Bizi Takip Edin

Amerika

Brezilya’dan yabancı ortaklarına “nadir toprak elementlerini burada işleyin” şartı

Yayınlanma

Brezilya, rezervlerine erişim için yabancı ortaklardan nadir toprak elementlerini ülke içinde işlemeyi şart koşacak.

South China Morning Post’ta (SCMP) yer alan habere göre bu şartlar, Çinli ve Batılı firmaların ülkenin uzun süredir ham haliyle ihraç ettiği kaynaklar için rekabet etme şeklini yeniden şekillendirebilir.

Brezilya Sanayi Bakanlığının üst düzey yetkililerinden Leonardo Durans, pazartesi günü uluslararası basınla düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

“Brezilya’nın yabancı yatırımlara kapıları açık, fakat tutumumuz olgunlaştı. Herkesten talep edeceğimiz taahhüt, yurt içinde teknolojik gelişme ve istihdam yaratılması.”

Bu politikanın Brezilya’yı kritik mineraller konusunda ABD-Çin rekabetinde taraf seçmeye zorlayıp zorlamayacağı sorulduğunda, Durans bu iddiayı reddetti.

Yetkili, “ABD, Avrupa Birliği ve Çin’e açığız. Herkesle konuşacağız,” dedi.

Brezilya, küresel kritik mineral rezervlerinin yaklaşık yüzde 10’una sahip; nadir toprak elementleri ve grafit rezervlerinde dünyada ikinci, nikel rezervlerinde ise üçüncü sırada yer alıyor.

Fakat yurt içinde işleme konusunda gösterilen ısrar, Çin’in on yıllardır kontrolü altında tuttuğu tedarik zinciriyle çelişiyor.

Uluslararası Enerji Ajansına göre, Çin küresel nadir toprak elementleri ayırma ve arıtma faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 91’ini kontrol etmektedir ve kalıcı mıknatıs üretimindeki payı, yirmi yıl önceki yaklaşık yüzde 50’den bugün yüzde 94’e yükseldi.

ABD-Suudi anlaşmasıyla Çin’le nadir toprak elementleri yarışı kızışıyor

Pekin, ekim ayında nadir toprak elementleri, işleme ekipmanları ve teknolojilerini kapsayan ihracat kontrolleriyle bu kontrolünü daha da sıkılaştırdı.

Bu kurallar, sınır ötesi yargı yetkisini öne sürerek yeni bir çığır açmış ve Çin menşeli nadir toprak elementlerini yüzde 0,1 değer eşiğinin üzerinde içeren veya Çin’in teknik bilgisi kullanılarak üretilen ürünler için Çin dışında üretilmiş olsalar bile ihracat lisansı zorunluluğu getirmişti.

Bu kontroller, daha geniş kapsamlı bir ABD-Çin ticaret anlaşması kapsamında kasım ayına kadar askıya alınmıştı ama Pekin yeni bir düzenleme hazırlamadan bunları yeniden yürürlüğe koyabilir.

Bununla birlikte, geçen yıl nisan ayında yedi nadir toprak elementi için getirilen ayrı bir lisans rejimi hâlâ yürürlüktedir.

Bu önlemler, Çin ekipmanı veya teknik bilgisiyle inşa edilen herhangi bir işleme tesisinin, üretimini ihraç etmek için Pekin’in onayına ihtiyaç duyabileceği anlamına geliyor.

Brezilya, ülkenin ilk yerli kalıcı mıknatıs tedarik zincirini kurmayı amaçlayan, hükümet destekli araştırma ağı SENAI tarafından yönetilen MagBras programı ile bu boşluğu kendi başına kapatmaya çalıştı.

Çin, canlı bitkilerden nadir toprak minerallerinin ilk kez elde edildiğini açıkladı

Program, madencilik devi Vale ve Hollanda merkezli otomobil üreticisi Stellantis dahil olmak üzere özel sektörle ortaklık kurdu.

Girişim, pilot ölçekte mıknatıslar üretti, fakat endüstriyel üretime geçilmesi için hâlâ yıllar var ve 73 milyon real (12,6 milyon dolar) tutarındaki bütçesi, Çin’in işleme alanındaki hakimiyetini kurmak için harcadığı miktarın sadece bir kısmını oluşturuyor.

Brezilya Madencilik Enstitüsünün madencilik işleri direktörü Julio Nery, nadir toprak elementlerinin işlenmesi için gerekli ekipmanın “çoğunlukla tek bir ülke tarafından” üretildiğini belirterek bu çıkmazı kabul etti ve teslimat sürelerinin uzun olduğunu ekledi.

Brezilya Ulusal Madencilik Ajansı genel müdürü Mauro Sousa ise daha açık sözlüydü: “Çin’in kısa sürede kaydettiği 10, 15, 30 yıllık sıçramayı biz tekrarlayamayız.”

Yerli işleme kapasitesi olmadan, hammaddenin kendisi bir ganimet haline geliyor ve Brezilya’da faaliyet gösteren tek nadir toprak madeni olan Serra Verde’de, bu rekabet son aylarda Washington’un lehine dönmüş durumda.

Şirket, aralık ayında Çinli alıcılarla olan uzun vadeli tedarik sözleşmelerini sonlandırdı ve başlangıçta yaklaşık on yıl sürmesi beklenen anlaşmalardan çekildi.

ABD, Çin’in nadir toprak elementleri egemenliğini kırmak istiyor

İki ay içinde, Washington’un yurtdışı yatırım kolu DFC ile 565 milyon dolarlık bir finansman paketi imzaladı; bu pakete, ABD hükümetinin azınlık hisse satın alma opsiyonu da dahildi.

Bu yön değişikliği, Çin sermayesinin sektöre daha geniş çapta akışını durdurmadı, fakat yatırımın niteliği değişti.

