Diplomasi
Brezilya, Venezuela’nın BRICS üyeliğine destek vermiyor

Rusya’nın Kazan kentinde, 2006’daki kuruluşundan bu yana on altıncısı gerçekleştirilen BRICS ülkeleri yıllık zirvesi yapıldı. Zirveye, aralarında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro Moros’un da bulunduğu 22 devlet başkanı ve altı uluslararası organizasyon dahil toplam 36 devlet katıldı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in temsil ettiği BM de katılımcılar arasındaydı. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro, Dışişleri Bakanı Iván Gil, Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez ve İletişim Bakanı Freddy Ñáñez gibi üst düzey yetkililerle birlikte Kazan’a geldi.
Maduro, BRICS gibi yükselen ülkelerin oluşturduğu ittifakın ortaya çıkışını överek, “Bu ittifak, yeni dünyanın, çok kutuplu dünyanın, geleceğin dünyasının merkezi haline geldi,” dedi. Ayrıca, BRICS ülkelerine BM’yi reformdan geçirme çağrısında bulundu. Maduro’ya göre BRICS, “yeni bir uluslararası düzen inşa etmek için sürekli bir arayış alanı.” Maduro, Venezuela’nın mütevazı katkılarını sunmak üzere birkaç öneriyle geldiğini belirterek şunları söyledi:
“BRICS, yeni süper güçlerin ortaya çıktığı ve bir çağ değişiminin yaşandığı bir dönemde kuruldu.
Uluslararası ticaret için daha cesur ve pratik çözümler içeren bir ekonomik gündem oluşturmalıyız; yeni bir küresel para sistemine ihtiyacımız var.
Birleşmiş Milletler Sistemi’ni yeniden yapılandırmak acil bir gereklilik haline geldi. BM, her Arap ve Müslüman halkın üzerine düşen bombalarla adeta ölüyor. Adalet Divanı sadece açıklamalar için var olmamalı, katliamları durduracak adımlar atılmalı.”
Maduro, “Komutan Chávez bize ‘yeni, çok kutuplu, çok merkezli bir dünyanın zamanı geldi’ demişti. Bu yüzden BRICS’in, tarihi projemiz için Venezuela’ya ve Bolivarcı güce güvenebileceğini garanti ediyorum,” ifadelerini kullandı.
Venezuela Devlet Başkanı, BRICS+ formatlarının ilk genel oturumuna da katılarak yeni bir küresel finans sistemi önerisinde bulundu ve BRICS Bankası’nın güçlendirilmesi gerektiğine vurgu yaptı.
Maduro, basına yaptığı açıklamalarda, Venezuelalı heyetin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin; Filistin Özerk Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Ali, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bolivya Devlet Başkanı Luis Arce ve İran Devlet Başkanı Mesud Pezeşkiyan gibi liderlerle de dahil olmak üzere, 200’den fazla görüşme gerçekleştirdiğini belirtti.

“#İran ve #Venezuela, her zaman bu sarsılmaz birliği korudu, dünyaya dev adımlarla #ÇokKutupluDünya’nın inşasını sürdüğümüzü gösteriyoruz. Koloniyalizmin ve hegemonik güçlerin olmadığı bir jeopolitik düzen için birlikte hareket eden bir ittifakız!”
Bu görüşmelerde, Venezuela Devlet Başkanı hakkında olumlu değerlendirmeler de yapıldı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Venezuela’yı “Latin Amerika ve genel olarak dünya çapında Rusya’nın eski ve güvenilir ortaklarından biri,” olarak tanıdı. Belarus Devlet Başkanı Lukaşenko ise Maduro’nun liderliğine duyduğu hayranlığı dile getirerek, Venezuela’nın uluslararası alanda başarı elde etme kapasitesine güvendiğini belirtti. BRICS’e yeni üye seçilecek ülkelerde aranan bu özellikler, Venezuela için olumlu bir referans olarak öne çıktı.
Başlangıçta sadece Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın oluşturduğu bu ittifak, bu yıl İran, Mısır, Etiyopya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın katılımıyla genişletildi ve artık “BRICS+” olarak anılıyor. Her ne kadar yeni üyelerin örgüte dahil edilmesi zirve gündeminde yer almasa da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2024 eylül ayında yaptığı açıklamada, Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan (eski Sovyetler Birliği cumhuriyetleri) bazı ülkeler, Afrika, Güney Amerika ve Güneydoğu Asya’dan toplam otuz dört (34) devletin çeşitli iş birliği şekillerinde BRICS’e katılmak istediğini belirtmişti. Bu ülkeler arasında Venezuela da vardı ve diğer üye olmayan ülkeler gibi zirveye davetli olarak katıldı.
