Bizi Takip Edin

Amerika

Büyük Teknoloji şirketlerinin veri merkezleri kavgası

Yayınlanma

Büyük Teknoloji şirketleri veri merkezleri hakkında eyalet düzeyinde yürüttükleri kavgayı şimdi federal boyuta taşımak istiyor.

OpenAI ve Google gibi şirketlerin yapay zeka yarışını kazanma çabaları, 50 eyaletin tamamındaki topluluklarda bilgisayar sistemleri için dev depolar olan veri merkezlerinin yaygınlaşmasına yol açtı.

Bu “sunucu çiftliklerinin” yükselişi, şehir ve ilçe yönetimlerinin veri merkezlerinin su ve enerji kaynakları üzerindeki yükü ile istihdam yaratma ve yeni gelir kaynakları arasında denge kurmaya çalışırken, Virginia banliyölerinden Arizona’nın Tucson kentine ve ötesine kadar şiddetli çatışmalara yol açtı.

POLITICO’da yer alan analize göre eyalet Kongre üyeleri yeni gelişen bir sektörü regüle etmek için yarışıyor, valiler yeni bir iktisadi patlamayı kucaklamak için acele ediyor ve bu sırada büyük teknoloji şirketleri yapay zeka büyümesine büyük yatırımlar yapıyor.

Fakat bu tartışma oy pusulalarına da yansımaya başlıyor.

Veri merkezleri federal sahnede patlamaya hazır olsa da, etrafındaki siyasi tartışmalar parti sınırlarını net bir şekilde aşmıyor. Bu tesisler, iş dünyası ile sendikalar arasındaki tipik bir “partizan ayrışmanın” kesiştiği noktada bulunuyor.

Örneğin Virginia Eyalet Meclisinde veri merkezlerini düzenleme çabaları iki partinin desteğini aldı ama yerel kontrol ve aşırı bürokrasiye ilişkin endişeler nedeniyle büyük ölçüde başarısız oldu.

Bazı Demokrat yetkililer, eyaletlerinin ekonomisini güçlendirmek için veri merkezlerini çekmek konusunda Cumhuriyetçi meslektaşları kadar istekli görünüyor.

Amazon ve Microsoft gibi teknoloji şirketleri, yapay zeka alanındaki genişlemelerini desteklemek için veri merkezlerine güveniyor ve ABD halihazırda bu tesislerden diğer tüm ülkelerden daha fazlasına sahip.

Başkan Donald Trump da “yapay zeka yarışını kazanma” sözü verdi ve federal arazilerde tesisler inşa etmek için Biden döneminden kalma bir başkanlık kararnamesini uygulamaya koydu.

Ayrıca, Stargate olarak bilinen büyük teknoloji şirketleriyle 500 milyar dolarlık bir yapay zeka ve veri merkezi projesi başlattığını duyurdu.

Fakat bu artış, özellikle dünyanın en büyük ve en hızlı büyüyen veri merkezi pazarına sahip olan ve bu konuda öncü olarak kabul edilen kuzey Virginia’da kutuplaşmaya neden oluyor.

Enerji Bakanlığı, veri merkezlerinin 2028 yılına kadar neredeyse üç kat daha fazla enerjiye ihtiyaç duyacağını öngörüyor ve bu da teknoloji sektörünün enerji ihtiyacını karşılamak için kömür ve doğal gaz gibi kirletici kaynaklara yöneleceği endişelerini artırıyor.

Veri merkezleri sektörünün Virginia ekonomisine yıllık 9,1 milyar dolarlık gayri safi yurtiçi hasıla katkısı olması bekleniyor.

Virginia’nın Loudoun County ilçesinde bu, 250 milyon dolarlık bütçe fazlası ve emlak vergisi indirimi anlamına geliyor. Büyük teknoloji şirketlerinin kapılarını çaldığı bölgeler için bu, göz ardı edilmesi zor bir olasılık.

İlçe denetim kurulu üyesi Demokrat Juli Briskman, “Parayı nereye yatıracağımızı bilmiyoruz,” diyor.