Brezilya-Çin İş Konseyine göre, 2024 yılında madencilik, Brezilya’daki Çin yatırımlarının yüzde 13’ünü oluşturdu ve toplam 556 milyon dolar tutarında oldu. 

Fakat o yıl yapılan her anlaşma, yeni bir proje değil, mevcut bir işletmenin satın alınmasıydı.

Sousa, lisanslama sürecinin kendisinin sadece Çinli değil, tüm yabancı yatırımlar için bir engel olmaya devam ettiğini söyledi.

Pentagon, 400 milyon dolar ile nadir toprak elementleri şirketine ortak oluyor

Nadir toprak element yataklarının araştırılmasına yönelik 3.500’den fazla başvurunun beklemede olduğunu belirten Sousa, çevre koruma, yerli halkın arazi hakları ve kültürel miras alanlarından sorumlu federal kurumlar arasında dağınık bir sistemden bahsetti ve yatırımcılar için tek bir başvuru noktası bulunmadığını belirtti:

“Ülkemizde yargı yoluyla itirazların çok yaygın olduğu bir kültür var. Bu durum, yatırım yapmak isteyen herkes için risk algısını artırıyor. Daha öngörülebilir bir ortam sunabilmemiz için bu sorunu çözmemiz gerekiyor.”

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Pentagon’dan Boeing’e 20 milyar dolarlık yeni nesil savaş uçağı sözleşmesi

Yayınlanma

ABD Donanması, uçak gemisi filosunun yeni nesil muharip uçağı F/A-XX için Boeing ile 20 milyar doları aşan bir geliştirme sözleşmesi imzaladı. 2030’lu yıllarda envantere girmesi hedeflenen sistem, Super Hornet uçaklarının yerini alacak ve insansız hava araçlarıyla koordineli görev yapacak.

ABD Donanması, uçak gemisi filosunda görev yapacak altıncı nesil F/A-XX savaş uçağının kapsamlı geliştirme süreci için havacılık şirketi Boeing ile 20 milyar doları aşan bir sözleşme imzaladı.

29 Eylül’de duyurulan anlaşma uyarınca üretici firma, donanmanın gelecek nesil hava muharebe filosunu şekillendirecek.

Pentagon yetkilileri, geliştirilecek uçağın çekişmeli hava sahalarında üstünlük sağlama ve uçak gemisi görev gruplarının operasyon menzilini artırma hedefi taşıdığını bildirdi.

Pentagon’un tedarik ve idame işlerinden sorumlu müsteşarı Michael P. Duffey, askeri personelin caydırıcılık, güç gösterisi ve hava hakimiyeti için yüksek ateş gücüne sahip ağ bağlantılı sistemlerle donatılacağını belirtti.

Duffey, programı ABD’nin ulusal güvenliği ve hava muharebe kabiliyeti açısından vazgeçilmez bir yatırım olarak tanımladı.

Donanma Bakan Vekili Hung Cao ise işbirliğinden duyulan memnuniyeti dile getirerek hedeflerinin hava sahasındaki hakimiyeti sürdürmek olduğunu kaydetti.

Yeni Nesil Hava Üstünlüğü programı çerçevesinde imzalanan sözleşme; yer testleri, uçuşa elverişlilik denetimleri ile silah ve sistem entegrasyonunda kullanılacak birden fazla test platformunu kapsıyor.

F/A-XX modelinin 2030’lu yıllardan başlayarak hizmetteki F/A-18E/F Super Hornet ve EA-18G Growler filolarını desteklemesi, sonraki aşamada ise bu uçakların yerini alması öngörülüyor.

Uçak, mevcut F-35C filolarıyla ortak görev icra edecek; insanlı ve insansız hava araçlarının birlikte kullanıldığı müşterek harekâtlarda görev üstlenecek.

Bu anlaşma, Boeing’in üstlendiği ikinci altıncı nesil muharip uçak projesi oldu. ABD Hava Kuvvetleri, 2025 yılındaki F-47 projesi için de aynı üreticiyi tercih etmişti.

Şirket, ulusal güvenlik ve ihracat mevzuatı gerekçesiyle F/A-XX’in teknik verilerinin gizli tutulduğunu açıkladı.

Gelişmenin ardından şirketin New York borsasındaki hisseleri yaklaşık yüzde 2 değer kazandı.

Boeing, aynı süreçte İsrail ordusunun hava unsurlarına yönelik tedarik faaliyetlerini de sürdürüyor.

İsrail Savunma Bakanlığı, 3 Mayıs’ta Boeing yapımı F-15IA modellerinden oluşan ikinci bir filonun yanı sıra Lockheed Martin üretimi F-35’lerden oluşan dördüncü filonun alımına onay verdi.

Toplam 119 milyar dolarlık savunma planı kapsamında konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, adımın hava sahasındaki operasyonel üstünlüğü pekiştireceğini ifade etti.

Ekim 2023’ten bu yana İsrail ordusu Gazze Şeridi, Lübnan, Suriye ve İran’da geniş kapsamlı hava saldırıları düzenliyor.

Gazze’de büyük bir yıkıma ve çoğunluğunu kadın ile çocukların oluşturduğu on binlerce sivilin ölümüne yol açan saldırılarda ABD menşeli savaş uçaklarının yanı sıra Boeing üretimi güdümlü mühimmatın okul binaları ve çadır kampları hedef alan operasyonlarda kullanıldığı kaydedildi.

Washington yönetimi, çatışma sürecinde İsrail’e aralarında F-15 uçakları ve hassas güdümlü bombaların da yer aldığı milyarlarca dolarlık askeri sevkiyat anlaşmalarını onaylamayı sürdürdü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English