Dar formatlı toplantının sona ermesinin ardından, BRICS üyesi ülkeler davetli ülkelerle bir araya geldi.
Zirvenin sonuç bildirgesi
BRICS Zirvesi, aşağıdaki hususların öne çıktığı 134 maddelik bir deklarasyonla toplantısını tamamladı:
Birleşmiş Milletler (BM) Reformu. BRICS grubu ülkeleri BM’de kapsamlı bir reform yapılması yönündeki kararlılıklarını bir kez daha teyit etti.
Ulusal para birimlerinin kullanımının teşvik edilmesi.
Küresel ekonomide bir iyileşme arayışıyla bu alanda kalıcı, sürdürülebilir, dengeli ve kapsayıcı bir iyileşme sağlamak üzere ekonomik işbirliğini derinleştirme kararlılıklarını bir kez daha teyit ettiler.
Yeni BRICS Kalkınma Bankası’nın (NBD) mevcut kurumsal altyapısının BRICS ülkelerine ve küresel Güney mekanizmalarına yatırım akışını arttırmak üzere daha etkin bir şekilde kullanılmasını sağlayacak yeni bir yatırım platformu oluşturulması.
Yaptırımlar ve bunların ekonomi ve küresel ticaret üzerindeki olumsuz etkileri konusunda endişelerin dile getirilmesi.
Uluslararası hukuka dayalı iki devletin bir arada yaşaması konsepti temelinde Filistin’in BM’ye kabulünün teşvik edilmesi.
Gazze Şeridi’nde ateşkesin teşvik edilmesi ve “acilen ve önkoşulsuz olarak her iki taraftaki tüm rehinelerin ve tutukluların serbest bırakılması ve Gazze Şeridi’ne sınırsız, sürdürülebilir ve geniş çaplı insani yardım ulaştırılmasının sağlanması” bildirgede ifade edildi.
Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki çatışmalarla ilgili olarak, bu bölgelerde barış ve güvenliğin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Şartı’na tam saygı gösterilerek sağlanması ve sürdürülmesi gerektiği idealine dayanan kararlılığın yeniden teyit edilmesi.
Diyalog ve diplomasi yoluyla barışçıl bir çözüm arayışıyla Ukrayna ihtilafında arabuluculuğun garanti altına alınması.
Yayılmanın önlenmesi ve silahsızlanma rejimini, küresel istikrarın korunmasındaki rolünün kabul edilerek güçlendirilmesi.
Uzayda silah konuşlandırılması, uzayda bulunan hedeflere karşı güç tehdidinde bulunulması veya kullanılmasının önlenmesi.
Yeni üye yok ve Brezilya’nın vetosu
XVI. BRICS Zirvesi, ittifaka katılmak isteyen yeni aday ülkelerin izlemeleri gereken yolu da belirledi. BRICS liderleri, belirli kriterleri karşılayan ülkelere yalnızca “ortak” statüsü verileceğine, ancak “üye” statüsü verilmeyeceğine karar verdiler. Ayrıca, bu yeni partnerlerin oy hakkı olmayacak; oy hakkı sadece üyeler için geçerli olacak. BRICS’te resmi bir veto hakkı bulunmamakla birlikte, kararların alınabilmesi için tüm kurucu üyeler arasında oybirliği sağlanması gerekiyor.
Bu zirvede yeni üyelerin BRICS’e katılımı resmi olarak gündeme gelmedi ve toplantının sonuç bildirisinde BRICS’e katılacak yeni ülkelerin bir listesi yer almadı. Fakat ikili görüşmeler ve basın toplantılarından, özellikle Rusya Devlet Başkanı’nın açıklamalarından, Brezilya hükümetinin şu anda Venezuela’nın gelecekteki potansiyel partner ülkeler listesine dahil edilmesine karşı olduğu anlaşıldı.
Üye ülkeler (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) ve mevcut Partner Devletler (İran, Mısır, Etiyopya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan), genişleme yolunda ilk adım olarak bir dizi yeni potansiyel partner ülke belirlemek konusunda zaten anlaşmaya vardılar. Putin, “İlk aşamada genişleme ihtimalini göz önünde bulundurarak, partner ülkeler konusunda bir liste üzerinde mutabık kaldık. Bu liste halihazırda belirlendi,” diye belirtti.
