve küresel zorlukları birlikte aşmak için diyaloğu sürdürelim” dedi.

Scholz, Avrupa Komisyonu önerisine karşı çıktı

Avrupa Komisyonu, AB başkentlerini şirketlerin Çin’deki katılımını inceleyecek yeni bir dış yatırım rejimi ve son derece hassas teknoloji ihracatı üzerinde daha iyi koordine edilmiş bir kontrol sistemi düşünmeye çağırıyor.

Ancak komisyon, aralarında Almanya ve Fransa’nın da bulunduğu üye devletlerin muhalefetiyle karşılaştı. Pazartesi günü konuşan Scholz, “tüm ihracat sürecinin” yetkililer tarafından soruşturmaya tabi tutulmasına karşı olduğunun altını çizdi.

Bu arada Alman medyasında, Scholz “tartışmalı temalardan uzak durduğu” ve Çin’in Sincan, Tayvan, Hong Kong’daki “insan hakları ihlallerinden” bahsetmediği için eleştirildi.

‘En büyük risk işbirliği yapmamaktır’

Pazar günü resmi ziyaret için Almanya’ya gelen Li, pazartesi günü Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ile de görüştü.

Ziyaret, Avrupa ve Almanya’nın Çin ilişkilerini en iyi nasıl idare edeceklerini tartıştıkları bir zamanda gerçekleşti. Bazı Avrupalı siyasetçiler, özellikle Fransa, Almanya, İtalya ve Holladan’dan, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Çin ile ekonomik bağları “riskten arındırmak” için çıkardığı yol haritası ile ilgili endişelerini dile getirdiler.

Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier ile görüşmesinde Li, en büyük riskin “işbirliği yapmamak” ve en büyük güvenlik tehlikesinin “gelişmemek” olduğunu vurguladı.

Çin Başbakanı Alman iş dünyası ile buluştu

Li’nin Almanya gezisine Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao ve diğer üst düzey yetkililer eşlik etti.

Ziyareti sırasında Alman iş dünyasının temsilcileriyle de bir araya gelen Li, bu seminerde, risk önleme açısından işletmelerin “sürücü koltuğuna geri getirilmesi gerektiğini” ve “risk önleme ile işbirliğinin zıt olmadığını” söyledi.

Çin başbakanı, “riski azaltma” konusundaki kararların hükümetler yerine şirketler tarafından alınması gerektiğini vurguladı.

Toplantıya aralarında Siemens, Volkswagen, Mercedes-Benz, BMW, Schaeffler, BASF, Covestro, Wacker Chemie, Merck, SAP ve Allianz’ın da bulunduğu Alman şirketlerinin temsilcileri katıldı.

Li, Alman işletmeleri, özellikle yenilenebilir enerji ve düşük karbonlu teknolojiler konusunda Çinli şirketlerle çalışmaya devam etmeye teşvik etti.

Tüm tarafların kendi güvenlik endişelerinin olmasının anlaşılır olduğunu belirten Li, önemli olanın risklerin makul bir şekilde tanımlanması ve bunlara karşı koruma yöntemlerinin geliştirilmesi olduğunu söyledi.

Çinli ve Alman kurumlar arasında mutabakat zaptı

Toplantı sonunda Çin ve Alman kurumların arasında imza töreni yapıldı.

Çin Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu (NDRC) ile Alman otomobil devleri BMW ve Mercedes arasında ayrıca NDRC ile Avrupa’nın en büyük teknoloji şirketi Siemens arasında mutabakat zaptı imzalandı.

Yine Çin Eğitim Bakanlığı ile Volkswagen arasında nitelikli işgücüne dair, Çin Bilim ve Teknoloji Bakanlığı ile Alman Dijital ve Ulaştırma Bakanlığı arasında yenilikçi motor teknolojisi altyapısına dair mutabakatlar imzalandı.

Çin Ekoloji ve Çevre Bakanlığı ile Alman Çevre Bakanlığı arasında iklim mücadelesine dair mutabakat imzalandı.

 Çin yedinci yıldır Almanya’nın en önemli ticaret ortağı

Alman girişimciler Çin ile ilişkilerde önemli rol oynuyor. Uzmanlar, Çin pazarının Alman iş dünyası için önemini vurgulayarak, iş insanlarının Çin’le karşı karşıya gelmeyi “mantıksız” olarak gördüklerini kaydetti.

Ayrıca, ABD’nin Çin’den uzaklaşmaları için üzerlerinde artan baskıya rağmen, bir dizi Alman şirketi son yıllarda Çin pazarındaki varlıklarını genişletti.

Örneğin Siemens’in İcra Kurulu Başkanı Roland Busch, Pekin’e yaptığı son gezide şirketin Çin’deki yatırımlarını genişletmek ve Çin’le işbirliğini daha da güçlendirmek istediğini söyledi.

Alman istatistik ofisinden alınan verilere göre, 2022’de Çin ile Almanya arasındaki ticaret yıllık yüzde 21 artışla 298 milyar avroya (320 milyar dolar) ulaştı ve yeni bir rekor kırdı. Çin, üst üste yedinci yıldır Almanya’nın en önemli ticaret ortağı oldu.

Diğer yandan Financial Times’ın haberine göre, Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı Bundesamt für Verfassungsschutz salı günü yayınladığı yıllık raporunda, Çin’i “siyasi etki, casusluk ve sabotaj kapısı” olarak en son teknolojiye sahip Alman şirketlerini satın almaya çalışmakla suçladı.

Sonraki durak Fransa

Bu arada, Li’nin Berlin’e gelişi, Blinken’ın Çin ile gerilimi azaltmayı amaçlayan Pekin gezisiyle aynı zamana denk geldi. Associated Press’in bildirdiğine göre Scholz, Blinken’ın ziyaretini “ilişkilerin acilen ihtiyaç duyulan normalleşmeye kavuşması için iyi bir işaret” olarak değerlendirdi.

Scholz, Çin Komünist Partisi 20. Ulusal Kongresi’nden sonra Çin’i ziyaret eden ilk Avrupalı ​​liderdi. Almanya dışişleri bakanı Annalena Baerbock da bu nisan ayında Çin’i ziyaret etmişti.

Uzmanlar Almanya ziyaretini, “kapsamlı ve etkili bir iletişim gezisi” olarak değerlendirildi.

Mart ayında Çin başbakanı olmasından bu yana ilk yurtdışı gezisi olan 18-23 Haziran tarihleri ​​arasında devam eden Avrupa ziyareti sırasında Li, Almanya’nın ardından Fransa’ya da resmi bir ziyaret gerçekleştirecek ve Yeni Küresel Finansman Paktı Zirvesi’ne katılacak.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English