Gelgelelim, Virginia’nın Ortak Yasama Denetim ve İnceleme Komisyonunun raporuna göre, bu eyaletteki tipik bir konut sahibi, 2040 yılına kadar aylık elektrik faturasında 14 ila 37 dolarlık bir artışla karşı karşıya kalabilir. Bunun nedeni, maliyetleri tüm müşterilere yayılabilecek altyapı iyileştirmelerine duyulan ihtiyaç.

Yeni veri merkezlerine büyük ölçüde karşı çıkan Demokrat Loudoun County Başkan Yardımcısı Michael Turner, “Yeter artık. Bir sonraki denetim kurulu seçimleri veri merkezlerine bağlı olacak,” diyor.

Turner, iki hafta geçmeden ülke çapındaki diğer ilçe yetkililerinden tavsiye isteyen telefonlar aldığını da sözlerine ekliyor.

Arizona’da Tucson şehir meclisi, iş ve milyonlarca dolarlık vergi geliri vaat eden ama su ve enerji tüketimi konusunda endişeleri artıran Amazon’un devasa veri merkezi projesini oybirliğiyle reddetti.

Diğer bazı durumlarda ise her iki partinin kamu görevlileri, yapay zekanın vaatlerinden ve getireceği vergi gelirlerinden yararlanmak için acele ediyor.

Cumhuriyetçi Ohio Temsilcisi Mike Carey’nin sözcüsü John Chambers yaptığı açıklamada, Columbus bölgesinin büyümesini “Amerika’nın yapay zeka inovasyon yarışını kazanmasına yardımcı olacak teknoloji işleri ve veri merkezlerine” bağladığını ve “bölgedeki aileler ve işletmeler için elektriğin uygun fiyatlı ve erişilebilir olmasını sağlamak için yukarıdakilerin tümünü içeren bir enerji stratejisini” desteklediğini söyledi.

Üçüncü dönem valilik için aday olan ve 2028’de Demokratların başkan adayı olabileceği düşünülen Illinois Valisi JB Pritzker ise bu patlamayı kaçırmamak için veri merkezlerini eyaletine çekmeye çalışıyor.

Güneyde ise Mississippi Kamu Hizmetleri Komisyonunun Demokrat üyesi De’Keither Stamps, veri merkezlerinin “ihtiyatlı bir şekilde düzenlenirse” olumlu iktisadi gelişme ve gerekli elektrik sistemi iyileştirmelerini finanse etme fırsatı getirebileceğini söyledi.

Herkes aynı fikirde değil. Indiana merkezli tüketici ve çevre hakları savunucusu Citizens Action Coalition’ın program direktörü Ben Inskeep, bu konunun tartışmaya açık olduğunu ve taban muhalefetinin şekillenmesiyle bir dönüm noktasında olduğunu düşünüyor.

Inskeep, “Her iki siyasi partimiz de tamamen büyük teknoloji şirketlerinin kontrolüne girmiş durumda ve her şekilde bu şirketlerin emirlerini yerine getiriyor. Bu, yeni ve ilginç siyasi koalisyonlar oluşturabilecek bir konunun tüm özelliklerini taşıyor,” diyor.

Virginia Eyalet Meclisinde, veri merkezlerinin hızlı genişlemesine sınırlar getirme çabaları (örneğin, enerji faturalarını kimin ödeyeceğinin belirlenmesi) başarısız olsa da iki partinin desteğini aldı.

Cumhuriyetçi vali Youngkin, veri merkezleri için tam saha değerlendirmesi yapılmasını zorunlu kılan iki partinin ortak tasarısını, “gereksiz bürokrasi” yaratmak istemediğini gerekçe göstererek veto etti.

Veri merkezlerini geliştirmek için sektörün çabaları da her iki partiyi hedef alıyor. Veri Merkezi Koalisyonunun Virginia’daki eyalet yasama kampanyalarına aktardığı yaklaşık çeyrek milyon dolar, iki parti arasında paylaştırıldı.

Grup, federal lobicilik faaliyetlerine de neredeyse aynı miktarda para harcadı ve bu yıl şimdiye kadar 50.000 dolar harcadığı Kaliforniya gibi eyaletlerde aktif olarak faaliyet gösteriyor. Sektördeki diğer oyuncular da kuzey Virginia yetkililerini hedef alıyor.

Sektör grubu Data Center Coalition’ın eyalet politikalarından sorumlu başkan yardımcısı Dan Diorio, “Veri merkezleri eyaletler genelinde iki partinin desteğini alıyor, fakat eyaletler genelinde iki partinin endişelerini de duyuyoruz. Üyelerimizin aktif olduğu tüm eyaletlerde, eyaletlerin veri merkezlerinin ekonomik faydalarını görmeye devam etmesini ve aynı zamanda önceliklerini ele almasını sağlamak için her iki partiden milletvekilleriyle birlikte politikalar üzerinde çalışmak için çok aktif bir paydaşız,” diyor.

Veri merkezleri seçim kampanyalarının gündemine girerken, her iki partinin adayları için karmaşık durumlar gerçek zamanlı olarak ortaya çıkıyor.

İktisadi nedenlerle partilerinin ülke çapında seçmen kaybına uğrayan Demokratlar, enerji maliyetlerinin fırlamasını önlerken istihdam ve gelir artışı arasında bir denge kurmak için çabalıyor.

Bazı durumlarda ise, parti liderleri yenilenebilir enerjiye karşı sert önlemler alan Cumhuriyetçiler, enerji fiyatlarını düşük tutmak için enerji üretiminde “yukarıdakilerin hepsi” yaklaşımını savunuyor.

Böylece, fosil yakıtların kullanımını teşvik eden başkanın izinden giderken, Trump’ın yok etmeye çalıştığı bir sektöre örtülü destek veriyorlar.

Bu dinamik, veri merkezi düzenlemelerinin odak noktası haline geldiği Virginia valilik seçimlerinde açıkça görülüyor. Demokratların adayı eski milletvekili Abigail Spanberger, veri merkezleri için yerel ve yenilenebilir enerji üretimini artırmayı ve tüketicilerin artan enerji maliyetlerini telafi etmek için büyük teknoloji şirketlerinden ücret almayı öngören “eyalet çapında bir strateji” öneriyor.

Spanberger yaptığı açıklamada, “Virginia, veri merkezlerinin burada bulunmasından faydalanabilir, fakat bu faydadan yararlanmak için, veri merkezlerini desteklemek için gerekli enerji üretimi, su ve diğer kaynakları hesaba katıp planlamamız gerekiyor,” diyor.

Cumhuriyetçi rakibi Vali Yardımcısı Winsome Earle-Sears ise artan talebi karşılamak için eyaleti “her türlü enerjiye” açmak ve enerji projeleriyle ilgili bürokratik engelleri azaltmak istiyor.

Demokrat valiler ve adaylar elektrik şebekesi yöneticisi PJM’yi tüketicilerin yüksek faturalarından sorumlu tutarken ve New Jersey vali adayları bu maliyetleri nasıl düşürecekleri konusunda çatışırken, orta batı ve orta Atlantik bölgelerinde siyasi ortamı karıştırıyor.

Tartışma, gelecek yıl yapılacak valilik seçimlerine de sıçrayabilir, zira Pritzker’in yanı sıra Pennsylvania’dan Josh Shapiro ve Maryland’dan Wes Moore dahil olmak üzere birçok vali yeniden seçime hazırlanıyor ve Demokratlar, seçmenlerin yaşam maliyeti endişelerini “anladıklarını” kanıtlamak istiyor.

Veri merkezleriyle ilgili sorunlar federal siyasete de sıçrıyor, fakat nihai kararlar imar ve elektrik tarifeleri konusunda büyük ölçüde eyalet ve yerel yönetimlerin kontrolünde kalacak.

Kongredeki Cumhuriyetçiler, “büyük ve güzel” yasa tasarısının bir parçası olarak, veri merkezlerinin izinleri de dahil olmak üzere eyalet düzeyindeki yapay zeka düzenlemelerine 10 yıllık moratoryum getirilmesini savunmuşlardı ama bu girişim Senatodan geçmedi.

Aynı zamanda, artan enerji talebini dengelemeye yardımcı olabilecek Demokratların 2022 iklim yasasındaki temiz enerji projeleri için kredilerin geri alınmasını oyladılar.

Amerika

JD Vance, Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi bağış tabanını oluşturuyor

Yayınlanma

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ev sahipliğinde düzenlenen bir bağış etkinliği, genç siyasetçinin Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi tabanını oluşturmaya çalıştığının bir gösterfgesi.

İlk olarak Axios tarafından haber yapılan bu etkinlik, Tucker Carlson’ın medya şirketinin önemli destekçilerinden biri olan İran asıllı Amerikalı yatırımcı Omeed Malik’in evinde düzenlendi.

Malik’in yanı sıra, bağış etkinliğine Vance’in ve Carlson’ın yakın müttefiki Donald Trump Jr. da katıldı.

Malik, Trump Jr. ile ortak oldukları 1789 Capital yatırım şirketinde iş ortağı. Bu şirket, Orta Doğu ve diğer yabancı yatırımcılardan önemli miktarda fon topladı ve Katar Yatırım Kurumu ile de iş yaptı.

Ocak ayında Malik, Trump Jr. ve Carlson ile birlikte Katar’daki Doha Forumu’nda göründü.

Trump Jr. ve Malik de Mayıs 2025 Katar Ekonomi Forumunda “Amerika’ya Yatırım” başlıklı ortak bir panelde konuşma yapmıştı.

Polymarket’in kurucusu Shayne Coplan, GRV Strategies’in kurucusu Garrett Ventry, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğlu Brandon Lutnick, Trump’ın danışmanı Steve Witkoff’un oğlu ve World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Zach Witkoff da etkinlikte yer aldı.

Zengin bağışçılar “Trump’tan sonra Trumpizm”i hazırlıyor

Vance’in önemli müttefiklerinden biri olan ve Rockbridge Network’ün başkanı Chris Buskirk, etkinliğin ev sahiplerinden biriydi.

Resepsiyonun ardından, yaklaşık 20 kişinin katıldığı daha samimi bir akşam yemeği düzenlendi. Resepsiyona katılanlar Cumhuriyetçi Ulusal Komite’ye 100.000 dolar bağışladı.

Akşam yemeğine katılanlar ise 250.000 dolar bağışladı.

Jewish Insider’a göre bu bağış etkinliği, Carlson’un İsrail hakkındaki görüşleri nedeniyle sert tepkilerle karşı karşıya kalmasına rağmen, Vance’in Carlson’un ağıyla devam eden bağlarını gözler önüne seriyor.

Carlson, İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile yollarını ayırdıktan sonra “üçüncü bir siyasi parti”nin kurulmasına ön ayak oluyor.

JD Vance’in de İran’a karşı savaşa özel konuşmalarında karşı çıktığı ileri sürülüyor.

Tucker Carlson: MAGA ihanete uğradı

5 milyon dolar toplandığı bildirilen bu bağış etkinliği, Vance’in, Trump sonrası dönemi şekillendirecek “popülist sağdaki” genç bağışçılardan oluşan bir koalisyon kurduğunu gösteriyor.

Jewish Insider, Vance’in faaliyetlerinin bazı “geleneksel Cumhuriyetçiler” arasındaki endişeleri artırdığına işaret ediyor.

Yahudi muhafazakârlar, davetiyenin perşembe günü internette ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada bu bağış etkinliğiyle ilgili endişelerini dile getirdiler.

Vance, son aylarda İsrail’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Örneğin, İsrail’in etki kampanyalarının ABD’nin İran savaşı hakkındaki görüşünü “manipüle ettiğini” iddia ederken, Tahran ile müzakerelere ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle İsrailli yetkilileri kamuoyu önünde suçladı.

2028’de kimin başkanlık yarışına gireceği ve Vance’in favori aday olup olmayacağına dair spekülasyonlar artarken, birçok Yahudi Cumhuriyetçi bağışçı Vance’e karşı temkinli davranmaya devam ediyor.

Başkan yardımcısı, Yahudi Cumhuriyetçilere bazı yakınlaşma girişimlerinde bulunmuş olsa da, çarşamba gecesi düzenlenen bağış etkinliği, İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler arasında memnuniyetsizlik yarattı.

Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor

Okumaya Devam Et

Amerika

S&P: Avrupa’da petrol işleme kapasitesi 2035’e kadar yüzde 20 azalacak

Yayınlanma

Yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin üretim artırma çağrılarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki rafineri kapasitelerinin önümüzdeki on yılda küçülmeye devam etmesi bekleniyor. S&P Global Energy verilerine göre 2035 yılına kadar Avrupa’da petrol işleme hacmi yüzde 20, ABD’de ise yüzde 7 oranında daralacak.

Financial Times’ın haberine göre, yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin istikrarlı arz sağlama çabalarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki petrol rafinerilerinin kapasiteleri önümüzdeki on yılda daralmayı sürdürecek.

S&P Global Energy projeksiyonlarına göre, 2035 yılına kadar Avrupa’da ham petrol işleme hacmi yüzde 20 azalarak günlük 9 milyon varilin biraz üzerine gerileyecek.

ABD’de ise söz konusu gösterge yüzde 7 düşüşle günlük 16,7 milyon varile inecek. Buna karşılık Çin, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri kapasiteleri artmaya devam ediyor.

Avrupa ve ABD’deki rafineriler, Ortadoğu’daki savaş kaynaklı yakıt açığı nedeniyle bu yıl neredeyse tam kapasiteyle çalışıyor. Ancak analistler bu durumun, eski ve küçük ölçekli işletmelerin kapatılması yönündeki uzun vadeli eğilimi değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.

Avrupa’da yakıt talebinin azalmasındaki temel etkenlerden biri elektrikli araç satışlarındaki artış olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında elektrikli araç satışları Fransa’da yaklaşık yüzde 63, Almanya’da ise yüzde 48 arttı.

Uzmanlara göre bir diğer neden, hükümetlerin kapasite artırma çağrılarına rağmen yatırımcıların yeni projelere destek verme konusundaki isteksizliği oldu.

Reuters haber ajansı, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmalara bağlı küresel tedarik kesintilerinin yaşandığı bir ortamda Hindistan, ABD ve Çin’in yakıt ihracatını artırdığını aktardı.

Ajans ve görüşlerine yer verilen uzmanlar, fiyat artışları ile arz açığının bu ülkelere, daha önce Ortadoğu ve Rusya yakıtına bağımlı olan ülkelere sevkiyatı artırma imkanı tanıdığına işaret etti.

Reuters küresel petrol üretim hacimlerinde düşüş ihtimalini de dışlamadı. Temmuz ayında küresel yakıt işleme miktarı bir önceki yıla göre 5 milyon varil azalarak günlük yaklaşık 89 milyon varile geriledi; mevcut talep ise günlük 100 milyon varilin üzerinde seyrediyor.

Aynı dönemde ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı 7 Ağustos ile biten haftada günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.

Endonezya’nın benzin ithalatı ise temmuz ayındaki 9-10 milyon varil seviyesinden ağustos ayında 11-12 milyon varile yükseldi.

Bu süreçlere paralel olarak Hindistan, Asya için kilit tedarikçi konumunu korurken bölgesel rakibi Çin temmuz ayında yakıt sevkiyatını hazirandaki 240,9 bin ton seviyesinden 1,1 milyon tona çıkardı.

Doğalgaz alanında ise Avrupa Komisyonu verilerine göre Avrupa Birliği’nin en büyük tedarikçisi Norveç oldu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Yayınlanma

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.

Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.

Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.

Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.

Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.

Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.

Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.

Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.

Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.

Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.

Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.

Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.

Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.

Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.

Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.

Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.

Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.

O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.

Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.

Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.

ABD’de ulusal borç 40 trilyon dolara ulaştı, Kongre bölündü

Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.

Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.

Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.

AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.

Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.

PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.

Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.

JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi

JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.

JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.

Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.

Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.

Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.

Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.

Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı

Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.

Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.

ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.

Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.

Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.

BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:

“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”

Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.

Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.

Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.

Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.

Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.

Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.

O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.

COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.

2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.

Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.

Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.

Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.

Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.

ABD Hazine Bakanlığı, daha fazla tahvil geri alacak

Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı

Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.

Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.

Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.

St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.

Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.

Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.

Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.

Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.

Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.

ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.

Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.

Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.

Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.

Warsh “daha az müdahale”den yana

Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.

Warsh şöyle konuşmuştu:

“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”

Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.

Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.

Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.

Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English