Zirvede yapılan müzakereler ve oy hakkına sahip üye devletlerin desteği sonrasında, BRICS’in genişleme kriterlerini karşılayan ve “BRICS ortağı” olma ihtimali bulunan ülkeler şunlar: Cezayir, Belarus, Bolivya, Küba, Kazakistan, Endonezya, Malezya, Nijerya, Tayland, Türkiye, Uganda, Özbekistan ve Vietnam. Ancak Afganistan, Nikaragua ve Venezuela’nın bu listeye dahil edilmesi için Brezilya’dan destek alamadığı bildirildi.
Brezilya’nın tutumu üzerindeki tartışmalar
Venezuela’nın BRICS’in potansiyel yeni partnerler listesinde yer almamasından Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın sorumlu olduğunu açıklama görevi Putin’e düştü.
Putin, Maduro’yu Venezuela’nın meşru lideri olarak tanıdığı için Lula ile bu konuda farklı düşündüğünü belirtse de BRICS kararlarının oybirliğiyle alındığını ve bu nedenle Venezuela ile Brezilya’nın aralarındaki farklılıkları çözebilmesini dilediğini ifade etti.
Brezilya’nın bu tutumunun arkasındaki nedenler arasında, Brezilya Dışişleri Bakanlığı’nın, Caracas’taki Arjantin Büyükelçiliği’ne sığınan 6 Venezuelalı muhalife güvenli geçiş hakkı tanınması talebi de yer alıyor. Hatırlatmak gerekirse Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, Venezuela ile diplomatik ilişkilerini kopardıktan sonra, Arjantin büyükelçilik binasının güvenliğini Lula’nın sorumluluğuna bırakmıştı. Ancak Venezuela hükümeti, Maduro ve Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez’e suikast planları yapan darbeciler tespit edilince bu olasılığı geri çekti.
Ayrıca, Venezuela Başsavcısı Tarek William Saab’ın Şili ve Brezilya liderlerini CIA’in işbirlikçisi olmakla suçlayan açıklamaları, Caracas ile Brasilia arasındaki hassas ilişkiyi daha da zorlaştıran düşük yoğunluklu bir gerilim ve çatışma ortamı yarattı. Buna rağmen, Venezuela Dışişleri Bakanlığı bu açıklamalardan mesafe koyarak ilişkileri yatıştırma çabasında bulundu.
Fakat Brezilya’nın bu tutumunun temelinde yatan en önemli unsur, Lula’nın Venezuela’nın içişlerine doğrudan müdahale eden bir tavır takınması. Lula, 28 Temmuz’da yapılacak olan Venezuelalı devlet başkanlığı seçimlerinin sonuçlarını, hükümet ya da muhalefet seçim tutanaklarını göstermediği sürece tanımayacağını açıkladı. Bu müdahaleci tutum, iki ülke arasındaki güvenin büyük ölçüde kaybolduğunun ve Venezuela-Brezilya ilişkilerinin en kötü dönemini yaşadığının göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Brezilya’nın fiili vetosu karşısında, Venezuela Dışişleri Bakanı Yván Gil, Venezuela’nın BRICS ve Küresel Güney için önemine dikkat çeken bir açıklama yaptı ve aynı zamanda Lula’nın sorgulanan adımlarını gözler önüne serdi.
Caracas ile Brasilia arasındaki bu ikili krize rağmen, Venezuela’nın BRICS’e katılımı uzun vadeli bir hedef olarak görülmeli; bu süreç, farklı bir diplomasi yaklaşımı ve ittifakların daha da güçlendirilmesini gerektirecek. Venezuela’nın BRICS’e girişi bir ütopya değildir; er ya da geç bu hedefin gerçekleşeceği öngörülüyor.
Diplomasi
Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.
POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.
Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.
Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.
Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.
Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.
Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.
Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.
Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.
Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.
Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.
Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.
Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.
Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.
Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.
Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”
Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:
“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”
Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.
Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.
Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.
Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.
Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.
Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.
Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.
Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.
Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.
191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.
Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.
Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.
Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.
Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.
Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.
Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.
Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.
Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”
BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.
Diplomasi
ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.
Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.
Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:
“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”
Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor
ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.
Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.
İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı
Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.
Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.
Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.
Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.
İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomasi
AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.
Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.
ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.
Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.
Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.
Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.
Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.
Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:
“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”
Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.
Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.
Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.
Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.
Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.
Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı









